Newroz Uysal Aslan: Yeni dönem eski hukukla kurulamaz

  • 09:04 21 Eylül 2026
  • Güncel
Neslihan Kardaş
 
ŞIRNEX - DEM Parti Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yalnızca silahsızlanmayla sınırlı ele alınamayacağını belirterek, “Yeni paradigmanın eski hukukla olmayacağını, yeni dönemin eski uygulamalarla yürütülemeyeceğini görüyoruz” dedi.
 
Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, PKK’nin fesih ve silahsızlanma kararlarının ardından hukuki düzenlemelerin tartışıldığı yeni bir aşamaya geçti. Sürecin nasıl ilerleyeceği, oluşturulan kurulların hangi takvimle çalışacağı ve demokratik siyasetin önünü açacak adımların ne zaman atılacağı ise belirsizliğini koruyor. Hapishanelerdeki uygulamalardan ifade özgürlüğüne, yerel demokrasiden hakikat ve yüzleşme mekanizmalarına kadar birçok başlık kalıcı bir barışın sağlanması açısından çözüm bekliyor.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne vurgu yapan Newroz Uysal Aslan, iki yıla yaklaşan bir sürecin içerisinde olunduğunu ifade etti. Newroz Uysal Aslan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci içerisinde, Kürt Halk Önderi’nin çağrıları ve karşılıklı paradigma değişikliği ile ‘yeni cumhuriyet, yeni Türkiye’ diye tarif edilen bir dönemde PKK, örgüt olarak kendini feshettiğini duyurdu. Kongresini gerçekleştirdi, silahları yaktı, Türkiye’den çekilmesini gerçekleştirdi ve silahsızlanmayla ilgili kararını defalarca deklare etti. Bununla ilgili somut hukuki adım olarak da bir yasa çıktı. Bu yasal adım, silahsızlanmanın gerçekleşmesiyle beraber aslında PKK’nin almış olduğu kararın, yani silahlı mücadeleden demokratik siyaset mücadelesine geçiş sürecinin bir yönüyle hayata geçmesi için gerekli olan yasal zemini sağlaması üzerine kuruluydu. Bu yasanın kendi içerisinde iki temel kurul ve birçok alt komisyon kurma iradesi vardı. İlk temel kurul, Takip ve Değerlendirme Kurulu’dur. Bu, daha çok yürütmenin ve devletin içerisinde yer aldığı bir kurul. Bir tanesi de Meclis bünyesinde kurulacak olan İzleme Kurulu. Şu ana kadar sadece Takip ve Değerlendirme Kurulu, 24 Ağustos’ta bir kere toplantı gerçekleştirdi ve dört alt komisyon oluşturdu” dedi.
 
‘Kurulun kendisi yasanın yürürlüğe girdiği anlamına gelir’
 
Siyasi sürece ya da meşruiyet üretecek olan Meclis İzleme Komisyonu’na ilişkin henüz bir hareketliliğin olmadığını belirten Newroz Uysal Aslan, “Bu kurulun kendisi, yasanın yürürlüğe girdiği anlamına gelir. Yasa şu an yürürlükte. Bu yasanın gerektirdiği kurullar ve kurulan bu dört alt komisyonun her biri, bir alanı kapsayacak şekilde bir çalışma ve hazırlık demek. Ortaya çıkan MGK kararı ise bir yönüyle devletin hukuksal olarak Kürt özgürlük hareketine, Kürt mücadelesine karşı kullandığı ‘terör listesi’ meselesini, PKK’nin varlığıyla ilgili yapılacak tespitin teyidi üzerinden biraz daha bir prosedüre bağlamış. Yeni bir şart, yeni bir koşul olarak öne sürülen bu tartışmayı biz geçen sene şubat ayında Meclis Komisyonu’nun raporunun yazılmasıyla beraber, bu eşikteki tartışmaları tüketerek bu yasaya geçtik. Şu an önemli olan, MGK kararının bunun için bir engel ve koşul olarak görülmesi değil; MGK kararı çıktığı ve bu yasa fiilî olarak bireysel sonuç üreteceği zaman, bununla ilgili kurulacak mekanizmaların hazır olup olmadığı meselesidir. Yani burada mesele, yasanın ortaya koymuş olduğu ihtiyacın kendisi değil; karşılıklı atılacak adımlar ve pratik değişim, dönüşümlerdir. O nedenle bu meseleyi yeni bir şart olarak değil, bu karar ortaya çıktığı zaman nasıl bir mekanizma ve uygulama alanının bizi bekleyeceğiyle ifade edebiliriz” diye konuştu.
 
