İHD: Deprem bölgesinde hak ihlalleri devam ediyor
- 13:41 6 Şubat 2026
- Güncel
HATAY/MERSİN - İHD, depremin üçüncü yıl dönümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Deprem bölgesinde yaşam hâlâ olağan koşullara dönememiş; başta yaşam hakkı olmak üzere insan hakları ihlalleri halen devam etmektedir” denildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şubesi, 6 Şubat 2023 depreminin üçüncü yıl dönümüne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. İHD Hatay Şubesi önünde yapılan açıklamaya, İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy ve İHD Adana, Mersin ve Rıha şube temsilcileri katıldı. “6 Şubat depreminin 3'üncü yılında cezasızlık, rant ve yıkım hak ihlalleri ve mağduriyetler sürüyor” pankartının açıldığı açıklamada “Unutma unutturma”, “Ma nihna nihna hon”, “İnsan haklarıyla insandır” sloganları atıldı. Açıklamayı İHD Hatay Şube Eşbaşkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu okudu.
‘Deprem bölgesinde yaşam hala olağan koşullara dönmedi’
Depremin üçüncü yılına girilirken, afet sonrası geçici olması gereken koşulların büyük ölçüde kalıcı hâle geldiğinin altı çizilen açıklamada, “İki yıl önce dile getirilen sorunların önemli bir bölümü çözülmediği gibi, bazı alanlarda hak ihlalleri daha da ağırlaşmıştır. Deprem bölgesinde yaşam hâlâ olağan koşullara dönememiş; Başta yaşam hakkı olmak üzere insan hakları ihlalleri halen devam etmektedir. Üçüncü yılda da konteyner kentlerde yaşam sürmektedir. Konteynerler, uzun süreli yaşam için uygun olmayan, sağlıksız ve güvencesiz mekânlara dönüşmüştür. Aşırı sıcak ve soğuk, yetersiz yalıtım, altyapı eksiklikleri ve hijyen sorunları burada yaşayanlar için yaşam hakkını doğrudan tehdit etmektedir. Geçiciliğin uzaması, depremzedeleri sürekli bir belirsizlik içinde tutmakta; yoksulluk, işsizlik ve sosyal dışlanma derinleşmektedir” ifadelerine yer verildi.
Eğitim, sağlık, ulaşım sorunları
Kalıcı konut projelerinin üçüncü yılda da tamamlanmadığı ve teslim edilen sınırlı sayıdaki konutun bir kısmının ise güvenlik, erişilebilirlik ve yaşam standartları açısından ciddi soru işaretleri barındırdığına dikkat çekilen açıklamada sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar derinleşerek sürmektedir. Birçok sağlık kuruluşunun hâlâ geçici yapılarda hizmet verdiği ve kapasitesinin çok üzerinde çalışıldığı söylendi. Kronik hastaların, yaşlı ve engelli bireylerin düzenli tedaviye erişemediği belirtilen açıklamada eğitim alanında konteyner sınıfların da kalıcı hâle geldiği kalabalık, sağlıksız ve donanımsız ortamlarda eğitimin sürdüğü ifade edildi. Ulaşım sorunları nedeniyle birçok öğrencinin okula düzenli devam edemediği ve eğitim hakkından fiilen mahrum kaldığı söylenen açıklamada bu koşulların deprem bölgesindeki çocuklar için kalıcı eşitsizlikler yarattığı belirtildi.
Açıklamada, depremin ardından yürütülen enkaz kaldırma çalışmaları ve yeniden inşa sürecinde ortaya çıkan ekolojik sorunların afetin yarattığı yıkımı daha da derinleştirdiği belirtilirken yeniden inşa sürecinde tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, çevresel dengenin bozulmasına ve bölge halkının geçim kaynaklarının zarar görmesine yol açtığına yer verildi.
‘Sorumlular hakkında adalet süreci yürütülmedi’
Depremi yaşayan kentlerde sorunların ortak paydasının etkili bir hesap verme mekanizmasının hâlâ işletilmediği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Üçüncü yılda da sorumlular hakkında kapsamlı ve caydırıcı bir adalet süreci yürütülmemiştir. Cezasızlık sürdükçe hem mağduriyetler derinleşmekte hem de benzer felaketlerin yeniden yaşanma riski artmaktadır. Depremin üçüncü yılında da açıkça görülmektedir ki afetin yarattığı yıkım, yalnızca doğal bir felaketin sonucu değil; insan eliyle üretilmiş eşitsizliklerin, ihmallerin ve rant odaklı politikaların devamıdır. Yaşam hakkını merkeze alan, insanı ve doğayı önceleyen politikalar hayata geçirilmediği sürece bu ihlaller sona ermeyecektir. 6 Şubat depreminin ardından yaşanan hak ihlalleri ve yetersizliklerin önemli bir boyutu da cezasızlık sorunudur. Deprem öncesi yapısal denetimlerin eksikliği, mevzuata aykırı yapılaşma ve ruhsatsız binaların varlığı bu felaketin boyutlarını artırmıştır. Ancak aradan geçen iki yıla rağmen, bu sorunlara yol açan kişiler, kurumlar ve kamu görevlileri hakkında etkin ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmemiştir.”
