Nesrin Akgül: Suriye’deki sorunun çözümü Türkiye’deki müzakereden geçiyor 2026-01-29 09:09:28   Şehriban Aslan-Rabia Önver   AMED – Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Meclis'in resmi sitesinde yayımlanan görüşme tutanaklarının zamanlaması, içeriği ve Kürt Halk Önderi'nin çözüm yaklaşışıma dair değerlendirmelerde bulunan Yazar Nesrin Akgül, Suriye'deki sorunun çözümünün Türkiye'deki müzakereden geçtiğinin altını çizdi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, 24 Kasım 2025'te Meclis Komisyonu’nu temsilen İmralı Adası'na giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'la görüşmüştü. Görüşmenin özet tutanakları 4 Aralık'ta yapılan Meclis Komisyonu toplantısında okunmuşsa da tutanakların özet olarak aktarılmasına başta DEM Parti olmak üzere tüm muhalefet partileri itiraz etmiş; itirazlara rağmen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, tutumunu değiştirmemişti.   Meclis, görüşmeden iki ay sonra İmralı görüşmesinin tam tutanaklarını 23 Ocak’ta, "İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı" başlığıyla sitesinde yayımladı.   Yazar Nesrin Akgül, tutanaklara ve sürece dair JINNEWS'in sorularını yanıtladı.   “Eğer devletin cesareti varsa tutanakları yayınlamak kadar keşke Önderliğin kendisini de açık bir şekilde şeffaf, doğrudan halkıyla buluşturacak, muhataplarıyla, muhalifleriyle buluşturacak bir zemin oluştursa. Ancak demek ki bu fikirler bazıları için çok ürkütücü geliyor ki tecrit kırılmıyor.”   * Meclis Komisyonu’nun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile İmralı’da yaptığı görüşmenin tutanakları yayınlandı. Tutanaklarda öne çıkan Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik değerlendirmeler oldu. Bu değerlendirmeler nasıl okunmalı?   Bu tutanaklar neden yayınlandı? Bizim için içerikte ben hiçbir sakınca görmedim. Sağduyulu okuyan, biraz Kürt özgürlük mücadelesini tanıyan, objektif yaklaşan herkes o tutanakları okuduğunda aslında dünden bugüne değişen bir şey olmadığını, daha da güçlendirilmiş bir Kürt politikasıyla müzakere yapıldığını görür. Ancak bu noktada neden böyle bir tartışma yaratıldı? Ne yapılmak isteniyor diye sonuçları üzerinden bakmak lazım. İçeriğinin güçlü tartışılması da gerekiyor. Ancak biraz sonuçları üzerinden ele alarak nasıl bir algı oluşturulmak isteniyor diye sormak lazım. Aynı devlet aklı bunu 2 ay önce yayınlamadı. Çok fazla ısrar edildi, Meclis’te bunun tartışmaları yürütüldü ama 2 ay önce bunlar yayınlanmadı. Bizim bir kaygımız, korkumuz yok, Önderliğin de bu noktada bir kaygısı olsaydı zaten böyle bir görüşmeye girmezdi. Kendi düşüncelerinin arkasında duran bir hareketten bahsediyoruz ve biz bu müzakere sürecinin elden geldiğince açık yürütülmesinden yanayız.   Önderlik de bu noktada İmralı'da yürüten süreci Meclis’i çağırarak şeffaflaştırmak, Meclis’i taraf haline getirmek ve İmralı'da tutanak haline getirilen her konuyu başlık başlık Meclis’te tartışıp bunu halkın gündemine sunmak istedi. Zaten Önderliğin temel derdi siyaseti aleni, şeffaf, devlet aklını muhatap kılıp toplumsallaştırarak yapmaktı. Bu nedenle Meclis’teki heyet çağrıldı. Düşüncelerinin arkasında olan bir Önderlik gerçekliği var. Hepsini tartışabiliriz. Hatta kendisi bu konuda o kadar cesur bir lider ki ‘Her şeyi tartışın.  Ben bu konuda tartışmaktan asla çekinmiyorum. Tartışın, gelin benimle birlikte tartışın’ diyor. Eğer devletin cesareti varsa tutanakları yayınlamak kadar keşke Önderliğin kendisini de açık bir şekilde şeffaf, doğrudan halkıyla buluşturacak, muhataplarıyla, muhalifleriyle buluşturacak bir zemin oluştursa. Ancak demek ki bu fikirler bazıları için çok ürkütücü geliyor ki tecrit kırılmıyor.   ‘Kürtlere statüsüzlük dayatılıyor’   2 ay önce yayınlanmaktan imtina edilen bu tutanaklar 2 ay sonrasında zamanlama itibariyle tam da Rojava'ya saldırı olduğunda gündeme getiriliyor. Buradaki üst siyaset nedir? Tutanakların içeriği üzerinden cımbızlanarak, önü arkası kesilerek tartıştırılan zemin “Rojava'da şu an bir saldırı konsepti var. Bu saldırı konseptinin müsebbibi Önderliktir yani Öcalan'dır” şeklinde göstermek istiyorlar. Bunun üzerinden 52 yıllık bir mücadele bu sürecin sorumlusu kılınmak isteniyor. Buradan doğrudan önderliğe bir saldırı olduğunu görüyoruz ve saldırı hangi cümlelerle, hangi kavramlarla yapılıyor? İşte aslında Türkiye'deki çözüm süreci için Rojava kurban edildi. Rojava'da devletsizlik ve Kürtlere statüsüzlük dayatılıyor. “Öcalan bunun pazarlığını yürüttü” şeklinde aslında tamamen gerçek dışı, kara propagandaya dayalı muhatabı belli olmayan, özneyi aşındıran bir tartışma yürütülüyor. Buradaki temel hedefi zamanlama üzerinden ele alarak tanımlayalım. Zamanlama Rojava'ya saldırı sürecidir. Devlet bu süreçte bu tartışmayı açtı. Muhatap kıldığı kurucu Önderliği bu noktada siyaset dışı etmek istedi, halkın gözünde bu tartışmalarla itibarsızlaştırmak istedi. Eğer ki bu gerçeklik varsa aynı devlet o zaman Önderlikle doğrudan bir görüşme imkânı yaratarak tecridi kırsın. Demek ki bu yapılmıyorsa niyet burada çok daha farklıdır.   “Biz devlet+demokrasi formülünü koyuyoruz. Önderlik de 27 yıldır bu paradigmayla mücadele ve müzakere yürütüyor. Buna doğrudan bir saldırı var.”   Uluslararası bir komplo var. Bu komploda bize dayatılan şuydu; aynı 15 Şubat komplosuyla bir tutuldu. Burada bir Önderlik üzerinden itibarsızlaştırma eylemi bu tutanaklarla, cümlelerle yaratılmak isteniyor. Bunlar kendine göre yorumlanarak yapılmak istiyor. Müzakereyi yürüten ve bu noktada kurucu liderlik dediği muhatabın ne kadar güçlü olursa müzakere sürecinin de o kadar başarılı olacağına ikna olması gereken devlet aklının, kurucu liderliği itibarsızlaştırarak süreci baltalama eğilimi var. Buradaki çatlak kimi güçlendiriyor? 