5 yılda 24 tutsağın tahliyesi engellendi 2026-01-19 14:27:31   ANKARA – İç Anadolu Cezaevleri raporunu açıklayan ÖHD, 2021 yılından beri Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde 24 siyasi tutsağın tahliyesinin keyfi ve hukuki olmayan gerekçelerle engellendiğini belirtti.   Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi, “İç Anadolu Hapishaneleri Raporu”nu dernek binasında düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Raporda; Afyon, Bolvadin, Çorum, Eskişehir, Karabük, Kırıkkale, Kırşehir, Sincan, Sungurlu ve Yozgat’ta bulunan farklı cezaevlerinde yaşanan ihlaller konu alındı.   Tedaviye erişim ve sevkler   Raporu ÖHD Ankara Şube Yöneticisi Yakup Akyol açıkladı. Raporda, tespit edilen hak ihlallerinin yapısal sorunları ortaya koyduğu belirtilerek, “Raporda, çok sayıda ağır hasta ve yaşlı mahpusun tahliyelerinin idare ve gözlem kurulları tarafından keyfi biçimde engellendiği, hastane sevklerinin aylarca geciktirildiği, kelepçeli muayene ve ağız içi arama dayatmaları nedeniyle tedaviye erişimin fiilen imkânsız hale getirildiği tespit edilmiştir. Bu uygulamalar, devletin mahpusların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğünün açık ihlalidir” denildi.   Siyasi tutsaklara ayrımcı infaz sistemi   İGK’nin uygulamaya konulduğu zaman diliminden bu yana birçok tutsağın infazının yakıldığının belirtildiği raporda, “Birçok hapishanede idare ve gözlem kurullarının, koşullu salıverme süreçlerinde mahpuslara siyasi düşüncelerini sorgulayan ve pişmanlık dayatan sorular yönelttiği; bu sorulara ‘beklenen’ cevaplar verilmediği gerekçesiyle birçok mahpusun tahliyesinin aylarca ve hatta 1 yıla yakın ertelendiği görülmektedir. Özellikle işbu düzenlemenin fiilen uygulanmaya başladığı 2021 yılından bu yana Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi'nde toplam 24 kadın siyasi mahpusun koşullu salıverilme hakkı hukuki olmayan gerekçelerle elinden alınmıştır. Kurulların bu uygulamaları, siyasi mahpuslara özel ayrımcı bir infaz rejimi yaratmakta, hukuki güvenlik ilkesini ortadan kaldırmakta ve mahpusları belirsizliğe mahkûm ederek özgürlüklerini gasp etmektedir” diye kaydedildi.    Tecrit ve yalnızlaştırma   Devamında rapora dair tespitlere yer verildi: “Raporda, özellikle yüksek güvenlikli hapishanelerde mahpusların tek kişilik hücrelerde uzun süreli tecrit altında tutulduğu, sohbet, spor, kurs ve atölye gibi sosyal faaliyetlerin ya hiç yaptırılmadığı ya da kâğıt üzerinde bırakıldığı tespit edilmiştir. Yine süreli hapis cezası almış olmasına karşın ağır müebbet cezası alan mahpuslar ile aynı infaz rejimine tabi tutulan yüzlerce mahpusun olduğu da yer alan tespitler arasındadır. Bu durum, tecride ve yalnızlaştırmaya yol açmaktadır.”   Kürtçe yasaklı   Mahpusların mektuplarının aylarca bekletildiği, Kürtçe yazışmaların teslim edilmediği veya keyfi biçimde engellendiği, gazete, dergi, kitap ve televizyon kanallarına erişimin özellikle muhalif yayınlar açısından sistematik biçimde sınırlandığı raporda yer almaktadır. Bu uygulamalar, haberleşme hakkı ile ifade ve bilgiye erişim özgürlüğünün açık ihlalidir. Yine Kırşehir Yüksek Güvenlikli ve S tipi hapishanelerinde en temel insani ihtiyaç olan temiz suya erişimin olmadığı, mahpusların bu nedenle çeşitli cilt hastalıkları ile karşı karşıya kaldıkları raporda tespit edilen hususlar arasında yer almaktadır. Ağız içi arama dayatmaları, kelepçeli muayene, darp iddiaları, uzun süre ring araçlarında kelepçeli bekletilme, provokatif ve aşağılayıcı muameleler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında işkence ve insanlık dışı muamele yasağının ihlalidir. Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı mahpuslar ve avukatlar aracılığıyla İnfaz Hâkimlikleri’ne ve Ağır Ceza Mahkemeleri’ne yapılan başvuruların hukuka uygunluklarının tartışılmadığı, yargı mercilerinin ceza infaz kurumlarının almış olduğu bu kararları birer onay makamı gibi onadığı görülmektedir.   