15 bine aşkın izinsiz sondaj: Wan Gölü yok oluyor 2026-05-16 09:05:47   Aycan Metin     WAN - Wan Gölü hafızasında derinleşen kirlilik ve su çekilmesi, denetimsiz politikalar ile rant odaklı uygulamaların doğayı nasıl yıkıma sürüklediğini ortaya koyuyor. Wan Gölü çevresinde 20 bini aşkın sondaj bulunurken, 15 binin üzerinde sondajın izinsiz olduğu öğrenildi.    Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında ekolojik tahribat her geçen gün derinleşirken, doğaya bırakılan atıklar ve denetimsiz sanayi faaliyetleri yaşam alanlarını tehdit ediyor. Özellikle su kaynaklarına bırakılan evsel ve endüstriyel atıklar, hem insan sağlığını hem de biyolojik çeşitliliği geri dönülmez bir noktaya sürüklüyor. Bölgedeki en çarpıcı örneklerden biri olan Wan Gölü’nde kirlilik alarm veriyor.  Türkiye’nin en büyük gölü olan Wan Gölü, bölgenin hem ekolojik hem de ekonomik yaşamında belirleyici rol oynuyor. Sodalı ve tuzlu yapısı sayesinde kendine özgü bir ekosistem barındıran göl, başta inci kefali olmak üzere birçok canlıya ev sahipliği yapıyor. Özellikle inci kefalinin her yıl üreme döneminde akarsulara gerçekleştirdiği göç, hem doğa olayı hem de bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı olarak öne çıkıyor.   Wan Gölü canlıların yaşam alanı olmaktan çıkıyor     Wan Gölü, aynı zamanda turizm, balıkçılık ve iklim dengesi açısından kritik bir değer taşıyor. Yaz aylarında artan ziyaretçi sayısı, bölge ekonomisine katkı sunarken, gölün doğal güzelliği Wan’ın simgeleri arasında yer alıyor. Ancak bu önemli ekosistem, son yıllarda artan kirlilik, kontrolsüz atık ve yetersiz arıtma sistemleri nedeniyle tehdit altında. Göle bırakılan evsel ve endüstriyel atıklar su kalitesini düşürdüğü gibi canlı yaşamını da riske atıyor. İklim kriziyle birlikte yaşanan su çekilmeleri ise kirliliği daha görünür hale getirerek ekolojik baskıyı artırıyor.   Atıklar gölleri ve dereleri boğuyor     Wan Gölü havzasına dökülen dereler aracılığıyla taşınan plastik, moloz ve evsel atıklar, kıyılarda ciddi bir kirlilik tablosu yaratıyor. Arıtılmadan bırakılan atıklar yalnızca görüntü kirliliğine yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda sucul yaşamı da tehdit ediyor. Bölgedeki sazlık alanların kurutulması, dere yataklarına yapılan müdahaleler ve hidroelektrik projeleri ise ekosistemin doğal dengesini bozuyor. Bu müdahaleler, özellikle göçmen kuşlar ve endemik türlerin yaşam alanlarının yok olmasına neden oluyor.    İklim krizi ve kirlilik iç içe     Artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar da ekolojik yıkımı hızlandırıyor. 2025-2026 verilerine göre Wan Gölü, ciddi bir ekolojik risk altında. Gölün çekilme oranı artık “mevsimsel değişim” değil, kalıcı bir iklim krizi göstergesi olarak değerlendiriliyor. Wan Gölü’nde su seviyesinde ciddi azalma yaşanırken, bazı kıyılarda yüzlerce metre ve yer yer bir ila üç kilometreye varan çekilmeler rapor edildi. Su çekildikçe dipte biriken kirli tabaka yüzeye çıkıyor ve kirlilik daha görünür hale geliyor.   15 binin üzerinde izinsiz sondaj kullanılıyor     Wan Ekoloji Derneği’nden edinilen bilgilere göre, Wan Gölü’nün kuzey hattında Bedlîs’in (Bitlis) Tetwan (Tatvan) ve Wan’ın Erdîş (Erciş) ilçeleri arasında 20 binin üzerinde sondaj bulunuyor. 15 bini aşkın izinli sondajın yanı sıra 15 binin üstünde ise izinsiz sondaj faaliyetinin bulunduğu belirtiliyor. Bölgedeki bu yoğun yeraltı su kullanımı, tarımda kullanılan kimyasal ve pestisitlerle birlikte yeraltı su kaynaklarının kirlenmesine yol açarken, suyun filtrelenmeden göle ve ekosisteme karıştığı belirtiliyor.   Sazlık alanların kuruması göçmen kuşları etkiliyor      Bu durumun yalnızca su kalitesini değil, aynı zamanda Wan Gölü havzasını besleyen su seviyelerini de düşürdüğü, özellikle kuzey kesimdeki su varlıklarında ciddi azalmaya neden olduğu belirtiliyor. Su çekilmesi sazlık alanların kurumasına yol açarken, aynı zamanda hem tarım ve hayvancılığı hem de göçmen kuşlar için doğal yaşam ve koruma alanı işlevini zayıflatıyor. Uzmanların ve çevre gözlemcilerinin ortaya koyduğu bu tabloya göre, bölgedeki ekolojik denge giderek daha fazla baskı altına giriyor.    Kürdistan’da doğa katliamı     Kontrolsüz atık yönetimi, denetimsiz yapılaşma ve fosil yakıt kullanımı bir “ekolojik kriz” yaratırken, mevcut politikaların değişmemesi halinde hem su kaynaklarının hem de doğal yaşamın geri dönülmez biçimde zarar göreceği öngörülüyor. Bölge genelinde artan ekolojik tahribat, yaşam alanlarını tehdit etmeye devam ediyor. Baraj projeleri, maden faaliyetleri ve kontrolsüz atık dökümü doğa üzerinde ciddi bir yıkıma yol açıyor. Ormanlık alanların tahrip edilmesi, su kaynaklarının kirlenmesi ve kuraklık riski ekosistemi her geçen gün daha kırılgan hale getiriyor.