Hukuk örgütlerinden çağrı: 6284 sayılı Kanun’u uygulayın
- 14:50 23 Şubat 2026
- Hukuk
ANKARA - Bir günde 6 kadının katledilmesine tepki gösteren hukuk örgütleri, İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş ve 6284 sayılı kanunun etkin uygulanması çağrısında bulundu.
Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Hukukçu Dayanışması, Toplumsal Hukuk, Adalet için Hukukçular ve Demokrasi için Hukukçular kadın birimleri bir günde 6 kadının katledilmesine dair Sıhhiye adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını ÖHD’den avukat Sipan Cizreli okuyarak, yaşananların münferit olaylar değil, bir "cins kırımı" olduğunu belirtti.
‘Devlet koruma yükümlülüğünü yerine getirmemiştir’
24 saatte katledilen kadınların ismi okuyan, koruma kararlarına rağmen kadınların katledildiğini söyleyen Sipan Cizreli, “ Kadınların bir kısmının boşanma sürecinde veya sonrasında öldürülmesi, erkek şiddetinin kadınların kendi yaşamları üzerinde karar verme hakkına yöneldiğini açıkça ortaya koymuştur. Fail hakkında uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen cinayetlerin işlenebilmiş olması ise devletin koruma yükümlülüğünün fiilen yerine getirilmediğini göstermektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede temel yasal dayanaklardan biri olan, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulama kanunu olarak çıkartılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, uygulamadaki eksikleri ve ihmalleri giderilerek kadınlara güvenilir bir koruma mekanizması olarak uygulanmalıdır. Sözleşme ’den tek gecede çekinilmesinin ardından 6284 Sayılı Kanun'un ilk dönemlerine nazaran adeta uygulanmıyor oluşu, kanunu etkisiz kılmaya yönelik bir tercih olup; kadınların güvenli alan ihtiyaçları yok edilmek istenmiştir” sözlerini kullandı.
Hukuki tedbirlerin caydırıcılığını ortadan kaldıran sebepler
Sahadaki uygulamalarda, kadınların başvurularının ciddiyetle ele alınmadığını belirten Sipan Cizreli, şiddetin “aile içi mesele” olarak görülüp uzlaşmaya yoluyla kadınları şiddet mekanlarına geri yollandığını söyledi. Sipan Cizreli, “Şiddetin niteliği ve tehlike düzeyi, kolluk tarafından öznel yargılara göre belirlenmekte; koruyucu ve önleyici tedbirler alınmamakta veya gecikmeli, sınırlı ya da yetersiz biçimde uygulanmaktadır. Ayrıca sığınma olanaklarının yetersizliği, ekonomik desteklerin sınırlılığı ve psikososyal hizmetlerin erişilebilir olmaması, şiddet mağduru kadınların güvenli bir yaşam kurmasını güçleştirmekte ve onları fiilen korunmasız bırakmaktadır. Uzaklaştırma kararlarının etkin biçimde izlenmemesi, karar ihlallerinin yaptırımsız kalması, faillerin ateşli silahlara erişiminin engellenmemesi ve elektronik izleme gibi koruyucu araçların yeterince kullanılmaması da hukuki tedbirlerin caydırıcılığını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, verilen kararların kağıt üzerinde kalmasına ve risk altındaki kadınların gerçek anlamda korunamamasına yol açmaktadır” diye belirtti.
Faillere örtük onay!
Sipan Cizreli şunları belirtti: “Savcılık ve aile mahkemelerinin koruyucu tedbir kararlarını gecikmeli veya dar kapsamlı vermesi, kurumlar arası koordinasyon eksikliği, sistematik risk değerlendirmesi yapılmaması ve kamu görevlilerinin ihmalleri karşısında etkili soruşturma yürütülmemesi, kadın cinayetlerinin önlenememesine neden olan yapısal sorunları derinleştirmektedir. Faillerin yargılamalarında sıkça karşılaştığımız cezasızlık ve gerekçesiz ceza indirimleri, infaz usullerindeki eksikler nedeniyle kadına yönelik şiddet yaptırımsız kalmakta ve adalet sağlanamamaktadır. Bu durum aynı zamanda yeni failler için cesaretlendirici ve hatta ‘örtük onay’ anlamına gelmektedir.
Boşanmayı zorlaştıran uygulamalar kadınları riske atıyor
Öte yandan iktidar, kadınları şiddetten koruyacak etkili ve bütünlüklü politikalar üretmek yerine, LGBTİ+’ların ve kadınların yıllar içinde mücadeleyle elde ettiği kazanımları ve doğrudan hayatlarını hedef alan düzenlemeleri yargı paketleriyle, yasa tasarılarıyla sürekli gündeme getirerek saldırmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz yılın ‘Aile Yılı’ olarak ilan edilmesi, kadınların güvenliğini artırmaya yönelik somut adımlar üretmek yerine, şiddet içeren ilişkilerde dahi aile birliğinin korunmasını teşvik eden ve boşanmayı olumsuz bir durum olarak çerçeveleyen bir söylemin kurumsallaşmasına yol açmıştır. Oysa veriler, kadınların önemli bir bölümünün tam da boşanmak istedikleri ya da boşandıkları için öldürüldüğünü göstermektedir. Bu nedenle boşanmayı zorlaştıran düzenlemeler, nafaka hakkını tartışmaya açan girişimler veya arabuluculuk benzeri yöntemlerle kadınları yeniden şiddet ortamına yönlendiren uygulamalar, doğrudan kadınların yaşam hakkını riske atmaktadır.
Kadınların yaşam hakkını savunacağız
Yapılması gereken, kadınları koruyan mevzuatları, uygulamaları tartışmaya açmak değil; bu mevzuatı güçlendirmek ve eksiksiz uygulamaktır. Bu kapsamda; İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olunmalı, 6284 sayılı Kanun eksiksiz ve gereği uygulanmalı, uzaklaştırma kararları etkin biçimde denetlenmeli, Kanun’un uygulanmasında ihmal gösteren kamu görevlileri hakkında adli ve idari işlemler yapılmalı, failleri koruyan hiçbir düzenlemeye izin verilmemeli ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren politikalardan vazgeçilmelidir. Burada bulunan hukuk kurumları ve kadın hukukçular olarak; kadınları öldüren bu düzene, bu düzeni hukuk eliyle kurumsallaştırmaya çalışan akla karşı mücadele etmeye, kadınların yaşam hakkını, kendi yaşamları üzerinde karar verme hakkını savunmaya devam edeceğimizi yineliyoruz.”







