Şiddete karşı özsavunma komünleri kurulacak 2026-07-28 09:02:14   Büşra Turan    WAN - Kadınlara yönelik saldırıları değerlendiren TJA'lı Eylem Öklü, kadın dayanışmasını büyütmek ve öz savunma mekanizmalarını güçlendirmek amacıyla her alanda şiddetle mücadele ve özsavunma komünleri üzerine çalışmalar yürütüklerini söyledi.    Ajansımız JINNEWS’in yayınladığı şiddet çetelesine göre, 2026 yılının ilk altı ayında en az 140 kadın erkekler tarafından katledildi, çok sayıda kadının ölümü ise kayıtlara "şüpheli" olarak geçti. Sadece son bir ayda en az 30 kadının katledildiği Kürdistan ve Türkiye genelinde, artan şüpheli ölümler ve yargısal süreçlerde uygulanan cezasızlık politikaları yaşam hakkını tehdit eden ana unsur olarak öne çıkıyor.    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticisi Muhsine Akkuş ile Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Eylem Öklü, kadınlara yönelik saldırıları değerlendirerek, buna karşı yapacakları çalışmaları anlattı.    Kadın katliamlarının aydınlatılması ve kadınların güven içinde yaşayabileceği bir ortamın oluşturulması gerektiğini söyleyen Muhsine Akkuş, kadınlara yönelik şiddet ve cezasızlık politikalarının son bulması çağrısında bulundu. Muhsine Akkuş, “Biliyorsunuz, erkek egemen anlayış kadının dışarı çıkmasını, çalışmasını ya da sosyal yaşamda yer almasını istemiyor. Bunu çoğu zaman kıskançlık olarak ifade etseler de aslında psikolojik bir baskı kuruyorlar. Kadının evde oturması gerektiği anlayışı dayatılıyor. Kadın katliamlarının artık son bulması ve bunun için somut adımlar atılması gerekiyor. Yüzyıllardır bu katliamlar devam ediyor" dedi.   Cenazelerine bile ulaşamıyoruz   Geçmişte yaşanan birçok kadın cinayeti ve faili meçhul olayın aydınlatılmadığına dikkat çeken Muhsine Akkuş, "Genç kadınlar üniversiteye giderken bile aileler endişe duyuyor. Kızlarını gönderemeyen aileler var. Bazı kadınlar öldürülüyor, cenazelerine bile ulaşılamıyor. Anneler ise çocuklarının akıbetini öğrenebilmek için her yerde seslerini duyurmaya çalışıyor. Saha çalışmalarımız sırasında birçok kadın bize, ‘Eşim izin vermiyor, kızıyor’ dediği için dışarı çıkamadığını anlatıyor. Biz de çocuklarımızın geleceği için korkuyoruz" diye belirtti.    Kadın katliamları son bulmalı   Gülistan Doku'nun şüpheli ölümüne de değinen Muhsine Akkuş ,"Pek çok kadın katledildi ve failleri bulunamadı. Devletin bu olaylarda ‘Kim yaptı bilmiyoruz’ demesi kabul edilemez. Bir devlet bunları araştırmak ve aydınlatmak zorundadır. Kürtlere yönelik olaylarda hızlıca gözaltılar yapılırken, kadın cinayetlerinin faillerinin serbest dolaşması kabul edilemez. Doğubeyazıt'ta yaşanan bir kadın cinayetinin faili hâlâ bulunamıyorsa bu yalnızca o ailenin değil, devletin de sorumluluğudur. Bu katliamlar artık son bulmalı. Kadınların öldürülmesini istemiyoruz. Kadın cinayetlerinin failleri bulunmalı ve adalet sağlanmalıdır” dedi.   Kadın örgütlülüğü ve mücadelesi    Kadın katliamlarının bireysel değil, politik bir sorun olduğunu vurgulayan Eylem Öklü, cezasızlık uygulamalarının şiddeti teşvik ettiğini belirterek kadınların öz savunmasını güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Eylem Öklü, “Erkek egemen anlayış bu durumu besliyor. Bizim örgütlenmemiz bugün bütün kadınlarla birlikte sürüyor. Kadın nerede şiddet görüyorsa, orada onunla birlikte mücadele ediyor ve taleplerini sahipleniyoruz. Kadınlar kendi öz gücünü ve özsavunmasını geliştirmek istiyor, biz de bu süreçte onların yanında yer alıyoruz. Biliyorsunuz, geçen hafta Wan'da dört şüpheli kadın ölümü yaşandı. Biz bunlara şüpheli ölüm demiyoruz; kadın katliamı diyoruz. Çünkü bu olayları teşvik eden erkek egemen bir anlayış var. Bizim mücadelemiz de kadınlarla birlikte olmak ve onların öz savunmasını birlikte güçlendirmektir” diye belirtti.   