Nöbet 5’inci haftasında: Var olan düzeni değiştireceğiz 2026-11-03 13:47:42   AMED - “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti”nin 5’inci haftasında katledilen ve şüpheli şekilde yaşamını yitiren 10 kadının hikâyesi okunarak, “Kadınların ölümlerini saymak için değil; bu ölümleri mümkün kılan düzeni değiştirmek, kadınların yaşamlarını, sözlerini ve hakikatlerini savunmak için bulunuyoruz” denildi.   Amed Şiddetle Mücadele Ağı tarafından kadın katliamlarına karşı başlatılan “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti” 5’inci haftasında da Diyarbakır Adliyesi önünde devam etti. Nöbette, “Kadınlar adalet ve hafıza nöbeti tutuyor” pankartı ile katledilen kadınların fotoğrafları taşındı. Siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı nöbette sık sık, “Jin, jiyan, azadî”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Bijî tekoşina jinan” ve “Koruma, aklama, yargıla” sloganları atıldı. Basın açıklamasını Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Temsilcisi Avukat Zilan Esen, okudu.   ‘Hakikatin karanlıkta kalmaması için buradayız’   Kadınların ölümlerimin ‘intihar’, ‘kaza’, ‘şüpheli ölüm’ denilerek karanlıkta bırakıldığı bir coğrafyada, unutmayı ve sessiz kalmayı reddettiklerini belirten Zilan Esen, “Kadınların birer sayı, birer dosya numarası, gazete manşeti ya da istatistik olmadığını hatırlatıyoruz. Kadınların yaşamlarının sistematik biçimde sürekli hedef alınmasının adı kadın kırımıdır. Bu kırım; tarihsel-toplumsal değerlerin taşıyıcısı olan kadınların hakikatine, varoluşuna yönelmiş bir savaştır. Bu cinayetler münferit değil; patriyarkanın, cezasızlığın ve kadınların yaşamları üzerinde hak iddia eden erkek egemen düzenin sonucudur. Nöbetlerimizde kadınların hikâyelerini anlatırken onların onurunu ve geride kalan yakınlarının haklarını gözetmeyi; doğrulanmamış bilgileri yeniden üretmemeyi ve hiçbir kadının yaşamını bir teşhir nesnesine dönüştürmemeyi esas alacağız. Talep ettiğimiz adalet yalnızca ölümden sonra verilecek bir hükümle sınırlı değildir. Şüpheli kadın ölümü, ölüm biçiminin adı değildir; soruşturma makamlarının gidermekle yükümlü olduğu şüphenin adıdır. Hakikatin karanlıkta bırakılmaması ve hiç kimsenin unutulmaması için buradayız” dedi.   Açıklamanın ardından katledilen kadınların hikayesi okundu.   ‘Sorumluların hesap vermesini istiyoruz’   “16 yaşındaki M.N.B., 26 Ekim tarihinde Urfa'nın Haliliye ilçesine bağlı Süleymaniye Mahallesi'ndeki evinde ateşli silahla vurulmuş halde bulundu. M.N.B.'nin ölümü bazı haberlerde henüz soruşturma tamamlanmadan intihar olarak aktarıldı. Oysa silaha erişim koşulları, ölümünden önce yaşananlar ve olası şiddet ya da baskı ilişkileri araştırılmadan böyle bir sonuca varılamaz. Aile içinde yaşananların özel alan gerekçesiyle görünmez kılınması, özellikle kadınların ve çocukların maruz bırakıldıkları şiddetin açığa çıkarılmasını güçleştiriyor. Devletin yaşam hakkını koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğü, ölümün gerçekleştiği yerden bağımsızdır. M.N.B.'nin ölümünün toplumsal cinsiyete duyarlı bir soruşturmayla aydınlatılmasını, varsa sorumluların hesap vermesini istiyoruz.   Adalet talebi    25 Ekim'de Mersin'in Mut ilçesinde hayvanlarını otlatmak için evinden ayrılan 45 yaşındaki Nesrin Candan'dan bir daha haber alınamadı. 