Yeni Parti'den Gökçe Gökçen:Yasanın uygulanmasının belirsiz bırakılması doğru değil

  • 14:09 1 Kasım 2026
  • Güncel
ANKARA- “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansının ikinci gününde konuşan Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen çerçeve yasanın uygulanmasının belirsiz bir geleceğe bırakılmasının hem siyasi hem de hukuki açıdan doğru olmadığını vurguladı.
 
Kadınların ortak mücadeleyi büyütmek ve kalıcı barışın inşasına katkı sunmak amacıyla “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” şiarıyla düzenlediği konferans, ikinci gününde devam ediyor. Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen konferansın ikinci gününde, barışın siyasal sorumluluğu, demokratik çözümün olanakları, Meclis’in rolü ve siyasi partilerin sürece yaklaşımı ele alındı.  Konferansın ilk oturumunda gazeteci Gözde Şeker’in kolaylaştırıcılığını yaptığı “Barışın siyasal sorumluluğu: demokratik çözüm, Meclis ve siyasi partiler” başlıklı oturumda siyasetçi Filiz Kerestecioğlu, Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, DEM Parti İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Akademisyen  Arzu Yılmaz söz aldı.
 
‘Kadınlar hayatı yeniden kurmanın düşüncesini üretiyor’
 
Konferansa mesaj gönderen Füsun Demirel, çalışmalarına da değinerek, Ahmet Kaya'nın bestelediği tiyatro oyununun “Barış Şarkısı”nı konferansa ithaf etti. Almanya'nın Düsseldorf kentindeki Göçmen Kadınlar Derneği tiyatro topluluğuyla yürüttüğü çalışmadan da söz eden Füsun Demirel, Nazım Hikmet'in yazdığı “Kadınların İsyanı” oyununun 22 Kasım'da sahneleneceğini belirtti. Aristophanes'in MÖ. 411 yılında yazdığı “Lysistrata” oyunundan uyarlanan eserin savaşlara itiraz eden kadınların örgütlenmesini ve savaşa karşı radikal duruşunu anlattığını kaydetti.
 
‘Feminist bir barış manifestosu’
 
Oyunun günümüzde feminist bir barış manifestosu olarak   değerlendirilebileceğini ifade eden Füsun Demirel, kadınların savaş sonrasında hayatın yeniden nasıl kurulacağına ilişkin söz ve mücadele geliştirdiğini söyledi. Erkek egemen zihniyetin savaşın kazananı üzerinden değerlendirme yaptığını, kadınların ise ortak yaşamın yeniden inşasına odaklandığını belirten Füsun Demirel, “Çünkü enkazdan birlikte çıkan erkek egemen zihniyet barışı kimin kazandığıyla ilgilenirken kadınlarsa yeniden bundan sonraki hayatı birlikte nasıl inşa edebiliriz, hayatı yeniden nasıl kurabilirizin düşüncesini üretiyorlar ve kadınlar hızlıca kollarını sıvıyor. Biz de kollarımızı sıvadık. Dirençle ve umutla” ifadelerini kullandı.
 
Mesajının sonunda kadınların geleceği birlikte kurma iradesine vurgu yapan Füsun Demirel, “Tıpkı şarkının sözleri gibi. Geleceğimiz ellerimizde” diyerek konferansa katılan kadınları sevgiyle selamladı. Ardından salonda oyun bestelenen eser dinletildi. 
 
Pervin Buldan: Kalıcı barışın inşasına kadınlar öncülük etmeli
 
Ardından söz alan DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’de geçmiş çözüm süreçlerine ve mevcut sürece dikkat çekerek, kalıcı barışın sağlanmasında kadınların öncü rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. 2013-2015 yılları arasındaki sürecin sona ermesinin ardından 10 yıllık bir çatışma döneminin yaşandığını belirten Pervin Buldan, “Biz bir 10 yıl kaybettik aslında ama o 2013-2015 yıllarında büyük bir kazanım vardı. Neydi bu kazanım? İnsanlar yaşamını yitirmiyordu. Bu bizim için en önemli kazanımdı. Şimdi 2 yıllık bir süreç var ve bu süreçte de yine insanlar yaşamını yitirmiyor çünkü bir çatışmasızlık durumu var. Bu da çok kıymetlidir” dedi. 
 