‘Açıklanan şeffaf bir takvimlendirme süreci yok’
 
Süreç içerisinde kurulan en temel komisyonlardan birinin Meclis bünyesinde oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olduğunu söyleyen Newroz Uysal Aslan, “Komisyon, raporuyla beraber görece çalışmasını bitirmiş olsa da hâlen Meclis bünyesinde bu sürecin temel muhatabı ve dayanağı olarak görülen bir komisyon. Raporu da hakeza şu an çıkan yasanın temel dayanaklarından biri olarak tarif ediliyor. Bu yasanın kendisi, iki farklı kurul ile kendi içerisinde bütünleşik, paralel ya da bir arada çalışabilecek iki ayrı takvim doğurdu. Bir yönüyle devletin bürokratik olarak daha çok içerisinde yer alacağı ama aynı zamanda isterse kendi içerisinde farklı komisyonlar ve kurullar oluşturma, güçlendirme, fikir alma, rapor yazdırma gibi çalışmalar yürüteceği bir kurul; bir yönüyle de Meclis bünyesindeki kurul. Şu an biz oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun sadece bir toplantısından ve kurulan dört alt komisyondan haberdarız. Bu alt komisyonlardan özellikle Silahsızlanma ve Strateji Komisyonu, doğrudan Sayın Öcalan’ın da çalışma yürütüp katkı sunacağını beklediğimiz bir noktada. Aynı zamanda MGK kararıyla bağlantılı ilerleyeceği için bu kurulların çalışma takvimi, MGK kararının ardından ortaya çıkacak yasal sürecin de takvimi demek. Biz DEM Parti olarak olabildiğince şeffaf, kamuoyuna yansıtılacak belli adımların, aralıkların ve ortaya çıkacak mekanizmaların kamuoyuyla paylaşılmasını her zaman savunduk ve istedik. Ancak şu an için bu kurulların ve alt kurulların çalışma biçimi, ne zamana kadar çalışacağı, ne gibi uygulama ve takip mekanizmaları üreteceği konusunda devlet nezdinde kamuoyuna açıklanan şeffaf bir takvimlendirme süreci yok” şeklinde konuştu.
 
‘Takvim henüz Meclis boyutuyla işlemiş değil’
 
Newroz Uysal Aslan, Meclis boyutundaki kurul için DEM Parti’den gelen çağrıyı hatırlatarak, “Meclis tatilde olsa bile bu kurulun oluşumuyla ilgili bir çağrı yapılması, bir toplantı gerçekleştirilmesi ve İzleme Kurulu’nun tıpkı Değerlendirme Kurulu gibi paralel yürütülmesi için çağrı yaptık. Ancak maalesef hâlen Numan Kurtulmuş’tan gelen yazılı ya da sözlü bir çağrı yok. Kurullara dâhil edilecek üyelere ilişkin bir talep de yok. O nedenle bu yönüyle takvim henüz Meclis boyutuyla işlemiş değil. Onun da 1 Ekim itibarıyla işleyebileceği bekleniyor. Aslında bu iki takvim, bir yönüyle bizlerin hızlandırılmasını ve makul bir sürede ilerletilmesini beklediğimiz sürecin daha fazla zaman alacağını gösteriyor. O nedenle şu an için oluşturulan bu kurulların kendi iç mekanizmalarını işleterek topluma ve bizlere bir takvim ya da bilgilendirme sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konudaki talebimiz ve çağrımız da baki” ifadelerini kullandı.
 
‘Ayrım gözetilmeksizin ihtiyaç hâlinde herkes kurullarda yer alabilir’
 
