CPT raporuna ilişkin değerlendirme: Tecrit ve hak ihlalleri devam ediyor

  • 09:04 22 Ekim 2026
  • Hukuk
  
Melike Aydın
 
İSTANBUL - CPT’nin 2024 Türkiye raporunu değerlendiren ÖHD’li avukat Meryem Ağar, tecrit uygulamalarına ve kadın tutsaklarla çocukların uğradığı hak ihlallerine dikkat çekerek, “Bir çocuğu annesiyle birlikte hücreye atmak, insanlıktan uzak, tamamen işkence ve kötü muamele yasağının ihlali niteliğindedir” dedi.
 
Avrupa Konseyi İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezayı Önleme Komitesi’nin (CPT) 2024 yılında Türkiye’deki cezaevlerine gerçekleştirdiği ziyaretlere ilişkin rapor, cezaevlerindeki hak ihlallerini ve tutsakların tutulma koşullarını yeniden gündeme taşıdı. Raporda uzun süreli yalnız tutulma, insanlarla temasın kısıtlanması, hijyen ve barınma koşullarına ilişkin sorunlar öne çıkarken, cezaevlerinde uygulanan tecrit politikaları, kadın tutsakların ve çocuklarıyla birlikte cezaevinde bulunan kadınların uğradığı hak ihlalleri de tartışılmaya devam ediyor. Uluslararası denetim mekanizmalarının ihlalleri önlemedeki sorumluluğu, raporların kamuoyuyla paylaşılması ve işkence ile kötü muameleye karşı etkili hukuki mekanizmaların işletilmesi ise tartışmaların önemli başlıkları arasında yer alıyor.
 
‘Gizlilik ilkesi önleyicilik işlevini zayıflatıyor’ 
 
CPT’nin temel çalışma ilkelerinden birinin gizlilik olduğunu hatırlatan ÖHD İstanbul Kadın Hakları Komisyonu’ndan avukat Meryem Ağar, ziyaret raporlarının açıklanmasının genel olarak ilgili devletin onayına bağlı olduğunu belirtti. Ancak Avrupa İşkenceyi Önleme Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının, gerekli koşullarda komiteye kamuya açıklama yapma yetkisi de verdiğine dikkat çeken Meryem Ağar, “Komitenin gizlilik ilkesi, önleyici işlevinin bir bakımdan felç kalmasına neden oluyor diyebiliriz. Komite gelip koşulları görüyor, bir rapor hazırlıyor. Ancak taraf devlete, ‘Ben senin içeride ne yaptığını gördüm ama bunu senin iznin olmadan kamuya açıklamayacağım’ demiş oluyor. Burada önleyicilik işlevinden bahsedemeyiz. Bu durum, ihlali önlemek bir yana, taraf devlete ihlal alanında bir konfor da yaratmış olur” diye konuştu.
 
‘İmralı’daki tecridin hukuki karşılığı yok’
 
Kürt sorununun milyonlarca insanın geleceğini, kimliğini ve iradesini ilgilendirdiğini söyleyen Meryem Ağar, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasının barış süreci açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade etti. Meryem Ağar, “Kürt sorunu milyonlarca insanın geleceğini, kimliğini, iradesini yansıtan bir sorun. Kürt halkı da sürecin aktörü olarak İmralı’yı işaret ediyor. Bu anlamda Kürt halkının iradesi yok sayılmamalıdır. Milyonları temsil eden siyasi bir aktörün tecrit altında tutulması, sivil toplumdan, halktan ve yaşamdan izole bir hayat sürmesi durumunda teknik olarak süreci yönetmesi de imkânsızdır. Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, sürecin ilerlemesi, barışın gerçek anlamda sağlanabilmesi ve toplumun ve tarafların barışa olan inancının karşılık bulabilmesi için çok önemli. İmralı’daki tecrit politikasının hukuki anlamda hiçbir karşılığı yok. Tecrit, hukuksuzluğun çok uç ve korkunç bir örneği” dedi.
 
