DEM Parti Sözcüsü: 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan yeni bir mesaj gelecek 2026-02-25 15:34:39   ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Sayın Öcalan’dan 27 Şubat'ta cuma günü yeni bir mesaj gelecek. Büyük ihtimalle yazılı olacak bu mesajda süreci değerlendiren ve bundan sonra yapılması gerekenlerin neler olabileceğine dikkat çeken bir mesaj olacaktır” dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında, genel merkez binalarında toplandı. MYK toplantısı sürerken DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, basın toplantısı düzenledi.   ‘Komisyon raporu üzerindeki uzlaşının gereği yapılmalı’    Komisyon raporu sonrası ilk kez toplanan MYK’nin bundan sonraki sürece ilişkin somut önerileri tartıştıklarını söyleyen Ayşegül Doğan, siyasi partiler ile temas ve meclis zemininde tartışmanın önemli olduğunu belirtti. Ayşegül Doğan, “ Niye önemsiyoruz biz bu raporu çünkü büyük bir mutabakat sağlandı, tüm eksikliklerine, bütün eleştirilere rağmen. Ancak ilk zamanlarda da söylemiştik. Böyle bir komisyon tek başına ya da böyle bir rapor tek başına 100 yıllık devasa bir sorunu çözemez. Dolayısıyla bu rapor tek başına bir çözüm raporu değil. Ancak bu rapor çözüm ruhunun hayata değdiği, hukuka ve toplumsal yaşama somut olarak yansıdığı bazı noktaları içeriyor. İşte bu noktalardan başlayalım diyoruz.  Epey zamandır aslında bu rapordan önce de bu tespitleri yapmıştık. Sonuçta rapor bu anlamda yeni bir şey tespit etmiyor. Ama bu tespite katılımın ne kadar yüksek oranda olduğunu gösteriyor. Eğer bugün grubu bulunan tüm siyasi partiler, o raporun altına imzalarını koydularsa demek ki, bu tespitlerde bir ortaklık var, bir uzlaşı var ve bu konsensüsün gereği yapılmalı” sözlerini kullandı.   ‘Güvenlikçi yaklaşım bir kırılma yarattı’   Bu tarihi eşiğin demokratik bir geçişle tamamlanması gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “Eğer 100 yıllık bir meselenin çözümüne yaklaştığımız söyleniyorsa, bu tespitte de ortaklık varsa o halde bunu somut adımlarla ortaya koymak gerekir. Rapordan hemen sonra yeniden sahada halk toplantıları ve buluşmalar yaptık. Sahaya yansımalarını, yurttaşların beklentilerini, o beklentilerin nasıl karşılanabileceğini kendileriyle konuşuyoruz. Şunu görüyoruz. Komisyona çok büyük anlamlar yükleyenler de var. Aynı şekilde yaklaşmayanlar da var. Ama çok büyük anlamlar yükleyenler madem böyle bir komisyon kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk diyebileceğimiz böyle bir deneyim yaşandı. Bir siyasi meselenin çözümü için siyaset böyle bir kararlı irade koydu ortaya. O halde neden böyle bir sonuç çıktı ortaya diyenler de var. Meselenin adını koyamama sonucundan bahsediyorum. Kürt meselesini salt güvenlik meselesiymiş gibi ele alan yaklaşım çok büyük bir kırılma yaratmış durumda. Aynı zamanda 8 Mart çalışmalarının da startı verildi. Bu sebeple de kadınlarla da buluşuyoruz. Toplumun farklı kesimleriyle buluşuyoruz. Hemen herkesin gündemindeki konu bu. Kırılmanın adı da bu. Niye meseleye adı konulamıyor. Niye bu cesaret gösterilemiyor ve niye hala aynı yerde yeni bir patinaj yaratılıyor? Buradan çıkmak gerekiyor” diye konuştu.    ‘Yasal düzenlemeler için şeffaf bir şekilde hızla adımlar atılmalı’   Ayşegül Doğan şunları söyledi: “Aynı zamanda şöyle bir eleştiri de var. Adı konulamayan bir sorunun çözümü nasıl sağlanacak? Güven nasıl oluşturulacak? Toplum sürece güven duymak istiyor. Güven duymak istiyorlar ama güven duyabilecekleri adımlar atılmıyor. Bugüne kadar duyulagelmemiş bazı cümleler, yeni kelimeler, kavramlar söyleniyor ‘ama gerekleri niye yapılmıyor’ diye soruyorlar. O nedenle yasal düzenlemelerle ilgili süreci zamana yaymamak gerekiyor. Hızla takvimlendirmek gerekiyor. Bir takım gerekçeler bulmak yerine bunun takvimini oluşturmak, en seri şekilde takvimini oluşturmak, yasal düzenleme gerektirmeyecek adımları hızla atmak, yasal düzenlemeler için de çok seri bir biçimde bir takvimlendirme, bunu şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaştırmak ve hızla da bu adımları atmak gerekiyor.    ‘Tüm siyasi partiler ve iktidar bloğu pozisyon almalı’   Güven duymak için temel bir göstergeye ihtiyaç var. Hukukun işler hale getirildiğinin, yeniden hukuka dönüldüğünün görülmesi gerekiyor. Birkaç saat bile olmadı henüz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısında dedi ki: ‘Rapor yalnızca bir tavsiye metni değil’, biz de aynen böyle ifade ettik. Bu raporun bizim açımızdan bağlayıcı olduğunu söyledik. Yalnızca öneriler içeren bir metin olmaması gerektiğini söyledik. Bu belgenin tarihi karakterini güçlendirecek ve oluşturacak temel unsur nasıl uygulanacağıdır. O yüzden bu niteliğinin farkında ve bunun sorumluluğunun gereğini yerine getirmeye hazır bir şekilde tüm siyasi partiler başta da iktidar bloğu pozisyon almalı.    Meclis’in sorumluluğu   Bu raporun o tespitler yapmasına gerek kalmadan da yapılabilecekler vardı ve bu adımların atılması gerektiğini hep daha önce de dile getirdik. Bugün Meclis’in önünde de çok açık bir sorumluluk var. Tüm belirsiz noktaları ortadan kaldırmak ve bu belirsizliklerden oluşabilecek tartışmaları olumlu, yapıcı bir şekilde somut adımlarla hukuka dayandırarak, gidermeye çalışmak. Demokratik bir ülkede bir hukuk devletinde yapılması gereken bu haklı beklentileri karşılamaktır. Yargı kararları derhal uygulanabilir. Kayyım rejimine son verilebilir. Geçiş hukuku yasalarının ve infaz hukukundaki düzenlemelerin gecikmeden gündeme alınması sağlanabilir ve böylelikle ülkede inanın hava değişir. O zaman bu güvensizlik değil, güven arttırıcı adımlar konuşulmaya başlanır.    Yerel yönetimler   Bir yandan Demirtaşlar, Can Atalay, Çiğdem Mater, Figen Yüksekdağ, Tayfun Kahraman içeride olacak. Hasta tutsaklar salınmayacak. Cezaevi Gözlem ve İdare Kurulları haksız hukuksuz kararlar almaya devam edecek ve özgürlükler önünde adeta bir engelleyici mekanizma olarak işleyecek. Kayyımlar iş başında olacak. Öte yandan tarihi bir eşik diyeceğiz. Evet, tarihi bir eşik. Ama bu eşik neye evrilecek? Bir an evvel kayyım pratiğine mesela son vermek için ne bekleniyor? Bunlar sahada da soruluyor. Eğer halk iradesinden bahsediyorsak orada oturması gerekenler kayyımlar değil.  O yüzden kayyım pratiği ile başlanabilir. Halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atama pratiğinin artık tümden sona erdiği bir demokratikleşmeden söz etmek gerekir. Yerel demokrasinin üstünde herhangi bir atanmışlık vesayetinin kalmaması gerekiyor.    Geçiş yasaları   Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırıyoruz. Yani demokratik siyasetin şiddetten arındırılması ve bunun içinde bir takım yasal düzenlemelerin yapılması. Geçiş hukuku. Meclis Başkanının da ziyareti sırasında dile getirilen silah bırakanların topluma katılımı başlığı çok önemli başlıklardan biri. Bize göre burada temel ilke özgürlükler olmalı. Ve bu özgürlükleri garantileyen yasal güvenceler. Yani silah bırakan herkes ayrımsız bir şekilde bu yasal güvencelerden faydalanabilmeli. Temel ilkesi özgürlükler ve bu özgürlükleri de garantileyen yasal güvenceler olmalı. Ve bu konuda da kategorik bir yaklaşım söz konusu olmamalı. Herkes bunda eşit bir şekilde, ayrımsız bir şekilde faydalanabilmeli. Bunlar olmadan sadece ceza tekniği ile sınırlı bir bakış açısı bu sürecin ruhuna uygun olmaz.   Entegrasyon karşılıklı bir değişim ve dönüşümü içeriyor    Yine geçiş hukuku olarak kamuoyunda bilinen mesele, dar güvenlik bürokrasisinin bakış açısıyla da ele alınamaz. Bunu hukuk ve siyaset zemininde  ele almak gerekir. Entegrasyon karşılıklı bir değişim ve dönüşümü içeriyor. O nedenle bu, olsa olsa bir hukuki güvenceyle mümkün olabilir. Aksi takdirde yeni gerilim alanları üretir. İhtiyaç duyulan güvenlikçi refleksler değil, demokratik siyaset ve güçlenmesi gereken de güvenlikçi refleksler değil, demokratik siyasettir.  