1999’dan bugüne kadar ortalama 27 yıllık paradigmada hep tartışılan ulus devletçi çizgidir. Çıkan bu boşluk bunlara yarıyor ve buradan aslında “Feshedilen PKK, onun Önderliği ve 52 yıllık mücadele Kürtlere statüsüzlüğü Rojava'da dayatıyor” deniyor. Ulus devletçi çizgi dayatılıyor buradan. Bu tamamen paradigmaya karşı bir saldırıdır. Çünkü biz 27 yıldır şunu söyledik. Bizim bir devlet kurma fikrimiz yok. Biz devlet+demokrasi formülünü koyuyoruz. Önderlik de 27 yıldır bu paradigmayla mücadele ve müzakere yürütüyor. Buna doğrudan bir saldırı var. Mesela bir kilimin hediye edilmesi o kadar anlamının ötesine taşıyacak şekilde tartışıldı ki yani Önderliğe kalsa her şeyi açık ve şeffaf yürütür. Saklayacağı hiçbir şey yok. Bu noktada daha örtük yaklaşanın biraz daha devlet olduğu anlaşılıyor. Bu olağanüstü süreç olmasa belki bir ay önce, bir hafta önce “Kilim hediye etti” denseydi bu kadar infial yaratmazdı.    Kafa karışıklığı yaratılmak isteniyor   Kimilerinin aklında karmaşa yarattı ama şuradan bakalım. Devlet Bahçeli'nin kendisi bu süreci başlatan bir öznedir. Bu özne “Gelsin Meclis’te konuşsun” demiş. Önderlik bunu kabul etmiş ve bir süreç başlamış. Bu ikisi arasında yürütülen müzakere süreçlerinde elbette bu tür jestler olur. Büyük bir söz söylenmiş. Bu sözün anlamı önemlidir. O sözü güçlendirecek diplomaside de olur bunlar. Diplomasinin kendisi bu tür jestlere açıktır ve bu tür jestlerle yürütülen müzakereleri güçlendirilmek istenir. Mesela o kilimin üzerinden çok tartışıldı. Çok büyük, haddini aşan anlamlar buraya yüklenerek kafa karışıklığı yaratılmak isteniyor.   Önderlik çok çaba sarf ediyor   Bir de tutanaklara yansıyan müzakere dilidir. Mesela orada Önderliğin kendisi doğrudan halka hitap etmiyor. Bir manifesto değil ya da bir halk konuşması değil. Orada taraflar var. Orada AKP var, orada MHP var, orada DEM Parti var. Ve devletin bulunduğu ortamda bir müzakere yürütülüyor. Bu müzakerenin dili elbette tutanaklara yansıdığı gibi olur. Ve orada tarihsel gerçekler dile getirilir. Önderlik sürekli o müzakere dilinde şunu yapmaya çalışıyor; devlet şimdiye kadar 100 yıllık siyasetiyle Kürt'ü inkâr etmiş bir devlet. Korku duvarları örmüş, bütün politikalarını Kürt'ü yok saymak üzerine Kürt'ün inkârı üzerine kurmuş. Böyle bir politikayı kırmak için Önderlik çok çaba sarf ediyor. Bu devlete adım attırmak istiyor ve bunu tarihsel bağlamıyla yapıyor. Kürt-Türk kardeşliğinden bahsediyor. Bunu güçlendiriyor.   Çünkü 93'ten beri Önderlik sürekli müzakere dilini ortaya koydu ve norm devletini güçlendirmek istiyor. Norm devletine cesaret vermek istiyor. En büyük cesaretteki basamak da Kürt ve Türklerin bin yıllık tarihsel ittifakları ve kardeşliğidir. Bu kardeşlikle tarihsel düzlem ve bağlam oluşturarak günceli güçlendirmek istiyor ve oradaki dilin hepsi devlete adım attırmayı hedefleyen, onu güçlendiren, cesaret vermek isteyen bir dil. Bu dil bir devrimcinin dilidir. Önderlik artık yeni bir dil kuruyor. Yani müzakereci dil oluşturmuş. Devrimci stratejide müzakereci dil ve siyasetini oluşturuyor. Devletle müzakere etme dilini oluşturan bir Önderlik gerçekliği var. Bu dil doğru anlaşılmazsa kimileri üzerinde çokça siyaseten tepinerek kendine göre yorumu açar. Ama bu konuda eminim Önderliğin kendisi de durduğu çizgide hep şunu esas alır. Elbette mücadele sadece silahlı değil, müzakerelerde siyaseten de mücadele dili vardır.   Elbette hassasiyetler anlaşılır ama bu konuda bence şuradan tepki oluşturmak lazım: Madem öyle bu siyasetin öznesi, kurucu öznesi, Önderliğe konuşma hakkı tanıyın, tecridi kırın. Bunun üzerinden bu kadar saldırı yürütülüyor. Devlet o tutanakları yayınladığı kadar Önderliğe de söz hakkı tanısın, doğrudan basına da konuşsun, tecrit kırılsın diyebiliriz.   “Artık Kürtler son sözünü değil, müzakerede çözüm sözünü, çözümün dilini kullanıyor. Özgür Kürtlük, direnen Kürtlük bir muhatap haline getirilmiştir.”    * Rojava’ya dönük saldırıların esas hedefi nedir?  Bu saldırıların ideolojik boyutunu da açar mısınız?   Biz devrimci mücadele geleneğimizle bir Önderlik gerçekliği yarattık 52 yılın sonunda. Bakın bu süreç başlarken Önderlik ne dedi? Basına yansıdı, gördük, okuduk. Kürtler hep son sözü idam sehpasında söyledi ama artık biz müzakere sürecindeyiz. Artık Kürtler son sözünü değil, müzakerede çözüm sözünü, çözümün dilini kullanıyor. Özgür Kürtlük, direnen Kürtlük bir muhatap haline getirilmiştir. Diyor ki biz kolektif Önderlik yarattık burada. Benzer süreçler içerisinde bunu söylüyor ve bu kolektif Önderlikle neyi hedefliyor? Aslında Kürtler kendisinde bir kolektif Önderlik yaratmıştır. Peki bu Önderlik gerçekliği nedir? Belki bizim dışımızda çok anlaşılmayan, çok fetişleştirdiğimiz düşünülen, kimliği çokça tartışılan, anlamak isteyenin takip edip, objektif okuduğunda anlayabileceği, itirazları olsa da tartışabileceği, her türlü tartışmaya da açık olan bir liderlik gerçekliğinden bahsediyoruz. Bu liderlik, mücadelesini İmralı'da yüksek güvenlikli mutlak tecridin olduğu bir yerde yürütmüş bir liderliktir. Devrimci bir irade ortaya koyarak burada varlığını bir halkın özgürlüğüne adamış bir liderlikten bahsediyoruz.   