Ayşegül Doğan: Sürece uzanan bilmediğimiz bir el mi var? 2026-10-22 14:05:02    ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan’ın koşullarının ne zaman değiştirileceğini ve Barış ve Siyasallaşma Kurulunun neden bekletildiğini sorarak, “Bizim göremediğimiz, bilmediğimiz, bu sürece uzanan bir el mi var?” diye sordu.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.    Fon vurgununa değinerek konuşmasına başlayan Ayşegül Doğan, bu sürecin takipçisi olduklarını ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini ifade etti. Ayşegül Doğan, “Kriz patlamadan önce parasını çekmek için talimat verenler var. Bunlar da bize ulaşanlar arasında. Ama parası bloke edilenler ve fonu tasfiye listesinde bile olmadığı hâlde içi boşalmış bir fonda birikimi kalanlar var. Bu insanlar bir aydır aynı şeyi duyuyor: ‘Bekleyin, halledeceğiz, hesap soracağız, sonuna kadar gideceğiz.’ Yine bu hafta biliyorsunuz, Meclis’te bu vurgunla ilgili bir kanun teklifi görüşülüyor. Dün gece yarısı muhalefetle ortaklaşmadan verilen bir önergeyle, bu teklifin de aslında ne kadar belirsizliklerle dolu olduğunu gördük. Bu belirsizlikler kamuoyuna açıklanmalı. Bu, böyle bir kanun teklifiyle önü alınabilecek bir konu değil. Çok daha fazlasını gerektiriyor. İlk günden beri söylediğimiz gibi, ‘Kime yakın, kime uzak olduğuna bakmadan sonuna kadar gideceğiz’ deniyor ya, bunun artık söylemin ötesine geçmesi gerekiyor. Evet, birtakım girişimler var. Görüyoruz soruşturmaları, tutuklamaları, gözaltıları. Ama bu soruşturma ve tutuklamalar, gözaltı ve hapisler en çok kimlerle sınırlı? Kimler gözaltına alınıyor, kimler hakkında soruşturma açılıyor? Yalnızca son 1 ayda, bu fon soygunu, vurgunu, yolsuzluğu başladığından beri bile soruşturmalar bunu sorgulayanlarla, bunu haber yapanlarla ilgili. En çok gazetecilerle ilgili. Eğer bu konuda samimiyseniz, gerçekten güven telkin eden adımlar atmak istiyorsanız bir kere öncelikle bundan vazgeçmeniz gerekiyor” sözlerini kullandı.   ‘Fon vurgununda tehdide değil, güven veren bir yaklaşıma ihtiyaç var’   Son günlerde bazı bürokratların emekliliğe ayrılması ve istifa etmesinin yeterli olmadığını söyleyen Ayşegül Doğan, “Emekliye ayrılmak, istifa etmek, başka bir göreve geçmek, hesap vermek anlamına gelmiyor ve hesap verebilirlikle ilgili gerekli denetim mekanizmalarının devreye girdiği anlamına gelmiyor. Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkesin bu konudaki tüm sorumluluğu, hiçbir istisna gözetilmeksizin kamuoyuyla açık bir biçimde paylaşılmalı. Listelerden bahsediliyor. ‘Açıklandı, açıklanacak.’ Ama açıklanan bir liste de yok. Meclis’te araştırma komisyonu kurulması istendi. Biz de istedik. Fakat Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasından imtina ediyorsanız kamuoyunda şöyle bir haklı soru ortaya çıkar: O hâlde ne gizleniyor? Bu soruların cevabını vermek, bu sorulara yol açan durumu ya da bu kaygıları ortadan kaldırmak, krizi soğutmak için hazırlanmış geçici düzenlemelerle değil, ancak kalıcı, yapısal, köklü değişikliklerle mümkün olur. Bu devasa soygunla ilgili gerçeği saklamayı tercih etmeyen, mağdurları koruyan, haklarını önceleyen, siyasi ve idari sorumlulardan hesap soran, denetimi güçlendiren, denetim kapasitesini artıran ve Meclis araştırma komisyonuyla konuyu araştıran, şeffaf bir biçimde bunu kamuoyuyla paylaşan, vurgunu siyasi bir propagandaya indirgemeyen ya da dönüştürmeyen veya buna mahal vermeyen bir politik yaklaşıma ihtiyaç var. Tehditle değil, güven veren bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bunun elbette sonuna kadar takipçisi olacağız” diye belirtti.   ‘Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe’ kampanyası   Konuşmasının devamında Ayşegül Doğan şunları söyledi: “Bununla bağlantılı olarak da bütçe görüşmeleri başladı. Biz de yıllardır hem bütçe zamanında hem de bütçe öncesinde bu ülkenin en kronik sorunuyla mücadele ediyoruz. Derin yoksullukla mücadele ediyoruz bir yandan. Ve bunun nasıl böyle katman katman artırıldığını her defasında ifade ediyoruz. Bununla ilgili çeşitli kampanyalar yapıyoruz. Şimdi komisyonlarımız epeydir Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe kampanyasının hazırlığı içerisindeydi. Mücadelemizin en önemli başlıklarından biri, hiç kuşkusuz halkların, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, öğrencilerin, çocukların onurlu yaşam hakkını gasp eden geçinememe krizi ve yoksulluk. Krizin yarattığı ekonomik yıkımın, alım gücündeki düşüşün, toplumda artan ve giderek derinleşen bu yoksunluğun önüne geçmek için etkin politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Bu politikaların nasıl üretileceği, işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, ücretlilerin ve artık gerçekten bu ülkede geçinemeyen gençlerin, kadınların, çocukların hayatlarını değiştirebilecek nasıl somut programlar içerebileceği ve bu mücadelenin nasıl yükseltilebileceği, en temel mücadele başlıklarımızdan, programımızın da esas aldığı başlıklardan biri.   Bütçe için sahada olunacak   Dün itibarıyla başlayan bütçe süreci 2 ay boyunca devam edecek. Bizler de bu süreç boyunca tabii ki hem komisyonda hem Genel Kurulda yaşananlara dikkat çekeceğiz, milyonların yaşadığı bu durumu ifade edeceğiz, dile getireceğiz. Ancak bununla yetinmeyeceğiz. 24 Ekim 2026 tarihinde iki merkezde Eş Genel Başkanlarımızın katılımıyla yapacağımız buluşmalarla kampanyanın startını vermeye hazırlanıyoruz. Bu buluşmalardan itibaren bulunduğumuz tüm yerellerde ‘Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe’ diyerek bütçeden halkın çeşitli kesimlerinin haklarını talep etmeye yönelik oldukça yoğun bir program, eylem, etkinlik ve buluşmalar gerçekleştireceğiz. Bu program; asgari ücret ve emekli maaşları gündemine, işsizlik ve genç işsizliği sorununa, kadın yoksulluğuna, fiyat yükseklikleri nedeniyle çarşı pazarda yaşanan adeta trajediye, çiftçi ve esnaf borçlarına, vergide adaletsizliğe, borçlanma sorununa dönük olacak. Aralık ayının ortasında çalışmalarımızı Ankara merkezli bir eylemle tamamlayıp bütçe sürecinde en güçlü muhalefeti sergileyerek hem kendi taleplerimizi hem de milyonların taleplerini yalnızca komisyonda ve Genel Kurulda değil, her alanda yükselterek bu mücadeledeki ısrarımızı bir kez daha göstereceğiz.   Süreçte neler yaşanıyor?   Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki gelişmeleri takip ediyoruz. Öte yandan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ritmine kesinlikle uygun olmayan bazı gelişmelerden hemen her gün bahsetmek durumunda kalıyoruz. Yalnızca söz etmiyoruz, bunları birebir yaşıyoruz. Barıştan anlaşılan, daha demokratik bir ortamın ortaya çıkması ve daha demokratik bir ortamda insanların düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünden doğrudan yararlanabilmeleri, en azından yararlanabileceklerine ilişkin emarelerin ortaya çıkması. Yalnızca bunun üzerinden bir değerlendirme yapalım. 