Gezi: Kamusal alanların işgaline karşı direnişin hafızası 2026-05-28 09:02:26   Melike Aydın - Devrim Fındık   İSTANBUL - Bir parkın savunusuyla başlayan Gezi Direnişi, kısa sürede otoriterleşmeye, rant politikalarına, yaşam tarzına müdahalelere ve polis şiddetine karşı milyonların ortak itirazına dönüştü. Kadınların, gençlerin ve farklı toplumsal kesimlerin ön safta yer aldığı direniş, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük kırılma anlarından biri olarak hafızalara kazındı.    Ekonomik büyüme ve “demokratikleşme” söylemleriyle 2000’li yılların başında iktidara gelen ve bu söylemlerle iktidarını tahkim eden AKP, bir yandan inşaat ve rant odaklı politikalarla kentleri dönüştürürken, diğer yandan demokratik alanları giderek daralttı. Kürt sorununun çözümüne dair yürütülen müzakerelerin askıya alınması, artan güvenlikçi politikalar, basına yönelik baskılar ve kadınların yaşamına dönük müdahaleler toplumsal tepkiyi büyüttü. İstanbul’da Gezi Parkı’nın yapılaşmaya açılmasına karşı başlayan direniş ise bir park savunusunun ötesine geçerek; eşitsizliğe, otoriterleşmeye, savaş politikalarına ve neoliberal dönüşüme karşı kitlesel bir halk hareketine dönüştü. Gezi, erkek egemen siyasete karşı kadınların başkaldırısı olurken; Mısır’daki Tahrir Meydanı, Yunanistan’daki kemer sıkma protestoları ve ABD’deki “Occupy” hareketleriyle paralel gelişen küresel itiraz dalgasının da bir parçası oldu.   2002-2008: Büyüme illüzyonu, demokratik alanların daralması   Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP, 1990’ların antidemokratik uygulamalarının yaşandığı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile İmralı Adası’na getirildiği ve 2001 ekonomik krizinin hemen ardından iktidara geldi. 2002 ile 2008 küresel ekonomik krizi arasındaki süreç, ekonomik büyüme illüzyonu ile demokratik alanların daralmasının paralel ilerlediği bir dönem oldu. Ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) girme çabaları sonrasında bazı hukuki reformlar da gündeme geldi. Örneğin fail erkeklerin tecavüz ettikleri kadınla evlenmeleri halinde suçlarının affedilmesini öngören yasa bu süreçte değiştirildi. Dönemin ana akım medyası bu süreci bir başarı hikâyesi olarak yansıttı. Oysa Türkiye’nin dış borca dayalı ekonomi politikaları, tarımın tasfiye edilmesini ve kamusal hizmet veren kurumların kamu zararına özelleştirilmesini beraberinde getiriyordu. Basın üzerindeki sistematik sansürün temelleri ise enerji ve inşaat firmalarının medya kuruluşlarını satın almasıyla atıldı.   Gezi’nin arka planı   Milyarlarca dolarlık sermayeye sahip büyük bankalar 2008 krizinden sonra batarken, Türkiye ekonomisi dünyadaki talep daralması nedeniyle 2009’da yaklaşık yüzde 5 küçüldü. Buna rağmen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Kriz bizi teğet geçti” diyerek sürecin etkilerini küçümsedi. Oysa AKP iktidarının ekonomi üzerinden kurduğu rıza ilk kez sarsılmaya başlamıştı. Bu süreçte Ergenekon ve Balyoz davaları görüldü, yargı ve orduda tasfiyeler gerçekleştirildi. Ancak dönemin en önemli gelişmelerinden biri, Norveç’in Oslo kentinde MİT ile KCK arasında yapılan görüşmeler oldu. Cumhurbaşkanı bunu ilk etapta inkâr etse de ilerleyen yıllarda görüşmeleri kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşma gereği Habur Sınır Kapısı’ndan 34 PKK’li Türkiye’ye giriş yaptı. On binlerce yurttaş tarafından karşılanan grup daha sonra tutuklanmadı. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi’nin Anayasa’da değişiklik yapılması, seçim barajının düşürülmesi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması yönündeki talepleri karşılanmadı. Üstelik 11 Aralık 2009’da Demokratik Toplum Partisi (DTP) de kapatıldı. Türkiye’nin Kürt sorununun demokratik çözümüne yanaşmaması ve ekonomik krizin derinleşmesi, AKP’nin oy kaybetmesine ve daha güvenlikçi politikalara yönelmesine neden oldu. 19 Ekim 2011’de Çukurca’da 21 asker yaşamını yitirirken, 28 Aralık 2011’de Roboskî’de 34 yurttaş savaş uçaklarının bombardımanıyla katledildi.   2011-2013: Otoriterleşmenin tahkimi   Kriz sonrası dünya piyasaları toparlanmaya çalışırken Türkiye’de siyasi iklim hızla kutuplaştı. 2010 ve 2011’de yüksek büyüme rakamları görülse de bu tablo büyük ölçüde inşaat odaklı ekonomik modele dayanıyordu. Kent rantı üzerinden yeni bir zengin tabaka oluşurken kentlerin doğası ve kamusal alanları sermayeye açıldı. 