Beş kentte kayıpların akıbetini sordular 2026-03-28 14:36:29   HABER MERKEZİ - Beş kentte kayıplar için eylemler gerçekleştirildi, sorumluların yargılanması istendi.   İnsan Hakları Derneği (İHD) ile kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemleri Colemêrg, Amed, Êlih, Riha ve İzmir’de devam etti.    Colemêrg   Colemêrg’de eylemin 220’ncisi Sanat Sokağı’nda gerçekleştirildi. Bu haftaki eylemde, 1992 yılı Şirnex Newrozu’nda gözaltına alındıktan sonra katledilen 17 yaşındaki Bişeng Anık’ın failleri soruldu.   Açıklamayı okuyan İHD Colemêrg Eşbaşkanı Ozan Akbaş, Bişeng Anık’ın 1992 Newroz günü özel harekat ekiplerinin evine düzenlediği baskınla gözaltına alındığını belirtti. Ailenin tüm itirazlarına rağmen Bişeng Anık’ın götürüldüğünü ifade eden Ozan Akbaş, aynı gün gözaltına alınan diğer kişilerin serbest bırakıldığını ancak Bişeng Anık’ın bırakılmadığını hatırlattı.   Ozan Akbaş, sabah saatlerinde aileyi arayan polislerin, Bişeng Anık’ın karakolda bir polisin silahını alarak “intihar” ettiğini ileri sürdüğünü söyledi. Ailenin karakol ve hastaneye gitmesine rağmen cenazenin kendilerine gösterilmediğini, hastaneye çıkan yolların da kapatıldığını aktardı.   Dönemin SHP milletvekillerinin olayı araştırmak için girişimde bulunduğunu ifade eden Akbaş, dönemin valisi Mustafa Malay’ın işkence iddialarını reddederek olayı “intihar” olarak savunduğunu dile getirdi. Yıllar sonra itirafçı Murat İpek’in yaptığı açıklamalarda ise Bişeng Anık’ın gözaltında işkence gördükten sonra yaşamını yitirdiğine dair beyanların ortaya çıktığını kaydeden Akbaş, buna rağmen herhangi bir dava açılmadığını söyledi.   Ailenin yaptığı tüm başvuruların “intihar” gerekçesiyle reddedildiğini belirten Ozan Akbaş, “17 yaşındaki Bişeng Anık’ın gözaltında işkenceyle yaşamını yitirmesine rağmen sorumlular ortaya çıkarılmadı, yargılanmadı. Dosya faili meçhul bırakıldı” dedi.   Amed   Amed’de ise “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemi 894’üncü haftasında Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 11 Mart 1997 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen İlyas Eren’in akıbeti soruldu.   Eyleme, İlyas Eren’in kardeşi Hanifi Eren’in yanı sıra İHD Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın ile avukat Eren Keskin katıldı.   Açıklama öncesi konuşan Cihan Aydın, kayıplar için sürdürülen mücadelenin uzun yıllardır devam ettiğini belirterek, “Derdimiz intikam değil, adalet ve hakikattir. Kalıcı bir barış için somut adımlar atılmalı, kayıpların akıbeti açıklanmalı ve failler yargılanmalıdır” dedi.   İlyas Eren’in kardeşi Hanifi Eren de faillerin belli olduğunu ifade ederek, “Barıştan söz ediliyorsa sesimiz duyulmalıdır. Katiller yargılanmalı, kayıplarımız bulunmalıdır. Bu talebimizi her zaman dile getireceğiz” diye konuştu.   ‘Sivil polislerce zorla araca bindirildi’   İHD Amed Şube Yöneticisi Berfin Eliçi, İlyas Eren’in kaybedilme sürecini anlattı. Eliçi, İlyas Eren’in evli ve 8 çocuk babası olduğunu, Amed’in Pasur ilçesine bağlı Délit köyünün Rındık mezrasında yaşadığını ve geçimini çiftçilikle sağladığını söyledi.   1993 yılında köyünün yakılması sonrası ilçe merkezine göç etmek zorunda kaldığını belirten Berfin Eliçi, İlyas Eren’in burada da korucu olması yönünde baskı ve tehditlere maruz kaldığını ifade etti. Daha önce 1990 yılında da gözaltına alınarak Amed’e götürüldüğünü ve yaklaşık 20 gün gözaltında tutulduğunu aktaran Berfin Eliçi, bu süreçte ağır işkence gördüğünü ve ciddi sağlık sorunları yaşadığını kaydetti.   Berfin Eliçi, İlyas Eren’in 11 Mart 1997 tarihinde kayınbiraderinin evini taşımak için Amed’e geldiğini, dönüş için terminale gittiği sırada saat 13.00 civarında sivil giyimli 4 polis tarafından birçok kişinin gözü önünde siyah bir araca bindirilerek kaçırıldığını söyledi. Eren’in bindirildiği aracın Pasur’daki bir korucuya ait olduğunun çevredekiler tarafından bilindiğini belirten Berfin Eliçi, ailesinin o tarihten bu yana kendisinden bir daha haber alamadığını dile getirdi.   