Rojava’ya giden Franziska Stier: İnsanlar özgür olmak istiyor

  • 09:22 7 Şubat 2026
  • Dünya
Melek Avcı 
 
ANKARA - Rojava’yı ziyaret eden Avrupalı heyette yer alan BastA! Partisi üyesi Franziska Stier, bölgedeki gözlemlerini anlatarak, anlaşmaya rağmen durumun hala son derece hassas olduğunu, insanların ise artık özgür olmak istediklerini söyledi. 
 
Rojava’ya yönelik saldırılar ve Kobane kuşatması dünyanın gündeminde. Almanya ve İsviçre'den gazeteci, siyasetçi, sanatçı ve insan hakları aktivistinden oluşan 13 kişilik "Rojava İnsani Yardım Delegasyonu" bölgede yaşanan hak ihlallerini yerinde gözlemlemek için 1 Şubat’ta Rojava'ya giderek, temaslarda bulundu, 4 Şubat günü Rojava’dan geri döndü. 
 
Heyette yar alan BastA! Partisi üyesi Franziska Stier, yaptıkları ziyaretleri ve gözlemlerini paylaştı. 
 
‘Orada hala bir alarm durumu var’
 
Franziska Stier, sınırdan geçtikten sonra Rohlat Afrin’in kendilerini sıcak şekilde karşıladığını belirterek, “Rojava'da büyük bir alarm durumu var ve Ocak ayında genel seferberlik ilan etmek zorunda kaldılar. Şu anda çok zor bir dönemden geçiyorlar. Ancak bize, hükümetlerimizin yaklaşımından dolayı öfkeli ve üzgün olduklarını söylediler ancak bu ülkelerdeki insanların ise kendileriyle yan yana gösterdikleri dayanışmanın farkında olduğunu da söyledi. Sonra ziyaret ettiğimiz Kongra Star'dı ve kadınlarla çok güzel bir toplantı yaptık. Bize yeni anlaşmadan bahsettiler. Durumdan hala endişe duyduklarını, çünkü birçok şeyin net olmadığını söylediler” dedi.
 
‘Haklarını ve özgürlüklerini savunmak için her şeyi yapacaklar’
 
Kobanê'nin ve kadınların durmunun hala belirsizliğini koruduğunu ziyaret sırasında da gördüklerini belirten Franziska Stier, “Yeni hükümet koordinasyona başlayıp anayasa üzerinde çalışmaya başladığında, Efrin'deki halkın, özellikle de kadınların bu sürecin bir parçası olmadığını gördüler. Ayrıca, herkes HTŞ ve Türkiye'nin gönderdiği askerler ile IŞİD'in milislerinin, Rojava'nın temsil ettiği değerlerle hiç uyuşmayan çok ortak bir ideolojiye sahip olduğunu biliyor. Fakat gördük ki onlar, cihatçı bir sistem tarafından ezilmeyecekler. Haklarını ve özgürlüklerini savunmak için her şeyi yapacaklar. Rojava'da üç gün geçirdik ve bir gün boyunca görüşmeler yaptık.  Planımız İlham Ehmed ile de buluşmaktı, ancak yeni sözleşme ve Suriye ordusu ile hükümetinin Rojava'yı kuşatması nedeniyle sokağa çıkma yasağı vardı. İlk gün, sokağa çıkma yasağı çevre bölgelerde, Heseke ve diğer yerlerde vardı. Qamislo'da toplantılar düzenleyebildik ama ikinci gün bölgeyi kapsayan bir sokağa çıkma yasağı oldu ve dışarı çıkmak oldukça zor oldu. Rojava, Dışişleri Bakanlığı da sınıra ulaşımımızı organize etmek için her şeyi yaptı. Sanat kurumlarını da ziyaret ettik. Kongra Star ve Cizre Kantonu ile de görüştük. Sanat komisyonu ve farklı sanatçılarla tanıştık. Yerinden edilmiş insanların yaşadığı okulları da ziyaret ettik. Bu bizim için çok çok üzücü bir ziyaretti, çünkü bu insani felaketi görmeye hazırlıklı değildik. İnsanları ve hikayelerini dinlemeye çalıştık, zordu. Akşam saatlerinde sokakları savunan insanları da ziyaret ettik. Genel seferberlik döneminde birçok insan mahallelerini IŞİD hücrelerine karşı korumaya başladı ve biz de onlarla konuştuk, bunun hayatlarını nasıl etkilediğini ve neler yaptıklarını sorduk” diye belirtti. 
 
