Newroz Uysal: Yasadan sonra atılacak adımlar önemli 2026-08-10 09:08:31   Nujin Nazlıcan Yıldız    ANKARA – Çerçeve yasanın, Kürt sorununun çözümü konusunda tek başına nihai bir sonuç yaratacak güçte olmadığını söyleyen DEM Parti Adalet Komisyonu üyesi ve Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, yasanın uygulama esnasında yapıcı olunması durumunda ve atılacak diğer adımlarla anlam bulacağını ifade etti.   Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifinin 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Teklifin taslağı Meclis Adalet Komsiyonu’ndan geçmesinin ardından gözler bugün saat 11:00 ‘de yapılacak olan Genel Kural’a çevrildi.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adalet Komisyonu Üyesi ve Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, çerçeve yasaya dair konuştu.   ‘Yasa tek başına nihai bir sonuç yaratacak güçte değil’   Yasayla ilgili birçok çevrenin ve siyasi partinin değerlendirmelerde ve yorumlarda bulunduğunu ifade eden Newroz Uysal Aslan, tüm çevrelerin ortaklaştığı noktanın ise bu yasanın ilk somut adımı olduğu ve bu nedenle de bir başlangıç yasası olarak nitelendirildiğini söyledi. Newroz Uysal Aslan, “Bu bize neyi gösteriyor? Bu nihai bir barış anlaşması değil. Bu nedenle de tüm sorunları çözebilecek bir temel paket değil. Bir kök yasa, bir başlangıç yasası. Bu nedenle çok önemli. Bu yasadaki var olan kuralların amacı, dilin demokratik siyasete ön açabilecek bir içerikte ve kurguda olması ve tabii ki de bu başlangıç yasasının uygulanma biçimi de en çok tartışmalı alanlardan biri olacak. Uygulama biçiminin yarattığı siyasal etki, barış diline, barış ortamına yaratacağı etki ve sonrası, bu başlangıç yasasına bir anlam biçecektir. Çünkü şu an, Kürt sorununun çözümü konusunda ya da çatışmasızlığın sonlanması konusunda tek başına nihai bir sonuç yaratacak güçte değil. Ancak uygulanmasının yaratacağı etkiyle, sonrasında ortaya çıkacak hukuk ve demokratikleşme reformları, belki Kürt sorununun çözümü konusunda yapıcı olacak, diğer yasal ve siyasal adımlarla anlam bulacaktır” dedi.   Güvenlikçi aklın değişimi için bir başlangıç yasası   Kürt özgürlük mücadelesi ve PKK’nin varlığının; Kürt halkının varlık, irade ve özgürlük mücadelesinde kriminalize edilme gerekçesi sayıldığını söyleyen Newroz Uysal Aslan, “Bu güvenlikçi paradigma sadece siyasal anlamda uygulamalarla değil, en çok da hukukta kendinde yer buldu. Hukuk bir yönüyle hem bir baskı aracı oldu hem de bu güvenlikçi dilin, paradigmanın üretildiği bir alan haline geldi. Bu yasada bu dilden tamamen kurtulduk mu? Hayır. Yasanın dili, yasada kurgulanan mantık, hala güvenlikçi algının kimi nüvelerini içerisinde besliyor. Bu, güvenlikçi aklın değişimi konusunda aynı zamanda bir başlangıç yasası. Çünkü bu, Kürt halkının varlığının, Kürt meselesinin ya da Kürt özgürlük mücadelesine emek veren, çalışan, yurt dışında, cezaevinde, özgürlük alanlarında olanlar açısından, bir suç ceza mantalitesi içerisinden çıkarıp gerçek anlamda demokratik bir zeminde tartışılabilecek bir alan açma potansiyeline sahip. O nedenle bu, güvenlikçi paradigmadan çıkabilecek bir algı yaratacak kendi içinde. Bu komisyonda yaptığımız tartışmalar da hakeza öyleydi. Bu yasanın devamında yapılacaklar açısından, güvenlikçi akıldan çıkmanın gerekliliğini hem komisyon raporundaki değerlendirmelerden hem de bu yasanın kendi gerekçeli metninden görüyoruz. Kendi gerekçeli metninde var olan sorunun nihai çözümü için, Türkiye içerisinde farklı yasal değerlendirmelerin, sosyolojik çalışmaların, demokratikleşme adımlarının atılması gerektiği, doğrudan yasadan da kabul edilebilir bir vurguydu” şeklinde konuştu.   ‘Abdullah Öcalan’ın koşulları, sürecin temel gündemidir’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünün kendileri açısından yeni bir tartışma ve talep olmadığını vurgulayan Newroz Uysal Aslan, “Bu konuda verilmiş çok büyük bir emek, bu talebin etrafında örülen büyük bedeller, yapılan sayısız açlık grevi, yapılan sayısız eylem, imza kampanyaları, Kürdistan'da ve dünyada yapılan sayısız çalışma var. Halen de bu özgürlük talebi, Kürt halkı açısından temel bir talep. 28 yıldır aralıksız bir biçimde ifade edilen temel bir talep. Bu değişmedi. Süreç içerisindeki önemi itibariyle baktığımızda, biz Sayın Öcalan'a karşı bir imtiyaz istemiyoruz. Sayın Öcalan'a özel bir tutum, bir yaklaşım oluşmasını da istemiyoruz. Hukuken zaten umut hakkından kaynaklı olan bir yasal düzenlemenin yapılmasını istiyoruz. İkinci olarak da çözüm konusunda bir diyalog ve müzakere varsa -ki iki yıldır süren bir müzakere var- önceki tecrübelerinin devamı olarak devam eden bir müzakere varsa, bu müzakerenin baş muhatabının koşulları, artık sürecin temel bir gündemidir. Ondan ayrıksı düşünülen, kişiye özelmiş gibi tarif edilen farklı manipülasyonların dışında, sürecin devam etmesini isteyen herkes, başarması isteyen herkes, bu süreçte farklı gerekçelerle destek veren herkes, Sayın Öcalan'ın koşullarını, Sayın Öcalan'ın pozisyonunu da aynı zamanda sürecin geleceği ve akıbeti açısından önemli görmek durumundadır” diye belirtti.   ‘Devlet barış dilini kuramamış’   Kürt Özgürlük Hareketi’nin, PKK'nin feshi kararını yerine getirilebilecek kişinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu, koşullarının temel talep ve öncelik olduğunu söylediğini hatırlatan Newroz Uysal Aslan, “Bu yasa ilk kez bu sürece bir muhataplık çizdi. Dedi ki; ‘ben devlet olarak bu çözüm sürecini sahipleniyorum’ ve bunun bir muhatabı olur. Sadece Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanı gibi bir kavram değil. Yasanın 7’inci maddesi, bu devleti yöneten ilgili kurumların kendisini muhatap kılacağı bir mekanizma kuruyor. Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı'nın başında olduğu 8 ayrı ilgili kurumun bulunacağı bir kurul. Yine siyasi alanda bir kurul oluşturuluyor ve bu kurullar devletin bir muhataplığı olacaksa, bunun karşılığında Kürt hareketinin de Kürtlerin de bu çözüm konusundaki muhataplığının kabul edilmesi gerekir. Siyaseten zaten bu açık. Bununla ilgili bizler açısından bir tartışma yok. Devlet için de yok ki orayı öncelikle muhatap kılıyor. Ama hukuken bunu tanımlamada, bu statüyü vermede erteleyen bir akıl var. Bu yasada, statü meselesindeki ikircikli halin bir yansıması da bu. Bunu Türkiye halkının hassasiyetiyle, toplumsal psikolojisiyle açıklamaya çalışmak, geldiğimiz süreç açısından açıkçası yetersiz bir gerekçe olur. Çünkü aynı zamanda Kürt Halk Önderi’ne yönelik saldırgan dilin ve tutumun da bir yönü aynı zamanda devletin ya da iktidarın o barışçı dile geçememesinin sonucudur. Kendilerinin yapamadığı bir şeyin sonucudur. O nedenle statü meselesini hem süreç açısından hem de Kürt halkının lideri olarak tarihsel bir hafızadan, 28 yıllık aralıksız özgürlük talebinden kaynaklı olarak yer alması temel bir taleptir” diye ifade etti.   ‘Statünün olmaması süreci bir yönüyle kırılgan kılar’   Yasanın dilinde devlet tarafından bir muhatap tariflenirken, Kürt halkı tarafından alınılan muhatabı hukuken tanıyacak bir mekanizma kurulmamasının en büyük eleştirilerden biri olduğunu dile getiren Newroz Uysal Aslan, “Devlet mekanizmasının İmralı'da, Sayın Öcalan'la kuracağı bir iletişim, diyalog, bir müzakere elbette ki olacak. Bu yasanın hayata geçmesi için de Kürt özgürlük hareketinin kendi içerisinde atılacak adımlarla ilgili bir müzakere ve diyalog zemini elbette ki olacak. Ancak bu zemin ne kadar hukuki ne kadar açık ve ne kadar statüsü belirlenmiş bir şekilde olursa, süreç o kadar güvence altına alınmış olur. O nedenle meseleyi, sürecin kendisinin güvence altına alınması ve Kürt halkının, özgürlük hareketinin temel talebinin görülüp görülmemesi üzerinden tartışıyoruz. Statü olmaması hususu, aynı zamanda süreci halen bir yönüyle kırılgan kılar” sözlerini kullandı.   ‘Toplumun bu yasanın takipçisi olması gerekiyor’   Siyaseten çokça dile getirilen bir diğer konunun da barışın toplumsallaşması ve herkesin kendini süreç içerisinde bir özne olarak görmesi olduğunu kaydeden Newroz Uysal Aslan, “Hukukçular ya da birçok akademisyen bilir ki; en iyi yasa, en kötü uygulayıcılar elinde çok kötü sonuçlar doğurabilir. En kötü yasa da en iyi uygulayıcıların elinde gerçekten hakkaniyete, hukuka, adalete uygun bir uygulama hali görebilir. O nedenle yasanın kendi içerisinde eleştirdiğimiz ve eksik bulduğumuz birçok husus var. Uygulamanın içerisinde de bunların nasıl hayata geçirileceği en az yasa kadar önemli. O nedenle uygulama sırasında keyfiliğin çıkmaması, farklı kararların yaratılmaması, kimi yerlerde bürokrasinin hukukçuların, devletin ya da siyasetin müdahalesiyle farklı algılara gitmemesi için tabii ki bunun uygulayıcısı olan ya da takip edicisi olan hukukçuların, baroların, hukuk örgütlerinin ve bir bütün toplumun, bu yasanın takipçisi olması gerekiyor. Biz de komisyon aşamasında söyledik. Evet, biz bu yasayı tüm eksiklerine rağmen bu süreci büyüteceğine inanıyoruz. Bir gedik açacağına, ilerleteceğine inanıyoruz. İnandığımız için ‘evet’ diyoruz. Destekliyoruz. Ama aynı zamanda eksiklerini uygulamada, yasama faaliyetinde giderebilecek bir çaba harcıyoruz. Bu çaba sadece buradaki yasa yapım çabası değil” dedi.   ‘Yasanın çıkması kadar nasıl uygulanacağı da önemli’   Bu yasayı ortaya çıkaranın bir halkın mücadelesi olduğunu ifade eden Newroz Uysal Aslan, son olarak şu ifadelere yer verdi: “Bu yasayı ortaya çıkaran hukukçular, kadınlar, gençler, birçok alandaki büyük mücadele ve bedelin hafızasıyla yarattı ve yasanın uygulama biçiminin de keyfiyete yol açmaması için gerçekten yasanın ruhuna uygun bir sonuç elde edebilmesi için uygulamayı da izlemek gerekir. Yani o takip ve izlemeyi sadece meclisin kuracağı komisyona ya da devletin kendi içerisinde kuracağı mekanizmaya bırakmadan, toplumun kendisinin kuracağı bu takip ve izleme mekanizmasının, her zaman canlı olması ve yasadan sonra asıl atılacak adımlar ve diğer yasaların ne zaman, nasıl geleceği konusunda hem siyasi talebi örgütlemesi hem de bunu bir baskı aracına dönüştürmesi lazım. O yüzden yasanın çıkması kadar nasıl, ne şekilde ve ne sonuçta uygulanacağı da aynı şekilde önemli.”