Yeni bir Önderlik gerçekliği yaratıldı   Bu mutlak tecrit bu şekilde kırılmış ama bilelim ki bu Kürt halkı 52 yıllık mücadelesinde son sözünü idam masasında söyleyen Önderlik gerçekliğinin aksi bir Önderlik yaratmıştır. Onların son sözü havada kalmamıştır. Bu son sözler Önderlik ve Öcalan şahsında artık bir siyaset diline dönüşmüştür. Bir mücadele diline dönüşmüştür. Kazanan halk gerçekliği diline dönüşmüştür. Bu sözün yeniden inşasıdır mevcutta gerçekleşen. Bu Önderlik gerçekliği doğru anlaşılırsa bu Önderlik gerçekliği bize diyor ki Kürtler artık varlık kazanmıştır. Artık özgürlüğünü kazanmalıdır. Müzakere süreci de buradan başlatıldı. Ve bu kurucu Önderlikle başlatıldı. Ve devlet bu noktada artık Önderlik gerçekliğini kabul ederek bu süreci başlattı. Bir ideolojinin Önderlik gerçekliği var. Bu Önderlik gerçekliği paradigması olan, kadın özgürlüğünü temsil eden, ekolojik mücadele hattını belirleyen, Kürt Demokratik Ulus gerçekliğini hedefleyen ve bunun mücadelesini veren, bunun inşasına yönelen, enternasyonalist düşünce gerçekliğiyle yeniden sosyalizmi inşa eden, dünya halklarına kurtuluş gerçekliğinin manifestosunu sunan bir Önderliktir.   Suriye ile Rojava halkı Önderlik gerçekliği ile büyümüş bir halktır   Önderliğin kendisi mücadelesini uzun bir süre Suriye'de yönetti ve Suriye ile Rojava halkı Önderlik gerçekliği ile büyümüş bir halktır. Rojava Devrimi esasta Önderliği temsil eden bir devrimdir. Onun emekleriyle büyümüş ve bugüne gelmiş, onun paradigmasıyla kurulmuştur ve dünyaya mal olmuştur. Dünyaya umut olmuştur. Üzerinde çokça şey söylendiği, çizildiği filmleri bile yapıldı. Bir umut oldu. Çünkü IŞİD gibi bir gerçeklik karşısında direnen kadın gerçekliği vardı. Yenildi bu gerçeklik orada ama bitmedi. Bu ideolojik hattı belirler, Önderlik gerçekliğini belirler. Demek ki burada en büyük saldırı, ideolojik saldırı Önderliğedir. Önderliğin kendisi bu noktada 15 Şubat komplosuyla bir tuttu. Buradan bir kıyaslama yapalım. 15 Şubat komplosunda ilkin ne oldu? Önderlik tasfiye edilmeye çalışıldı ve PKK bunun üzerinden bitirilmeye çalışıldı. Tasfiye edilirken ne yapıldı? Çokça teşhir edilen aslında özü doğru okunursa hiç de öyle olmayan bir devrimci sağduyu ve üst siyasetin müthiş bir sağduyunun hakim olduğu görüntüler medyaya verildi. “Bizde de Türklük var. Ben Türk halkının da bu noktada beraberliği ve kardeşliğinden yanayım. Hizmete hazırım diyorum.” Bu gerçeklik o zaman çok bir şekilde savunuldu ama o zaman aynı zamanda Önderlik üzerinden teslim olduğu, ihanet ettiği, Kürtlüğü sattığı, bunun gibi çok fazla teşhir eden, kara propagandaya dönen, halkta umutsuzluk yaratan, Önderliği tekrardan idam sehpasına göndermeyi hedefleyen bir süreç vardı.   “Önderliğin ortaya koyduğu Türk ve Kürt halk kardeşliğine dayalı demokratik cumhuriyetle, halkların bu bağlılığa dayalı direnişiyle ve ortaya koyulan yeni stratejik hedeflerle bu komplo boşa çıkartıldı. Dikkat edin, aynı şeyler yapılıyor. Yine Önderlik tutanaklar üzerinden adeta teşhir edilmeye çalışılıyor. Söylemleri çarpıtılıyor.”   O zaman uluslararası bir komployla 3’üncü Dünya Savaşı başlatılmak istendi. Suriye'den çıkartıldı Önderlik ve bu peşi sıra devam eden süreçle birlikte Orta Doğu'da yeni bir konsept oluştu. Bu konsept oluştururken halkların yaşadığı duygusal dalgalanma neydi? Kendim bile bizzat o sürecin şahidiyim. Türk ve Kürt halkının kardeşliği hedeflendi. Kürt ve Türk savaşı, iç savaş hedeflendi ve biz o zaman da bu duygulardaydık. Gerçekten müthiş hassasiyetler vardı. Yani Türklerle ne kadar yaşanacak? Türkler ve Kürtler nasıl yaşayacak? İki halk karşı karşıyaydı. Yani burun ucunda bir mesafe vardı. Çok kısa mesafelerde karşı karşıya gelmiştik. Büyük bir saldırı konsepti vardı ve o zamanki PKK büyük bir mücadeleye hazırlanıyordu. Büyük bir cesaret, sağduyu ve yeni bir çıkışı yine Önderlik sağladı. Demokratik Cumhuriyet tezi ile sağladı. Önderliğin ortaya koyduğu Türk ve Kürt halk kardeşliğine dayalı demokratik Cumhuriyetle, halkların bu bağlılığa dayalı direnişiyle ve ortaya koyulan yeni stratejik hedeflerle bu komplo boşa çıkartıldı. Dikkat edin, aynı şeyler yapılıyor. Yine Önderlik tutanaklar üzerinden adeta teşhir edilmeye çalışılıyor. Söylemleri çarpıtılıyor. Farklı okumalar yapılıyor. Halkın kafası karıştırılıyor ve halk Önderliksiz bırakılıyor. O zaman 3’üncü Dünya Savaşı'yla hedeflenen işte Orta Doğu'da bir ikinci Lenin istemeyiz diyen İngiltere'ye Anglosakson zihniyeti ile başlatılan komplo; biz Orta Doğu'da ikinci Lenin istemiyoruz diyerek sosyalist bir liderliği, bir Kürt liderliğini hedef aldı. Aynı şey bugün için de bir müdahaledir.   Ortaya konulan yaklaşım eğer ki bu süreç başarılırsa ki ikinci aşamaya geçirilecekken Rojava'ya müdahale oldu. Bu süreç nihayete ererse yine Orta Doğu'da bir liderlik çıkacak. Apocu liderlik, Önderlik gerçekliği ön plana çıkacak. Bu süreç nihayet erseydi içine Suriye'yi de, İran'ı da, Irak'ı da bütün Orta Doğu'yu kapsayacak bir çözüm perspektifi var. Manifesto bunu ortaya koymuş. Bu İngiliz aklına çok ters düşer. Ya da bu noktada uluslararası komplonun hedeflediği gerçekliğin karşısında bir gerçekliktir. Bu nihayete ererse bununla birlikte Orta Doğu'da bir savaşın önü alınır. Çünkü unutmayın 2020 ile birlikte Orta Doğu'da bir Abraham Anlaşması yapıldı.   ‘Rojava Devrimi itibarsızlaştırılmak isteniyor’   Fas, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri'nin de içinde olduğu dört Arap ülkesi ile birlikte Amerika bir anlaşma imzaladı ve Orta Doğu yeniden bunun üzerinden şekillendiriliyor. Yani Orta Doğu Lozan'dan sonra Sykes Picot, Abraham Anlaşması'yla güncelleniyor ve Kürtler bu noktada nerede duracak, Orta Doğu barışı nasıl sağlanacak tartışmaları gündemde. Gazze bunun fitilini ateşledi. Demek ki Filistinsiz bir çözüm hedeflendi. Şii direncini kıracak bir çözüm isteniyor. Etnik ve mezhebe dayalı bir çatışma artı Kürtler... Kürtler bunun neresinde tartışması gündeme geldi. İşte Orta Doğu'nun yeniden dizayn edildiği, yeni bir Sykes-Picot'un Abraham Anlaşması'yla birlikte gündeme geldiği bu süreçte Önderliğin ortaya koyduğu siyaset ve proje bunu da baltalıyor. Yani etnik, inanca dayalı karşıtlık değil, birlik ve beraberliğe dayalı bir demokratik ulus fikriyatını ortaya koyuyordu. Kazanan Orta Doğu halkları olacaktı. İşte tüm bunlar hedef alınarak Rojava müdahalesi gerçekleştirildi. Şunu söylemek isteriz. Bu müdahale sadece Rojava'ya bir müdahale değil. Bu müdahale ile birlikte Rojava Devrimi de itibarsızlaştırılmak isteniyor. Rojava Devrimi’nin ortaya çıkarttığı Önderlik paradigması da itibarsızlaştırılmak isteniyor. Şunu unutmayalım Demokratik ulus, Kürtlerin Araplarla, Farslarla, bütün toplumlarla, mezheplerle beraberliği demek.   Büyük bir tehlike   Demokratik ulus sadece devlete dayalı Kürtlükse yalnızlaştırılmış bir Kürtlüktür ve herkesin hedef haline geldiği bir Kürtlüktür. Bu bizler için büyük bir tehlikedir. Bu nedenle yalnızlaşan değil, ittifak haline gelendir. Elbette ihanetler, elbette karşıtlaşan yaklaşımlar, hepimizin yaşadığı duygular var. Bizim içimizde hala Araplar mücadele ediyor. Bizim kendi içimizde Kürt işbirlikçiliklerimiz vardı ama biz Kürt ulusal birliğinden vazgeçmedik. Bu duygular anlaşılır ama biz bundan uzaklaşmıyoruz. İşte ideolojik saldırı konsepti en çok burada başlıyor. Ve burada sadece hedeflenen Önderlik değil. Orta Doğu'da yeni bir siyaset oluşturuluyor. Bu başarılırsa yeni bir denge oluşturulacak. Denge Gazze'de kazanıldı. Gerçekten Gazze'de İsrail kazandı. Bir halk soykırımdan geçirildi. Şimdi sıra Kürtlerde bu büyük bir tehlikedir. Dürziler, Aleviler, Orta Doğu'nun bütün halkları için büyük bir tehlikedir.   Halklara dönük, halkların birlikteliğine, barış ve demokratik toplum içerisinde yaşama projesine karşı bir saldırı var ve bu herkese, sadece Kürtlere değil. Çok klişedir ama tarihsel örnekleri çok yaşanmıştır. Susma sustukça sıra sana gelir. Kürtler soykırımla bitecek bir topluluk değil. Şu an müthiş bir ulusal birlik duygusu da oluşmuş durumda ama bu Kürtlerle sınırlı kalmayacak.   ‘Suriye’deki sorunun çözümü Türkiye’deki müzakereden geçiyor’   Önderlik İmralı görüşmelerinde şunu net olarak ortaya koyuyor. Suriye'deki sorunun çözümü Türkiye'deki müzakereden geçer. Bunlar iç içe çözümlerdir. Son görüşmelerinde esas olan şey Kürt'ün evine girmek onu öldürmek demektir. Kürt kendi namusunu korur. Bunu yapmayın. Biz bunu asla kabul etmeyiz. Oradaki SDG güçleri Kürt'ün namusunu, onurunu, hatta Arap'ın da namusunu, onurunu koruyor. Halkların namusunu, onurunu koruyor. Silahı bu halklara karşı savaşanlara çevirmiş, Türkiye'ye değil. Bunun mesajını verdi. “Dost olun. Karşılaşmayın” dedi. Bunun uyarısını yaptı. Dün Önderlik ne dediyse tek tek hepsi çıktı. Bakın şunun uyarısını yaptığı o tutanaklarda da var. Önderlik başından beri Suriye ile Türkiye'nin karşıtlaşmamasını, Türkiye'nin artık Kürtleri kabul etmesini, Rojava'daki Kürtlerin de bu sürece dahil edilmesini istedi. DSG'nin de silahlı güç olarak bir özsavunma gücü olduğunu, devletin bu noktada birlik ve beraberlikle ayrıştırıcı değil ama Kürt özerkliğini yerel yönetimler üzerinden koruyan bir şekilde bunu kabul etmesini istedi.   “Müzakere süreci aynı zamanda bir mücadele sürecidir. Bu nedenle Öcalan da ortaya koyduğu yüksek siyasetle bunların hepsini öngörmüştü. Kürtlerin bu noktada yalnızlaştırılmasına, Türkiye'nin Rojava'daki Kürtlerle savaşmaması, bunlarla bir barış sürecini yakalaması, müzakere sürecini yaratması açısından da o müzakerede her zaman bu çizgiyi koruyan bir yerde durdu.”   Burada verilen hiçbir taviz yok. Başından beri aynı çizgiyi savunuyor. Kürtlerin yerel yönetim hakkı kabul edilmek zorunda. Buna özerklik mi dersin? Buna başka bir tanım da koyabilirsin. Fakat bu statüdür. Bunun hukuki olarak kabul edilmesini dayatıyor. Bunun savunmasını da DSG silahlı gücüyle yapıyor. Bundan vazgeçmiş değil. Önderlik asla oradaki özsavunma gücünün silahsızlandırılmasını kabul etmedi. “Bu bir halkı soykırıma alet etmek, soykırımından geçmesini kabul etmek demektir” dedi. Bunun bile tersten okunması yapılıyor. Başından itibaren Rojava'ya dair tutumu çok netti. Bugün de aynı noktada. Keşke dinlenilseydi. Tek tek söyledikleri iyi okunsun. Ne söylemişse çıkıyor. Orta Doğu açısından da, Rojava açısından da çıkıyor ve şu an yeni bir siyaset üreterek burada soykırımın önüne geçmek istiyor. Müzakerelerden bağımsız değil. Bu noktada da belirtmek gerekir ki Rojava'daki gerçeklik Türkiye'deki müzakere gerçekliğinden bağımsız değil. İç içedir. Rojava'ya saldırarak müzakere bitirilmek isteniyor. Kendileri de bunu ortaya koymuş durumda.  Bugün sallanan bir masa var ama yine de barış süreci için, müzakere süreci için onurlu bir barış için Kürtlerin statüsü kazanılması adına halen o masa korunuyor. Müzakere süreci aynı zamanda bir mücadele sürecidir. İç içe yürür. Bu nedenle Öcalan da ortaya koyduğu yüksek siyasetle bunların hepsini öngörmüştü. Kürtlerin bu noktada yalnızlaştırılmasına, hedef haline getirilmesine, Türkiye'nin Rojava'daki Kürtlerle savaşmaması, bunlarla bir barış sürecini yakalaması, müzakere sürecini yaratması açısından da o müzakerede her zaman bu çizgiyi koruyan bir yerde durdu. En azından şimdiye kadar yürütülen bütün siyasetlerinde bunu ortaya koymuş. Bugün de bundan vazgeçmiş değil. Bu zaten onun için temel bir kırmızı hat haline gelmiş durumda.   “DAİŞ, medyayı bir silah haline getirdi. Bunun yarattığı bir psikolojik savaş var ve bir özel savaşa dönmüş durumda. Mevcut haliyle de Colani dediğimiz yapı Esad'ın bir muadili olacak. Orta Doğu'da, Rojava'da ya da Suriye'de bu çete hükümetinin gerçekten bir devlet aklını ya da böyle bir gücü temsil etmesini bekleyemeyiz.”   * Bu saldırılarda özellikle kadınlar hedef alındı. Kadınların cenazeleri binadan atıldı, bedenleri teşhir edildi, saçları kesildi. Kadın özgürlüğü hedef alındı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?   İdeolojik saldırıdan bahsederken aslında en büyük saldırı kapsamına giren güç, devrimin öznesi olan kadınlar oluyor. Rojava Devrimi bir kadın devrimidir dedik. DAİŞ dediğimiz yapı ve geçici hükümet dediğimiz Şam hükümeti yani HTŞ her şeyden önce bu DAİŞ artıklarının içerisinde sentezlenmesiyle oluşturulmuştur. Üzerine takım elbise giymiş çeteci bir yapı. Bu yapı en vahşi kastik katil dediğimiz zihniyeti temsil ediyor. Bilinçli bir şekilde DAİŞ’in en fazla yapmak istediği, ortaya çıktığı andan itibaren bir korku imparatorluğu yaratmaktır. “Biz her türlü vahşeti izletiriz. Her türlü saldırı, ölümün her çeşidini size yaşatırız” diyor. Ve dikkat edin 2014'lerde de bunu yaptılar. Canlı yayınlarda herkesin gözü önünde bir ölüme herkesi tanık ettirdi. Medyayı da bu noktada bir silah haline getirdi. Bunun yarattığı bir psikolojik savaş var ve bir özel savaşa dönmüş durumda. Mevcut haliyle de Colani dediğimiz bu yapı Esad'ın bir muadili olacak. Orta Doğu'da, Rojava'da ya da Suriye'de bu çete hükümetinin gerçekten bir devlet aklını ya da böyle bir gücü temsil etmesini, böyle bir demokratik gücü temsil etmesini bekleyemeyiz. Bizim bunlarla bir çözüm gücü yaratmada çok imkânımız yok. Biz bu noktada onları çözüme zorluyoruz.   İmralı sürecin bir parçasıdır   Şu an Suriye'deki Esad muadili bu yapı bir çözüm gücü değildir. İnşa edilmiş ve koçbaşı olarak kullanılan İsrail tarafından da doğrudan kontrol altına alınmış, herkesin kullanışlı bir aparatı haline gelmiş bir yapıdır. Aynı zamanda toplum karşıtı, kadın karşıtı, her şeye karşıtlaşmış elinde büyük bir gücü biriktiren silahlı bir yapıdır. Kontrolsüz bir yapıdır. Bu yapının öngörülemez vahşetleri var. Çünkü insanın aklına gelmeyecek vahşetleri gerçekleştiriyor. Rojava'da o 10 maddelik anlaşma imzalanırken de bugün de bu anlaşma imzalanırken biz bu yapıyı çözüme zorluyoruz ki daha fazla vahşet, daha sınır tanımaz katliamlar olmasın. Bu anlaşmayı da imzalarken her şeyden vazgeçme bir teslimiyet değil. Onun da altını çizelim. Çok fazla Rojava'ya dair devrimi itibarsızlaştırmak isteyen yaklaşımlar da var. Rojava'da direnen ve savaşan bir halk gerçekliği var. Müzakere ve mücadelenin iç içe yürütüldüğü bir süreçten geçiyoruz Rojava'da. Bunun en önemli ayağı da Türkiye, İmralı. İmralı da bu sürecin bir parçasıdır. Bunun bir parçası aynı şekilde Güney’dir. Çünkü sıra onlara da gelecek. Sıra buradaki Kürtlere de gelecek. Bunun bir parçası da İran'dır. Çünkü bir Şii hattı oluşturulmak isteniyor. Herkesin içine bir şekilde dahil olduğu, çoklu denklemlerin olduğu ve çoklu hesapların olduğu bir süreçtir.   Duyguyu siyasallaştırmak gerekir   Direniş hattı, siyaset ve diplomasisi iç içe yürütülür. Diplomasinin de dayanağı halkın öz değerleri, öz dinamikleridir. Buradan yürütülen siyaset haliyle şunu yaratabiliyor; bir defa şunu bilelim ki biz yalnız değiliz. Yalnızlaştırılmak isteniyoruz. Biz toplumsal birlikten ve dayanışmadan uzak değiliz, uzaklaştırılmak isteniyoruz. Asla buna gelmemek lazım. Bu duygunun esiri olmamak lazım. Yaşanan gerçekliğin hesabının sorulacağı alan esasta bunu yaratan güçlerdir. Bunun hassasiyetini iyi oluşturmak ve toplumun, hepimizin içinde olduğu duyguyu iyi anlamak gerekiyor. Bu duyguyu siyasallaştırmak gerekir. Çok öfkeliyiz ve sürekli DAİŞ yapısı bizim bu öfkemizi köpürtüyor. En son yine yakılan bir Kürt gencinin cenazesi bizim bu öfkemizi daha da köpürttü. Oradaki DAİŞ dediğimiz yapı Araplar adına yaptığını ortaya koyuyor. O nedenle bu öfkenin duygusallığın haklı sebepleri var ama siyasallaşması lazım. Namluyu yanlış yere çevirmemek lazım. Bu noktada biz hedefi bilerek mücadele etmek zorundayız.   “Erkek iktidar ve faşist akla karşı en fazla direnen de yine kadın hattıdır. Çünkü Rojava bir kadın devrim gerçekliğini yarattı. Buradan dünyaya umut oldu. Bu devrim toplumlar adına, halklar adına direnen ve kendi kadın kurtuluşunu da inşa eden, bunu gerçekleştiren ve halen gerçekleştirmeye çalışan bir kadın devrimidir.”   Aynı zamanda erkek iktidar ve faşist akla karşı en fazla direnen de yine kadın hattıdır. Çünkü Rojava bir kadın devrim gerçekliğini yarattı. Buradan dünyaya umut oldu. Bu devrim toplumlar adına, halklar adına direnen ve kendi kadın kurtuluşunu da inşa eden, bunu gerçekleştiren ve halen gerçekleştirmeye çalışan bir kadın devrimidir. Böyle bir kadın devrimini hedef aldılar. İlkin direnen bir kadın savaşçının cenazesini balkondan atarak yaptılar. Bunu bilinçli basında teşhir ettiler. Burada oluşan duyguların okumasını iyi yapmak lazım. Biz bu gerçekliği bilmiyor değiliz. Kürt halkı savaşan halk gerçekliğidir. Vahşetin her türlüsünü yaşamıştır ama burada bir teşhircilik var. Çok pornografik bir teşhircilik var. Ölüm üzerinden pornografik bir gerçeklik var, teşhircilik var. Burada elbette biz bu gerçekliğin aynı zamanda bize karşı, kadına karşı hedef alındığını, gözümüzün içine soka soka gösterildiğini biliyoruz. Fakat arka perdesinden daha başka duyguların, daha başka düşüncelerin, düne kadar geldiğimiz o müzakere sürecinin, o dilin de bitirilmek istendiğini biliyoruz. Esir Kürt kadınları da var. Biz ikinci Şengal'i yaşıyoruz şu an. Hala Şengal'in kayıp kızları var. Bir kadın pazarı kurulmak isteniyor. Bunun önüne geçmek zorundayız. Bu bir toplumun namusudur elbette.   