‘Eşitsiz koşullarda süreci yürüten Abdullah Öcalan’a teşekkürler’
 
Sürecin üç aktörünün bulunduğunu ifade eden Pervin Buldan, “Sayın Erdoğan var, Sayın Bahçeli var ve Sayın Öcalan var. Bunlar eşit koşullarda bu süreci yürütmüyor. Çünkü Sayın Öcalan bir hücrede, bu süreci yürütmeye çalışıyor. Ben aktörlere teşekkür ediyorum ama Sayın Öcalan'a ayrıca teşekkür ediyorum. Özel teşekkür ediyorum. Bu kadar eşitsiz ve dar koşullarda süreci yürüttüğü için” diye konuştu.
 
 ‘Tıkanıklığı kadınların gücüyle aşacağız’
 
İmralı Heyeti olarak son görüşmelerini 13 tarihinde gerçekleştirdiklerini ve o tarihten bu yana yeni bir görüşme olmadığını belirten Pervin Buldan, süreçte yaşanan tıkanıklığa dikkat çekti. Pervin Buldan, “Biz bu tıkanıklığı nasıl aşacağız? Elbette ki kadınların gücüyle aşacağız. Bence kadınlar bugün bu salonda şu kararı alabilir. Evet, bizim barışa ihtiyacımız var. Kalıcı barışa ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu kalıcı barışı gerçekleştirebilmek için de kadınların gücüyle iktidara, sürecin aktörlerine çağrılar yaparak, bir basınç uygulayarak sürecin devam etmesi için örgütlü bir güç haline gelebiliriz” ifadelerini kullandı.
 
‘İzleme kurullarında kadın kurullarına ihtiyaç var’
 
Abdullah Öcalan’ın kadınları sürecin öncü gücü olarak gördüğünü söyleyen Pervin Buldan, kadınların sürecin farklı aşamalarında da yer alması gerektiğini vurguladı. Pervin Buldan, “Belki heyet içerisinde tek kadınım. Ama biz bundan sonra çoğalabiliriz. Sadece İmralı Heyeti’nde değil. Çünkü bundan sonra farklı aşamalarda gerçekleşecek. Örneğin izleme kurulları kurulacak. Bu izleme kurullarında kadın kurullarına da ihtiyaç olduğunu ifade etmek isterim” dedi. Kadınların konferanslarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Pervin Buldan, “Bu tür konferansları sadece salonlarda değil elbette ki alanlarda, meydanlarda, sokaklarda da bir araya gelerek bunu geliştirmek, büyütmek ve sürecin öncü gücü olmayı başarabilmek önemli” diye konuştu.
 
‘Acılarımızı yarıştırmamalıyız’
 
Konuşmasında barışın en önemli gerekçesinin insan yaşamı olduğunu vurgulayan Pervin Buldan, iki yıldır cenazelerin kapılara gitmemesinin ve annelerin ağlamamasının önemli bir kazanım olduğunu söyledi. Yanında Ceylan Önkol ve Eren Bülbül’ün fotoğraflarını getiren Pervin Buldan, “Bunlar her ikisi de çocuk. Ve bu süreçler içerisinde her iki çocuk da yaşamını yitirdi. Ama anneleri yani Ceylan'ın annesi de, Eren'in annesi de aynı gözle bakıyor. Bu iki annenin acısını elbette ki hangisi daha büyük acı diye tartamayız. Bu acıları yarıştıramayız” ifadelerini kullandı. Acıların ortaklığına dikkat çeken Pervin Buldan, “Ben bugün tek taraflı konuşmak istemiyorum. Çünkü acılarımızın ortak olduğunu düşünüyorum. Biz bugün burada saatlerce Roboski'yi konuşabiliriz. Biz bugün burada saatlerce Cumartesi Annelerini konuşabiliriz. Faili meçhul cinayetleri konuşabiliriz. Kürt halkının yaşadığı haksızlıkları, hukuksuzlukları konuşabiliriz ama bu meselenin sadece bir tarafı etkilemediğini, her kesimden insanı çokça etkilediğini ifade etmek istiyorum” dedi.
 