Yasadan kaynaklı kurulan iki temel kurulun olduğunu dile getiren Newroz Uysal Aslan, “Bu kurullardan biri, Değerlendirme ve Üst Kurul denilen, devlet bürokrasisi ile devletin kendi kurumlarının koordinasyonunu sağlayacak, sürecin ihtiyaçlarını değerlendirip gözetecek kurul. Bir tanesi de siyasi partilerin yer alacağı Meclis Komisyonu. Nasıl ki bu değerlendirme kurulunun kendi içinde alt komisyonları varsa, Meclis bünyesindeki komisyonun da kendi içerisinde, Meclis bünyesinden veya dışarıdan sivil toplum kuruluşlarının, farklı hareketlerin, inisiyatiflerin ve bu konudaki uzmanların dâhil olacağı alt komisyonlar kurma imkânı var. Bugün bu kurullar yasanın 7’nci maddesine dayanıyor. 7’nci madde; ihtiyaç duyulması hâlinde siyasetçi, akademisyen, devlet bürokrasisinde yer alan kesimler ile yerli ya da yabancı ayrımı gözetilmeksizin kişilerin bu kurullarda çalışmasının ve görevlendirilmesinin önünü açıyor. Bu da demektir ki bu sürecin ihtiyacı ve gerekliliği neyse, her iki tarafın koordinasyonuna ve fikirlerine katkı sunabilecek, gerçekten silahsızlanmadan demokratik siyaset zeminine geçişi sağlayacak bir zemin yaratabilecek güç ve kişiler kimlerse, bu kurumlardan ve kişilerden destek alınarak süreç yürütülmelidir. Biz DEM Parti olarak hiçbir zaman meseleyi sadece devlet bürokrasisi tarafından yürütülecek ve uygulanacak bir mekanizmaya sıkıştırmadan, tam tersine bunun böyle olmaması gerektiği üzerinden sözümüzü kurduk ve söyledik. O nedenle hem merkezî olarak ifade edilen Takip ve Değerlendirme Kurulu’nda hem de henüz kurulmayan ancak 1 Ekim itibarıyla kurulmasını beklediğimiz Meclis Komisyonu’nun içerisinde toplumun her kesiminin, akademinin ve basının yer alabilmesi talebimiz var. Herkesin yer alabileceği ve güçlendirebileceği açık bir mekanizma olması gerektiğini savunuyoruz. Bunun önünde de yasal bir engel yok” sözlerine yer verdi.
 
‘Türk-Kürt kardeşliğinin geçeceği kapı ve yol sadece silahsızlanma olmayacaktır’
 
Çerçeve yasasına dair Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “kök yasa” deyiminin kabul gördüğüne dikkat çeken Newroz Uysal Aslan, şunları söyledi: “Bununla ilgili birçok felsefi ve hukuksal tartışma da gerçekleştirdi. ‘Çerçeve yasası ne demek? Kök yasası ne demek? Çerçevenin ortaya koyduğu sınırlar mı, yoksa kök yasasının ortaya çıkaracağı kök mü gerçekten yerini bulacak?’ diye sordu. Bu yasanın dayanağı olarak gösterilen rapor, komisyonun şubat raporu. Orada da meselenin kök nedenleri ve sonuçları çözülmeden silahsızlanmanın tek başına yeterli olmayacağı, aslında Meclis’teki siyasi partilerin iradesiyle o rapora yansıdı. Bugün birçok konferans, tartışma ve toplantıdan, partimizin ya da farklı siyasi partilerin gözlem ve tartışmalarından ortaya çıkan gerçeklik şu ki silahsızlanma bu meselenin başlangıcı olsa bile meselenin çözümü, yeni Türkiye’nin kuruluşudur. Gerçekten Türk-Kürt kardeşliğinin geçeceği kapı ve yol sadece silahsızlanma olmayacaktır. Bunun; yerel yönetimler, ifade özgürlüğü, Kürt halkının taleplerini ve mücadelesini terörize eden her türlü yasal, politik ve siyasal denklemin açığa çıkarılması boyutu vardır. Kürt Halk Önderi bunu daha önce aşama aşama tarifledi. Birinci aşamayı silahsızlanma ve çatışmasızlık aşaması olarak tarifledi. İkinci aşamaya geçişi, barış ve özgürlük yasalarının gerçekleşmesi olarak tarifledi. Son aşamayı da demokratik anayasa ve demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi olarak tarifledi. Şimdi biz daha birinci aşamayı bitirememişiz. Birinci aşamanın son demlerindeyiz.”
 