Hanifi Eren’in 17 Mart 1997’de Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na başvurduğunu anımsatan Berfin Eliçi, daha sonra yapılan resmi başvurularda da gözaltı ya da tutuklamaya dair herhangi bir kayda rastlanmadığının bildirildiğini söyledi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 1 Eylül 1998’de gözaltı işlemini yapan görevliler hakkında soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verdiğini ifade eden Berfin Eliçi, AİHM’in 2003 yılında İlyas Eren’in zorla kaybedilmesine ilişkin “yaşam hakkı ihlali” kararıyla Türkiye’yi mahkûm ettiğini hatırlattı.   Berfin Eliçi, “Gözaltında kaybedilişinin 29’uncu yılında İlyas Eren dosyasında maddi gerçeğin açığa çıkarılması ve faillerin cezalandırılması için adli ve siyasi makamları göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin İlyas Eren ve tüm faili meçhul siyasi cinayetlere kurban gidenler için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.   Açıklama oturma eylemiyle sona erdi.   Êlih   Êlih’te de eylem 730’uncu haftasında Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde gerçekleştirildi. Bu haftaki açıklamada, 1998 yılının Nisan ayında Êlih’te kaybedilen İzzet Seven’in akıbeti soruldu.   İzzet Seven’in kaybedilme hikayesini okuyan İHD yöneticisi Metin Nas, eşi Emine Seven’in anlatımına yer verdi. Emine Seven’in beyanında, eşi İzzet Seven’in TÜPRAŞ Bölge Müdürlüğü’nde işçi olarak çalıştığı, ev ile iş arasında gidip geldiği ve herhangi bir kötü alışkanlığının bulunmadığı belirtildi.   Emine Seven’in anlatımına göre, İzzet Seven Nisan 1998’de ikindi namazını kıldıktan sonra evden çıktı ve bir daha geri dönmedi. Ailenin işyerine ve yakın çevreye yaptığı başvurularda Seven’i gören olmadığı öğrenildi. Emniyet yetkililerinin ise aileye, İzzet Seven’in kendilerinde olmadığını ve “Hizbullah tarafından kaçırılmış olabileceğini” söylediği aktarıldı.   Emine Seven’in beyanında, yıllarca eşinden haber beklediği, çocuklarının yetim kaldığı ve hakikate ulaşmak için birçok kuruma başvurmasına rağmen sonuç alamadığı ifade edildi. Açıklamada, “İHD’nin ‘Kayıplar bulunsun, failler yargılansın’ eylemleri bize ışık oldu. Belki bir vicdan sahibi çıkar da eşimin ve diğer kayıpların akıbetine dair bilgi verir diye umutlandık. Halen de umutlarımızı yitirmiş değiliz” sözlerine yer verildi.   Êlih’teki açıklama da oturma eylemiyle son buldu.   Riha   İHD Riha Şubesi “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” eyleminin 70’inci haftasında kayıpların akıbeti soruldu. Novada Park AVM önünde yapılan basın açıklamasına çok sayıda kayıp yakını katıldı.   Bu haftaki açıklamada, 1994’te Riha’nın Wêranşar (Viranşehir) ilçesinden okumak için gittiği Amed’de gözaltına alındıktan bir hafta sonra cansız bedenine ulaşılan Ramazan Keskin’in akıbeti soruldu.  Kayıp yakınları adına basın metnini İHD Riha Şube yöneticisi Selma Ateş okudu. Ramazan Keskin ve gözaltında kaybettirilen diğer yurttaşlar için mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Selma Ateş, “Bizler İnsan Hakları Savunucuları olarak kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet arayışından vazgeçmeyeceğiz” dedi.   Açıklama, bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.   İzmir    İHD İzmir Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle iki haftada bir gerçekleştirdiği eyleme bu hafta da devam etti. Konak Eski Sümerbank önünde gerçekleştirilen eylemde, “Kayıplar belli failler nerede” ve “Kayıplar vicdanındır sahip çık” pankartları açılırken basın metnini İHD İzmir Şube yöneticisi Evrim Kubilay okudu. Bu hafta gözaltında kaybedilen Neslihan Uslu, Metin Andaç, Hasan Aydoğan, Ali Mandal, Ahmet Şahin ve Mirze Ateş’in akıbetleri soruldu.   ‘Devlet gözaltında kaybettirme suçuyla yüzleşmeli’     Neslihan Uslu, Metin Andaç, Hasan Aydoğan ve Mehmet Ali Mandal'ın Çeşme Alaçatı'da gözaltına alındığını, ardından işkenceyle bir tekneye bindirildiklerini ve teknenin patlatıldığını ifade eden Evrim Kubilay, faillerin kimliklerinin belli olmasına rağmen etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini söyledi. Evrim Kubilay, devletin gözaltında kaybetme suçları ile yüzleşmesi gerektiğini kaydederek, “Devlet kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük bir an önce yerine getirmeli tüm kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” dedi.