‘Sadece silahların susması yeterli değil’
 
Kalıcı barışın yalnızca çatışmasızlıkla sağlanamayacağını belirten Pervin Buldan, demokratikleşme ve özgürlüklerin de sürecin temel başlıkları olduğunu kaydetti. Kadınların bu başlıklarda ortak mücadele yürütmesi gerektiğini ifade eden Pervin Buldan, “Kalıcı bir barışı gerçekleştirebilmek için bugün kadınların gerçekten öncü güç olmaya ihtiyacı var. Sadece silahların susması kalıcı bir barışın inşası için yeterli değil. Demokratikleşme, özgürlükler, bütün bunlar aslında kalıcı barışı etkileyecek olan gelişmeler olduğu için bunlara da ihtiyaç var” diye konuştu. Kadınların yaşamın her alanında birlikte mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Pervin Buldan, “Kadınlar demokratikleşme için de, özgürlükler için de bir araya gelebilmeli ve dediğim gibi bu alanda sınırlı kalmamalı. Her alanda, yaşamın her alanında birlikte, omuz omuza, el ele, yürek yüreğe bu süreci birlikte yürütebiliriz diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
 
‘Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var’
 
Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Pervin Buldan, iktidar ve devlet yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerde anayasa ya da seçim pazarlığı yürütmediklerini belirtti. Pervin Buldan, “Bizim yaptığımız tek şey süreç, kalıcı bir barış. Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı var. Bir darbe anayasasıyla yönetiliyor bu ülke. Yeni bir anayasaya ihtiyaç var ancak toplumsal mutabakatı sağlayarak yeni bir anayasa yazılır. Toplumsal bir sözleşme yazılır. O yüzden toplumun her kesimini aslında bu sürecin içerisine dahil etmek gerekiyor” şeklinde konuştu. Pervin Buldan, önceliklerinin barış sürecinin ilerlemesi ve yaşanan tıkanıklığın aşılması olduğunu da vurguladı.
 
Gökçe Gökçen: İki başlık birbirinin ön koşulu olmamalı
 
Meclis’te kurulan komisyonun raporunda hem silah bırakma hem de demokratikleşme başlıklarının bulunmasını önemsediklerini belirten Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, raporda farklı partilerin önerilerinin yalnızca bir bölümünün karşılık bulduğunu söyledi. Komisyon çalışmalarının tamamlandığını ve yüksek bir uzlaşmayla raporun kabul edildiğini hatırlatan Gökçe Gökçen, buna rağmen raporun gereğinin henüz bütünüyle yerine getirilmediğini ifade etti. Gökçe Gökçen, “Biz hep şunu söyledik Yeni Parti olarak ve geçmişte bundan öncesi partimizde hep şunu söyledik: Bunlardan herhangi biri bir diğerinin ön koşulu olarak görülmemeli, gösterilmemeli. Yani önce bir silah bırakılsın ondan sonra demokratikleşilsin veya önce bir silah bırakmaya yönelik düzenleme olsun sonra demokrasi işine bakarız demek ne kadar yanlışsa önce her şey çözülsün, bütün demokrasi sorunları çözülsün, ondan sonra bu meseleye bakarız demek de aynı derecede yanlış. Bizim için bir diğerinin ön koşulu olarak değil, bu ikisinin aynı anda yürütülmesi, ikisine dair adımların samimi bir şekilde, güven verici bir şekilde atılması, dolayısıyla peş peşelik değil, iç içelik ilkesi, eşzamanlılık ilkesi olarak her zaman dile getirildi” ifadelerini kullandı.
 