‘Demokratik siyasetin üretilebileceği mekanizmaların kurulması’
 
“Peki, burada bu son demler ne demek?” sorusuna yanıt veren Newroz Uysal Aslan, “Silahsızlanmadan demokratik siyasete geçiş. O zaman ikinci aşama ne olacak? Demokratik siyaset alanını yaratacak her türlü yasal düzenleme, ikinci aşamanın gündemi olacak. Bu sadece devletin ya da bugün hâkim olan siyasi ideolojilerin ortaya koyduğu gibi parlamenter sistemdeki bir demokratik siyaset anlayışı değil. Toplumun en küçük hücresinden en büyük organizasyonlarına kadar ortaya çıkan her türlü kendini yönetme, inanç, cinsiyet ve yaş örgütlenmesinin toplum içerisinde özgür bir biçimde kendini var edebileceği ve demokratik siyaseti üretebileceği mekanizmaları kurabilmesi. İşte ikinci aşama, demokratik siyasetin güçlendirilmesi aşamasıdır. Bunun içerisine yerel yönetimleri, yerel demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü koyabiliriz; TMK’nin kaldırılmasını koyabiliriz. Bugüne kadar engel olarak gördüğümüz birçok meseleyi bunun içerisine dâhil edebiliriz. Doğal olarak demokratik siyaset kanallarını açacak zeminin yaratılması, ikinci aşamanın kendisidir” şeklinde konuştu.
 
‘Her türlü yasal boşluktan kaçınılması gerekir’
 
Sürecin en tartışmalı konularından birinin çıkarılan yasa olduğuna dikkat çeken Newroz Uysal Aslan, “Tüm bu tartışmalar, çok uzun bir erteleme ve siyasi gelişmelere bağlı olarak yapılan konumlandırmalardan sonra ancak ağustos ayında sonuçlandı. Bu yasa çıkarken yasaya en çok destek veren parti bizdik. Ama en çok eleştiri sunan parti de biz olduk. Çünkü bu yasanın, insanları kategorize etmeden ve ayrıştırmadan demokratik siyasetin önünü açacak bir yasa olarak geçmesi gerektiğini düşündük. Demokratik siyasetin alanını açması düşünülen ve ilk adım olarak tariflenen bir yasal düzenleme ifade edilirken demokratik siyasete katılımı ve siyasete dahiliyeti engelleyebilecek her türlü yaklaşımdan, yasal engellemeden ve yasal boşluktan kaçınılması gerekir. Bu, karşılıklı iradeden, bu süreci karşılıklı olarak yönetebilme iradesi ve becerisinden de kaynaklanır. Bugün bu yasa, haklarında soruşturma ya da kovuşturma yürütülen kimseler için herhangi bir siyasi yasak getirmiyor. Ancak hakkında mahkûmiyet hükmü verilenlerle, şu an cezaevinde bulunan siyasi tutsaklarla ya da bugün Türkiye’de olmasa bile hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlarla ilgili siyasete katılım süresine dair 2 yıldan 3 yıla kadar bir siyasi katılım engeli getirildiğini görüyoruz. Bunu çokça eleştirdik. Hatta bunun kaldırılmasıyla ilgili Üst Takip ve Değerlendirme Kurulu’na yetki de verildi bu yasanın içerisinde. Bu yetki de farklı kesimler tarafından çarpıtılmaya ve manipülasyona maruz bırakıldı. Fakat mahkûmiyet kararı sonrası siyasi yasak ve memnu hakların iadesi dediğimiz sürecin gerçekleşmesi için kimi yasal değişiklikler de yapmak gerekecek. Bu sınırlı olsa bile engelleyici bir pozisyonda olmamasının, pratikte ortaya çıkan hukuksal sonuçlarla beraber süreç içerisinde değerlendirileceğini umuyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Yeni dönem eski uygulamalarla olmaz’
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başladığı günden bugüne kadar birçok kesimin farklı eşikler ilan ettiğinden söz eden Newroz Uysal Aslan, “Kimisi buna yol temizliği dedi, kimisi bunu bir siyasi sınava dönüştürdü, kimisi de bir tutarlılık kriteri hâline getirdi. Birçok kesim kendine göre tutarlılık kriterleri belirledi. Siyasi partilere yapılan operasyonlar, belediyelere gerçekleştirilen siyasi darbeler ve yargı eliyle gerçekleştirilen darbeler, hapishanelerde siyasi tutsaklara yaklaşım, AYM kararlarının yerine getirilmemesi, bilhassa Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın koşullarında hâlen bir değişiklik olmaması ve özgürlüğüne kavuşmasını sağlayacak imkânların ya da yasal düzenlemelerin oluşturulmaması; bunların hepsi bir tutarlılık sınavının kriterlerine dönüştürüldü. Bugün bu sürecin gereklilikleri diye genel olarak tarif ettiğimiz meselelerden biri de hapishanelerdeki koşullar. Çünkü Türkiye’deki hapishanelerde Kürt siyasi tutsakların maruz kaldığı her uygulama, aynı zamanda devletin Kürt sorununun çözümüne ilişkin refleksinin ve politik yaklaşımının temel yansıma alanlarından biri oldu. Tarihsel olarak da bu böyleydi. Şu an içerisinde bulunduğumuz süreçte de bu böyle. Bugün mesele, sadece ‘Yeni dönem eski uygulamalarla yerine getirilemez’ meselesi değil. Bugün siyasi ve politik olarak yeni bir paradigmadan bahsediliyor. Bu yeni paradigmanın kendi içerisinde kimi denklemleri, kriterleri ve birçok söylemi var. Bu yeni dönem paradigması sadece dilde, zihniyette ve uygulamada değil; hukukta ve hapishanelere yaklaşımda da bir değişim gerektirir. Bugün Türkiye’deki hapishanelerde bulunan onlarca siyasi tutsağın içerisinde 30 yıllık siyasi tutsaklar da hasta mahpuslar da var. Gerçekten çok yaşlı olup Adli Tıp Kurumu’nun ‘Cezaevinde kalamaz’ dediği ancak ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olduğu için tahliye edilmeyen ve sürekli hastaneye gidip gelmek zorunda kalan mahpuslar var. Türkiye’de S Tipi, F Tipi izolasyon cezaevleri ve Kuyu Tipi dediğimiz gerçeklikler var. Bunların hepsine baktığımızda, yeni paradigmanın eski hukukla da olmayacağını, yeni dönemin eski uygulamalarla yürütülemeyeceğini görüyoruz” sözlerini kaydetti.
 
