44 günde 14 şüpheli ölüm: Dosyalar kapatılıyor, katliamlar artıyor 2026-02-18 09:02:29   Rojda Aydın   AMED - Şüpheli kadın ölümleri, kesinleşmiş kadın katliamlarını aştı. Kadın örgütleri, “intihar” ya da “kaza” denilerek kapatılan dosyaların cezasızlıkla yeni katliamların önünü açtığına dikkat çekiyor.   Kürdistan ve Türkiye’de son yıllarda “şüpheli kadın ölümleri” her geçen gün artıyor. Şüpheli biçimde yaşamını yitiren pek çok kadının ölümü, “intihar” ya da “kaza” denilerek hızla kapatılan dosyalarla geçiştiriliyor. Yeterli soruşturma yürütülmemesi, delillerin toplanmaması ya da dosyaların aceleyle kapatılması, geride yanıtlanmamış sorular bırakıyor.   Dosyalar kapandıkça, katledilen ya da şüpheli şekilde yaşamını yitiren kadınlar adalet sisteminin dışına itiliyor; cezasızlık ise şiddet döngüsünü beslemeye devam ediyor. Şüpheli kadın ölümleri, yalnızca bireysel vakalar olarak değil; adli tıp uygulamalarından savcılık süreçlerine, kolluk kuvvetlerinin tutumundan toplumsal cinsiyet algısına kadar uzanan yapısal bir sorunun göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.   Son dönemde özellikle artış gösteren şüpheli kadın ölümleri karşısında iktidarın sessizliği sürüyor. Kadın örgütleri ve hukukçular, bu vakaların önemli bir bölümünün örtbas edilmiş kadın katliamları olabileceğine dikkat çekerken, adalet mekanizmasının cinsiyet temelli şiddeti görmezden gelen yapısı bir kez daha tartışmaya açılıyor. Artan şüpheli kadın ölümleri; veriler, adli süreçler, ihmaller ve geride kalanların tanıklıkları üzerinden mercek altına alınıyor.   Bir yıllık şüpheli ölüm verileri   Bu yapısal sorunun boyutları, yıllık verilerde daha da görünür hale geliyor. Ajansımızın derlediği verilere göre Ocak–Aralık dönemini kapsayan 2025 yılı boyunca en az 297 kadın ve 29 çocuk erkekler tarafından katledildi; aynı yıl içinde 191 kadın ve 28 çocuk ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2025 raporu da aynı verileri ortaya koyuyor. Rapora göre 294 kadın katliamı kayda geçerken, 297 kadın ölümü “şüpheli” olarak kayıtlara geçti.    İki ayda 14 şüpheli ölüm   Şiddet 2026 yılında da hız kesmeden devam etti. Ajansımızın 2026 Ocak ayına ilişkin şiddet çetelesine göre, ay boyunca en az 15 kadın ve 3 çocuk katledilirken, 9 kadın ve 3 çocuk şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Farklı kaynaklardan edinilen bilgilere göre ise yalnızca 1–13 Şubat tarihleri arasında 7 kadın ve 1 çocuk katledildi; 5 kadının ölümü ise şüpheli olarak kayıtlara geçti.   Konuya ilişkin Rosa Kadın Derneği yönetiminden Büşra Yentürk ile şüpheli kadın ölümleri üzerine görüştük.   ‘Karanlıkta bırakılıyor’   Kadın örgütlerinin 2025 yılının izleme raporuna işaret eden Büşra Yentürk, şüpheli kadın ölümlerinin sayısı, kesinleşmiş kadın katliamlarını aştığını söyledi. Bu tabloyu sistematik ve şeffaf veri eksikliğiyle birlikte ele almak gerektiğini belirten Büşra Yentürk, kadın ölümlerinin önemli bir bölümünün etkin soruşturma yürütülmediği için karanlıkta bırakıldığını söyledi.   ‘Şüpheli ölümlerin katliam olduğu ortaya çıktı’   İlk etapta intihar olarak kaydedilen ve daha sonra kadın örgütlerinin mücadelesiyle “katliam” olduğu ortaya çıkan ölümlere değinen Büşra Yentürk, Şule Çet, Yağmur Önüt ve Roşin Kabaş dosyalarının bu durumun en çarpıcı örnekleri olduğunu söyledi. Büşra Yentürk, bu ölümlerin tamamında ilk açıklamaların "intihar" yönünde yapıldığını, ancak yoğun kamuoyu baskısı ve örgütlü mücadelenin ardından soruşturmaların derinleştiğini belirtti.   Kadın katliamlarının büyük bölümünün ancak medya ve kadın örgütlerinin çabasıyla gündeme gelebildiğini söyleyen Büşra Yentürk, karanlıkta bırakılan her şüpheli kadın ölümünün yeni katliamların önünü açtığını, bu nedenle temel taleplerinin, şüpheli her kadın ölümünde adaletin sağlanması olduğunu ifade etti.   ‘İlk tutanak ve beyanlar önemli’   Büşra Yentürk, özellikle ilk tutanakların ve ilk beyanların soruşturmanın seyrini belirlediğini, ancak çoğu vakada “psikolojik sorunları vardı”, “zaten depresifti”, “kapı içeriden kilitliydi” gibi ifadelerle olayın hızlıca kapatılmak istendiğini dile getirdi. Büşra Yentürk, etkin bir soruşturma için kadının yaşam öyküsünün, şiddet geçmişinin ve kriminal bulguların eksiksiz biçimde incelenmesi gerektiğini vurguladı.   Rojin Kabaiş dosyası   Son dönemde kamuoyunda geniş yer bulan Rojin Kabayış dosyasını hatırlatan Büşra Yentürk, ilk delillerin eksik toplandığını, ancak ailenin ve kadın örgütlerinin ısrarıyla dosyada iki erkek DNA’sının tespit edildiğini söyledi. Büşra Yentürk, benzer biçimde birçok şüpheli kadın ölümünde ilk otopsi raporlarıyla sonraki raporlar arasında ciddi çelişkiler bulunduğunu hatırlattı.    ‘Devlet refleksi yetersiz'   Sorunun münferit değil, yapısal olduğunu vurgulayan Büşra Yentürk, devletin erkek egemen bir zihniyetle hareket ettiğini ve bu nedenle kadın ölümlerine yönelik refleksin son derece zayıf kaldığını belirtti. Büşra Yentürk, aynı koşullarda yaşamını yitiren bir erkeğin ölümünde çok yönlü sorular sorulurken, kadınlar söz konusu olduğunda olayın hızla “intihar” ya da “kaza” olarak kayda geçirildiğinin altını çizdi.   Kadın Bakanlığı talebi   Türkiye nüfusunun yarısını kadınların oluşturmasına rağmen kadınlara özgü bir bakanlığın bulunmamasını da eleştiren Büşra Yentürk, kadın politikalarının “aile” başlığı altına hapsedilmesini erkek egemen anlayışın kurumsal bir sonucu olarak değerlendirdi. Yanlış dizaynın değişmesi hâlinde şüpheli kadın ölümlerinin azalacağına dikkat çeken Büşra Yentürk, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160’ıncı maddesinin açıkça uygulanması gerektiğini vurguladı.