‘Sürece yönelik güvensizlik iktidara yönelik güvensizlikle ilgili’
 
Süreçte yaşanan güvensizliğin önemli ölçüde iktidarın tutumundan kaynaklandığını belirten Gökçe Gökçen, iktidarın sürecin başlangıcından itibaren atabileceği adımları atmadığını söyledi. AK Parti’den konferansa katılım olmamasına yönelik tepkileri de bu güvensizlik üzerinden değerlendiren Gökçe Gökçen, “Bir taraftan bu süreç, bu sürecin başladığına dair bazı açıklamalar yapıldı. Bunun bir süreç olup olmadığı konuşulurken bir taraftan da Esenyurt Belediyesi'nde bu operasyon düzenlendi. Bununla beraber yine kent merkezli soruşturmaları genişletildi. Bir taraftan bir süreç olacakmış gibi duygu yansıtılırken diğer taraftan da Akın Gürlek atandı Adalet Bakanı olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak ve başka bir taraftan da Batıdaki Kürtlerin belediyelerde temsili bir terör suçu olarak iddianamelerde geçti” diye konuştu. Kayyım uygulamaları, belediye başkanları ve siyasetçilere yönelik operasyonlar ile Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını da eleştiren Gökçe Gökçen, sürecin güven oluşturacak adımlarla ilerlemesi gerektiğini kaydetti.
 
 Çerçeve yasaya hukuki eleştiri
 
Silah bırakmaya yönelik düzenlemenin gerekli olduğunu ancak bunun nasıl gerçekleştirileceğine dair ciddi soru işaretleri bulunduğunu söyleyen Gökçe Gökçen, süreçte gizlilik yürütülmesini, metnin son ana kadar siyasi partilerle paylaşılmamasını ve Yeni Parti’nin Meclis Başkanlığı tarafından ziyaret edilmemesini eleştirdi. Kayyım uygulamalarına da değinen Gökçe Gökçen “Kayyumun muhatap alındığı ama seçilmişlerin muhatap alınmadığı, dolayısıyla toplumsal barışa yönelik önemli bir adım atılacakken seçilmişin değil atanmışın, saray tarafından atanmışın muhatap alındığı bir süreç” şeklinde ifade etti. 
 
 ‘Yasanın uygulanmasının sonraya bırakılması doğru değil’
 
Yasanın uygulanma takvimine ilişkin belirsizlikleri de hukuki açıdan eleştiren Gökçe Gökçen, Milli Güvenlik Kurulu kararının beklenmesi ve düzenlemenin ne zaman uygulanacağının belirsiz bırakılmasının sorun yarattığını söyledi. Silah bırakmanın gerçekleşmesinin ardından bazı düzenlemelerin devreye girmesinin mümkün olduğunu belirten Gökçe Gökçen, bunun için önce kararın alınması, ardından yasanın çıkarılması gerektiğini ifade etti. Yasanın uygulanmasının belirsiz bir geleceğe bırakılmasının hem siyasi hem de hukuki açıdan doğru olmadığını vurguladı.
 
Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri ve Diyarbakır Anneleri'nin komisyonda dinlendiğini hatırlatan Gökçe Gökçen, “Cumartesi Anneleriyle birlikte orada gözyaşı dökenler, üzülenler oldu. Ama bir sonraki toplantıda ben isterdim ki siyasetçiler olarak bu konuyla ilgili ne yapabileceğimizi de konuşalım. Dinleyip geçmeyelim. ‘Vah vah, üzüldük’ deyip geçerek gerçek bir çalışma mı yapıyoruz?” ifadelerini kullandı. Barış Anneleri'nin Kürtçe konuşmak istemesine izin verilmemesinin de komisyondaki işleyişe dair soru işaretleri yarattığını kaydeden Gökçe Gökçen, “Bu konuda bile bir adım atılmayacaksa bu iş nasıl olacak duygusu uyandı. Demek ki başka bir yerde bu kararlar veriliyor. Burada çalışanların, dinlenmek üzere gelen sivil toplum örgütü temsilcilerinin ve siyasetçilerin buna etki etme şansı olmayacak gibi bir duygu oluştu” dedi.
 
Filiz Kerestecioğlu: Barış teknik olmayacak kadar ciddi bir iş 
 
Konferansta söz alan Filiz Kerestecioğlu, barışın yalnızca siyasi aktörler arasında yürütülen teknik bir süreç olarak ele alınamayacağını belirterek “Barış, erkeklere ve iktidarlara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Aynı zamanda teknik bir iş sayılmayacak kadar da ciddi bir iş barış. Toplumun ikna olması gereken bir şey. Hep birlikte kalkışmamız gereken bir şey” ifadelerini kullandı. Süreçte güven tartışmalarından ziyade kadınların kendi mücadelelerine güvenmesinin önemli olduğunu vurgulayan Filiz Kerestecioğlu, “Nasıl güveniyorsunuz siz? Güvenmiyoruz ki, güvenmek zorunda değiliz ki. Mesele güven meselesi değil. Biz bunun neresindeyiz?” dedi.  
 
