Çiğdem Kılıçgün Uçar: İnkar siyaseti kaybetmiştir 2026-02-06 09:10:44   Şehriban Aslan    AMED - Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları, yaşanan gelişmeleri  ve imzalanan anlaşmayı değerlendiren DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürtlere yönelik inkar siyasetinin  kaybettiğini belirterek, “Demokratik ulus inşasında kadın mücadelesinin altını çizerek “Demokratik ulus tahayyülünü en çok hayata geçirebileceğimiz yerlerden birisi kadın mücadelesidir” tespiti ile de kadın mücadelesinin öneminin altını çizdi.    6 Ocak’ta HTŞ, DAİŞ ve Türkiye destekli çetelerin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırıları giderek Kuzey ve Doğu Suriye- Rojava’nın tümünü hedef aldı. Saldırılara karşı 30 Ocak’a kadar  7’den 70’e Kürt halkı ve dostları büyük bir direniş gösterdi. Dünyanın dört bir yanına  yayılan direniş sonucunda QSD ile HTŞ arasında ateşkes ve entegrasyon anlaşması imzalandı.    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, gerçekleşen saldırılar, direniş ve yaşanan gelişmelere ilişkin JINNEWS’in sorularını yanıtladı.   “Arapları ve Kürtleri başta olmak üzere bütün halkları karşı karşıya getirecek, bir iç savaşa götürecek ciddi bir savaş provokasyonuydu.”   * 6 Ocak’tan bu yana Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu saldırılarla esas olarak ne hedefleniyor?   Aslında genel küresel siyaset kapsamında bir yeniye ihtiyaç olduğu, açığa çıktı. Bu yeniyi inşa etmek için de en belirgin olarak 3’üncü Dünya Savaşı'nın yürütüldüğü merkez Ortadoğu’dur. Ortadoğu'da da aslında Kürt coğrafyasıdır... Şimdi yeninin nasıl olacağı meselesinde bence Rojava modeli bütün halklara bir seçenek sunuyor. Ama işte hem küresel güçlerin hem de oradaki bölgesel güçlerin kendi aralarında yapmış olduğu o zımni ittifakta açığa çıkan şey özgürlükleri esas alan bir sistem yerine, ulus devletin baskı ve inkâr politikalarının devam etmesi üzerineydi. Biraz Rojava'da açığa çıkan irade aslında hem halklara seçeneksiz olmadıklarını hem de yeni bir sistemle devam edebileceğini göstermiş oldu.   Ortak yaşamın ortaya çıktığı bir iradedir   Bu saldırılar ne anlam ifade ediyor? Aslında halkların özgürlüğe dair gelecek tahayyülünü ipotek altına alan bir savaşa da dönüştü. Özelde de Suriye iç savaşından bugüne kadar bin bir emekle kurulan bu model halkları karşı karşıya getiren değil tam da demokratik umut temelinde insanların ortak yaşam iradesinin açığa çıktığı bir modeldir. Tam tersi bir yerden Arapları ve Kürtleri başta olmak üzere bütün halkları karşı karşıya getirecek, bir iç savaşa götürecek ciddi bir savaş provokasyonuydu. Buradan dönülmüş olması kıymetlidir. Burada Demokratik Suriye Güçleri’nin müzakere hakkı, diplomatik ısrarları ve orada halklarla kurmuş olduğu sistemin hayata geçmiş olması bir anlamda bunun önüne geçmiş oldu. Dolayısıyla orada esasen küresel siyaset yeni kuracağı düzlemin başlayacağı yer olarak bir anlamda orayı seçmiş durumda.   