Özel sektörde kadın öğretmenlere çifte sömürü 2026-08-19 09:08:16   Melike Aydın   İSTANBUL - Özel eğitim kurumlarında çalışan kadın öğretmenlerin ataerkiye karşı mücadele ettiğini vurgulayan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Kadın Komisyonu Sözcüsü Sevde Katıkçı, kadın emeğinin çifte sömürüye tabi tutulduğunu belirterek örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti.   Özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler, düşük ücretlerden güvencesiz sözleşmelere, uzun çalışma saatlerinden işten çıkarılma baskısına kadar birçok sorunla karşı karşıya kalıyor. Kadın öğretmenler açısından ise çalışma yaşamındaki bu sorunlara toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan ayrımcılıklar da ekleniyor. İşe alım ve sözleşme süreçlerinde medeni durum, evlilik ve çocuk sahibi olma planlarının sorgulanması; bakım ve duygusal emeğin kadınlara yüklenmesi, kadın emeğinin değersizleştirilmesini ve güvencesizliği derinleştiriyor. Böylece kadın öğretmenler, bir yandan emek sömürüsüne karşı hak mücadelesi yürütürken diğer yandan çalışma yaşamındaki ataerkil yapıyla mücadele ediyor.   Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Kadın Komisyonu Sözcüsü Sevde Katıkçı, kadın öğretmenlerin güvencesiz çalışma koşullarını, görünmeyen emek yükünü ve çalışma yaşamında maruz kaldıkları hak gasplarını değerlendirdi.   Sözleşme süreçlerinde ve ücret politikalarında cinsiyetçi yaklaşımların belirleyici olduğunu ifade eden Sevde Katıkçı, yalnızca işverenlere karşı değil, ataerkil sisteme karşı da mücadele yürüttüklerini söyledi. Sevde Katıkçı, “Bir sınıf mücadelesinin yanı sıra kadın öğretmenler olarak bir ataerkil sisteme karşı da mücadele veriyoruz. Tabii ki ücretlendirme bunların başında geliyor. Her sene sözleşme masasına oturuyoruz ve belirli süreli iş sözleşmesine tabiyiz. Bu belirsiz süreliğe dönmediği için her yıl sözleşmeye oturduğumuzda, bir erkeğin ev geçindirmesi ve bir kadının ikinci planda kaldığı ev ekonomisi durumundan ötürü, yani ataerkil sistemin bu düzeni oturtması sebebiyle tabii ki daha düşük ücretlere tabi oluyoruz” dedi.   ‘Kadına çifte yük yükleniyor’   Kadın öğretmenlerin hem okulda hem de evde görünmeyen emek yüküyle karşı karşıya kaldığını dile getiren Sevde Katıkçı, sendikal mücadelede ücret, belirli süreli iş sözleşmesi ve insanca yaşam gibi temel taleplerin yanı sıra kadın öğretmenlere yüklenen ek sorumlulukların da ele alındığını kaydetti. Öğrencilerin duygusal yükünün de çoğunlukla kadın öğretmenlerin üzerine bırakıldığına işaret eden Sevde Katıkçı, “Patronların gözünde müşteriye karşı bir reklam yüzü olarak öne sürülen, o anaç reklamı yapılan genelde kadın öğretmenler oluyor. Birçok görünmeyen emek, ücretlendirilmeyen bir şekilde üzerimize iş yükü olarak atılmış durumda. Bunun bir de evdeki karşılığı var. Görünmez emek dediğimiz evdeki alanla birlikte bu iş yükü çifte yük olarak karşımıza çıkıyor” sözlerini kullandı.   ‘Mülakatlarda cinsiyetçi sorular sıradanlaştı’   Sözleşme yenileme ve işe alım dönemlerinde kadınlara yönelik ayrımcı soruların yaygınlaştığına dikkat çeken Sevde Katıkçı, şu ifadeleri kullandı: “Her kadın öğretmenin her sene maruz kaldığı sorulardan başlıcaları şunlar: ‘Evli misiniz, değilseniz düşünüyor musunuz? Evliyseniz çocuk yapmayı düşünüyor musunuz, kaç çocuğunuz var?’ Bunlar artık sıradanlaşmış sorular haline geldi. Bir kadının çocuğu varsa performansının daha düşük olacağı öngörülüyor. Eğer çocuk düşünüyorsanız doğum izniyle birlikte sizi istifaya zorluyorlar ve bir sene sonraki sözleşmeyi imzalamamak üzerine yeni öğretmenlerle görüşmeye başlıyorlar. Evlenme ve çocuk yapma potansiyeli patronlarda performans düşüklüğü kaygısı yarattığı için çokça mobbinge maruz kalınıyor.”   ‘Yönetici seçimleri de ataerkil düzene hizmet ediyor’   Eğitim kurumlarındaki idari yapılanmanın da erkek egemen zihniyetle şekillendiğini vurgulayan Sevde Katıkçı, “Kadın bir yöneticiyseniz çoktan iki çocuğunuz vardır, büyütmüşsünüzdür, belli bir yaşa gelmiştir; buralardan seçilir. Ya da kadın yöneticiyseniz daha çok eril tavrınız vardır, daha erkekleşmiş bir kadını tercih ederler. Çünkü onlar için otorite yalnızca erkeklik temsilidir. Patronların idareci seçimi de genelde bu ataerkil düzene hizmet eder. Kadınlar çoğu kurumda buna maruz kalıyor. Ancak yeterli bir denetim sistemi yok” diye belirtti.    ‘Bağımsız ve acil bir denetim mekanizması şart’   Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ve mevcut denetim organlarının yetersiz kaldığına işaret eden Sevde Katıkçı, bağımsız bir denetim mekanizmasının hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Sevde Katıkçı, “Kurumlarda patronun iki dudağından çıkan kanunlara göre hareket edildiği için; uğradığınız tacizde, mobbingde ya da cinsel yöneliminizden tutun da sırf kadın olmanız sebebiyle uğradığınız ayrımcılıkta eğer karşı taraf patronsa bütün denetim mekanizmaları tıkanıyor. MEB veya herhangi bir denetim organı tarafından yetkili ve bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması ve herhangi bir şikâyette zaman aşımına uğramadan hızlıca harekete geçmesi gerekiyor. Müfettişler ya zaman geçtikten sonra geliyor, denetleyecek belge bulamıyor ya hiç gelmiyorlar ya da patronun yanında öğretmeni çekip sorular soruyorlar. Bakan Yusuf Tekin daha yeni yeni sorunlarımızın muhatabı olduğunu kabul etmeye başladı. Umarım bir sonraki aşamada yetkili bir bakan olduğunu idrak eder” şeklinde konuştu.    ‘Sendika mücadelesinin öznesi kadınlar’   Sendikal mücadelenin yalnızca ücret mücadelesinden ibaret olmadığını kaydeden Sevde Katıkçı, kadınların bu mücadelenin ana öznelerinden olduğunu söyledi. Sevde Katıkçı, “Sendikamızın ön saflarında her daim kadınlar oldu. 4 sene içerisinde meydanlarda, sokaklarda, gözaltılarda, komisyonlarda ve örgütlenmede kadınların temsil edildiği bir sendikayız. Sendikal mücadele yalnızca bir ücret mücadelesi değil, ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe karşı, toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar verdiğimiz bir mücadeledir. Bütün kadınların ve LGBTİ+’ların insanca yaşam mücadelesinin bir parçasıdır. Kadının olmadığı bir mücadele eksiktir. Kadın mücadelesi sadece yürüten değil, orayı büyüten bir öznedir. Kadın komisyonlarının sadece 8 Mart ve 25 Kasım’da değil, sendikal hattın kendisini de şekillendiren bir yerde olması gerekiyor” diye belirtti.    ‘Örgütlü mücadeleyle kazanacağız’   Nitelikli eğitimin öğretmenlerin insanca yaşam koşullarına ulaşmasıyla mümkün olacağını söyleyen Sevde Katıkçı, öğretmenlerin mücadelesinin velileri ve öğrencileri de ilgilendirdiğine işaret ederek, dayanışma çağrısında bulundu. Sevde Katıkçı, “Bir öğretmenin ayrımcılık yaşadığı, cinsel yönelimini söyleyemediği, asgari ücretin altında çalıştığı, kirasını ve faturasını düşündüğü bir durumda öğrenciye nitelikli eğitim vermesi mümkün değildir. Okul sadece bilgi veren bir yer değil, toplumsal kültürü de üreten bir yerdir. Öğretmenin geçinemediği bir düzende eşit bir eğitimi veremezsiniz. Buna karşı aşabileceğimiz tek şey örgütlü mücadeledir. Patronlar çok örgütlü ve karşılığında bizim de örgütlü olmamız gerekiyor. Öğretmen Sendikası bu örgütlü patronların karşısında dimdik duracak. Yürüttüğümüz açlık grevi süreçlerinde polis şiddetine maruz kaldık ama bu mücadele bütün ülkeyi, velileri ve öğrencileri ilgilendiren bir süreçtir. Haklarımızı almadan sınıflarda ders vermemiz mümkün değil, bu yüzden veli ve öğrenci desteği bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır” ifadelerini kullandı.