Törenin yapıldığı alan 2026-05-22 09:04:22   “Yaşamının büyük bir bölümünü savaş içinde geçirmiş biri için silahın “güç-iktidar” yaratabilen ve kolaylıkla vazgeçilemeyecek bir unsur olduğu düşünüldüğünde, atılan adımın ve iradenin büyüklüğü daha net görüşebilmektedir.”   Dicle Müftüoğlu   Hem devletler hem de toplumlar tarafından gerçekleştirilen her bir ritüel, yalnızca tek bir sözün ya da aktivitenin olduğu eylemler değildir. Biçimi, tarihi, yapıldığı alan ve öncülük eden isimleriyle bir ya da birçok tarihsel gönderme içerir. Tarihi şimdide arayan ve oradan gücünü alan bir hareketin düzenleyeceği bir tören de bu durumdan bağımsız olamazdı. Bu törenin yapıldığı ve bilinçli bir tercih olduğu anlaşılan Şikefta Casenê de tarihsel göndermeleri içeren bir alandır. Alana kent merkezinden giderken karşıdan sizi karşılayan silüet, bir yere uzanmış bir kadın bedenini anımsatmakta ve “Tanrıça dağı” diye isimlendirildiğine dair söylemler bulunmaktadır. Kürt özgürlük mücadelesine yarım asırdan fazla süredir öncülük eden bu hareket de tıpkı tarih boyunca direniş mekânı olan dağları “vatan” eylediği gibi, dönüşümünü dağlardan başlatıp tüm alanlara yaydı. Tarihsel süreçte PKK’nin öncesinde direnen isimlerden olan Şeyh Mahmud Berzenci’nin, 1923’te İngilizlerin saldırıları nedeniyle karargâh olarak kullandığı merkez de Şikefta Casenê’dir. Bu seçimle birlikte Kürtlerin bir yüz yılı aşan varlık mücadelesinin tüm değerlerine bir gönderme yapılmış ve mücadeleleri anılmıştır. Bu mekânın o süreçte bir matbaa olarak kullanılması da Kürt özgürlük tarihi boyunca önemli bir konu olan yazmanın önemine işaret eden bir gönderme niteliği taşımaktadır.    Törenin Estetiği    Silahları imha töreni, tüm ayrıntıları düşünülmüş özel bir andı. 51 yıl, 1 ay ve 1 hafta süren bu büyük mücadelenin boyut değiştirilmesi, güzelin yaratımında estetik bir organizasyona dönüştü. Kürt halkının varlığını dünyaya kanıtlayan bir hareketin, özgürlük mücadelesinde yeni bir eşiğe ulaşmasının ve silahların ortadan kalktığının anlatımı, yalnızca sözle değil bir eylemle ortaya konulma örneğiydi. Törende estetiğin bu denli ön plana çıkması da Kürt Özgürlük Hareketi ve önderi Abdullah Öcalan’ın mücadele ekseninin tamamına etiği ve estetiği ana eksen olarak koymasından kaynaklanmaktadır.  Abdullah Öcalan, “etik özgürlük ahlakı ve bilincidir, estetik ise bu bilinç doğrultusunda oluşmaktır” demektedir.    Mücadele tarihi boyunca özgür yaşam tanımlaması yapan Abdullah Öcalan, özgür olmayan bir yaşamın kabul edilemeyeceğini vurgulamaktadır. Bilinçlendirdiği, kendini küllerinden yeniden tanımladığı, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda “Kuru bir tahtayı yeşertme” olarak ifade ettiği Kürt halkının varlık mücadelesinde, diriliş süreci boyunca esas aldığı estetiği bu dönüşümde de baş köşeye koymaktadır.    24 saati aşan bir yolculukla bu alana ulaşan; tarihi dönüşüme tanıklık etmek isteyen, sürece omuz veren aydınlar, yazarlar, siyasetçiler, gazeteciler ve barışı ilmek ilmek dokuyan Barış Anneleri yerlerini aldı. Kürdistan tarihinin ilk matbaasının kurulduğu mağaradan aşağıya doğru süzülen merdivenlerden, olabildiğine sade, bir su gibi mütevazi bir akışla ilerleyen; birazdan yapacakları açıklamayla adlarını Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak tanımlayacak olan 30 gerilla alana girdi. Besê Hozat öncülüğünde, dördü komuta düzeyinde olan 30 gerilla, bir dans koreografisini andırırcasına ellerinde silahları, bellerinde rextleriyle sahnedeki yerlerini aldı. Dönüşümün öncüleri, gözlerini neredeyse hiç kırpmadan; alandaki izleyicilerin coşku, hüzün ve sevincinin birbirine karıştığı duygu seline kapılmadan, bir disiplin içinde açıklamanın tamamlanmasını bekledi. Açıklamanın tamamlanmasıyla birlikte, tıpkı geldikleri gibi aynı disiplin ve sadelikle ilerleyerek silahların imhası için hazırlanan çanağa silahları ve rextlerini birer birer koydu. Silahların envanteri ise sivil toplum örgütlerinin sürece dahiliyetini sağlamak amacıyla onlara teslim edildi. (ÖHD ve İHD’nin “11 Temmuz 2025 Silah İmha Töreni Gözlem Ve Tespit Raporu” başlıklı raporu) Gözlemci olarak gelen Irak ve Federe Kürdistan Bölgesi hükümet yetkilileri ile MİT görevlilerine böylesi bir teslimin yapılmaması da dünyadaki diğer örneklerden farklı bir yol izleme iradesi ortaya koydu.     Özgür irade vurgusu   Yapılan her bir eylem, atılan her bir adım bir irade beyanıdır. 51 yılı aşan savaşı sonlandırmak, silahlı mücadeleden vazgeçerek demokratik siyasete yol açmak da başlı başına büyük bir irade gerektirir. Sürecin demokratik ve siyasal zeminde ilerlemesi için ön açıcı adımlardan birini atan Barış ve Demokratik Toplum Grubu, bu törende yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:“Kürt varlığına yönelik inkâr ve imha amaçlı saldırılara karşı savaşmak amacıyla farklı tarihlerde PKK’ye katılmış ve silah kuşanıp farklı bölgelerde mücadele etmiş biz kadın ve erkek özgürlük savaşçıları, bugün buraya Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 19 Haziran 2025 günü açıklamasında dile getirdiği çağrıya cevap olarak buraya geldik. Gelişimiz aynı zamanda Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 günü açıkladığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, 5-7 Mayıs günlerinde yapılan PKK 12. Kongre kararları temelindedir. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz.”   Abdullah Öcalan’ın çağrısının bir gereği ve onun yarattığı paradigmaya bağlılığın bir nişanesine dönüşen törende, “silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” vurgusu ön plana çıktı. Hayatlarını tümüyle bir halkın özgürlük mücadelesine adayan 30 gerilla -ki bunların bir kısmı 30 yılı aşkın süredir dağlarda silahlı mücadele yürütüyor- silahlarını imha etti. Bu durum, hedeflenen dönüşüm ve demokratik siyaset mücadelesine dair güçlü bir istemi ortaya koydu. Yaşamının büyük bir bölümünü savaş içinde geçirmiş biri için silahın “güç-iktidar” yaratabilen ve kolaylıkla vazgeçilemeyecek bir unsur olduğu düşünüldüğünde, atılan adımın ve iradenin büyüklüğü daha net görüşebilmektedir.   NOT: Yazının devamı “Ateşle İmha ve Yeniden Doğuş” başlığıyla haftaya yayınlanacaktır.     Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Kadın ve Barış” dosya konulu 37. sayısından kısaltılarak alınmıştır.