2011 seçimlerinden sonra AKP üçüncü kez tek başına iktidara geldi ve Tayyip Erdoğan bu dönemi “ustalık dönemi” ilan etti. Aynı süreçte “KCK” ve “KCK Basın” operasyonları kapsamında çok sayıda siyasetçi ve gazeteci tutuklandı, ifade özgürlüğü ile demokratik siyasetin alanı iyice daraldı. AKP-Cemaat ortaklığı, yargı ve bürokrasideki “eski vesayeti” tasfiye ederek kendi “yeni vesayetini” kurmaya başladı. Tüm bunlara rağmen 15 Ekim 2012’de Halkların Demokratik Partisi (HDP) kuruldu. 28 Aralık 2012’de Tayyip Erdoğan, İmralı ile görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Ardından 2013’te Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) heyeti İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü. Böylece fiilen müzakere süreci başlamış oldu. Ancak 9 Ocak 2013’te KJA’lı siyasetçiler Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan’ın Fransa’da katledilmesi sürecin kırılganlığını da ortaya koydu. Gezi direnişi ise bu gelişmelerden yaklaşık dört ay sonra başladı.     Gezi direnişi her kesimden insanın ortak itirazına dönüştü   Daha önce Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığını yapan Kadir Topbaş yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Taksim’de Gezi Parkı’nı da içine alan Topçu Kışlası’nı yeniden inşa etmeyi planlıyordu. AVM, toplantı salonları ve rezidans otel gibi yapıları içeren proje, Taksim’de kamusal alanların tamamen ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. Projeye karşı açılan davada İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak bu karar daha sonra Bölge İdare Mahkemesi tarafından kaldırıldı. Projeye karşı 50 bin imza toplanmasına rağmen Gezi Parkı’na iş makineleri girdi ve sivil toplum örgütlerinin çağrısıyla 28 Mayıs 2013’te Gezi direnişi başladı. Aynı süreçte iktidarın alkol kısıtlamaları, kadınların yaşamlarını daraltan gebelikle ilgili yasa tasarıları ve halkın günlük yaşamına doğrudan müdahale eden söylemleri gündeme geliyordu. Neredeyse toplumun her kesiminde iktidara yönelik bir itiraz oluşmuştu. Ağaçların sökülmesiyle başlayan isyan, aslında Roboskî’den Soma’ya, kadın katliamlarından emek sömürüsüne kadar biriken öfkenin dışavurumuydu. Gezi sürerken 28 Haziran 2013’te Lice’de kalekol yapımına karşı çıkan Medeni Yıldırım, asker kurşunuyla katledildi.   İstanbul’un neoliberal dönüşümünün mimarlarından: Kadir Topbaş   Kadir Topbaş, 1970’lerde Milli Selamet Partisi’nde (MSP) yollarının kesiştiği Tayyip Erdoğan ile uzun yıllara dayanan bir siyasi ortaklık kurdu. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde danışmanlık yaptı. Görev süresi boyunca “Phileas” marka metrobüs alımları ve milyonlarca euroluk kamu zararı iddialarıyla gündeme geldi. 2017’de damadı Ömer Faruk Kavurmacı’ya yönelik cemaat (FETÖ) soruşturmaları ve Tayyip Erdoğan’ın bazı imar dosyalarını veto etmesinin ardından “metal yorgunluğu” söylemiyle istifaya zorlandı ve görevden ayrıldı. Bu durum siyasi tasfiye olarak değerlendirildi. Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılması ısrarıyla da tartışmaların merkezinde yer alan Kadir Topbaş, İstanbul’un neoliberal dönüşüm politikalarının ve değerli arazilerin düşük bedellerle satışını esas alan siyasetin en kritik isimlerinden biri oldu.     31 Mayıs: Korku eşiği aşıldı   31 Mayıs 2013 Cuma günü, direnişin en sert müdahalelerinden birinin yaşandığı ve kırılma noktası olarak tarihe geçen gün oldu. Sabah saat 05.00’te direniş çadırları yakıldı, çocuk, yaşlı ve engelli ayrımı yapılmadan herkese gaz bombası atıldı. Ancak korku eşiği de aşılmıştı. Tayyip Erdoğan, “İçkiyle, tütünle mücadele asli vazifem” diyerek direnişçileri hedef gösterirken, Tarlabaşı ve İstiklal Caddesi çatışma alanına dönüştü. Taksim’e araç ve yaya girişleri yasaklanmasına rağmen halkın öfkesi barikatları aştı. Ankara’da Ethem Sarısülük polis kurşunuyla katledildi. İstanbul’da ise 14 yaşındaki Berkin Elvan ağır yaralandı ve aylar sonra yaşamını yitirdi. Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Mehmet İstif, Mustafa Sarı ve Elif Çermik yaşamını yitiren isimler arasında yer aldı. Devlet şiddeti dünya medyasının gündemine otururken, ana akım medya halkın üzerine gaz bombaları yağdığı sırada penguen belgeselleri yayınlayarak sansürün simgelerinden biri haline geldi. 