‘Hapishanelere yaklaşım, Kürt sorununda toplum için bir tutarlılık kriteri hâline geldi’
 
Newroz Uysal Aslan, devletten Kürt tutsaklara karşı bir “göz yumma”, hukuksuzluk ya da jest uygulaması istemediklerini vurgulayarak, “Var olan hukuka uyulması hâlinde dahi bugün siyasi tutsakların birçoğunun İdare ve Gözlem Kurulu kararları eliyle ya da başka türlü kararlarla içeride tutulamayacağını, bunun değişimi konusunda farklı refleksler yaratılması gerektiğini biliyoruz. Hapishaneler, toplumsal olarak toplumun doğrudan temas kurduğu bir yer ve aynı zamanda bu sürecin de bir parçası. Hem uygulamalar itibarıyla devletin yaklaşımı hem de sürecin kalıcılaşması ve barışın toplumsallaşması açısından siyasi mahpuslar, sadece kendi yaşamları için değil, toplumun ve çözümün bir parçası olarak katkı sunabilecek, güç verecek bir konumda duruyorlar. O nedenle hapishanelere yaklaşım, devletin Kürt sorunu meselesindeki tutumu açısından toplum için bir tutarlılık kriteri hâline geldi. Bugün İdare ve Gözlem Kurulları eliyle yürütülen infaz yakma, sevk ve sürgün uygulamalarının sürmesi de devletin yeni bir yasal değişiklik yapmadan, yalnızca hukuksal normlara uyarak yerine getirebileceği meselelerden biri. Ancak şunu çok açık bir şekilde görmek lazım: Türkiye, bir değişim ve dönüşümün içerisinde. Bu değişim ve dönüşümün gerçekleşeceği en köklü ve temel alan ise güvenlik alanı. Çünkü devletin Kürtlere karşı inkâr, asimilasyon ve yok sayma politikalarının üretildiği mekânlar buralar: Hapishaneler, gözaltı merkezleri, belki adliyeler. O nedenle bu alanlardaki değişim ve dönüşüm, aynı zamanda zihniyetin değişimiyle beraber gerçekleşecektir. Bu yasanın uygulanmasını beklemeden, hasta mahpuslar başta olmak üzere infazı yakılan tüm mahpuslarla ilgili hukuksuz ve keyfî kararlardan dönülmesi çağrısını yaptık. Bunun takipçisi olduk. Şimdi de bununla ilgili büyük bir çaba içerisindeyiz” diye belirtti.
 