22 Ekim 2024’ten bugüne değerlendirelim. 22 Ekim’de Sayın Bahçeli, Meclis Genel Kurulunda bir konuşma yaptı ve o konuşma o gün bugündür konuşuluyor. Sayın Öcalan’a seslendi. ‘Gelsin Meclis Genel Kurulunda konuşsun’ dedi. Hatırlayacaksınız hepiniz, değerli Türkiye halkları. O dönemde, yıllar süren katı bir tecrit uygulaması nedeniyle Sayın Öcalan’dan hiç haber alınamıyordu. Bu konuşmanın birkaç gün sonrasında Urfa milletvekilimiz Ömer Öcalan, ilk aile görüşmesini gerçekleştirdi ve Sayın Öcalan’dan gelen mesajı olduğu gibi kamuoyuyla paylaştı.   Sürece uzanan bizim görmediğimiz ve bilmediğimiz bir el mi var?   Şimdi bugün bunu neden tekrar hatırlatıyoruz? Bakınız, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşamada karşılıklı atılması gereken adımlardan hep bahsedegeldik. Fakat farklı yaklaşımların bugün öne çıktığını görüyoruz. Şimdi bir yandan Hareket Yönetiminin yaptığı açıklamalar var. Sürecin ilerlemesi için örgüt olarak üzerlerine düşen gerekli adımları attıklarını söylüyorlar. Öte yandan birçok alandan çekildiklerini ve artık Türkiye için sınırlara yakın ya da uzak hiçbir şekilde silahlı bir tehdit olmadıklarını ifade ettiler. Temel beklentilerinin İmralı’da Sayın Öcalan’a kapıların açılması, koşullarının değişmesi, doğrudan temas kurabilmesi ve özgürlüğünün sağlanması olduğunu ifade ediyor Hareket Yönetimi.   İktidar yetkililerinin yaptığı açıklamalara bakıyoruz. Onlar, sürecin kendi mecrasında yürüdüğünü ifade ediyor. 22 Ekim 2024’te yapılan çağrıdan bugüne Sayın Öcalan’ın içinde bulunduğu koşullarla ilgili değişiklikler, DEM Parti İmralı Heyetinin yaptığı ziyaretlerle sınırlı. Bu koşullar ne zaman değiştirilecek? Barış ve Siyasallaşma Kurulu ne zaman çalışmaya başlayacak? Niye bekletiliyor? Hangi el bekletiyor? Yani bizim göremediğimiz, bilmediğimiz, bu sürece uzanan bir el mi var? Böyle bir el mi devrede bugün? ‘Ne oluyor?’ sorusunu soruyoruz. Çünkü biz sürecin ilerlemesini istiyoruz. Sürecin yine güven telkin eden adımlarla ilerlemesini istiyoruz.   Çerçeve yasada belirsizlik   Geçen bunca sürede örgüt, 27 Şubat 2025’te yapılan çağrıya hızla cevap verdi. Ateşkes ilan etti. Ateşkesten hemen sonra kongreyi topladı ve fesih kararını kamuoyuyla paylaştı. Akabinde silahları yakarak imha ettiler. Sonra Türkiye’den çekileceklerini duyurdular. Sonra Türkiye’den tamamen çekildiklerini, sınıra yakın uzak hiçbir yerde artık herhangi bir örgüt varlığının kalmadığını ifade ettiler. Aralarda yaptıkları açıklamalar, söyleşiler kamuoyunca takip ediliyor. Dönmek ne anlama geliyor? Dönüş koşulları nasıl oluşturulmalı? Tüm bunlarla ilgili hiç mi adım atılmadı? Atıldı tabii ki. Diyalog çok kıymetli bir şey. Partimiz bunu çok önemsiyor. Diyalog kanallarının asla kapanmaması gerektiğini düşünüyoruz. Silahların tümden devre dışı bırakılması ve bunun kalıcı hâle getirilmesi çok değerli. Çabamız, gayretimiz demokratik siyasete alan açılması için. Ancak demokratik siyaset alanının açılması için çıkartılan çerçeve yasanın yürürlüğüne ilişkin belirsizlikler hâlâ ortada duruyor. Ne zaman giderilecek bu belirsizlikler?   