İHD’den cezaevleri için yetkililere açık mektup: İmralı’da kişiye özel infaz var 2022-03-18 14:23:57     İSTANBUL - İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, Türkiye cezaevlerinde yaşanan sorunlar ile siyasi tutsaklara yönelik ayrımcı düzenleme ve uygulamalara dikkat çekmek için "Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü"nde Adalet Bakanlığı, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne açık mektup gönderdi. Mektupta İmralı’daki aykırı ve ayrımcı infaz politikasına da dikkat çekildi.   İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, "Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü" kapsamında şube binalarından yaptıkları açıklama ile Adalet Bakanlığı, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne açık mektup gönderdi. Açıklamada, “18 Mart Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü: Adalet Bakanlığı, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne Açık Mektup!” yazılı pankart asıldı.   Açıklamaya İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu üyeleri Davut Aslan, Mehmet Acettin, Meral Nergiz Şahin ve İHD İstanbul Şube Bakanı Gülseren Yoleri katıldı. Adalet Bakanlığı, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne gönderilen açık mektubu, Gülseren okudu.   ‘İhlallere çözüm üretilmesi için mektubu kaleme aldık’   Gülseren, açık mektubu gönderme nedenlerini şu cümlelerle anlattı: “18 Mart Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü” vesilesi ile Türkiye hapishanelerinde yaşanan genel sorunlar yanında politik mahpuslara yönelik ayrımcı düzenleme ve uygulamalara dikkat çekmek, yaşanan sorunlara Anayasa ve Uluslararası insan ve mahpus hakları belgelerinde tanımlanan ilkeler çerçevesinde, eşitlik ve temel haklar esas alınarak çözüm üretilmesini istemek ve bu konuda sorumluluğu bulunanları göreve davet etmek üzere, bu mektubu kaleme almış bulunuyoruz.”   ‘Yaşanan tablo gözler önünde’   Yargılamada istisna olması gereken tutuklamanın özellikle politik suçlar bakımından kural haline getirildiğini dile getiren Gülseren, “300 bine yaklaşan mahpus sayısının yüzde 15-20 kadarının politik nedenlerle tutuklandığı, hapishanelerde aşırı doluluk sorununun sürekli bir durum haline geldiği, hapishane koşullarından ve infaz uygulamalarından kaynaklanan hak ihlallerinin ve özellikle hasta mahpus ölümlerinin ve intiharlarının giderek arttığı bilinmektedir” dedi.  2021 Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporlarına değinen Gülseren, 51’i adli nedenlerle ceza alan 326 başvuruda, 6 bin 222 ihlal tespitinin yaşanan tabloyu gözler önüne serdiğini kaydetti.   ‘Düşman hukuku’   Siyasi tutsaklara yönelik “düşman hukukunun” uygulandığına değinilen mektubun devamında şu ifadelere yer verildi: “Mahpuslar sağlığa erişimden beslenmeye, iletişim hakkından hijyene ve temiz suya erişime kadar her alanda ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Aile ziyaretinden günlük gazetelere erişime, mektuplaşmaya, radyo ve tv izlemeye kadar dış dünya ile her türlü ilişkiyi tarif eden iletişim hakkına getirilen kısıtlamalar, işkence ve kötü muamele uygulamaları ve 5275 Sayılı Kanunun ‘Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi’ başlıklı 16. Maddesi uygulaması ile birleşen sağlık hakkına erişimde yaşanan sorunlar yanında, mahpus kadınlara, LGBTİ+ bireylere, mültecilere, çocuklara ve politik mahpuslara yönelik ayrımcı infaz uygulamaları bu raporumuzda da öne çıkmaktadır. Başvurularda, özellikle politik mahpuslar bakımından infaz uygulamaları ‘düşman hukuku’ olarak nitelendirilmektedir.”   Çözüm çağrısı   Gülseren, hak ihlallerinin yoğunlaşması ve çözümsüz bırakılmasının tutsakların sık sık açlık grevleri ile çözüm arayışlarına başvurduğunu dile getirdi. Gülseren, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Anayasa, İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Herhangi Bir Biçimde Tutuklanan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü, AB Temel Haklar Şartı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen Avrupa Cezaevi Kuralları ile tavsiye niteliğindeki kararları, AİHM kararları ve benzeri belgeler, çözüm için evrensel ilkeleri göstermekte, burada kısaca değindiğimiz, mahpuslar bakımından ‘yaşamsal’ önemdeki sorunların çözümü için yetkililerin bu ilkeler çerçevesinde çözüm üretmesi beklenmektedir. Konuya en çok tartışılan konulardan biri olan eşitlik ilkesi üzerinden bakarsak, bilindiği üzere infaz hukukunun evrensel ilkelerine göre ceza infazında suç değil ceza esas alınır. Devletle mahpus arasındaki ilişki ceza üzerinden sürdürülür. Ve hakkında hüküm verilen kişiler infaz bakımından eşitlenir.”    ‘İmralı’da kişiye özel infaz uygulanıyor’   PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı Cezaevi koşullarına da dikkat çekilen mektubun devamında şu ifadeler yer aldı: “Muhalif tutumlarından dolayı hapsedilmiş kişiler olarak tanımlanan politik mahpuslar bakımından istisnai ağırlaştırılmış infaz rejimi uygulanmakta, politik mahpuslar aynı cezayı almış diğer mahpuslardan daha uzun süre özgürlüğünden mahrum bırakılmakta, tecrit gibi daha ağır infaz koşullarına tabi tutulmaktadırlar. ‘Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası’nın infazında AİHM kararlarına rağmen politik mahpuslara ayrımcı uygulama devam etmekte, idam cezasına eş bir uygulama sürdürülmektedir. Ceza İnfaz Kanunu’nda yer alan evrensel insan hakları ve infaz hukuku ilkelerine aykırı bu düzenlemelerden dönülmesi gerekirken, en uç örnek denilebilecek İmralı Kapalı Ceza ve Tutukevi İç Yönetmeliğine bağlı infaz uygulamasında görüldüğü üzere kişiye özel infaz uygulaması devam ettirilmekte, yeni düzenlemelerle bu aykırılıklar ve ayrımcı tutum güçlendirilmektedir.   Eşitsizlik daha da derinleşti   14 Nisan 2020 tarihinde kabul edilen ertesi gün Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı kakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun ve 29 Aralık 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren gözlem ve sınıflandırma merkezleri ile hükümlerin değerlendirilmesine dair yönetmelik uygulamaları sağlık, yaşam hakkı ve özgürlük hakkı bağlamında eşitsizliği daha da derinleştirmiştir. Hatırlatmak gerekir ki, politik mahpusların toplum düşmanı olarak görüldüğü ilk ve Orta Çağ geride bırakılmış, günümüzde politik mahpuslar toplumsal dinamizmin bir parçası olarak görülmeye başlanmıştır.   Yetkililere çağrı   18 Mart Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü vesilesi ile bir defa daha özetlediğimiz sorunların üstte dayanaklarını belirttiğimiz evrensel ceza infaz hukuku ilkeleri çerçevesinde çözüme kavuşturulması ile mahpusların yaşam ve sağlık haklarından başlayarak temel haklarının korunması için mevzuat ve uygulamada hak ihlallerine neden olan durumlara derhal son verilmesi doğrultusunda tüm sorumlu kişi ve kurumları göreve davet ediyoruz.”