Önemli bir eşiği geçirmiş olduk   Sayın Öcalan'ın bu konuyla ilgili tespitleri vardı. Özellikle 27 Şubat çağrısından bugüne Ortadoğu'da, İran, Suriye ve aslında bütün ülkeler babında bir müdahale var. Bu müdahalede hem Ortadoğu'da yönetecek gücün kim olacağının yeniden dizayn edilmesi var. Hem de oraya biçilen bir gelecek var. Hatırlarsanız özellikle Gazze saldırısı açığa çıkan o çatışmalı durumun aynısı aslında Suriye'de de hayata geçirilmek istendi. Sayın Öcalan'ın çağrısında Suriye'de yürütülen savaşın bir anlamda kaynağını da açığa çıkardı. 50 Gazze yapılmak istenen yerden biz bugün Kürt inkârının artık sürdürülemez olduğunu açığa çıkaran yeni bir dönemin önemli bir eşiğini geçirmiş olduk.   “Herkes aslında o kesilen örük şahsında kadınların özgürlük mücadelesine sahip çıkmış oldu. Buradan şunu söyleyebiliriz; kadın mücadelesi özgün olarak sadece kadınların özgürlüğünü değil, kadınların var olduğu bütün toplumsal düzlemin özgürlüğünü hedefleyen bir mücadele…”   *Saldırıların başlamasıyla en çok kadınlar hedef alındı. Hedef alınmasıyla birlikte kadınların hem Rojava hem de dünyada direnişi ve mücadelesi arttı. Kadınların bu direnişini nasıl okumak gerekir?   Erkek egemenliği dünyaya hakim bir sistem ve bunun karşısında da hiç bitmeyen bir kadın mücadelesi var. Erkeklerin kadınlarla yürütmüş olduğu savaşın kendisine en güçlü ve en somut duruşun gerçekleştiği yerlerden birisi Rojava’dır. Çünkü erkek egemen sistemde kadına biçilen rollerde kadının yokluğu, kadının hiçbir yerde olmadığı ve olamayacağı üzerineydi. Fakat gelin görün ki Rojava’da öyle bir sistem var ki hem siyasetin içerisinde hem ekonomik düzlemin içerisinde yaşamın bütün alanlarında kadınlar hem de kendi öz kimlikleriyle, kendi hakikatleriyle var olabildiler. O yüzden esasen en kadın düşmanı politikaların simgeleştiği IŞİD ve HTŞ üzerinden bu saldırılar gerçekleşti.   Kadın devriminin olması da hedef haline getirildi   Mesela yaşananlara somut bir örnek bu 6 Şubat'ta başlayan saldırılarda gördüğümüz bir Kürt kadın savaşçının saçının kesilmesi, yine bir Kürt kadın savaşçının bir binadan atılması görüntüleri kadın karşıtlığı ve düşmanlığın ne kadar derinleştiğine dair somut bir veridir. Ama yine bu süreç devam ederken özellikle Kobanê'de yürütülen kuşatmanın sonucunda hem iletişimsizlik hem elektriksizlik hem susuzluk meselesinde çok güçlü bir tablo açığa çıktı. O iletişimsizlikte Kürt kadın savaşçının saç örüğü bütün dünyayı sardı sarmaladı. Herkes aslında o kesilen örük şahsında kadınların özgürlük mücadelesine sahip çıkmış oldu. Buradan şunu söyleyebiliriz; kadın mücadelesi özgün olarak sadece kadınların özgürlüğünü değil, kadınların var olduğu bütün toplumsal düzlemin özgürlüğünü hedefleyen bir mücadele… Rojava’da bu kazanımların en çok hayata geçtiği yerlerden birisi. Biz 6 Ocak saldırısı ve önceki dönemlerdeki Rojava'ya dönük saldırıların hepsinde de Rojava'da açığa çıkan kadın devriminin hayat bulmasının da Rojava'yı hedef haline getirdiğini söyleyebiliriz.   Kadınlar çok güçlü sahip çıktı   Erkek egemenliğinin en çok korkacağı şey kadınların gerçekleşmiş olduğu, gerçekleştirmiş olacağı devrimdir ki hayat bulduğu yerin kendisi de Rojava oldu. Bir şey daha var. Mesela kadınların yürütmüş olduğu mücadele şöyle bir kazanıma da tekabül ediyor. Bizim siyaseten çok konuştuğumuz başlıklardan birisi demokratik ulus, en acil ihtiyaçlardan birisi ve saçını örerek Rojava'daki kadınların özgürlük mücadelesinde ve hakların ortak yaşam iradesinde en güçlü sahip