27 Ekim'de ormanlık alanda cansız bedenine ulaşıldı. Nesrin'in yaşamına ilişkin basına yansıyan bilgilerin neredeyse yalnızca kaybolduğu ve ölü bulunduğu bilgileriyle sınırlı olması kadınların yaşamlarının görünmez kılınması tutumunun bir parçası. Ölümünün nasıl gerçekleştiği henüz bilinmiyor. Kaybolduğu iki gün boyunca neler yaşandığının, olay yeri bulgularının ve otopsi sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Kadınların şüpheli ölümlerinde devletin etkili soruşturma yükümlülüğü, ölüm nedeninin belirlenmesinin yanı sıra olayın bütün koşullarının ve varsa cezai sorumlulukların ortaya çıkarılmasını da kapsar. Nesrin'in yaşamının birkaç satırlık kayıp haberiyle sınırlı kalmasına, ölümünün yanıtsız bırakılmasına karşı adalet talebimizi sürdürüyoruz.   Soruşturma tamamlanmadan intihar olarak nitelendirildi    27 yaşındaki H.B., 27 Ekim tarihinde Urfa'nın Eyyübiye ilçesindeki evinde şüpheli biçimde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Bazı haberlerde ölümü henüz soruşturma tamamlanmadan intihar olarak nitelendirildi. H.B.'nin ölümünde ilk beyanların ve olay yeri bulgularının bütün delillerle birlikte değerlendirilmesi, varsa geçmişte maruz kaldığı şiddet, tehdit ve baskıların araştırılması gerekiyor. Kadınların ev içinde yaşadıkları şiddetin aile mahremiyeti gerekçesiyle görünmez kılınması, şüpheli ölümlerin aydınlatılmasını da güçleştiriyor. Devletin koruma yükümlülüğünün merkezinde soyut bir aile bütünlüğü değil, kadınların yaşam hakkı ve özgürlüğü bulunmalıdır. H.B.'nin ölümünün bütün yönleriyle araştırılmasını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.   Şiddet geçmişinin araştırılması yükümlülüğü   Aleyna Akdoğan 23 yaşındaydı. 27 Ekim tarihinde Kırklareli'nin Vize ilçesinde, evli olduğu S.A. tarafından ateşli silahla katledildi. Aleyna'nın katledilmesi bazı haberlerde ‘eşler arasında çıkan tartışma’ ve ‘aile faciası’ ifadeleriyle aktarıldı. Erkek şiddetini karşılıklı bir anlaşmazlığın sonucu olarak sunan bu dil, cinayetin failini ve politik niteliğini geri plana itiyor. Kadınların evlilik içerisinde maruz bırakıldıkları şiddet, aile mahremiyetiyle açıklanabilecek özel bir mesele değil, yaşam hakkına yönelik bir ihlaldir. Failin intihara teşebbüs etmiş olması, cinayet öncesindeki koşulların ve olası şiddet geçmişinin araştırılması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Aile bütünlüğünü kadınların yaşam hakkının önüne koyan politikalar karşısında Aleyna'nın katledilmesinin bütün yönleriyle soruşturulmasını, geride kalan çocuğunun haklarının ve bakım güvencesinin sağlanmasını talep ediyoruz.   Gizem’in ölümü aydınlatılmalı    Gizem Esen Geldioğlu 25 yaşındaydı. Zonguldak'ın Devrek ilçesinde yaşıyordu. 29 Ekim tarihinde yaşadığı apartmanın üst katından düşerek ağır yaralandı. Komşularının ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırıldı ancak yaşamını yitirdi. Gizem'in hangi koşullarda düştüğü henüz açıklığa kavuşmadı. Gizem’in yüksekten düşerek yaşamını yitirmiş olması, ölümünün nasıl gerçekleştiğini açıklamıyor. Üçüncü kişilerin olası müdahalesinin yanı sıra maruz kalmış olabileceği şiddet ve baskılar nedeniyle intihara sürüklenme ihtimali de araştırılmalıdır. Devletin yaşam hakkından doğan etkili soruşturma yükümlülüğü, ölümün yalnızca ‘yüksekten düşme’ olarak kayda geçirilmesiyle yerine getirilmiş olmaz. Gizem’in ölümünün bütün yönleriyle aydınlatılmasını, varsa sorumluların belirlenmesini ve hakikatin açığa çıkarılmasını talep ediyoruz.   Kadınların ayrılma iradesini tanımayan anlayış   Aynur Ekici 49 yaşındaydı. İki kız çocuğu annesiydi ve Ankara'da terzilik yapıyordu. 