 
'İnsanlık için savaştık'
 
Bu ziyaretleri yaparken heyet olarak Rojava halkını da dinlediklerini belirten Franziska Stier şöyle konuştu: “Ziyaret ettiğimiz insanlara, Avrupa’ya döndüğümüzde biz siyasetçilerden ne söylememizi istersiniz diye sorduğumda hepsi şunu söylüyordu: ‘Uluslararası Koalisyon ve benim halkım Kürt halkı, IŞİD'e karşı yıllarca birlikte savaşıyoruz, Ama bunu sadece kendimiz için değil, dünya için de yaptık. Bunu insanlık için yaptık. Sonunda 2015'te onları yendik ancak Kürt halkının ödediği bedel en büyük bedel oldu. Bu savaşta 11 bin kardeşimizi, oğullarımızı ve kızlarımızı kaybettik. 20 bin kişi yaralandı. Ama şimdi birlikte savaştığımız  Uluslararası İttifak, cihatçıların tarafında. 10 yıl önce birlikte savaşmıştık ama savaştıklarımızı bugün başkan yaptılar ve kimse bizi destekleyemiyor. Kimse bizi desteklemek istemiyor. Kimse bizim uğruna mücadele ettiğimiz barışı istemiyor. Çünkü biz etnik azınlıkların, kadınların, herkesin özgür olabileceği bir bölgeyiz ama onlar cihatçıları ortakları yaptı’. Evet, bu onlar için gerçekten büyük bir mücadele ve son olaylar halkı gerçekten üzüyor ve kızdırıyor.”
 
‘İnsanlar özgür olmak istiyor’
 
Bugün Rojava modelinin korunması için çok önemli siyasi taleplerin öne çıktığını ifade eden Franziska Stier, Rojava halkının özgür olmak istediğini belirterek, “Aynı zamanda onlar da dünyanın dört bir yanındaki ülke halklarının kendileriyle birlikte olduğunu biliyor. Dünyanın her yerindeki protestoları izlediklerinde bundan umut aldılar. Hükümetlerimizle konuşmalıyız ya da protesto etmeliyiz. Bunlardan biri, güvenlik garantisidir. Yerinden edilmiş insanların evlerine dönme hakkı ve Rojava'nın özerkliği ve özgürlüğü meselesidir. Ancak bu talebimiz, Rojava'nın bir devlet olması anlamına gelmiyor, insanlar özgür olmak istiyor. Özgür olmak, son 10 yılda öğrendikleri gibi yaşamak için özgür olmak istiyorlar.  Bu çok, çok önemli bir konu” dedi. 
 
 
‘Çok büyük ihtiyaçlar var’
 
Rojava’daki insani durumun ve ihtiyaçların da derinleşmiş olduğunu gözlemlediklerini söyleyen Franziska Stier, “Qamişlo'da yaklaşık 13 bin aile var ve bölgede insani yardım yok. İnsanlar okullar, camiler veya kamu binaları gibi yerlerde kalıyor. 120 okul kapalı, bu yüzden çocuklar eğitim alamıyor çünkü yerinden edilmiş insanlar barınacak bir yere ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden okullar onların yeni evleri oldu. Mahremiyet yok. Sahip oldukları her şey Qamişlo halkının bağışlarından geliyor. Ama onların da imkanları kısıtlı ve yok. Savaş nedeniyle 30 dakika içinde yerlerinden göçmek zorunda kaldılar. Üstlerindeki giysileri dışında hiçbir şey almaya zaman yoktu. İlaçlara ihtiyaçları var. Çocuklar için süte ihtiyaçları var. Çok büyük ihtiyaçlar var. Oldukça zor koşullar” ifadelerini kullandı. 
 