‘Kadınlarla yan yana olabilmeyi isterdim’
 
2016 yılında Cizre’de çektiği bir fotoğraf üzerinden geçmişte yaşanan çatışmalı süreci hatırlatan Filiz Kerestecioğlu, “Ne yapmalıydık biz? Bu kadının yanında hep beraber olmalıydık. O zamanın CHP'si, MHP'si, AK Parti'si...” diye belirtti. 
 
10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının hala karartılmaya çalışıldığını belirten Filiz Kerestecioğlu, “Gerçekten biraz artık armudun sapı, üzümün çöpü demekten ziyade birlikte durmaya, birlikte konuşabilmeye, birlikte sokakta olmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum” dedi.
 
‘Biat kültürüne karşı ortak mücadele gerekiyor’
 
Kadın siyasetçiler arasında geçmişte ortak mücadele olanaklarının yeterince değerlendirilemediğini söyleyen Filiz Kerestecioğlu, 8 Mart ve 25 Kasım eylemlerinde erkek şiddetine ve devlet şiddetine karşı ortaklaşabildiklerini ancak bunun Meclis çalışmalarına yeterince yansımadığını ifade etti. Filiz Kerestecioğlu, “Kadınlara yönelik şiddet için verilen önergeler reddedildi. O partiden gelirse kabul, bu partiden gelirse reddet. Bunu yaşadık” diye konuştu. 
 
Arzu Yılmaz: Yüzleşme süreçlerini ertelememek gerekiyor
 
Konferansta konuşan akademisyen Arzu Yılmaz, iktidarın ve Kürtlerin tarihsel koşulların zorunlu kıldığı bir dönemde bu sürecin içinde yer aldığını söyledi. Arzu Yılmaz “Zaten Kürtler de AKP'yle barış yapmayı tercih etmedi. Yani bu bir tercih de değil. Zamanın ruhunun mecbur kıldığı, tarihin bu anında bu değişimin kaçınılmaz olduğu bir anda ortak olarak karşısına iktidarda AKP olduğu için düştüğü bir anda mecbur kaldığı bir ortaklık” şeklinde dile getirdi. 
 
Süreçte empati kurulabilmesi için öncelikle yaşananların bilinmesi gerektiğini vurgulayan Arzu Yılmaz, “Empatinin gerçekleşmesi için ilk önce bilme gerekiyor ve bu süreçte bana kalırsa daha fazla yaşanan acıları, hakikati, yüzleşme süreçlerini ertelememek gerekiyor. Barışın yalnızca bugünkü gelişmeler üzerinden değil, geçmişle yüzleşerek kurulabilir” diye belirtti.
 
‘İktidar da bu sürece mecbur kaldı’
 
İktidarın sürece yönelmesini de tarihsel koşullar üzerinden değerlendiren Arzu Yılmaz, Devlet Bahçeli’nin iki yıl önce yaptığı açıklamaların da bu zorunluluğun farklı bir biçimde ifade edilmesi olduğunu belirtti. Bugünkü siyaset anlayışının yaşanan gelişmeleri açıklamakta yetersiz kaldığını söyleyen Arzu Yılmaz, “Bildiğimiz siyaset artık ne kavram setleri ne biçimi itibariyle bugünün siyasetini anlamamıza ve bugünün sorunlarına çözüm bulmamıza yeter sanıyorum. Geldiğimiz aşamada sistemin tümüyle çöktüğü ve sistem çöktüğü durumda o sistemi ayakta tutan temel kolon devletin de hayatta kalma refleksiyle hareket ettiği bir dönemdeyiz” diye ifade etti. 
 