‘Antakya’nın yıkıntılı halini reklamlarla görünmez kılmaya çalıştılar’
Ardından konuşan Oya Ersoy, “6 Şubat'ta iktidarın yıllardır süren insanı değil, doğayı değil, rantı önceleyen o inşaat ya Resul Allah dedikleri politikaların sonuçları bir doğa olayını felaket olarak yaşadık. Bile isteye geldi, göz göre göre geldi deprem. Çünkü bunun yasal kanıtları da var. 30 Ekim 2020 tarihinde Seferihisar depreminden sonra mecliste oluşturulan araştırma komisyonunda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın sunduğu bir rapor var. Orada Maraş merkezli depremin olacağını ve buna karşı da bir dönüşüm başlattıklarını iddia ediyorlardı. Antakya'nın şu yıkıntılı halini reklamlarla görünmez kılmaya çalıştılar. Diyorlardı ki Adıyaman ve Antakya'nın yüzde seksen beş bina dönüşümünün yapıldığını iddia ediyordu. 20 yılda yedi defa imar affı gerçekleştirildi. O imar affıyla affedilen binalar yıkıldı. O yüzde seksen beşini dönüştürdük dedikleri binaları biz görmedik ama son bir yıl içinde yapılan binaların bile Antakya'da ve diğer illerde çöktüğünü gördük. Ve yakınlarımız, komşularımız, insanlarımız enkaz altında kaldı. Üç yıl geçti. Hala bulunamayan Çocuklar var. Hala yakınlarını bulamayan aileler var. Hala cenazelerine ulaşamayanlar var.
‘Ranta dayalı politikalar devam ediyor’
Üç yıl içinde hiçbir kamu görevlisinin cezalandırılmadığına dikkat çeken Oya Ersoy, davaların hala açılmadığını söyledi. Açılan göstermelik davalarda müteahhitler yargılanıyor. Evet burada bir sorumluluk var. Hesap verilebilirlik ve cezasızlık politikalarına karşı mücadele, bundan sonra böyle afetler yaşanmasın diye. Bizim mücadelemiz de budur. Buradan, Antakya'dan iki tane temel talebimizi yükseltmek istiyoruz: Birincisi, başta Antakya olmak üzere deprem bölgelerinde yaşayan halkların insanca yaşam koşulları derhal sağlanmak zorundadır ve devletin bütün imkanları buna seferber edilmek zorundadır. 99 depreminden beri deprem vergileri var bizden alınan. O imar affaları çıkarılırken en son depreme dirençli kentlere harcanacak bu paralar diye çıkarıldı. Biz bu paraların akıbetinin nereye gittiğini biliyoruz. Şu an bile bu rantı dayalı politikalar devam ediyor. Bir mülksüzleştirme var. Tarım arazilerini konma var. Zeytinliklerin gaspı, talanı var. Yani halkın geçim kaynaklarının da yok edilmesi var. O nedenle cezasızlık politikalarının karşısında bütün deprem bölgesinde yaşayan halklarımızla beraber adalet mücadelesi vermeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
‘Antakya’da toplu taşıma hala yok’
Daha sonra söz alan İHD Eş Genel Başkan yardımcısı Hakkı Demir, “Dün gece tekrar buraya geldik. Her geldiğimizde anmanın buradaki insanları eziyete dönüştüürldüğüne şahit oluyoruz. Antakya’nın içinde yarım saaten fazla dolaşmak zorunda kaldık. Resmi anma gerekçe gösterilerek insanlar mağdur edildi. Toplu taşıma bu kentte yok. Yoksulsanız ve aracınız yoksa bir yerden bir yere gidemiyorsunuz. Bu soruna çözüm bulunması lazım” dedi.
Açıklama, “Kader değil bu bir cinayet” sloganıyla sona erdi.
Mersin
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, 6 Şubat 2023'te merkez üssü Mereş’te olan ve birçok ilde meydana gelen depremde yaşamını yitirenleri anmak için açıklama yaptı. Açıklama İHD binasında yapılırken, “Yüreğimiz yangın yeri” ve “Deprem yıkıntıları enkaz değildir” dövizleri açtı. Açıklamayı İHD Mersin Şube Eşbaşkanı Zeynep Kaya okudu.
Zeynep Kaya, depremin üzerinden 3’üncü yılında hakkı ihlalleri yalnızca barınma ve sağlıkla sınırlı olmadığını dikkat çekerek, Güvensiz yaşam alanları, çevresel riskler, yetersiz altyapı ve kamusal hizmetlere erişimdeki engeller, depremzedeler için yaşamı her geçen gün daha kırılgan hale getirmektedir” diye konuştu.
Ekolojik sorunlar derinleşiyor
Depremin ardından yürütülen enkaz kaldırma çalışmaları ve yeniden inşa sürecinde ortaya çıkan ekolojik sorunlar, afetin yarattığı yıkımı daha da derinleştir eştirdiğini dile getiren Zeynep Kaya, “İnşa sürecinde tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, çevresel dengenin bozulmasına ve bölge halkının geçim kaynaklarının zarar görmesine yol açmış; bu durum özellikle Adıyaman ve Hatay gibi illerde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir yıkım yaratmıştır. Yeşil alanların korunması ve yeniden ağaçlandırma konusunda yeterli adımlar atılmamış, aksine taş ocakları ve maden sahalarının genişletilmesi depremden etkilenen ekosistemi daha da tehdit eder hale gelmiştir. Üçüncü yılda da ekolojik tahribat artarak devam etmekte, enkaz kaldırma ve yeniden inşa süreçlerinde çevre ve halk sağlığını koruyacak önlemler yeterince alınmadığı için asbest ve diğer zararlı maddelere maruz kalma riski sürmektedir. Tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, taş ocakları ve maden sahalarının yaygınlaştırılması depremden etkilenen bölgelerde ekosistemi geri dönülmez biçimde tahrip ederken, doğa bir kez daha rant odaklı politikaların bedelini ödemektedir” şeklinde konuştu.