çıkanlar da kadınlar oldu. Şunu demek bence mümkün; demokratik ulus tahayyülünü en çok hayata geçirebileceğimiz yerlerden birisi de kadın mücadelesidir. Çünkü kadınlar dinine, inancına, ırkına bakmaksızın kadın özgürlüğü meselesinde bir araya gelebildiler ve bu mücadeleyi de bütün dünyada hani haykırarak eylemlerini de ifade etmiş oldular. O yüzden kadınların yürütmüş olduğu mücadele Rojava'nın savunulmasında ve Rojava'nın kendi hakikatiyle devam etmesinde çok kritik bir değer taşıyor.   “Rojava'da yürütülen savaş karşısında bütün Türkiye başta olmak üzere dört parça Kürdistan ve Avrupa'da açığa çıkan iradenin sahiplenmesi Kürtlerin Demokratik Birliği anlamında demokratik çözümünde de adresin ne olduğunu gösteren bir tablo açığa çıkarmış oldu.”   * Bu saldırıların Ortadoğu’daki güç dengeleri ve Kürtlerin statü mücadelesi üzerindeki etkileri neler oldu?   Şimdi 27 Şubat çağrısından bugüne esasen bu süreçte iki taraf var. Bir devlet, bir de Sayın Öcalan'la birlikte yürüttüğü süreç olduğu için Sayın Öcalan'ın kendisi var. 27 Şubat'tan bugüne hani Sayın Öcalan'ın atmış olduğu cesaretli adımlar karşısında devletten somut hiçbir adım gelmedi. Belki de söylenebilecek en görünür mesele Meclis’te bir komisyonun kurulması ve Sayın Öcalan'la görüşmesiydi. Şimdi siyaset öyle bir yere geldi ki devlet artık adım atmamasına bir gerekçe bulamayacak durumdaydı. Bunun yerine de adım atmamanın gerekçesi olarak esasen Suriye'de yürütülen savaşta yer aldı. Hedeflenen neydi? Esasen Kürtlerin hem Türkiye'de hem de Suriye'de kendi özgürlük ve güvenlik mücadelesi yürütürken en zayıf haliyle bu süreci yürütebilmek meselesiydi. Bu anlamda Rojava'da yürütülen savaş karşısında bütün Türkiye başta olmak üzere dört parça Kürdistan ve Avrupa'da açığa çıkan iradenin sahiplenmesi Kürtlerin Demokratik Birliği anlamında demokratik çözümünde de adresin ne olduğunu gösteren bir tablo açığa çıkarmış oldu.   Sayın Öcalan’ın sunduğu paradigma   Bir kritik şey daha var;  baş aktör olan Sayın Öcalan'ın bir tespiti var, ‘Kürtler bulunduğu her coğrafyada özgürlük ve güvenlik mücadelesini çok büyük direnişlerle götürdü ve bu meselelerin her biri idam sehpasında ne yazık ki sonuçlandı’ dedi. Bugün itibariyle ile 27 Şubat çağrısıyla birlikte bu mesele bir müzakere masasında konuşulmakta. Bu mesele diplomasi, müzakere ve onları esas alan bir yöntemle ilerlemesi hedeflenmekte ve çalışılmakta. Bunda en çok pay sahibi olan elbette ki Kürt halkının iradesi ve Sayın Öcalan'ın sunmuş olduğu paradigmanın kendisi oldu. Dolayısıyla siyaseten bir kazanım kayıptan öte Kürtlerin talebinin daha somut olarak görülmesi…   Müzakere ve diplomasinin ne kadar önemli olduğunu göstermiş oldu   Kürtlerin varlığının inkâr edilmesinin artık sürdürülemez bir boyuta geldiğini ama hem küresel güçlerin hem de içerisinde yer alan Türkiye'nin de bu sorunun çözümünde halen tasfiye hedefinden vazgeçmediğini göstermiş oldu. Bir tespiti daha var Sayın Öcalan'ın, ‘15 Şubat komplosu benzeri’ olarak tarif ediliyor. Neydi orada amaçlanan? Kürtler şahsında açığa çıkan demokratik özerk bir yönetim var. Bu yönetim özellikle Suriye'ye demokratik bir gelecek vadediyor. O demokratik geleceğin, Kürtlerin yaşadığı her yerde hayat bulması açısından da müzakerenin ve diplomasinin ne kadar gerekli olduğunu göstermiş oldu. Dolayısıyla kazanan akıl çözüm aklıydı, müzakere aklıydı. Bu dönem itibariyle de en çok sahiplenmemiz gereken şeyin kendisi bu aklı devam ettirmek.   “Kürtler üzerinden yürütülen inkâr siyaseti kaybetmiştir, sürdürülemez bir durumdadır. Şimdi Kürtleri tanıyan bir hukukun, Kürtleri tanıyan bir yasanın ve Kürtlerin demokratik anlamda tahayyül ettiği ortak yaşam iradesinin nasıl hayata geçirileceğini konuşmak durumundayız.”   * Saldırılara karşı Kürtlerin direnişi ve topyekun alanlara çıkmasını uluslararası güçlerin ve kurumların tutumunu nasıl belirledi?   Evet, Kürt halkının en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birisi de dört parça Kürdistan'da varlığının tanınması ve bir statünün kazanmasıydı. Çünkü 21’inci yüzyılda bir halkın ya da bir inancın sırf farklı olduğu için katledilmesi kabul edilebilecek bir şey değil. Bugün Suriye'de Aleviler Alevi olduğu için, Dürziler Dürzü olduğu için, Kürtler Kürt olduğu için ama aynı zamanda kapitalist sistem içerisinde bir alternatifi sunabildiği için hedef haline getirilmiş durumda. Yani o savaş provası Kürtleri bir bütün hem halklarla karşı karşıya getiren hem de savaşarak güçsüzleştirmeye çalışan akıl ısrarla işte tekçi ulus devletin orada devam etmesi gerektiğinde ısrar etti ve savaş da esasen bunun savaşıydı.   Kürtler demokrasinin garantörüdür   Fakat biz hem orada hayat bulan ateşkes bağlamında hem de sokakları terk etmeyen siyasi kimliği ne olursa olsun kadınından, gencinden, Kürt iradesinden baktığımızda Kürtlerin statü talebi bugün büyük oranda karşılanmış durumdadır. Kürtler üzerinden yürütülen inkâr siyaseti kaybetmiştir, sürdürülemez bir durumdadır. Şimdi Kürtleri tanıyan bir hukukun, Kürtleri tanıyan bir yasanın ve Kürtlerin demokratik anlamda tahayyül ettiği ortak yaşam iradesinin nasıl hayata geçirileceğini konuşmak durumundayız. Artık öyle bir eşikteyiz ki o eşikten geriye gidildiğinde Kürt inkarı ve savaş tekrar kapımızda. Ama eşikten bir adım ileriye gittiğimizde Kürt özgürlüğünde bütün halkların ortak yaşayacağı bir geleceğin garanti altına alınabileceği bir mücadele var. Bakın ateşkesle birlikte şöyle bir tablo çıktı. Oradaki küresel güçlerin garantör olma, ateşkesin hayata geçmesi ama çok açık ifade edelim. Rojava dayanışması da açığa çıkan bir tablo var. Kürtler yaşadığı bütün coğrafyalarda aslında demokrasinin garantörüdür.   Demokrasinin can suyu   Demokrasinin can suyu, demokratik bir geleceğin en öncüsü diye ifade etmek lazım kadınıyla genciyle. Dolayısıyla buradan baktığımızda geriye dönük tartışmaların tüketilmesi ve gerçekten demokrasinin nasıl tesis edeceğine dair hem yasal hem hukuki adımların güçlü bir şekilde atılması gerekiyor. Türkiye biraz kritik rolde burada. Çünkü Türkiye'nin Kürtlerle kurmuş olduğu ilişki dört parça Kürdistan için belirleyici oluyor. Aynı zamanda oradaki devletlerin Kürtlerle kurmuş olduğu ilişkilerde belirleyici olmuş oluyor. O yüzden Türkiye'de dört parça Kürdistan'da açığa çıkan dayanışma artık Kürtlerin özgürlükten statüden vazgeçmeyeceğinin de bir görüntüsünü açık bir şekilde açığa çıkarmış oldu. Bence her devlet bunu gözeterek siyasetini ve adımlarını atması kaçınılmaz olarak önümüzde duruyor.   “Kürtler bu saatten sonra statüsüz, kimliksiz, dilsiz yaşamak istemiyorlar ve bunun içerisinde de verilmesi gereken bütün mücadele biçimlerini verdiler ve artık geri dönülmez bir noktadadır. Mesele şimdi tam da buna sahip çıkmaktır.”   * Son dönemde yapılan anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?    Bence müzakere ve diplomasi aklı bir ateşkesin, bir çağrının, bir mücadelenin böyle kazandı mı kaybetti mi ikileminden çıkaran bir akıldır. Oradan bakmak gerekiyor. Dolayısıyla birçok tartışma var Türkiye'de. Ortadoğu'da da yürütülen birçok tartışma var. Bence bir halkı savaşma dayatmasından kurtarmak çok büyük bir başarıdır. Halklar ve inançlar bu kadar karşı karşıya getirilmişken Rojava gibi bir coğrafyanın birleştirici bir güç olması çok kıymetli. Yine yeni bir sistem arayışı hayat bulmuşken hani köleliğe, inkâra, asimilasyona ve katliama karşı Rojava'da açığa çıkan direnç bence çok kıymetli. Dolayısıyla buradan baktığımızda bu bir eşik ve biz bunu nasıl ilerletip, nasıl hayata geçirebileceğimizi tartışmak durumundayız. Kürtler Rojava şahsında kendi hakikatine 21’inci yüzyılda Kürt çok güçlü bir şekilde sahip çıktı. Bu hakikat teslim alınamadı. Şimdi bu hakikatin yasal, hukuksal bir zeminde bulunduğu ülkelerde nasıl uygulanmaya başlayacağı kıymetli. Dolayısıyla biz bu dayanışmanın açığa çıkan bu iradenin ateşkes şahsında da hayata geçilmesi için aynı şekilde direnişe ve sahip çıkmaya devam etmek durumundayız.   Kürtler bu saatten sonra statüsüz, kimliksiz, dilsiz yaşamak istemiyorlar ve bunun içerisinde de verilmesi gereken bütün mücadele biçimlerini verdiler ve artık geri dönülmez bir noktadadır. Mesele şimdi tam da buna sahip çıkmaktır.   “Kürt birliğini güçlendirecek Kürt birliğini kalıcı hale getirecek mekanizmaları kurmak ve bunun tartışması yürütmek hem Rojava'nın hem de Kürt halkının bir bütün kazanımlarını koruyacak bir mekanizma. Bunun için en hızlı şekilde harekete geçmek önemli.”   * Alanlarda verilen “ulusal birlik” mesajı sizce mevcut Kürt siyasetine ne söylüyor?   Bence Rojava şahsında açığa çıkan dayanışmayla halk siyasetin önüne geçmiş durumda. Yani Kürt demokratik siyasetin öncelediği şeylerden birisi buydu. Sadece siyasetçiler eliyle söylem üzerinden yürütülen bir mücadele değildi. Dolayısıyla Rojava'da yürütülen savaşa karşı halkın direnişi hem siyasetin hem siyasetçinin önüne geçmiş oldu. Ve belki de bugüne kadar Kürtlerin kazanımlarını ortaklaştıramama, bütünleştirememe meselesine de çok güçlü bir cevap oldu. Çünkü şunu çok net biliyoruz. Bütün ulus devletler Kürt halkının sağlamakta zorlandığı ulusal birliğin yaratmış olduğu zayıflıktan yararlanarak çok yol aldılar. Fakat gelin görün ki 21’inci yüzyılda Rojava hem kadın devrimi şahsında hem de Kürtlerin  kazanımlarında önemli bir sembole dönüştü ve bu sembol de bütün Kürtleri bir araya getirmiş oldu. Bunun adına kongre diyebilirsiniz. Hani isimden öte Kürt halkının kazanımlarının ortak savunulmasının en büyük mücadele ve direnç alanı olduğunu düşünüyoruz ve öyle tarif ediyoruz.   