Asgari ücret kadın yoksulluğunu derinleştiriyor 2026-01-02 09:05:05   Devrim Fındık    İSTANBUL - DİSK-AR’ın 2026 Asgari Ücret Araştırma raporuna göre mevcut asgari ücret, temel ihtiyaçları dahi karşılayamazken, kadın yoksulluğunu ise derinleştiriyor.    2026 yılı için net asgari ücret, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yüzde 27 artışla 28 bin 075 TL olarak belirlendi. Belirlenen bu rakam DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) araştırma verilerine göre asgari ücret açlık sınırının altında kaldı: 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 26 bin 925 TL, yoksulluk sınırı 93 bin 135 TL, tek kişi için yoksulluk sınırı ise yaklaşık 43 bin 292 TL olarak hesaplandı. Araştırma barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim giderlerini kapsayan giderlerin karşılanamadığını ortaya koyarken, yoksulluk sınırının oldukça altında kalan bu rakamların kent yoksulluğunun kalıcı hale gelme riskine de işaret ediyor. Araştırma aynı zamanda asgari ücret politikasının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini üreten bir mekanizma olduğunu da ortaya koyuyor.   DİSK-AR, asgari ücretin açlık sınırının üzerinde ve yoksulluk sınırına yaklaşacak şekilde belirlenmesini, ücretlerin yılda en az iki kez güncellenmesini ve kadın emeğini koruyacak politikaların uygulanmasını öneriyor. Rapora göre mevcut tablo, asgari ücretin yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve cinsiyet temelli bir yoksulluk sorunu haline geldiğini gösteriyor.   Asgari ücret açlıkla eşitlendi   Türkiye’de asgari ücret, milyonlarca emekçi için “en düşük ücret” olmaktan çıkıp fiilen yaşamı belirleyen temel gelir haline gelirken, bu ücretin temel ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı tartışması yeniden gündemde. DİSK –AR asgari ücrete dair yayımladığı rapor ve açıklamalar, mevcut ücret politikasının işçileri yoksulluk sınırında tutan bir rejime dönüştüğünü ortaya koyuyor. DİSK-AR’a göre Türkiye’de asgari ücret, hukuken “işçinin geçimini sağlayacak ücret” olarak tanımlansa da fiilen insanca yaşamı değil, hayatta kalmayı dahi garanti edemiyor. Rapor, asgari ücretin hesaplanmasında kullanılan yöntemlerin, gerçek yaşam maliyetini yansıtmaktan uzak olduğunu ortaya koyuyor.   Devlete göre ‘makbul’ işçi   Asgari ücret belirleme sürecinde tek başına yaşayan, ailesi olmayan bir işçi varsayımı temel alınıyor. Oysa Türkiye’de çalışanların büyük bölümü çocuklu, kiracı ve tek gelirle geçinen hanelerden oluşuyor. DİSK-AR, bu yaklaşımın emekçilerin yaşam gerçekliğini görünmez kıldığını belirtiyor. Raporda, asgari ücretin yalnızca bireyin değil, ailenin geçimini sağlayacak düzeyde olması gerektiği vurgulanırken; mevcut sistemin hane yükünü tamamen yurttaşların omuzlarına bıraktığına dikkat çekiliyor.   Temel ihtiyaç kaleminde karın tokluğu baz alındı   DİSK-AR’ın temel ihtiyaç kalemleri arasında ilk sırada yer alan gıda harcamaları, asgari ücretin yetersizliğini en çıplak haliyle ortaya koyuyor. Rapora göre gıda harcamaları yalnızca “karın doyurma” üzerinden değil, sağlıklı ve dengeli beslenme hakkı üzerinden değerlendirilmesi gereken bir başlık. Ancak mevcut ücret düzeyi, et, süt, yumurta, sebze ve meyve gibi temel besinlere düzenli erişimi mümkün kılmıyor. Bu durum özellikle çocuklu hanelerde beslenme yoksulluğunu derinleştiriyor.   Barınma krizi derinleşiyor   Raporda en çarpıcı başlıklardan biri barınma giderleri. Büyükşehirlerde kira bedelleri asgari ücretin yarısını, hatta bazı bölgelerde tamamını aşıyor. DİSK-AR, barınmanın bir piyasa kalemi değil, temel bir hak olduğunu hatırlatıyor. Ancak mevcut ücret politikası, işçileri ya sağlıksız koşullarda yaşamaya ya da aşırı borçlanmaya zorluyor. Barınma krizinin asgari ücretle birleşmesi, kent yoksulluğunu kalıcı hale getiriyor.   Çalışmanın bedeli işçiye yükleniyor   DİSK-AR’ın temel gıda kalemleri arasında elektrik, doğalgaz ve su faturaları da var. Özellikle kış aylarında enerji harcamaları, hane bütçesinde ciddi bir yük oluşturuyor. “Enerji yoksulluğu” olarak tanımlanan raporda ulaşım giderleri ise çalışmanın görünmeyen maliyeti olarak öne çıkıyor. İşe gidiş geliş masrafları, asgari ücretlinin gelirinde önemli bir pay tutarken, bu giderler ücret hesaplamalarında çoğu zaman göz ardı ediliyor.   