İktidarın temel motivasyonunun devleti kaçınılmaz dönüşüme hazırlamak olduğunu ifade eden Arzu Yılmaz, “Temel motivasyon bir kere o devleti kaçınılmaz olan dönüşüme hazırlamak. Hazırlarken de riskleri minimize edip çıkarları maksimize eden bir akılla hareket etmek. Ben naçizane bu sürecin 2 yıl önce tam da böyle bir motivasyonla başladığını ve bu motivasyonla da devam ettirildiği kanaatini taşıyanlardanım” diye konuştu.
 
‘İktidar kendi A planını hayata geçirme fırsatı buldu’
 
İktidarın başlangıçta Kürtlerle ortaklık kurmayı bir zorunluluk olarak gördüğünü ancak bugün bölgesel gelişmelerle birlikte farklı bir hareket alanı kazandığını belirten Arzu Yılmaz, “İktidar bundan 2 yıl önce Kürtlerle ortaklık kurmayı bir zaruret olarak görürken bugün kendi kendisine, benim başka farklı ortamlarda zaten A planı hiçbir zaman Kürtlerle ortaklık kurmak değildi dediğim mevzuda A planını hayata geçirme imkanını bulduğu konjonktürel bir fırsat anını kullanmakta. Suriye'deki rejim değişikliği yoluyla bir Sünni ittifak yaratmış durumda. İran savaşı vesilesiyle İran'ın yarattığı risklere karşı Sünni devletlerle bir ortaklık kurma fırsatı yakalamış durumda. Ve bunun da iktidara kazandırdığı zaman, barış takvimini kendi istediği gibi yürütme imkânı sağladığı muhakkaktır” dedi.
 
Sürecin iktidar açısından sağladığı zamanın sınırsız olmadığını belirten Arzu Yılmaz, “Değişimin kaçınılmaz olduğu ve bu devletin yeniden yapılanmasının kaçınılmaz olduğu durumda iktidarın bu zamanı kullanma marjını maksimum önümüzdeki 2 yıl olarak işaretlemek sanıyorum yanlış olmaz” ifadelerini kullandı.
 
‘Toplumsal sözleşmenin yeniden yapılması kaçınılmaz’
 
Siyaset ile toplum arasındaki mesafenin giderek açıldığına dikkat çeken Arzu Yılmaz, yeni bir toplumsal sözleşmenin zorunlu hale geldiğini söyledi. Devletin yeniden yapılanmasının yalnızca Türkiye'ye özgü bir tartışma olmadığını belirten Arzu Yılmaz “Dünyanın her yerinde devletler yeniden yapılanırken ve toplumla siyaset arasındaki mesafe giderek açılırken bu yeniden kuruluş anında devletin de kendini koruma refleksi, bugün dünyada günün sonunda yoksullukta eşitlenen çoğunluğun lehine bir sosyal kontratın inşa edilip edilmeyeceğini belirleyecektir. Kadınlar ve toplumsal mücadele alanları bu yeni sözleşmenin kurulmasında belirleyici olacaktır” dedi. 
 
'Barışın ittifakını bütün farklılıklarımıza rağmen kurmalıyız’
 
Konferasnta DEM Parti Eşgenel Başkanı Tülay Hatimoğlulları da söz aldı. Kadınların farklılıklarına rağmen ortak bir barış ittifakı kurmasının önemine dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, savaşları erkeklerin ve sermaye sahiplerinin çıkardığını, kadınların ise çözümü ve barışı örmenin yollarını aradığını ifade etti. Tülay Hatimoğulları, siyasi partilerin süreci araçsallaştırmasına karşı kadınların kendi partilerinde barışın kurucu unsurları olabileceğini söyleyerek, “Biz kadınların barış ittifakını bütün farklılıklarımıza rağmen nasıl kurmalıyız? Sağcısı, solcusu, başı açık, başı kapalı, liberali, politik olanı ve olmayanı hep birlikte kadınlar olarak barışın ittifakını nasıl kurabiliriz? Bence bu oturumdan çıkarabileceğimiz en temel soru bu olmalı. Yapamadıklarımızı konuşacağımız bu kadar. Birlikte neyi beraber örebilir ve örgütleyebiliriz, önümüze nasıl bakabiliriz? Ben bu konferansın fikrinin, düşüncesinin ve duygusunun burada kümelenmesini çok önemli buluyorum” ifadelerini kullandı.
 
Konferansın ilk oturumu sona erdi.