'Dayanışma ağları oluşturuyoruz'   Kadınların yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sözlü şiddete de maruz kaldığını belirten Eylem Öklü, kadınların her alanda güçlenmesini hedeflediklerini ve kadınları toplumsal yaşamdan uzaklaştıran politikalara karşı mücadele ettiklerini ifade ederek, “Devlet kurumlarında bile kadınlar çeşitli baskı ve şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle bu alanda da mücadele yürütüyor, çalışan kadınların ve memurların gelip kendilerini ifade edebilecekleri dayanışma ağları oluşturuyoruz. Kadınlar, sadece kadın oldukları için iş yerlerinde mobbinge maruz kalıyor ve kimlikleri üzerinden baskılanıyor. Bizim amacımız hem bilinçlenmek hem de kadınlarla birlikte toplumsal farkındalığı artırmaktır. İktidarın ilan ettiği ‘Aile Yılı’ yaklaşımını ise benimsemiyoruz. Çünkü bu anlayışın kadını eve kapattığını ve onu toplumsal yaşamdan uzaklaştırdığını düşünüyoruz. Oysa biz, toplumun kadınla var olduğuna inanıyoruz. Devletin kadın ile toplumu birbirinden uzaklaştıran politikalarını kabul etmiyor ve buna karşı mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.    Failleri koruyan bir mekanizma   Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku dosyalarına dikkat çeken Eylem Öklü, kadın katliamlarının etkin şekilde soruşturulması ve faillerin korunmadığı bir yargı sürecinin işletilmesi gerektiğini dile getirdi. Eylem Öklü, “Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku dosyaları birbirine benziyor olabilir. Kesin bir şey söyleyemeyiz ancak her iki dosyada da faili koruyan ve aklayan bir sistem olduğunu görebiliyoruz. Örneğin Rojin'in telefonunun hâlâ açılamamış olması, üzerindeki DNA incelemelerinin tamamlanmamış olması gibi ciddi eksiklikler var. Oysa bunlar artık toplumu ilgilendiren olaylardır. Böyle bir dosyayı kalkıp ‘intihar’ diyerek geçiştiremezsiniz. Bu durum, sistemin kadınlara yönelik yaklaşımını ve kadın ölümlerine nasıl baktığını gösteriyor. Biz Rojin için mücadele ediyoruz ve dosyanın bir an önce aydınlatılmasını talep ediyoruz” ifadelerin kullandı.    Özsavunma komünleri    Kadınların şiddet karşısında sessiz kalmaması gerektiğini ifade eden Eylem Öklü, kadın dayanışmasını büyütmek ve öz savunma mekanizmalarını güçlendirmek amacıyla komün çalışmaları yürüttüklerini belirtti. Eylem Öklü, “Psikolojik şiddet uygulayan bunu tekrar yapar, fiziksel şiddet uygulayan da yeniden şiddete başvurur. Bu nedenle bütün kadınlardan talebimiz, şiddet karşısında sessiz kalmamalarıdır. Biz de bu mücadelede onların yanındayız. Bütün kadınların ve tüm halkların yanında olmaya devam edeceğiz. Hep birlikte hem öz savunmamızı geliştirecek hem de kendimizi güçlendireceğiz. Bizim komün dediğimiz yapı, toplumsal dayanışmadan gelen bir anlayıştır. Zaten birçok yöremizde, köyümüzde ve kentimizde bunun örnekleri hâlâ yaşatılıyor. Kadınlara ulaşabileceğimiz her alanda; ekonomik komünler, şiddetle mücadele komünleri ve öz savunma komünleri üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar yalnızca bir mahalle ya da bir sokakla sınırlı kalmayacak, bütün şehirlere, Kürdistan'a ve Türkiye'nin farklı bölgelerine yayılacak. Biz buradayız ve bütün kadınları mücadelemize katılmaya davet ediyoruz. Hiçbir kadın yalnız değildir. Biz bütün kadınların yanındayız” diye konuştu.