Halk ulusal birlik için mesajını verdi   Bununla ilgili de eğer hatırlarsanız çok uzun bir zamandır Sayın Öcalan'ın çağrısı vardı. Özellikle 2013-15 döneminde Kürt Ulusal Birliği'nin demokratik mahiyette bir araya gelmiş Kürt Ulusal Birliği'nin dört parça Kürdistan için ne kadar kazanımcı olacağını söylemişti. Yine bunun sağlanması durumunda da aslında Kürt halkının mücadelesini yürüttüğü statü meselesinin de güvenlik meselesinin de çok önemli yol alacağını ifade etti. İşte geldiğimiz noktada aslında oradayız. Kürt halkı dört parçada ve Avrupa'da bu iradeyi açığa çıkardı ve vermiş olduğu mesaj Kürt Birliği'nin esasen hızlıca bir şekilde bir araya getirilmesi ve sağlanması. Yani bence herkes bu mesajı böyle okuyor. Eski döneminde kalan aşama neyse Kürt birliğini güçlendirecek Kürt birliğini kalıcı hale getirecek mekanizmaları kurmak ve bunun tartışması yürütmek hem Rojava'nın hem de Kürt halkının bir bütün kazanımlarını koruyacak bir mekanizma. Bunun için en hızlı şekilde harekete geçmek önemli.   “Biz bu eşiği sahiplenirsek ya da bu kazanımı sahiplenirsek geri tartışmalara düşmeden ve çözüm hakkını yitirmeden bütün halklarla ortak yaşam iradesi inancını yitirmeden, demokratik ulus paradigmasını yitirmeden bunlara sahip çıkarsak statünün sağlanması da kimliğin korunması da ve bunların hepsinin yasal hukuki bir zeminde hayata geçirilmesi de bence artık zor değil.”   * Bu direnişin büyümesi, Kürt halkının özgürlük ve statü mücadelesi açısından ne ifade ediyor?   Halkı bütün coğrafyalarda özgürlük mücadelesini kendisine rehber edindi. Bu özgürlük mücadelesi bütün ulus devlet gölgesinde de bütün halklara da bir öncülük etmiş oldu. Bugün Rojava bu sembolle özgürlüğün kazanılabileceğini, özerk yönetimin gerçekleşebileceğini, Kürt halkının kendi kendini yönetebilme iradesini artık hayata geçebileceğini göstermiş oldu. Bu hem Kürtlerin güvenliği açısından hem de statüsü sağlanması açısından bence çok önemli bir eşik. Biz bu eşiği sahiplenirsek ya da bu kazanımı sahiplenirsek geri tartışmalara düşmeden ve çözüm hakkını yitirmeden bütün halklarla ortak yaşam iradesi inancını yitirmeden, demokratik ulus paradigmasını yitirmeden bunlara sahip çıkarsak statünün sağlanması da kimliğin korunması da ve bunların hepsinin yasal hukuki bir zeminde hayata geçirilmesi de bence artık zor değil. Çünkü hem sokaklarda açığa çıkan iradenin kendisi hem küresel güçlere bir cevap olmuş oldu. Mücadele şunu gösterdi; biz 6 Ocak saldırısında şunu çok güçlü deneyimledik. Küresel güçlerin Kürtler ve Kürdistan üzerinden tekrar yokluğu ve inkârı üzerinden bir siyaset yapma politikası vardır.   Kürtlerin yeniden boğulmasına engel oldu   Rojava öyle bir ses, öyle bir mücadeleye dönüştü ki bütün dünyaya mal olan bu mücadele Kürtlerin yeniden boğulmasına ve savaş cenderesine çekilmesine engel oldu. Bence bu hareketlilik, bu ortak akıl çözüm hakkını korumalı, müzakere hakkını korumalı ve Kürtler kendi varlık mücadelesi yürütmüş olduğu özgürlük mücadelesini en çok kazanabildiği zemine taşımış durumda. Bu zemini de güçlendirmek esasen bizim elimizde.   Kürtlerin kendi statüsüyle yaşaması, Kürtlerin kendi kimliği ile yaşaması hiçbir ülke için bir tehdit değil, hiçbir halk için bir tehdit değil. Tam tersine o halkların özgürlüğü için artık bir garantiye dönüşmüş durumda. Sahiplenmemiz gereken şey de esasen bu kazanımın kendisidir.