Yoksulluk dışlanmayı arttırıyor   Bakanlığın sağlık ve eğitimi “ikincil harcama” olarak gören yaklaşımlarını eleştiren DİSK-AR asgari ücretle geçinen hanelerin, sağlık harcamalarını ertelemek zorunda kaldığını eğitim masraflarının da çocukların geleceğini doğrudan etkilediğine vurguda bulunuyor. Giyim, kültür ve sosyal yaşam ise dışlanan kalemler arasında. Rapora göre bu durum, yoksulluğu yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir dışlanma biçimine dönüştürüyor.   En çok kadın ve gençleri etkiliyor   DİSK-AR verileri, Türkiye’de çalışanların neredeyse yarısının asgari ücret ya da çok az üzerinde gelir elde ettiğini gösteriyor. Bu tablo, “asgari ücretlileşme” olarak tanımlanıyor. Kadınlar, gençler ve güvencesiz çalışanlar bu sistemden en fazla etkilenen kesimler arasında. DİSK-AR, çözüm olarak asgari ücretin; aile esaslı, gerçek yaşam maliyetini temel alan, yılda en az iki kez güncellenen, yoksulluk sınırının altına düşmeyecek bir düzeyde belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.   Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini üretiyor   DİSK-AR verileri, asgari ücretin kadınlar açısından çok daha ağır sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de kadınların önemli bir bölümü kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışırken, asgari ücret ve altı gelirle çalışan kadın oranı erkeklere kıyasla daha yüksek. Kadınlar, ücretli emeğin yanı sıra ev içi bakım yükünü de üstlenmek zorunda bırakıldıkları için asgari ücretle yaşamaya değil, yoksulluğu yönetmeye zorlanıyor. Kreş, bakım hizmetleri ve kamusal desteklerin yokluğu, kadın yoksulluğunu derinleştirirken, gıda, sağlık ve eğitim harcamalarındaki kısıtlar en çok kadınların sorumluluğunda karşılanıyor. Rapor asgari ücret politikasının, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten bir mekanizma haline geldiğini ortaya koyuyor.   Asgari ücret belirlenirken kadınlar masada yok   Asgari ücretin belirlenmesinde kadınların neredeyse hiç söz hakkı yok. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda kadın temsili son derece sınırlı; kadın emeğinin özgül koşulları, bakım yükü ve güvencesiz çalışma biçimleri masaya taşınmıyor. Oysa kadınlar, işsizlik ve kayıt dışı istihdamdan en çok etkilenen kesimlerin başında geliyor. Ücretli emekle birlikte ücretsiz bakım emeğini de üstlenen kadınlar için asgari ücret, tek başına bir gelir değil, hane yoksulluğunu dengeleme aracına dönüşüyor. Kreş, yaşlı ve hasta bakımının kamusal bir hak olarak tanınmaması, kadınların asgari ücretle yaşamını daha da imkânsız kılıyor. Bu nedenle mevcut asgari ücret yine toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren yapısal bir politika olarak işlemiş oluyor.   Türkiye asgari ücret sıralamasında geride   Türkiye’nin asgari ücret rejimi Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye, Euro bazında asgari ücrette alt sıralarda yer alıyor; yalnızca birkaç Doğu Avrupa ülkesinin üzerinde konumlanıyor. Lüksemburg, Almanya, Fransa gibi ülkelerde asgari ücret Türkiye’nin birkaç katı düzeyinde görünüyor. Ancak DİSK-AR’a göre asıl çarpıcı tablo, ücretin düzeyinden çok uygulandığı kitle oranında ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde çalışanların ortalama yüzde 4–5’i asgari ücretle çalışırken, Türkiye’de bu oran yüzde 45–50 civarında. Bu veri, Türkiye’nin artık “asgari ücretliler ülkesi” haline geldiğini ve ücretlerin büyük bölümünün en alt sınırda sıkıştığını gösteriyor. Aslında görünmeyen bir başka başlık ise kayıt dışı, güvencesiz çalışanlar. Kayıt dışı çalışan oranı DİSK-AR’ın raporunda yer almıyor ancak TÜİK’İn 2023 yılı araştırmasına göre Türkiye’de kayıtsız çalışma oranı yüzde 26-28 bandında. DİSK-AR raporunda kayıt dışı çalışanların yüzde 83,5'i asgari ücret ve altında ücret alıyor ve bu kesimdeki her 10 işçiden 4'ü 8 bin 500 liranın altında gelir alıyor. Ayrıca özel sektörde çalışan her iki işçiden biri asgari ücret ve altında ücret alıyor. Araştırma, asgari ücretin giderek yaygınlaştığını ve ortalama ücret haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu rakamlar Türkiye’nin neden 28 Avrupa Ülkesi içinde 20’inci sırada yer almasını anlatıyor.