30 Ekim tarihinde, 2021 yılında boşandığı Doğan Yavuz tarafından Batıkent'teki iş yerinde ateşli silahla katledildi. Fail, saldırının ardından aynı silahla yaşamına son verdi. İş merkezinin yöneticisinin anlatımına göre Aynur, uzun süredir eski eşi tarafından takip ediliyor, kendisinden uzaklaşabilmek için adresini gizlemeye çalışıyordu. Kadınların ayrılma iradesini tanımayan, onları ayrılık sonrasında da denetim altında tutmaya çalışan erkek egemen anlayış, kadınların çalışma ve bağımsız yaşam kurma haklarını da hedef alıyor. Aynur'un yıllarca eski eşinden uzaklaşmaya çalıştığına ilişkin tanık anlatımları, olası ısrarlı takip ve tehditlerin araştırılmasını gerektiriyor. Failin yaşamına son vermesi, cinayet öncesindeki risklerin ve varsa kurumsal ihmallerin incelenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Kadınların boşanma ve nafaka haklarının tartışmaya açıldığı bir dönemde, devletin asli sorumluluğunun aile birliğini değil, kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve ekonomik bağımsızlığını güvence altına almak olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.   Yaşam hakkına yönelik saldırıları meşrulaştıramaz   Elif Kesen 19 yaşındaydı. Ankara'nın Mamak ilçesinde, 30 Ekim tarihinde babası Bülent Kesen tarafından ateşli silahla katledildi. Elif'in katledilmesi, patriyarkal düzenin kadınların yaşamları üzerinde aile ve namus kavramları aracılığıyla kurduğu eril tahakkümün bir sonucudur. Kadınların kendi yaşamlarına ilişkin kararlarını aile otoritesine tabi kılan bu anlayış, babalık sıfatını kadınların özgürlüğüne müdahalenin gerekçesi haline getiriyor. Hiçbir aile bağı, namus anlayışı veya toplumsal değer yargısı kadınların yaşam hakkına yönelik saldırıları meşrulaştıramaz. Elif'in katledilmesinde toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir yargılama yürütülmesini, failin sorumluluğunu hafifleten cinsiyetçi gerekçelere yer verilmemesini ve adaletin sağlanmasını istiyoruz.   Şiddet riskinin neden önlenemediğinin hesabı verilmelidir   Kumsal Kayan 20 yaşındaydı. Aydın'ın Nazilli ilçesinde yaşayan Kumsal, 27 Ekim tarihinde eski erkek arkadaşı Veysi Düzenli tarafından evinde ateşli silahla katledildi. Kaldırıldığı hastanede 30 Ekim'de yaşamını yitirdi. Fail yakalanarak tutuklandı. Kumsal’ın annesinin anlatımına göre Kumsal, yaklaşık altı ay önce ilişkisini sonlandırmış ancak failin ısrarlı takibinden ve tehditlerinden kurtulamamıştı. Defalarca şikayette bulunmuş ve hakkında uzaklaştırma kararı aldırmıştı. Kumsal'ın katledilmesi, kadınların ayrılma iradesini tanımayan eril tahakkümün ve koruma mekanizmalarındaki yetersizliklerin ağır bir sonucudur. Kumsal şiddet riskini bildirmiş, hukuki yollara başvurmuş ancak yaşamı korunamamıştır. 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararları, etkin biçimde uygulanmadığında kadınların yaşam hakkını güvence altına almıyor. Failin bireysel cezai sorumluluğunun yanı sıra, varsa koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kamu görevlilerinin sorumluluğunun da belirlenmesini istiyoruz. Kumsal'ın defalarca dile getirdiği şiddet riskinin neden önlenemediğinin hesabı verilmelidir.   Bütün olasılıkları değerlendiren etkili bir soruşturma talebi   Fadime Dönmez 26 yaşındaydı. 