Silahların susması demokratik siyaset için bir başlangıç olarak kabul edilmeli ve bunun da siyasal iktidar tarafından çözümü yalnızca güvenlik başlıklarında değil, hukukta, demokratikleşmede, gerekli reformlarda, yasal düzenlemelerde, kurumsal dönüşümde arandığını açık bir biçimde de ifade etmek gerekir.    Kanun teklifimizin çalışmaları hazır    Bu konuyla ilgili bizim Hukuk Komisyonumuz, epey zamandır çalışmalar yürütüyor.Bu konu çokça tecrübeli olduğumuz bir konu. Defalarca Türkiye'nin gündemine geldi. Çeşitli çalışmalar yapılmaya çalışıldı. Ama ne yazık ki nihayete erdirilemedi. Bu defa hep birlikte bir toplumsal ortaklıkla, uzlaşıyla bunu nihayete erdirebilmeliyiz. Silahların susmasını yepyeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edip bunu kalıcı hal hale getirmeliyiz. Bizim çalışmalarımız hazır. Toplumsal bütünleşme ve barış yasaları kanun teklifimizin çalışmaları hazırlandı. Bu aşamaya geçtiğimiz zaman da buna ilişkin hukuk komisyonumuz da etraflıca detayları paylaşacaktır. İnsanlar artık belirsizlik değil, netlik istiyor. Bunun için de güçlü bir siyasal iradeye ihtiyaç duyulduğunu da ifade etmek isterim. Türkiye bu eşiği artık demokratik bir değişim ve dönüşüme çevirmeli. Burada bir başka önemli uyarı. Biraz daha bekleyelim. Bekleyelim de görelim. Önce onlar yapılsın sonra bunlar yapılsın gibi bir siyasetten de uzaklaşmak gerekiyor artık. Biraz daha bekleyelim siyaseti Türkiye'ye çok kaybettirdi. Artık erteleme lüksü yok.  Ramazan ayından sonra takvimlendirelim. Niye hemen takvimlendirmiyoruz? Niye Ramazan Bayramı sonrasını erteliyoruz? Bundan daha önemli, bundan daha acil, bundan daha hayati nasıl bir gündemi var? DEM Parti olarak çağrımızı bir daha net bir biçimde toparlamak isterim. Temennileri icraata, raporları yasaya, yasaları da hayata geçirelim hem de hemen başlayalım. Hiç zaman kaybetmeyelim.    Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve çalışır koşullarını yaratmak gerekiyor   Sayın Öcalan ile ilgili tartışmalardan bahsediyorum. 100 yıllık devasa bir sorunun demokratik ve barışçı yollarla çözümü için büyük bir çaba gösteren, üstelik bu çabası onlarca yıldır süren bir Öcalan gerçekliği var. Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ana aktörü, baş müzakerecisidir. Meselenin şiddetten arındırılması, ayrışma zemininden bütünleşme ve demokratik siyaset zemininde ilerleyebilmesi için de müzakere etkinliğini, kapasitesini, bu anlamda gücünü son 2 yılda diyelim 27 Şubat 2025'i esas alırsak, 1 yıl Ekim 2024'ten bu yana değerlendirirsek yaklaşık işte 1 yılı aşan bir zamandır bu kapasiteyi bütün Türkiye dolaylı bir biçimde görüyor. Farklı yerlerden bakarak görüyor olsalar da neticede 27 Şubat 2025'te Sayın Öcalan'ın yaptığı çağrıyla ivmelenenen bir süreçten bahsediyoruz. Buna hızla karşılık veren bir örgüt gerçekliğinden bahsediyoruz. Silahlarını yakarak imha eden bir örgüt gerçekliğinden bahsediyoruz. Akabinde Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak siyaset yapmak istediklerini, bunun stratejik bir karar olduğunu ifade eden bir durumdan bahsediyoruz.   Şimdi hal böyleyken baş müzakereci olarak Sayın Öcalan'ın özgür yaşar, özgür çalışır, özgür iletişim koşulları yaratmak gerekiyor. Ve özgür yaşar, çalışır, iletişim koşulların önündeki tüm yasal ve idare engellerinin de kaldırılması gerekiyor. Sayın Öcalan'ın toplumun farklı kesimlerine seslenebilmesini, toplumun farklı kesimleriyle görüşebilmesinin ne kadar önemli olduğunu, yer yer ne kadar hayati olduğunu defalarca tespit ettik. Ve artık zaman kaybetmeyelim. Sayın Öcalan da toplumun farklı kesimleriyle görüşmek istiyor diyor. Ve toplumun farklı kesimlerinden, bize DEM Parti İmralı Heyetine, Sayın Öcalan'ın avukatlarına ulaşan görüşme talepleri var. Bunların karşılanması gerekiyor. İşte gazeteciler, geçenlerde sorularını açıkça sordular. Bu ne demektir? Gazeteciler gidip sorularını doğrudan kendisine yöneltmek istiyorlar. Bunun yolunun açılması gerekiyor.  