İmralı tecrit sistemi kaldırılmalı   Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla gündeme gelen ve Kürt sorununun barışçıl çözümü ile demokrasiyi hedefleyen “Barış ve Demokratik Toplum” süreci, yaklaşık elli yıla yakın süredir devam eden çatışmalı ortamın sona ermesi, derin toplumsal yaraların sarılması, ortak yaşam kültürünün kurulması ve yaygın insan hakları ihlallerinin son bulmasına dair güçlü bir toplumsal beklenti yaratmıştır. Sayın Abdullah Öcalan, yaptığı çağrıda özellikle “demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması” vurgusuyla, çözüm konusundaki ısrarlı ve kararlı iradesini bir kez daha ortaya koymuştur. Ancak Sayın Öcalan’a yönelik sürdürülen ağırlaştırılmış tecrit uygulaması, barış sürecinin ilerlemesi açısından ciddi bir engel teşkil etmektedir. Bu çağrının toplumsal ve siyasal düzeyde karşılık bulabilmesi, İmralı’daki tecrit sisteminin kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın toplumsal barışa katkı sunabileceği koşulların yaratılmasıyla mümkündür.   Süreç zamana yayılıyor   Bu süreçte tecridin kaldırılmaması ve hukuki zeminin oluşturulmaması başta olmak üzere iktidarın henüz kapsamlı ve somut bir yol haritası ortaya koymamış olması önemli kaygılara yol açmaktadır. Özellikle TBMM çatısı altında kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, insan haklarına ilişkin yasal düzenlemelerin yapılacağı yönünde güçlü bir beklenti yaratmıştır. Ancak komisyonun çalışmaları büyük ölçüde yapısal tartışmalar ve görev tanımına ilişkin belirsizliklerle sınırlı kalmış; toplumsal beklentileri karşılayacak somut adımlar henüz atılmamış, ortak rapor yazım süreci tamamlanmamış ve kamuoyunda sürecin bölgesel gelişmelere göre zamana yayıldığı kanaati oluşmuştur.   Sürecin kalıcılaşması toplumsal adaletle mümkün   Kamuoyuna “reform” iddiasıyla sunulan yargı düzenlemeleri de bu beklentileri karşılamaktan uzak kalmıştır. 10. ve 11. Yargı Paketleri birçok alanda değişiklik içermekle birlikte, en temel sorunlardan biri olan siyasi mahpuslara yönelik eşitsiz ve ayrımcı uygulamaların sonlandırılması yerine, bizzat ayrımcı düzenlemeler getirmiştir. Toplumsal barışa dair umutların yeniden filizlendiği bir dönemde, siyasi mahpuslara yönelik ayrımcı infaz politikalarının sürdürülmesi, barış ve demokratik çözüm iradesiyle açık bir çelişki oluşturmaktadır. Oysa bu sürecin kalıcılaşması yalnızca silahların susmasıyla değil, aynı zamanda toplumsal adaletin tesis edilmesiyle mümkündür.   Süreçte cezaevlerinde iyileşme sağlanmadı   Bu nedenle hapishanelerin özel olarak ele alınması kaçınılmazdır. Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan insan hakları ihlallerinin en yoğun ve sistematik biçimde yaşandığı alanların başında hapishaneler gelmektedir. Aradan bir yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen hapishanelerde süregelen hak ihlallerinde kayda değer bir iyileşme sağlanamamıştır. İşkence ve kötü muamele başta olmak üzere siyasi mahpuslara yönelik ağır hak ihlalleri ve provokatif yaklaşımlar devam etmektedir. Oysa hapishaneler, geçmişle yüzleşmenin ve adaletin yeniden tesis edilmesinin en somut ve simgesel mekânlarıdır. Bu alanlarda ihlallerin devam etmesi, yalnızca mahpusları değil, tüm toplumu ve barış umudunu olumsuz etkilemektedir.   Talepler   Bu kapsamda başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm idare yetkililerini; hasta ve yaşlı mahpuslar başta olmak üzere tüm mahpusların sağlık hakkını güvence altına almaya, idare ve gözlem kurullarının keyfi uygulamalarına son vermeye, tecrit ve izolasyon politikalarını derhal kaldırmaya, haberleşme, ifade ve Kürtçe yazışma/haberleşme önündeki engelleri ortadan kaldırmaya, ceza infaz kurumlarını bağımsız denetime açmaya davet ediyoruz.”