31 Ekim tarihinde Aydın'ın Nazilli ilçesindeki evinde şüpheli biçimde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Ölümünün nasıl gerçekleştiği henüz açıklığa kavuşmadı. Şüpheli kadın ölümlerinde kadınların özel yaşamlarının sorgulanması yerine, yakın ilişkilerindeki olası şiddet ve güç ilişkilerinin araştırılması esastır. Üçüncü kişilerin müdahalesi, cinayet veya maruz bırakılmış olabileceği şiddet, tehdit ve baskılar nedeniyle intihara sürüklenme ihtimalleri, somut deliller ışığında incelenmelidir. Kadınların yaşamları üzerindeki eril tahakkümün ev içindeki biçimlerini görmezden gelen bir soruşturma, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından eksik kalacaktır. Fadime'nin ölümünde toplumsal cinsiyete duyarlı, bütün olasılıkları değerlendiren etkili bir soruşturma yürütülmesini ve varsa sorumluların hesap vermesini talep ediyoruz.   Şiddet, baskı ve toplumsal yalnızlaşma   Fatma Öztürk 49 yaşındaydı. 2 Kasım tarihinde Kayseri'nin Melikgazi ilçesindeki evinde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Fatma'nın ölümünün günler sonra fark edilmesi, yalnızca ölüm nedenine değil, yaşamının son günlerinde içinde bulunduğu koşullara da bakılmasını gerektiriyor. Kadınların maruz bırakıldıkları şiddet, baskı ve toplumsal yalnızlaşma, yaşam hakkını korumaya yönelik politikaların dışında değerlendirilemez. Fatma'nın ölümünde üçüncü kişilerin olası müdahalesinin, şiddet veya tehdit nedeniyle intihara sürüklenme ihtimalinin ve varsa önceki başvurularının araştırılması gerekiyor. Ölümün başlangıçta intihar olarak değerlendirilmesi, diğer olasılıkların soruşturma dışında bırakılmasına gerekçe olamaz.”   ‘Şiddetsiz ve onurlu bir yaşam istiyoruz’    Hikayelerin ardından konuşan Zilan Esen, “Kadın cinayetlerini yalnızca failin cezalandırılmasına indirgeyen bir adalet anlayışı, cinayetleri mümkün kılan toplumsal ve kurumsal koşulları sorgulamakta yetersiz kalır. Kadınların şiddetten uzak, eşit ve özgür yaşayabileceği toplumsal, ekonomik ve hukuki koşullar kurulmadıkça erkek şiddeti sürer. Talep ettiğimiz adalet, yalnızca ölümden sonra verilecek bir hüküm değil; kadınların yaşarken korunmasını, eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşamın güvence altına alınmasını da içeriyor. Bu nedenle her olayda yalnızca ‘Kadını kim öldürdü?’ sorusunu sormuyoruz. Biz özgürlük istiyoruz, şiddetsiz ve onurlu bir yaşam istiyoruz, diyoruz. Kadınların yaşamı pazarlık konusu değildir. Şiddet kader değildir. Cezasızlık kabul edilemez. Unutmak bir seçenek değildir. Biz burada yalnızca kadınların ölümlerini saymak için değil; bu ölümleri mümkün kılan düzeni değiştirmek, kadınların yaşamlarını, sözlerini ve hakikatlerini savunmak için bulunuyoruz” dedi.   ‘Biz bu düzeni değiştirmeye kararlıyız’   Ardından söz alan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Kadın erkek eşitsizliği temel gündemlerden bir tanesi. Yıllar geçiyor ama kadına yönelik şiddet değişmiyor. Dil, kimlik ayrımı gözetilmeksizin kadın kırımı yaşanıyor. Kadınların güvende olması gereken evlerinde babaları, eşleri, yakınları tarafından katlediliyorlar. İktidar, meclis, siyasi partiler ne yapıyor? Bu çığlığı her yerde duyurmaya çalışıyoruz ama onlar kadınların kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek geçit verdiler. Birinin şiddet mağduru faili olduğu çatı aile olabilir mi? Olamaz. Bu kadın kırımının tek adı erkek egemen sistem. Erkek egemen sistem devam ettiriliyor. Her şüpheli ölüm, intiharın altında cinayet vardır ve soruşturmayan yargı var. Katilleri koruyorlar. Biz bu düzeni değiştirmeye kararlıyız. Akladığınız her katil yeni katilleri doğuruyor. Topluma sesleniyorum bu şiddeti, haksızlığı kabul etmeyelim, meşru görmeyelim. Özsavunma yaşatır kampanyası yürütüyoruz HDK olarak. Gördüğünüz saldırıya sesiz kalmayalım örgütlenelim” diye belirtti.   Açıklama sloganlarla son buldu.