‘Onarım mekanizmalarının kurulması gerekir’
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şu an odağını daha çok silahsızlanmaya ve demokratik siyasete geçişe çevirdiğini ifade eden Newroz Uysal Aslan, “Süreç bu şekilde daha sınırlı, daha dar, hatta tartışmalı bir biçimde yürütülüyor. Fakat 50 yılı aşkın mücadelenin sadece bir çatışma hafızası değil, toplumsal olarak ortaya çıkardığı acıların ve toplum üzerindeki sonuçlarının tamamını kapsayan bir hafızası var. Yani bunu çatışmanın hafızası, çatışmanın biriktirdikleri ya da sorun alanları olarak da görmek mümkün. Bunun içerisinde saydığınız kayıplar, faili meçhuller, zorunlu göçler, işkenceler, zorla kaybetmeler, hatta toplu mezarlar var. Belki çokça söylenmeyen yakın tarihimizde, 2015-2016 yıllarındaki sokağa çıkma yasakları adı altında, öz yönetim ilan edilen yerlerde devletin sivil alanlara yönelik yoğun ablukası ve insanlığa karşı suçları da buna dâhil. Gerçek anlamda o hafızanın açığa çıkarılması, hakikate ulaşılması, bununla yüzleşilmesi, hatta onarım mekanizmalarının kurulması gerekir. Bu, dünya örneklerinde en temel meselelerden biri olarak ele alınıyor. Çünkü aynı zamanda sürecin ve barışın kalıcılaşması, yeniden silahlara dönülmemesi için en temel güvencelerden biri bu. Aynı zamanda geçtiğimiz 2-3 hafta, Kürdistan’daki birçok şehirde Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren şehitlerin taziyelerinin kurulduğu ve yaslarının tutulduğu bir dönemdi. Bu süreçte yas hakkı, hakikat ve yüzleşme ile barış arasındaki bağlam açısından önemli bir tartışma zemini yarattı. Birçok kesim bunu tartıştı. Bunu manipüle etmeye çalışan, eleştiren, barışın önünde bir engelmiş gibi yansıtmaya çalışan devlet aklına karşı başta anneler ve aileler olmak üzere o alanlara gelen binlerce insan, milyonların hafızasıyla bu acılarla yüzleşmenin bir alanı olarak yas tutmanın barışın bir parçası olduğu gerçeğini bir kez daha açığa çıkardı ve hatırlattı” sözlerine yer verdi.
 
‘Toplumsal yüzleşme ve hakikatin açığa çıkarılması gerektiğini savunuyoruz’
 
Yüzleşme ve hakikat isterken sadece birilerinin yargılanmasını ve ceza almasını kastetmediklerine dikkat çeken Newroz Uysal Aslan, “Bu sürecin tamamını açığa çıkararak toplumun bununla gerektiğinde vedalaşabilmesini, açıkça konuşabilmesini ve bu konuda destek alabilmesini sağlamaktan söz ediyoruz. Yani topluma karşı işlenen suçlarda, inkâr ve asimilasyona karşı bireysel suç ve cezalandırmayı değil, toplumsal yüzleşmeyi ve hakikatin açığa çıkarılmasını savunuyoruz. Bu, süreçten azade bir mesele değil; tam tersine sürecin de barışın da bir parçası. Devletin güvenlik mantığının en çok yok etmek istediği hafızanın açığa çıkarılması; gerçek anlamda kimin neden ve nasıl katledildiğinin, nasıl ve neden öldüğünün, buna kimin nasıl cesaret verdiğinin ve hangi yapıların oluştuğunun ortaya konulması, karşılıklı zihniyet dönüşümünün en temel meselelerinden biri. Biz bu hakikat ve yüzleşme meselesini sadece bir güvenlik prosedürü olarak değil, tam tersine Kürdistan coğrafyasının tarihsel bütünlüğüne uygun biçimde hakikat ve yüzleşmenin gerçekleşmesi olarak ele alıyoruz. Bu tartışma bizim için tali bir tartışma değil. Her ne kadar şu an öncelikli olarak yasanın hayata geçmesi tartışılıyor olsa da bu mesele de bu gerçeklikten azade değil. Sayın Öcalan, ‘Birbirini tamamlayacak barış hukuku, bütüncül hukukla gerçekleşir’ demişti. O bütüncül hukukun içerisinde sadece TMK, infaz ve ifade özgürlüğü yasaları değil; tam tersine yüzleşme ve hakikat yasaları, komisyonları ve onarım mekanizmaları olursa ancak bütüncül hukuk yaratmak mümkün olur” dedi.