‘1930’ların yazarları eril yayın dünyasına karşı kalemleriyle direndi’ 2026-05-22 09:03:14   Devrim Fındık   İSTANBUL - Akademisyen Eser Köker, 1930’lu yıllarda kadın yazarların erkek egemen yayıncılık anlayışına karşı görünmez kılınmalarına rağmen yazmayı sürdürdüğünü belirterek, “Kadınların kamusal hayatta kalma, söz kurma ve birbirini görme mücadelesi bu metinlerde iz bırakıyor” dedi.   1930’lu yıllarda kadın yazarlar, erkek egemen yayıncılık dünyasının baskılarına rağmen kalemleriyle direnişi büyüttü. Edebiyat çevreleri ve yayınevlerinin büyük ölçüde erkeklerin kontrolünde olduğu bu dönemde kadınların yazdıkları eserler çoğu zaman küçümsendi, “ev içi meselelerle sınırlı” görülerek geri plana itildi. Ancak kadın yazarlar, tüm baskılara rağmen yazmaktan vazgeçmedi. Romanları, makaleleri ve gazetecilik faaliyetleriyle kadınların toplumsal yaşamda görünür olma mücadelesini büyüten yazarlar; özgürlük, eşitlik ve kadınların kendi sözünü kurabilmesi için önemli bir mücadele yürüttü. Kadınların yalnızca edebiyatta değil, kamusal alanda da var olabileceğini gösteren bu isimler, erkek egemen yayın anlayışına karşı güçlü bir kültürel direnişin öncüsü oldu.   Akademisyen Eser Köker, 1930’lu yıllardaki kadın yazarların eril yayın dünyasına karşı nasıl bir mücadele verdiklerine dair değerlendirmelerde bulundu.   ‘Kadınların yaşadıklarını bu metinlerde görmemiz mümkün’   Eser Köker, kadın yazarların “popüler aşk romanları” diye kategorize edilen ve unutulmuş sayılan edebiyat tarihinde de, Türkiye’nin 1950’lerini anlatan metinlerde de hatırlanmadıklarını söyleyerek şunları anlattı: “Sadece özellikle Yeşilçam sinemasında Kerime Nadir romanlarının uyarlamalarıyla anılıyorlar. Ama bir geçmişi anlayabilmek için ve bir geçmiş içerisindeki eril dünyaya karşı kadınların duygularını, yaşadıklarına dair tanıklığı bu metinlerin içerisinde görmemiz mümkün oluyor. Bu mümkün olan şeyin içerisindeki öfkeyi sezebilmek ve o öfkenin etrafında biriken farklı kadınların hayatları boyunca nasıl mücadele ettiklerini görebilmekle ilgili bir kapı aralıyorlar. O aralanan kapı da kadınların kamusal hayata katılım istekleri olduğu kadar aşka dair olan, özellikle genç kadınların uçarılığına dair, genç kadınlığın etrafını çeviren dertlerle ilgili sorunların olduğu kadar yaşlı kadınların, başka geçmişleri yaşayan kadınların da hayatları var. Dolayısıyla muğlak ama varlığını devam ettiren, hayatlarımıza süreklilik katan duyguların geçmişte nasıl belirdiğini ve bugüne bize nasıl bir miras bıraktığını ya da belli belirsiz bir iz sürme hissi verdiğini görüyoruz. Bu, gündelik yaşamın içinde kadınları birbirine bağlayan en önemli bağlardan biridir.”   ‘Eril yayın dünyası en çok şikayet edilen şey’   Eser Köker, dönemin kadın yazarlarının en çok şikayet ettikleri şeylerin başında eril yayın dünyasının geldiğini belirterek şöyle konuştu: “Eril yayın dünyasının dışlayıcı stratejilerine karşı neler yapabileceklerini düşünmek ve görmeme, saymama hallerine ilişkin yakınmaların romanlarda devam ettiğini düşünüyorum. Yazarlardan çok, o kitapları hapishanelerde, fabrikalarda, küçücük ışıkların altında okuyan kadınların okuma biçimlerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Popüler kültür yazarlarının birbirlerini en çok destekleyen şeyin birbirlerini görmesi olduğunu düşünüyorum. Ama onların dışında olanların birbirlerini görmemesi, bugün yazdıklarının dışında yaptıklarının edebiyat sayılmaması, edebi ürünler kategorisinin içerisinde yer almamaları, dışlama stratejilerinin kadın yazarların diğer kadınlara iletmek istedikleri anlatımlarının kesintiye uğradığını gösteriyor. Onların dünyasını saran unutulmuşluk ve dışlanmışlık kadar, o günleri yaşayan kadınların kamusal hayatta kalma mücadelelerini, evliliklerini, arkadaşlıklarını sürdürme mücadelelerini görmemize neden olan meseleleri aşmak için bu mesele etrafında düşündüm.”