Cezaevlerinde durum değişmedi   Hapishanelerden örnekler vereyim. Kocaman bir liste var önümde. Tek tek, isim isim herkese değinemeyeceğim. Bahsedemediklerimden de özür diliyorum gerçekten. Bakınız, 30 yılı aşkın zaman hapiste kalmış insanlar, hapishane koşullarında tutulamayacak hâlde olduklarında bile hâlen cezaevi idare ve gözlem kurulları aracılığıyla, üstelik keyfî nedenlerle hapiste tutuluyorlarsa insanlar haklı olarak sorar: ‘Sürecin temposuna uygun mu bu?’ diye. Kurullar çalışmazsa sorarlar. ÖHD’nin açıkladığı verilere göre son 3 ayda en az 90 tutsağın infazı uzatılmış. Her biri farklı hapishanelerde, uygulama aynı. Gerekçeler de birbirinden çok farklı değil. Ve onlarca hapishanede politik tutuklulara yönelik tavır neredeyse aynı desek doğru olur. Değişmiyor.   Biz bir değişim ve dönüşüm sürecinden bahsediyoruz. Demokrasi yönünde değişim ve dönüşüm sürecinden bahsediyoruz. Sincan Kadın Hapishanesi’nde hiçbir politik tutsak kadın şartlı tahliye hakkını kullanamıyor. Neredeyse kullandırmamak bir ilke hâline dönmüş vaziyette. E, kim bunların sorumlusu? Buradan biz Adalet Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz. Bunlarla ilgili bundan sonra açıklama falan değil, doğrudan somut adım bekliyoruz. Somut adım da bu durumun ortadan kaldırılması. Sermin Demirdağ’ın tahliyesi 8. kez neden engellendi? Mesela Mehmet Sait Yıldırım ağır hasta tutsak ve 31 yıldır hapishanede. Pişman olmayacağı gerekçesiyle infazı en az iki kez uzatıldı. Ali Adıyaman Bolu’da. Dilekçesinde ‘Sayın Öcalan’ demiş ve infazı yakılmış. ‘Sayın Öcalan’ dediği için. Bunlar iddia değil. Bunlar gerçek veriler. Bütün bu örnekler ne yazık ki kaygıları artırıyor.   Basına yönelik uygulamalar değişmiyorsa toplum haklı   Öte yandan hafta sonu gazeteciler her yerde eylemde olacaklar, ‘Sansüre hayır’ diyebilmek için. Şimdi bir yandan özgürlük yasalarının çıkarılması, bir yandan demokrasiye dönük adımların atılması gerektiği bir süreçten bahsedeceğiz. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporu gün gibi ortada duracak. Öte yandan gazeteciler konuşamayacak, siyasetçiler soru soramayacak, yazarlar yazı yazamayacak, aktivistler eylem yapamayacak, hak savunucuları hak ihlallerinden bahsedemeyecek, insanlar X hesaplarından paylaşım yapamayacaklar. Televizyon kanallarının ekranları hâlâ kapatılacak. İMC TV’nin, Hayat TV’nin kapatıldığı zaman OHAL gerekçesiyle kapatıldıkları söyleniyordu. E, bugün OHAL durumu yok. Yoksa niye aynı uygulama sürüyor? O günden bugüne uygulamalar değişmiyorsa toplum haklı ve gerçekten endişeli bir şekilde bize bu haklı soruları yöneltmiş oluyor. ‘Gerçeği yazmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değildir’ demekten artık hicap duyuyoruz. Demokratik, özgür, eşit bir Türkiye mücadelesi için hepimiz yan yana olmaya devam edeceğiz. Hafta sonu çeşitli illerde pek çok basın meslek örgütünün çağrısıyla yapılacak ‘Sansüre hayır, habere özgürlük’ eylemleri var. Biz de o gün orada olacağız. Gazetecilerle dayanışmak, kendi haber alma hakkımızı, sizin haber alma hakkınızı savunmak için. Bunun aksine yapılan her şey mevcut anayasaya göre bile suçtur. Bir darbe anayasası dahi bunun suç olduğunu söylüyor. Yapılması gereken, basın meslek örgütlerinin de gazetecilerin de ifade ettiği gibi, tutuklu gazetecileri serbest bırakmak, haber alanlarını özgür bırakmaktır.”