Bir kadının bu şekilde bedeninin teşhir edilmesi, kadınların bu şekilde bir esaretle birlikte bir ganimet haline getirilmesi bir topluma yapılmış en büyük saldırıdır. Kadının özgürlüğü, toplumun özgürlüğü ise kadının içinde bulunduğu saldırı hali de bir toplumun içinde bulunduğu saldırıyı tetikler. Birbirleriyle paralellik arz eder. Bu irade kırılmak isteniyor. Bu nedenle orada her şeyden önce direnen kadınlardır. Elbette burada bir toplum karşısında saldırı var. Bir toplum komple hedef alınıyor. Kadının saçı üzerinden bile teşhir ettiler değil mi? Bu bir direniş alanı haline getirildi. Kadınlar bu noktada her yerde saç örme sivil itaatsizliğine başladı. Çünkü o saç aynı zamanda onun varlığını temsil ediyor. Onun kendi varlığını, özgürlüğü temsil eden sembolik bir değerdir. Şimdi bu sembole bir saldırı vardı. O nedenle bu bizim için bir direniş hattına dönüştü.   23 yıldır bunun ceremesini çekiyoruz   Sembolik anlamlarla yetinilecek bir süreç değil elbette. Bunun sembolik anlamı elbette vardır ama bundan daha ötede bir anlam var. Bir toplumsal direniş için kadının kendini öncüleştirmesi, direniş hattında kendisini büyütmesidir. Laik kesime de bu noktada seslenmek isterim. Rojava'da Kürt kadınına saldıran bu zihniyet, bu eril faşist zihniyet Türkiye'nin kapı komşusu olmak üzere. Bence bu noktada en fazla Türkiyeli kadınların kendisine laik diyen, direnen Türkiyeli kadınların ayaklanması lazım. Yarın artık bu sınırı tanımayacak. Bu zihniyet bugün Türkiye'de inşa ediliyor. Her yerde uyuyan DAİŞ hücreleri var. Kocaeli'de direnen kadınlara saldıranların elinde hangi bayrak vardı? Karşı tarafta tamamen bir erkek grubu vardı. Ellerinde sadece Türk bayrağı yoktu. Siyah bayraklarla saldırdılar. Bu bir işaretti. Bu özel bir tercihti. Bunun gibi doğrudan uyuyan hücrelerin kendisini artık zamanla ki biz 23 yıldır bunun ceremesini çekiyoruz. Yarın öbür gün aynı vahşetin Türkiye'de kadınların başına gelmeyeceği ne malum. Burası Orta Doğu ve gerçekten çok başka bir dinamikle işler. Domino etkisi yaratır.   DAİŞ tüm kadınlara saldırıyor   Rojava'da yaşanan, 24 saat içerisinde Türkiye'de de yaşanır. Çok hızlı değişen dengeleri vardır. Çünkü herkesin içinde olduğu bir siyasettir. Uluslararası bir siyaset alanı Orta Doğu. Kendi dinamikleri de var. Belki bir hafta sonra biz çok başka bir siyasetle karşı karşıya geleceğiz. Bir hafta önce bunu öngörebiliyor muyduk? Belki siyaseten öngörüyorduk ama Önderlik, “Birdenbire uyandığımda kendimi 93 sürecinde hissettim” diyor. O zaman Özal öldürülmüştü. Yani 24 saat siyaset için çok uzundur. O nedenle bugün Türk, Kürt kadınların başına gelen yarın Orta Doğu'da her kadının başına gelebilir. Bu sadece Kürt kadınların değil, bütün kadınların dayanışma içerisinde olmak zorunda olduğu bir hattır. Çünkü DAİŞ kadınlara saldırıyor.   “Şu an yapılan suikastlarla Colani İsrail'in tümden denetimine girmiştir. Ama dün kimin denetimindeydi? Türkiye'nin. Şimdi İsrail'in denetimindedir. Ve şu an tamamen İsrail'in hizmetindedir. Onun eliyle siyaset yürütülüyor.”   * Tutanaklarda Colani’nin diktatöre dönüşme tehlikesinden söz ediyor Kürt Halk Önderi. Bugün bunu görebiliyoruz. Colani ile Suriye nereye gidiyor?   Önderlik bunu net söylemişti, “Sakalsızı gitti sakallısı geldi.” Yani bir Esad rejimi yıkıldı. Orta Doğu'da yeni bir denklem kuruldu bunun üzerinden. Onun yerine İngiltere beslemesi, Amerika'nın büyüttüğü Colani dediğimiz sakallı geldi. Bu tamamen DAİŞ'in türevidir. Düne kadar DAİŞ dediğimiz çeteler sahada paramiliter bir güç olarak yer alırken, uluslararası güçlerin kim tarafından nerede ihtiyaç duyulursa onun yanında olan bu paramiliter güçler şimdi siyasal alana çekildi. Siyasal alanda bu sefer savaştırılıp kullanılıyor. Sahanın düzlemi değişti. Meşrulaştırılmaya, legalleştirilmeye, bunun üzerinden de bir tarihin hafızası yok edilmeye çalışılıyor. Çünkü herkes, Colani’nin Irak'ta hapishanede El Kaide adına tutulan biri olduğunu biliyordu. Müthiş bir algı operasyonuyla “Colani de bir terörist iktidar olabilir” dendi. Şimdi böyle bir güç iktidar hâline getirildi ve bizim muhatabımız kılındı. Yürüttüğü siyasetle ki bunun başından beri Önderlik uyarısını yapıyor, bunun büyük bir diktatöre döneceğini de söylüyor. Ayrıca şu an yapılan suikastlarla Colani İsrail'in tümden denetimine girmiştir. Ama dün kimin denetimindeydi? Türkiye'nin. Şimdi İsrail'in denetimindedir. Ve şu an tamamen İsrail'in hizmetindedir. Onun eliyle siyaset yürütülüyor.   Yenilenmiş 15 Şubat ittifakıyla karşı karşıyayız   Önderliğin söylemleri tek tek çıkıyor. Suriye için biz demokratik cumhuriyetten yanayız. Birlikten yanayız. Bir Kürt ulus devleti değil. Kürt statüsünün bütün halklarla birlikte tanındığı, yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir demokratik cumhuriyetten bahsediyor. Hiç kimsenin statüsünden vazgeçme hali yok. Kürtler de statü mücadelesi verir. Biz vazgeçseydik silahları dünden indirirdik. Yani bu her şeyden önce Önderliğin tek bir sözüne bakar. Demek ki hala bu noktada ciddi bir müzakere ve çatışma hali var İmralı'da da. Ne üzerinden? Rojava üzerinden. Yenilenmiş bir 15 Şubat ittifakı ile karşı karşıyayız.   ‘İkinci Gazze’ uyarısı   Kürtler bu noktada hedef haline getirildi. Bu görüşmeler sonrasında kimse Colani'ye şunun hesabını sormadı. Türkiye niye sormuyor bunu? O Gazze'de en fazla mücadele eden, bunun için dayanışma sunanlar başta Hakan Fidan olmak üzere… Neden Golan Tepeleri İsrail'e peşkeş çekildi? Sen bunu da İsrail'e sattın. Neden oralar verildi diye hesabını sormuyor. En fazla Gazze'de Filistinlilerle savaşan bir güce sen kalktın bunu verdin. Burada al ver al ver yaptılar. Adeta Kürtlüğü ve Kürdistan'ı bu noktada pazarlık konusu haline getirdiler. İşte bunun uyarısını zaten Önderliğin kendisi yapıyor. Burada tutanaklara da yansıyan budur ve “Tehlike büyük, ikinci Gazze olacak. Orta Doğu, Suriye birçok denklemin yeniden inşa edildiği merkezdir. Uluslararası siyasetin devreye girdiği merkezdir. Buradan bir Şii hattı kurulacak. Bu Şii hattı yeniden Kürtler üzerinden inşa edilmek isteniyor” diyor. Bu uyarıları son görüşmelerinde yapmadı. Bunu ilk bizim basına yansıyan o tecrit kırıldığı andan itibaren yaptı.   Rojava şartı   Önderlik bu stratejide Kürtlerin sürekli yaralı bırakılarak Orta Doğu'da dizayn edildiğini söylüyor. Bu daha önceki Kahire görüşmelerinde İngilizlerin söylediği bir sözdü. Bugün de geçerlidir. Bugün de aynı şey yapılmak isteniyor. Devleti uyarıyor, “Eğer ki siz Rojava'ya Türk devleti olarak girerseniz aynı zamanda büyük bir savaşın gerekçesi olur” diyor. Şunu da bilmek lazım; dereyi geçerken at değiştirilmez. Siz bir müzakere sürecine başlamışsanız, bunun 2014'ten tecrübeleri de var. Bu noktada müzakere sürecinin yürütülmesinin temel kıstası da Rojava'dır. Önderlik Rojava'da şu cümleyi çok net kuruyor; “DAİŞ tarafından başlatılan faşizm eliyle yürütülen ikinci bir Kobanê hamlesi var. Eğer ki bu ortadan kaldırılmazsa, Barış ve Demokratik Toplum Süreci de ilerleyemez” diyor. Bu net çizgisidir. Bu müzakere sürecinin yürümesi için her şeyden önce Rojava'da bu statünün güncellenmiş haliyle kendisini koruması gerekiyor. Bunun müzakere edilip siyasi statü haline getirilmesi gerekir diyor. Önderliğin masada ortaya koyduğu Rojava'daki gücün, Kürt statüsünün, siyasetinin dayattığı, mücadelesini verdiği gerçeklik de budur. Bu kabul olmazsa barış ve müzakere sürecinin yürümeyeceğini belirtiyor. Tutanaklarda da bu yer alıyor. Fakat tam aksine o kadar algı operasyonu yürütülüyor ki kimileri tarafından çok da büyütmemek gerekir. Ama şu bilinsin ki Önderliğe bu noktada saldırı varsa “Bu saldırının hedefi bu müzakerelerdir ve Rojava'dır” diyerek aksi olduğunu siyaseten dile getirmek zorundayız.   Bu noktada şunu belirtelim ki müzakere sürecine kurban edilmiş bir Rojava yok. Müzakere sürecinin devam etmesini önlemek isteyenlerin kurban ettiği bir Rojava var. Okumayı buradan yapmak lazım.   ‘Al Gazze'yi ver Kürdistan'ı’ hesabı başlatıldı   Doğrudan Suriye’de çete iktidarının yürüttüğü bir savaş var. Büyük bir soykırımla Gazze tamamlandı. Arap barışı ki bu Arap barışında daha 200 yıl öncesinin politikasıyla oluşturulmuş bir Arap devlet aklından bahsediyoruz. İktidar aklından, siyasal İslam'dan bahsediyoruz. Gazze'yi bu noktada bitirdiler. Orada zaten bitirilmiş bir statü var. Şimdi sıra nereye geldi? “Al Gazze'yi ver Kürdistan'ı” hesabı başlatıldı. Ve buradan ne gerçekleştiriliyor? Davut Koridorunun bir tarafı tamamlandı. Filistin susturuldu adeta. Halen direnen bir gerçeklik olsa da siyaseten bu böyle. Ve şimdi Davut Koridorunun Suriye ayağı hedefleniyor ve bu çete hükümeti Abraham Antlaşması'na muhtemelen dahil olacak. Çünkü İsrail Colani'yi teslim aldı ve Abraham Anlaşması'na Suriye'yi de dahil edecek. Davut Koridoru'yla da Önderliğin uyarısını yaptığı şey gerçekleşecek. Kürtler belki bir tarafta bir soykırıma da kurban gidebilir ama bir tarafta Kürtler, bir tarafta Golan dediğimiz yapı, bir tarafta Aleviler ve bölünmüş bir Suriye. Yani gerçekten Suriye'nin üniter yapısı korunmayacak.   “Yan yana değil karşı karşıya olan halklar yaratılmak isteniyor. Parçalanmış, ayrıştırılmış bir Suriye ve bu noktada İsrail'in kendi korumasını yaptığı, tamamen teslim alınmış bir Suriye gerçekliği karşısında çok makul bir tespittir.”     Düne kadar yan yana yaşayan bir halk gerçekliği vardı. Halen de öyle. Dürziler, Aleviler, Araplar iç içe yaşamıştır. Halkların bu noktada birbirleriyle sorunu yoktur. Devlet tarafından çoktan teslim alınmış, ihanet eden, işbirliği yapan bir Arap aşiret gerçekliği var ki tenzih ederek bunu söylüyorum. Böyle bir siyaset zaten burada oluşturulmuş. Bu ne yapıyor? Yan yana değil karşı karşıya olan halklar yaratılmak isteniyor. Parçalanmış, ayrıştırılmış bir Suriye ve bu noktada İsrail'in kendi korumasını yaptığı, tamamen teslim alınmış bir Suriye gerçekliği karşısında çok makul bir tespittir. Ayrıştıran, kopuşturan, milliyetçiliğin, ırkçılığın, etnik karşıtlığın birbirini körüklediği ki bugün de Şii hattı üzerinden bu yapılıyor. Hatta bu noktada Salih Müslim kendisi bunu dile getirdi. Biz sanki milletin DAİŞ gibi paralı ordusuymuşuz gibi Şiilere karşı Haşd-i Şabi'ye karşı savaştırılmak istenmişiz. Bağımsız bir yapıyız biz. Kimsenin ordusu değiliz. Rojava'da da böyle olmadık.   Demokratik cumhuriyet modeli   Diplomatik müzakereler bizi kimsenin ordusu yapmaz. Bu zamanın ruhuna uygun bir siyaset dilidir diplomasi dediğimiz şey. İki tarafın birbirini kabul etmesidir. Biz bunu Rojava'da çok yoğun bir şekilde devrim yapıldığından beri yürütüyoruz. Gelinen noktada bunların hepsi alaşağı edilip bütün kazanımlar hedef haline getirilip hem Rojava Devrimi itibarsızlaştırılıyor, hem bunun üzerinden kardeşlik hukukuna dayalı sistem karşıtlaştırılıyor. Suriye karşıt halkların bir arada tutulmak istendiği ama karşılaştırılarak, sürekli Kürt sopası devrede tutularak bir arada tutulmak istendiği bir yapıya dönüştürüldü. Bu tehlike büyük ve yeni bir Gazze oluşturacak Suriye'de. Bu nedenle Önderliğin formülü çok nettir. Bütün halkların yerel güçlerden statüsünü kazandığı, birlik içerisinde olduğu bir demokratik cumhuriyet hedefi kimsenin itiraz edeceği, karşıtlaşacağı, bunun üzerinden anti-Öcalanizm yapacağı bir teori değildir. En sağduyulu siyasetçi bile bunun hakkını teslim eder. Orada da dile getirilen budur.   