'Gerçek verileri saklayarak katliamlar engellenemez' 2026-03-11 09:01:29   İSTANBUL - Kadın katliamlarında ve şüpheli kadın ölümlerindeki artışın tesadüf olmadığını söyleyen KCDP Genel Sekreteri Şirin Yalıncakoğlu, “Gerçek verileri saklayarak değil, 6284’ü uygulayarak katliamların önüne geçebilirsiniz dedi.   Kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerindeki artış sürerken, kadınların şiddete karşı başvurdukları koruma mekanizmalarının etkili işletilmemesi, cezasızlık politikaları ve eksik soruşturmalar yeniden tartışma konusu oldu. Uzaklaştırma ve koruma kararlarının ihlal edilmesine rağmen failler hakkında etkili yaptırımlar uygulanmaması, kadınların yaşam hakkının korunmasında ciddi boşluklar yarattı. Kadın örgütleri ise hem resmi veriler ile sahadan topladıkları veriler arasındaki farklara hem de şiddeti önlemekle yükümlü kurumların sorumluluğunu yerine getirmemesine dikkat çekiyor.    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Genel Sekreteri Şirin Yalıncakoğlu, mevcut tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.    ‘6284 etkin uygulanmıyor’   Son bir yılda kadın katliamları ve şüpheli ölümlerde artış yaşandığını söyleyen Şirin Yalıncakoğlu, bu tablonun tesadüf olmadığını belirtti. Kadınların şiddete uğradığında polise başvurduğunda etkin uygulanmayan yasalara dikkat çekti. Şirin Yalıncakoğlu,  “Kadınlar şiddet gördüğünde,  kolluğa başvurduğunda veya savcılığa başvurduğunda etkin uygulanmayan şiddete karşı kadını koruma yasası olan 6284’ün etkin uygulanmadığını çok fazla görüyoruz” dedi.    ‘Eksik yürütülen soruşturmalar mevcut’   Şüpheli kadın katliamlarındaki artışın nedenlerinden birinin soruşturma aşamasında oluşan eksiklikler olduğunu ifade eden Şirin Yalıncakoğlu, “Olay yerinin yeterince incelenmemiş olması, kanıtların toplanmamış olması veya mekanik inceleme denen, düştü mü itildi mi, kazara mı düştü konusunda net bir veriye ulaşılamadığı için şüpheli olarak tanımlanıyor. Kadın ölümlerinde hep şunu görüyoruz; bulunduğu yerde bir erkek var. Daha önce tehdit etmiş, saldırılar olmuş. Kadın şikayetçi olmuş ama şiddet gösteren erkeğe herhangi bir yaptırım uygulanmamış. Bizim platforma ulaşan kadınların çoğunun  da beyanı bu yönde” sözlerini kullandı.     Kadınların uzaklaştırma kararı olduğuna ve bunun da yeterli olmadığına değinen Şirin Yalıncakoğlu, “Başka bir yaptırım uygulanmadığı için kararın ihlali halinde failin kadına çok rahatça erişebildiği ve ihlal halinde herhangi bir zorlama, hapis cezası varsa silahı elinden alınmıyor. Şikayetçi olan kadınlara 6284 Sayılı  Kanun’un anlatılmadığını, dileklerde bu bilgilendirmenin yapıldığına dair yazılar görüyoruz, ama kadınlar bize ulaştığında biz bunları anlattığımızda, ‘bana böyle bir bilgilendirme yapılmadı’ dediğini, ‘Haklarını bilseydim başka türlü davranırdım’ gibi dönüşler alıyoruz” ifadelerine yer verdi.    ‘Cezasızlık politikası faile cesaret veriyor’   Yıllık araştırma raporlarından söz eden Şirin Yalıncakoğlu, kadınların hak ihlallerine uğradığı kurumların başında emniyet birimlerinin geldiğini söyledi. Cezasızlığın failleri cesaretlendirdiğini vurgulayan Şirin Yalıncakoğlu, “İlk önlem alınmadığı için ve şiddet gösterenin herhangi bir yaptırıma maruz kalmadığından rahatça dolaşabiliyor. Kadınları öldürebiliyor. Hatta şüpheli bırakabiliyor” sözlerini kullandı.    Katliamlarda mekanların değiştiğine dikkat çeken Şirin Yalıncakoğlu, “2-3 yıl önce cinayetler aile içinde yaşanıyordu. 2024 ve 2025 yılında en çok kamusal alanda işlendiğiyle karşılaşıyoruz. Üniversitenin bahçesinde öldürüldü. Diğer bir kadın arkadaşımız yine bir hastane ölünde öldürüldü. Kamusal alanda da apaçık cinayet işlenebiliyor” dedi.    'Verileri saklayarak kadın katliamlarının önüne geçilmez'   Kadın katliamlarına ve şüpheli kadın ölümlerine ilişkin iktidarın bakanlıkların yayınladığı verilerin gerçeği yansıtmadığına işaret eden Şirin Yalıncakoğlu, devletin elindeki verilerin kamuoyuna açıklanan rakamlardan çok daha fazla olduğunu dile getirdi. Şirin Yalıncakoğlu, “Yeterince inceleme yapılmadığı için sayıyı bilinçli olarak az gösteriyorlar, bu da gerçekliği anlatmıyorlar. Bizim ulaşamadığımız pek çok veriye kendileri ulaşıyor. Ancak uygulamadıkları ya da bilerek uygulamaktan kaçındıkları kanun maddelerini gizlemek için daha düşük rakamlar açıklıyorlar. Bu gerçekliği saklayarak kadın cinayetinin önüne geçilemez. Kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümleri, toplumsal mesele haline geldi. Bizim verilerimizle de kesinlikle örtüşmüyor” diye kaydetti.    ‘Devlet 6284’ü uygulamak zorunda’   Kadınların korunmasıyla ilgili mekanizmaların etkin bir şekilde uygulanmadığını vurgulayan Şirin Yalıncakoğlu, “6284’ün etkin uygulanması ve uzaklaştırma kararlarını ihlal eden erkeklere bir yaptırım uygulanması gerektiğini her seferinde söylüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede imzayla çekilmiş olmasına rağmen anayasamızda hala duruyor. Devlet bunu uygulamak zorunda” ifadelerini kullandı.    Çocuğa yönelik cinsel suçlara dair dosyalarına değinen Şirin Yalıncakoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Çocukların eğitimden, bedensel dokunulmazlığından,  çocuk işçiliğinin önlenmesini engelleyen maddeler olmasına rağmen MESEM’lerde ölen birçok çocuk ölümüyle karşı karşıyayız. Bir adli tıp raporu, somut delil kabul edilmekle birlikte bunu iddia eden çocuklarla özel pedagoglar eşliğinde alınan ifadelerle çocuğun beyanına rağmen sanık ve sanıkların cezalandırılmadığı ve kapatılan birçok dosya var.”    ‘Suçlu kadınlar değil, işletilmeyen koruma mekanizmalarınız’   Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınan dosyalarda da devlet kurumlarının etkili bir denetim ve koruma mekanizması oluşturmadığını ifade eden Şirin Yalıncakoğlu, bu sorumluluğunu yine kadın ve çocuklara yüklenemeyeceğini, durumun yapısal bir sorun olduğunu söyledi. Şirin Yalıncakoğlu, “Devletlerin yükümlülüklerini yerine getirmemesinin sonucudur” ifadesini kullandı.    Katliamların yansımaları olacak   Kürdistan ve Ortadoğu bölgelerinde cihadist yapıların kadın bedenlerini hedef alan sistematik bir savaş yürüttüğünü dile getiren Şirin Yalıncakoğlu, “Önce Êzidî, Alevi ve Kürt kadınlar hedef alındı. Esad’ın devrilmesi ve cihatçı örgütlerin devlet yönetmeye kalkışmasıyla tüm kesimler ağır baskılara maruz kaldı. Rojava’daki kadınlar hem topraklarını hem bulundukları bölgeyi korumuşlar hem de kadın yönünden çok büyük kazanımlar sağlamışlardı” dedi.   Türkiye’nin bu yaşanan tablodan bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayan Şirin Yalıncakoğlu, “Kendimizi Avrupalı zannediyoruz ama değiliz, Ortadoğu’ya yakın bir toplumuz. Türkiye’de de çok vahşi cinayetler işlenebiliyor” dedi. Şirin Yalıncakoğlu, “Bir ülkede şiddet kabul görülüp önlenmiyorsa bunun diğer ülkelere sıçramayacağını öngöremeyiz. En basiti 16 yaşında bir kız çocuğu Rojava'daki kadının saçının kesildiğini gösteren bir videoya tepki olarak saçını örmesi sonucu tutuklandı. Bu yansımaları buradan görebiliriz. Bu tekil bir mesele değil” diye konuştu.   Enternasyonel kadın dayanışması   Toplumda şiddet söyleminin giderek yaygınlaştığını belirten Şirin Yalıncakoğlu, “Bu sürecin ve söylemlerin karşısında duracak olan yine biz kadınlarız. Biz hayatı savunurken dünyanın herhangi bir yerinde kadınların maruz kaldığı şiddeti görmezden gelemeyiz” diye belirtti.   Afganistan’da çocuklara ve kadınlara yönelik getirilen yasakları hatırlatan Şirin Yalıncakoğlu, “Bu uygulamalar yalnızca o ülkenin meselesi değil” diyerek enternasyonel kadın dayanışması çağrısında bulundu. Şirin Yalıncakoğlu, “Şiddet döngüsünü durdurabilecek olan kadın hareketidir” dedi.   ‘Şiddet döngüsünün içinde ‘makul kadın’ talebinin karşısındayız’   Kadın örgütlenmesinin son yıllarda kadına yönelik şiddetin her türüne karşı güçlü bir ses çıkardığını belirten Şirin Yalıncakoğlu, kazanılmış haklardan vazgeçilmeyeceğinin iktidara bir kez daha hatırlatıldığını söyledi. Kadın örgütlerinin çoğalarak ve örgütlenerek farklı alanlarda mücadelesini büyüttüğünü vurguladı. Şirin Yalıncakoğlu, “Medeni Kanun’un değiştirilmesi, müftülere nikah yetkisi verilmesi gibi adımlar kadın hareketi sayesinde durduruldu. Şiddet karşısında örgütlenmek aynı zamanda hayır diyebilmek gücü kadın hareketinin en büyük kazanımıdır. Bize dayatılmaya çalışılan şiddet döngüsünün içinde ‘makbul kadın’ yaratılma talebinin karşısında çok büyük bir güç olarak özgürce yaşama hakkımızı savunuyoruz” sözlerini kullandı.