‘Abdullah Öcalan'ın statüsü güvence altına alınmalı’ 2026-09-04 09:03:02     İSTANBUL- Barış ve Demokratik Toplum sürecinin hukuki boyutunu değerlendiren İlknur Alcan, Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak statüsünün belirlenmesi ve hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi.   Barış ve Demokratik Toplum sürecinin hukuki zemini, Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak statüsü, İmralı’daki infaz rejimi ve “umut hakkı” tartışmaları gündemdeki yerini koruyor. Sürecin yalnızca silahsızlanmayla sınırlandırılmaması, çatışmayı ortaya çıkaran nedenlerin ortadan kaldırılması ve kadınların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması, kalıcı barışın temel başlıkları arasında yer alıyor. Türkiye Barolar Birliği Delegesi İlknur Alcan, sürecin hukuki ve toplumsal boyutlarını değerlendirdi.   ‘Abdullah Öcalan muhatap olarak görüldü’   Abdullah Öcalan’ın uzun yıllardır çözüm için muhatap arayışının merkezinde olduğunu belirten İlknur Alcan, gelinen aşamada devletin de Abdullah Öcalan’ı muhatap olarak kabul ettiğini söyledi. İlknur Alcan, Abdullah Öcalan’ın örgütü ve Kürt halkı açısından da muhatap olarak görüldüğünü ifade ederek, “Sayın Öcalan’ın yıllardır zaten bir muhatap arayışı mevcuttu. Bu halk nezdinde de kendisi muhatap olarak görüldüğü için ve aynı zamanda kendi örgütünde de tek muhatap olarak görüldüğü için bu sorunun çözümü için muhatap arayışları söz konusuydu. Bugün gelinen noktada, devletin de kabul ettiği üzere, kendisi şu anda baş müzakereci ve konunun muhatabı olarak belirlenmiş durumda” dedi.   ‘Komisyon kararlarının işlerliği konusunda netlik olması gerekiyor’   Süreç kapsamında dört alt komisyon oluşturulduğunu ve bunlardan birinin silahsızlanma ve stratejik koordinasyona ilişkin olduğunu belirten İlknur Alcan, Abdullah Öcalan’ın bu komisyonlarda aktif rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti. İlknur Alcan, “Komisyonların yetkilerinin, her ne kadar bir çerçeve yasa çıkartılmış olsa da, tam işlerliğinin belirtilmesi gerekiyordu. Yasada aynı zamanda Sayın Öcalan’a da baş müzakereci olarak bir statü belirlenmesi gerekiyordu. Ne yazık ki bu yapılmadı. Ancak bu ilk yasa. Sonrasında da çeşitli yasalar çıkartılacak. Bu komisyonların kararları ve işlerliği konusunda tam bir netlik olması gerekiyor” şeklinde ifade etti.   ‘Çatışmanın nedenleri ortadan kaldırılmalı’   Çatışmasızlığın yalnızca silahların bırakılması üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurgulayan İlknur Alcan, çatışmayı ortaya çıkaran koşulların tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi. İlknur Alcan, eşit yurttaşlık ve anadil gibi başlıkların çözüm sürecinin temel gündemleri arasında ele alınması gerektiğini belirtti. İlknur Alcan, “Çatışmasızlığın gerçekleşebilmesi için çatışmanın neden çıktığının öncelikle belirlenmesi gerekiyor. Çatışmayı doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu sürece sadece örgütün silah bırakması ve silahlı örgüt mensuplarının entegrasyonu şeklinde bakmamak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın da belirttiği gibi, öncelikle çatışmayı doğuran nedenlerin tespit edilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.   ‘Abdullah Öcalan’ın etkin görev üstlenmesi için hukuki güvence şart’   Bu nedenlerin başında eşit yurttaşlık ve anadil gibi demokratik taleplerin geldiğini ifade eden İlknur Alcan, çatışmasızlığın kalıcı hale gelmesi için bu sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Abdullah Öcalan’ın kuracağı iletişimin bu noktada önemli olduğunu belirten İlknur Alcan, baş müzakerecinin süreçte etkin görev üstlenebilmesi için hukuki güvenceye ihtiyaç duyduğunu kaydetti. İlknur Alcan, “Buradaki en aktif rol Sayın Öcalan’a düşüyor. Onun kuracağı iletişim üzerinden gerçekleşebilecek bir süreç söz konusu. Bunu yapabilmesi için de kendisine hukuki bir güvence verilmesi gerekiyor. Ancak şu anda böyle bir güvence çerçeve yasada belirlenmedi” diye belirtti.   ‘Abdullah Öcalan komisyonlarda aktif rol almak istiyor’   İmralı Heyeti ve Abdullah Öcalan’ın avukatlarının açıklamalarına da işaret eden İlknur Alcan, Öcalan’ın silahsızlanma, siyasallaşma ve barış başlıklarında oluşturulacak çalışmalarda aktif görev almak istediğini belirtti. İlknur Alcan, “Sayın Öcalan’ın silahsızlanma, siyasallaşma ve barış komisyonunda aktif görev almak istediğini görüyoruz. Burada hem görüşmelerin düzenlenmesi, silahsızlanmanın sağlanması hem de sürecin toplumla toplumsallaşması açısından görev almak istiyor. Kurulan dört komisyondan biri de Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu. Bu komisyonda aktif baş müzakereci olarak görev alacağını biliyoruz” diye ifade etti. İlknur Alcan, Abdullah Öcalan’ın bu rolü üstlenebilmesinin önündeki hukuki engellerin de kaldırılması gerektiğini belirtti.   ‘İmralı’da kişiye özel infaz rejimi uygulanıyor’   İmralı’daki tecridin de sürecin hukuki boyutundan ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten İlknur Alcan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi’nin (AK) Türkiye’ye yönelik karar ve yükümlülüklerini hatırlattı. İlknur Alcan, Avrupa Konseyi’nin cezaevlerini izleme mekanizması olan Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) İmralı’daki uygulamalara ilişkin değerlendirmelerine dikkat çekerek, burada “tecrit içinde tecrit” olarak nitelendirilebilecek özel bir infaz rejiminin uygulandığını söyledi. İlknur Alcan, “Bunun için özel bir yasal mevzuata gerek yok. Türkiye’de uygulanan yasal mevzuat uygulansa, oradaki infaz rejimi değiştirilse bu hukuka aykırılık giderilmiş olur. Türkiye’de bir infaz kanunu var ve burada hükümlülerin ve tutukluların hakları belirtilmiş durumda. Ancak ne yazık ki İmralı’da farklı, kişiye özel bir infaz rejimi uygulanıyor” dedi.   ‘Türkiye AİHS’ye uymak zorunda’   Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere de değinen İlknur Alcan, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına ilişkin açık bir çerçeve sunduğunu belirtti. Türkiye’nin AİHS’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan İlknur Alcan, AİHM kararlarının uygulanmamasını eleştirdi. İlknur Alcan, “Türkiye, AİHS’yi kabul etmiş bir ülke. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uluslararası sözleşmelerin nasıl uygulanacağını gösteriyor. Türkiye o sözleşmeye uymak zorunda. AİHM’in verdiği kararları uygulamak zorunda. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Sayın Öcalan hakkında verilen kararlar ortada. Türkiye ne yazık ki bunlara uymuyor. Can Atalay kararı da ortada. Hukuken geldiğimiz nokta maalesef bu” diye belirtti.   ‘Umut hakkı için ayrıca yasal düzenlemeye ihtiyaç yok’   AİHM’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infaz rejimine ilişkin kararını hatırlatan İlknur Alcan, Türkiye’nin “umut hakkı” konusunda yasal düzenleme yapmakla yükümlü olduğunu söyledi. İlknur Alcan, 2014 yılında verilen AİHM kararının ardından Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye çeşitli süreler verdiğini ve son olarak Haziran 2026’yı işaret ettiğini belirtti. Söz konusu düzenlemenin yalnızca Abdullah Öcalan açısından ele alınmaması gerektiğini vurgulayan İlknur Alcan, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan yaklaşık 4 bin 500 kişinin bulunduğunu söyledi. İlknur Alcan, “AİHM 2014’te bir karar verdi. Ağırlaştırılmış müebbetlerin infaz rejimine ilişkin bu karar, aynı zamanda Abdullah Öcalan’a ilişkin bir karar. Kararda Türkiye’ye infaz rejimini düzenlemesi gerektiği söyleniyor. Hiç kimseyi ömür boyu, ölene kadar hapishanede tutamazsın. Ağırlaştırılmış müebbet de olsa 25 yıl dolunca yeniden şartlı salıverme hakkını gözden geçirmelisin deniliyor” diye ifade etti.   ‘Herkesi kapsayacak bir düzenleme yapılmalı’   Türkiye’nin yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirten İlknur Alcan, konunun Avrupa Konseyi’ne taşındığını ve Türkiye’ye infaz yasasında düzenleme yapması yönünde çağrılar geldiğini söyledi. İlknur Alcan, “Bu aslında süreçten bağımsız bir şey. 2014’te verilen bir karar. En son Türkiye’ye Haziran 2026’yı göstererek bir süre daha tanındı ve Meclis’teki komisyona da atıf yapıldı. Bu süreç olmasa dahi Türkiye’nin umut hakkı düzenlemesini yapması gerekiyor” diye belirtti. İlknur Alcan, infaz yasasında yapılacak düzenlemenin kişiye özel olmaması ve tüm ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerini kapsaması gerektiğini ifade etti.   ‘Tecridi değil, fiziki özgürlüğü tartışmalıyız’   Süreçte Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak kabul edilmesi ile mevcut hukuki yükümlülüklerin birlikte ele alınması gerektiğini söyleyen İlknur Alcan, tartışmanın yalnızca tecridin kaldırılması noktasında tutulmasının dahi yetersiz olduğunu belirtti. İlknur Alcan, “Bir yandan süreç var ve süreçte baş müzakereci olarak siz muhatap alıyorsunuz ancak bir statü belirlenmemiş. O statünün de belirlenip aslında özgürlüğüne kavuşması gerekiyor. Biz biraz tecridi tartışıyoruz ama AİHM’in verdiği karar doğrultusunda tecridi tartışmamız bile bir geri nokta. Direkt aslında serbest bırakılmasını tartışıyor olmamız gerekir” şeklinde ifade etti.   ‘Kadınların deneyimi sürece taşınmalı’   Sürecin hukuki ve siyasal düzenlemelerle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten İlknur Alcan, kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsiline dikkat çekti. Kadın özgürlüğünü merkeze almayan hukuk, barış ve toplumsal sözleşmelerin demokratik ve kalıcı olamayacağını ifade eden İlknur Alcan, “Kadın özgürlüğünü merkeze almayan hiçbir hukuk, barış ya da toplumsal sözleşmenin gerçek anlamda demokratik ve kalıcı olması beklenemez. Tarihsel olarak erkek egemen hukuk düzleminde kadın çoğu zaman özne olarak değil, denetlenen ve sınırlandırılan bir nesne olarak konumlandırılmaya çalışıldı” sözlerini kullandı.     ‘Kadınların savaş esnasındaki deneyimleri sürece taşınmalı’   Kadınların süreçte aktif biçimde yer almasının zorunlu olduğunu vurgulayan İlknur Alcan, kadınların savaş sırasında maruz kaldıkları özgün baskı ve şiddet deneyimlerinin müzakere ve karar süreçlerine taşınması gerektiğini belirtti. İlknur Alcan, “Kadınların yaşadığı deneyimlerle erkeklerin savaşa ilişkin yaşadıkları deneyimler aynı değil. Kadınların o deneyimlerini oraya taşıması gerekiyor. Savaş sırasında kadın zaten ezilen bir kimlik olduğu için savaşta daha fazla eziliyor. O kadınların deneyimlerini bu sürece taşıması ve kadın özgürlüğü açısından bakış açılarını sürece yansıtmaları gerekiyor” şeklinde ifade etti. Kadınların dışlandığı bir barışın kalıcı olamayacağını belirten İlknur Alcan, kadınların yalnızca temsil edilmesinin değil, sürecin şekillenmesinde aktif rol üstlenmesinin önemine dikkat çekti. İlknur Alcan, “Kadının dışlandığı bir barışın kalıcı bir barış olması mümkün değil. Kalıcı bir barış için kadınların mutlaka aktif olarak yer almaları gerekiyor” dedi.