‘Umut hakkı uygulanmalı’
 
Türkiye’nin hem kendi hukukunu hem de uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini kaydeden Meryem Ağar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 yılında verdiği ihlal kararını hatırlatarak umut hakkının uygulanması ve fiziki özgürlüğün sağlanması gerektiğini ifade etti. Meryem Ağar, “Devletin yapması gereken, Kürt halkının iradesinin bu yönde olması ve bunu talep etmesinin yanı sıra kendi hukukuna ve uluslararası hukuka göre de aslında yapması gereken umut hakkını uygulamaktır. Fiziki özgürlüğün sağlanmasıdır. İmralı’daki tecrit ve iletişimsizlik devam ederken çözümden bahsetmek çok da uygun olmayacaktır. Umut hakkının uygulanması ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması hem sürecin hukuki meşruiyeti hem de Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi açısından hayati önem taşıyor. Kürt halkı devletten bir taviz veya lütuf beklemiyor. Yapılması gereken, kendi yasalarını uygulamasını bekliyor” ifadelerine yer verdi.
 
Kadın tutsaklar ve çocuklar da cezalandırılıyor
 
CPT’nin 2024 Türkiye raporunda kadın tutsakların tutulma koşullarına ilişkin tespitleri de yer aldı. Komite, Antalya ve İstanbul-Maltepe’deki cezaevlerinde yaptığı incelemelerde kadın tutsakların koşullarını değerlendirdi. Antalya’daki kadın cezaevinde hijyen ve barınma koşullarına ilişkin sorunlara dikkat çeken, CPT, ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin uzun süre yalnız tutulması ve tutsakların insanlarla temas olanaklarının kısıtlanması da raporun öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
 
Tutsakların, özellikle bebekleri ve çocuklarıyla birlikte cezaevinde bulunanların, infaz uygulamalarında özgün ihtiyaçlarının gözetilmediğini dile getiren Meryem Ağar, “Türkiye hapishanelerinde emziren veya bebekli ya da çocuklu kadınların hücreye atılması, devletin cezalandırma hırsının en savunmasız olana, yani çocuklara da yöneldiğini gösteriyor. Özellikle siyasi davalarda tutsak bulunan kadın mahpuslar ve çocukları söz konusu olduğunda infazın ertelenmesi mekanizmaları yok sayılıyor. Bir çocuğu annesiyle birlikte hücreye atmak, insanlıktan uzak, tamamen işkence ve kötü muamele yasağının ihlali niteliğindedir. Bunun önlenmesi için İnfaz Kanunu’na özel bir düzenleme getirilmelidir. Çünkü idarenin infazına bırakılan her alan aslında ihlale dönüşüyor” sözlerini kullandı. 
 
‘Çocuklu anneler için tutuklama tedbiri kaldırılmalı’
 
Çocuklu kadınlar açısından tutuklama ve infaz uygulamalarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Meryem Ağar, “Çocuklu anneler için tutuklama tedbiri kaldırılabilir. İnfaz erteleme hakkı tüm çocuklu kadınlar bakımından eşit olarak uygulanmalıdır” diye kaydetti. 
 
‘İnfaz hâkimlikleri ihlallerin üstünü örtüyor’
 
Cezaevlerindeki hak ihlallerine karşı yapılan başvuruların çoğu zaman etkili bir inceleme yapılmadan reddedildiğini söyleyen Meryem Ağar şunları paylaştı: “İnfaz hâkimliğine yapılan başvurular genelde gerekçesiz, matbu ve kopyala-yapıştır dediğimiz ifadelerle reddediliyor. Bu anlamda infaz hâkimliklerinin ihlalin üstünü örten ve cezaevi idaresine hukuki koruma zırhı sağlayan bir yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz.”
 
‘Siyasi tutuklu kadınların durumu daha ağır’
 
Siyasi tutsak kadınların durumunun daha ağır olduğunu söyleyen Meryem Ağar, hamilelik, doğum sonrası bakım ve bebeklerin gelişimine ilişkin taleplerin de reddedilebildiğine işaret etti. Meryem Ağar, “Hamilelik, doğum sonrası bakım ve bebek gelişimiyle ilgili en temel talepler infaz hâkimliklerince reddediliyor. Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden eril tahakkümün en zorba araçlarından biri olan hapishanelerde de elbette payını fazlasıyla alıyor” sözlerine yer verdi. 
 
‘Hukuki mücadele devam ediyor’
 
ÖHD olarak tutsakların özgün haklarını savunduklarını ifade eden Meryem Ağar, “ÖHD olarak infaz rejiminin erkek egemen ve güvenlikçi yapısına karşın kadınların özgün hakları olan özneler olduğunu savunuyoruz. Bu sebeple komitenin de tespit ettiği hak ihlallerine karşı hem kadın komisyonu hem de hapishane komisyonu olarak hukuki mücadeleyi sürdürüyoruz” dedi.