Geçici değil, kalıcı bir çözüm için bu gerekli. Bu yoğun çalışmaları yürütebileceği şartların yaratılması gerekir.    Kongre gündemli bir değerlendirme yok    Bir başka konu da partimizle ilgili süren tartışmalar, kimi haberler, iddialar, kulisler. Kongre tartışmaları ve DEM Parti. Başta Merkez Yürütme Kurulumuz olmak üzere partimizin yetkili kurullarında henüz kongre gündemli bir değerlendirme yapılmadığını tüm kamuoyuyla açık bir biçimde paylaşmak isterim. Yani bu iddialarla ilgili Merkez Yürütme Kurulumuz’da ya da ilgili kurullarımızda herhangi bir tartışma ya da değerlendirme yapılmadı. Henüz kongre tarihi ile ilgili bir karar alınmadı. Ancak sizler de biliyorsunuz ki kongre yılındayız. Elbette yeniden yapılanacağız. Yeni dönemin politikaları, nasıl yeniden güçleneceği, nasıl yeniden örgütlülüğünü arttıracağı ve etkin hale getireceği. Dolayısıyla örgütsel yeniden yapılanma da temel başlıklardan biridir. Program ve çözüm tartışmaları da bu başlıklardan biri. Ama henüz bunlarla ilgili dediğim gibi bir karar alınmadı. Kongre tarihi belirlenmedi.   27 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan yeni bir mesaj gelecek    27 Şubat 2026 yaklaşıyor, 1. yıldönümü. Yıl dönümü ile ilgili Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının da DEM Parti olarak bir hazırlık içindeyiz. Sayın Öcalan'ın bu çağrısının 1. yıl dönümünde Kürt sorununun demokratik çözümünde gelinen aşama, yapılanlar, yapılmayanlar, bundan sonra yapılması gerekenler elbette bunlar değerlendirilecek. Eş Genel Başkanlarımızın katılımı ve İmralı heyeti üyelerimizin katılımıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. Bu buluşmaya oldukça da yoğun bir ilgi var. Pek çok davetli de orada olacak. Bu buluşmanın bir başka gündemi de şu. Sayın Öcalan’dan bu buluşmada 27 Şubat'ta cuma günü bir yeni mesaj gelecek. Bu mesajı da kamuoyu ve basınla paylaşacağız. Büyük ihtimalle bu mesajda süreci değerlendiren ve bundan sonra yapılması gerekenlerin neler olabileceğine dikkat çeken bir mesaj olacaktır. Zaten yakın zamanda DEM Parti İmralı heyetinin yaptığı görüşmeden sonra  epey geniş kapsamlı bir yazılı mesaj yayınlandı. Ve Sayın Öcalan'ın yaklaşımı, çözüme nasıl yaklaşılması gerektiğine ilişkin belirlemeleri, tespitleri, bundan sonrasına dair de ipuçları mesajda vardı. Yine başka bir konuda Sayın Öcalan'ın bu mesajına ilişkin tabii çok merak edilen nasıl olacağına ilişkin bir yazılı mesaj bekliyoruz kendisinden.    Sayın Öcalan’ın önünden yasal ve idari olarak engeller kaldırılmalı    Genişçe Sayın Öcalan'ın durumuna ilişkin bakış açımızı ortaya koyduk. Bu gerçeklikle birlikte yaklaşmak gerekiyor. Bunu böyle bir bakanlığa havale etmek, bir bakanlığın meselesiymiş gibi görmek değil. Daha gerçekçi bir yaklaşım gerekiyor. Herhangi birinden bahsetmiyoruz. Yalnızca PKK'nin liderinden bahsetmiyoruz. Milyonlarca insanın lideri, önderi olarak kabul ettiği bir gerçeklikten bahsediyoruz. Sayın Öcalan da artık bu tür statü tartışmaları yerine hukuken, yasal ve idari olarak önündeki tüm engeller kaldırılmalı ve sürecin önemli aktörlerinden biri olarak bugün böyle tanımlanıyor kamuoyunca da.  Tüm somut adımlar Sayın Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'ndan sonra başladı. İvme kazandı. Sayın Öcalan'ın mesajının içeriğine ilişkin bir değerlendirme bekliyoruz kendisinden. Mesaj o gün orada paylaşılacak. Bu değerlendirme ve bundan sonrasına ilişkin yapacağı belirlemeler varsa orada hep birlikte göreceğiz.”