Diplomasinin en güçlü ayağı ittifaklardır   Bu tehlike bugün tekrardan İmralı'da durdurulmak isteniyor. Tehlikenin öngörüsünü siyaseten ortaya koyarak bunu önleyecek yüksek diplomasi yapılmalı. Diplomasi sadece devletlerle yapılmaz, halkların ittifakıyla da yapılır. Diplomasinin en güçlü ayağı ittifaklardır. Halklar ittifakıdır. Bu korunarak diplomasi yapılmalı ki sadece Rojava, sadece Kürtler değil, bütün Orta Doğu halkları kazansın. Biz 100 yıl önceki Sykes Picot'la ortaya çıkan güncellenmiş siyasetle karşı karşıyayız. Yeni bir yapılanma var, yeni bir proje var. Buna karşı da bu sefer halklar kazansın diyoruz.   “Birleşmiş Milletler’in Kürt varlığını artık siyaseten tanıması gerekiyor. Rojava'daki Kürt varlığının artık askeri olarak değil, siyaseten de tanıması gerekiyor.”   * Bu saldırılar karşısında nasıl bir mücadele hattı örülmeli kadınlar ve Kürdistan’ın her yanındaki Kürtlere ne söylemek istersiniz?   Tehlike büyük, elbette Kürtler bugün birlik olmuş durumda. Bu çok önemli bir kazanımdır. Müthiş bir ulusal birlik, bunun duygusu, düşüncesi, siyaseti oluşmuş durumda. Her şeyden önce bu ulusal birliğin Önderliğin de dediği gibi bir ulusal birlik siyasetine dönüşmesi lazım. Bunun zemini oluşmuş durumda, kıymetlidir. Ulusal birlik ittifakının bir siyasete dönüşmesi, siyasi bir güce dönüşmesi, Kürt varlığının bu soykırımı önleyecek şekilde tanınması için siyasal birlik ittifak oluşması lazım. En önemli ihtiyaç budur güncel açısından ve bu noktada Birleşmiş Milletler’in Kürt varlığını artık siyaseten tanıması gerekiyor. Rojava'daki Kürt varlığının artık askeri olarak değil, siyaseten de tanıması gerekiyor.   Kürt ulusal varlığının birliğe dayalı oluşması lazım   Kürt ulusal varlığının milliyetçi çizgi, ulus devletçi çizgi üzerinden değil, Kürtlerin binlerce yıl yaptığı gibi Kürt sosyolojisine denk gelen şekilde toplumsal dayanışma ve birliğe dayalı olarak oluşması lazım. Bunun aksi de Kürt’ü Orta Doğu'da hedef haline getirir ki bunun uyarısını da yine Önderlik yaptı. Kürt’ün yalnızlaşması Araplar tarafından, Farslar tarafından hedef haline getirilip çatıştırılması demektir. Bu da yaralı Kürt demektir. Kürt sopasıyla Orta Doğu'yu dizayn etmek demektir. Kürt ulusal birliğinin bu tehlikeyi görerek Arap, Türk, Fars çatışmasıyla değil, Kürt ulusal birliğinin Orta Doğu'da barışı inşa edecek demokratik ulusu inşa edecek, halkların da kurtuluşunu hedefleyecek bir paradigmayla, temel stratejiyle kendisini inşa etmesi gerekir. Bu çok hassas bir noktadır. Aksi bizi büyük bir hedef haline getirir.   Biz direnmesini bilen bir halkız   Rojava'da yaşanan saldırıya karşı topyekûn direnmek gerekiyor. Bu müzakere sürecinin de kazanılması demektir. Şu an müzakere süreci bitmiş değil ama büyük bir tehlike var. Önderlik üzerinde büyük bir tehlike var. 15 Şubat Önderliğin imhasını, Önderlik şahsında bir halkın soykırımını Kürt, Türk çatışmasıyla başlatmak isteyen bir süreçti. Kürt’ün Rojava karşısında sesini yükseltmesi gerekiyor. Şu an Kobanê’de büyük bir ambargo var. Savaşlar maalesef bir toplumu cezalandırmak için bu tür ambargolara hep tanıklık etmiştir. Soğuktan ölen çocuklar var ama Kürtler kendisini mağdur bilmesin. Basın bu noktada işlerken Kürtleri çok mağdur da gösteriyor. Biz mağdur bir halk değiliz. Biz direnmesini bilen bir halkız. Müzakereyi de yürütürüz, direnmesini de biliriz. Dört parça Kürdistan direnen Kürt’ün gerçekliğini ortaya koymuştur. Yaşanan acı kayıplar bizim mücadele birliğimizi büyütür. Daha fazla mücadele gerçekliğimizi yürütür.   “27 yıl boyunca halkı için 6 metrekarede direnen bir Önderlik gerçekliğini doğru okumak lazım. Devlet itibarsızlaştırıyor ama şunu unutmamalı ki, itibarsızlaştırılarak ortadan kaldırılacak bir gerçeklik yok. Gündem Rojava'daki katliamlardır, Rojava'daki ambargodur. Bunun üzerinden Kürt soykırımıdır. Çözümü ortaya koyan en temel güçlerden biri ve en önemlisi kurucu önder Abdullah Öcalan'dır.”   Kürtler üzerinden onu soykırıma çeken bir oyun varsa biz Kürt birliğini ittifaklara dayalı politikalarla oluşturup Kürt aklını stratejik bir hatta koyarak bunu bozabiliriz. Önderliği yalnızlaştıran, itibarsızlaştıran, onun şahsında Kürt halkına yönelik bir saldırı var. Bunun önüne geçip bu tür kafa karışıklıklarına asla mahal vermemek lazım. 27 yıl boyunca halkı için 6 metrekarede direnen bir Önderlik gerçekliğini doğru okumak lazım. Devlet itibarsızlaştırıyor ama şunu unutmamalı ki, itibarsızlaştırılarak ortadan kaldırılacak bir gerçeklik yok. Gerçekler her şeyin üstündedir ama bu ciddi bir özel savaşa dönüşmüş durumda. Gündemi biz belirleyelim. Gündem Rojava'daki katliamlardır, Rojava'daki ambargodur. Bunun üzerinden Kürt soykırımıdır. Çözümü ortaya koyan en temel güçlerden biri ve en önemlisi kurucu önder Abdullah Öcalan'dır.   Bu direnişin kulvarlı yollardan başarı alacağına inanıyorum   Bu gerçeği bilerek süreci, zamanın ruhunu okuyalım. Bu sadece bir Kürt soykırımı değil, onlar şahsında bir kadın soykırımı yapılıyor, hedefleniyor, direnen kadın katledilmeye çalışılıyor. Sadece Kürt kadınları değil, bütün kadınların Rojava hattı üzerinden kadın konfederalizmini yaratmasının önemli olduğunu düşünüyorum ve hızlıca bu politika hattının da oluşturulması lazım. Bir korku imparatorluğu oluşturuluyor. Buna gelmemek lazım. Direnmek gerekiyor. Bu direnişin de hem müzakere ile hem siyaseten ve çok kulvarlı yollardan başarı alacağına inanıyoruz.