79 ilde yaklaşık 2,5 milyon kişinin katıldığı direniş, 11 kişinin yaşamını yitirmesine ve binlerce kişinin yaralanmasına rağmen “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganıyla toplumsal hafızadaki yerini aldı.   Kadınların ön safta olduğu komünal bir direniş     İktidarın “Camide içki içtiler” ve “deri kıyafetli kişiler türbanlı kadını taciz etti” gibi kanıtlanmayan cinsiyetçi ve kutuplaştırıcı söylemleri, meydanlardaki birlikteliği bozmaya yetmedi. 1 Haziran’da 15 bin kişi köprüden Taksim’e yürürken, Gezi Parkı içerisinde geniş bir dayanışma ağı örüldü. Hastanesinden mutfağına, kütüphanesinden uyku alanlarına kadar farklı kimliklerin eşitlendiği komünal bir yaşam kuruldu. Farklı inançlar “Yeryüzü Sofraları”nda buluştu. Gezi, özellikle kadınların ön safta yer aldığı ve kadın iradesinin görünür olduğu bir direniş olarak hafızalara kazındı.   2013-2017: Kırılma noktaları ve Çökertme Planı   Gezi’nin yarattığı birleşik mücadele ruhu iktidarı sarsarken, hemen ardından gelen 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları iktidar koalisyonunun parçalandığını gösterdi. 2013 Newroz’unda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi mektubuyla başlayan geri çekilme süreci ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin barajı aşarak tek adam rejimine engel olması, devletin topyekûn savaş konseptine yönelmesine neden oldu. Kobanê zaferinin ardından Serê Kanê’deki (Ceylanpınar) şaibeli provokasyon gerekçe gösterilerek çözüm süreci sona erdirildi ve “Çökertme Planı” devreye sokuldu. Öz yönetim ilanları ardından direnişin başladığı Sur, Cizîr, Nîsebîn (Nusaybin) ve Silopîya’daki sokağa çıkma yasaklarında yüzlerce yurttaş yaşamını yitirdi.     Gezi davası: Tutsaklar, ek davalar   Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) raporlarına göre, Gezi Parkı direnişinin ilk yılında 5 bin 653 gösterici hakkında 97 ayrı dava açıldı. Direnişe katılanlar, “darbe kalkışması” ve “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddialarıyla yargılandı. Yargıtay’ın 2023’te verdiği onama kararının ardından iş insanı Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla Silivri Cezaevi’nde tutulurken; avukat Can Atalay, şehir plancısı Tayfun Kahraman, sinemacı Çiğdem Mater ve aktivist Mine Özerden 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mücella Yapıcı, Hakan Altınay ve Yiğit Ekmekçi hakkındaki kararlar ise bozularak beraatla sonuçlandı.   Gezi sonrası açılan davalar bununla sınırlı kalmadı. İstanbul’daki ana dosyada, Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’ne sığınan yaralılar ve hekimlerin de aralarında bulunduğu 255 kişi yargılandı. 2015’te 244 kişiye çeşitli hapis cezaları verildi. Ankara’da 120, İzmir’de ise dijital medya paylaşımları nedeniyle 94 kişi hakkında dava açıldı. Çarşı üyeleri ve binlerce kişi hakkında da soruşturmalar yürütüldü. Protestolardan 12 yıl sonra menajer Ayşe Barım da oyuncuları eylemlere yönlendirdiği iddiasıyla 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.     Uluslararası hukuk ve AİHM   Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) gibi uluslararası kuruluşlar, Gezi dosyasında somut delil bulunmadığını belirterek yargılamaları siyasi olarak değerlendirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Osman Kavala dosyasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18’inci maddesinin ihlal edildiğine hükmederek Türkiye’nin hak savunucularını siyasi amaçlarla susturmaya çalıştığını belirtti ve serbest bırakılmalarını talep etti. Kararın uygulanmaması üzerine Avrupa Konseyi, Türkiye’ye karşı ihlal prosedürü başlattı. Bunun üzerine dava, kesin ve bağlayıcı hüküm için AİHM Büyük Daire’ye taşındı.   ‘Gezi davası’     2013 yılında Gezi Parkı’na kışla yapılması planına karşı açılan davada İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar daha sonra Bölge İdare Mahkemesi tarafından kaldırılmış olsa da sonuç olarak Topçu Kışlası projesi hayata geçirilmedi. İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, 2017 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Gezi Parkı’na yığılan inşaat malzemelerinin kaldırılmasına karar verdi. Gezi Parkı direnişi sonrasında parkın korunması ve yapılaşmaya açılmaması talebiyle çeşitli yargı süreçleri işletildi.   Gezi Parkı bugün etrafında zırhlı araçların ve yoğun polis ablukasının bulunduğu bir mekân olsa da kamusal hafızadaki yerini korumaya devam ediyor.