‘Bu etnik veya dini bir savaş değil, ideolojiktir’
 
Yine oradaki tüm halkların IŞİD, HTŞ ve çetelerden dolayı tedirgin olduğunu, HTŞ’yle duran bazı Arapların aksine, bir çok Arap’ın aynı düşünmediğini söyleyen Franziska Stier, “Birçok Arap IŞİD'den hala korkuyor. IŞİD'in, sırf onları Kürtlerle işbirliği yaptıkları için hiçbir durumu umursamadan kendilerini de öldüreceğini biliyorlar; bu yüzden IŞİD, Kobane'de diğer kültür ve etnik gruplarla birlikte olan Arap halkını, kadınları, Kürtleri, Yahudileri, Hıristiyanları katlettiği gibi katledecektir. Onları umursamıyorlar. Bana göre Rojava'daki savaş etnik bir savaş değil. Bu bir ideoloji savaşı. Rojava'da bir devrim var. Demokratik konfederalizim var. Eşitlik, cinsiyet eşitliği ve ekoloji gibi değerler var. Öte yandan, başkalarını bastırmak için radikal dindarlığı kullanan bir sistem var. Savaşın nedeni bu. Bu etnik veya dini bir savaş değil, ideolojiktir” diye belirtti. 
 
 
‘Soykırımı durdurmak için sözleşme imzalandı’
 
Rojava ziyaretlerini gerçekleştirirken 2 Şubat’ta yeni anlaşmanın fiili devreye girmesinin halktaki ve bölgedeki etkisine de değinen Franziska Stier şöyle devam etti: “Kendi başkan yardımcısını öldüren birine güvenebilir misiniz? Sanmam. Yapılan bir anlaşma değil, bir sözleşme. Rojava hükümeti bir anne gibi davranıyor. Kan dökülmesini durdurmak için bu sözleşmeyi imzalamak zorundaydılar. Herkes barış istiyor. Rojava ve Kürt halkı, başkalarına saldırmak istemiyor. Savaş istemiyorlar ama kendilerini korumak zorundalar. Her yerde soykırımı ve kanın dökülmesini durdurmak zorundalardı. Başka seçenek yoktu ama halk çok çok gergin çünkü kan dökülmesinden ve bu hızlı soykırımın, yavaş yavaş işleyen bir soykırıma dönüşmesinden korkuyorlar. 
 
Durum hala çok hassas
 
Kadınlar özgürlüklerini ve toplumun bir parçası olarak haklarını istiyor ve bunu korumaya kesinlikle hazırlar. Ben de durumun çok hassas olduğunu düşünüyorum. Ama şu an her şey çok sallantıda. Yani durum çok hassas. Ayrıca her yerde büyük bir tehlike söz konusu çünkü çok sayıda uyuyan IŞİD hücresi var ve bu durumu saldırılar için kullanıyorlar. Genel durumun, sözleşmeden önce ve sonra nasıl olduğunu tespit etmek çok mümkün değil çünkü her zaman ikisinin arasında kaldık ve bir günde bir değişiklik olmadı. Ancak insanlar hala geceleri mahallelerini korumak için dışarı çıkıyorlar. Her an genel seferberlik halindeler, farkındalar ve gerekeni yapmaya hazırlar.”
 
Rojava'yı koruma 
 
“Rojava'daki hükümetin bir ‘anne gibi’ davrandığını söyledim. Bunun nedenini belki açıklamam gerekir”diyen Franziska Stier, “Şu anda dünyanı her yerinde savaşlar var ve bütün hükümetlerin, halkları, sırf hükümetin çıkarları için savaşmaya zorladığını görüyoruz. Dünyanın her yerinde insanlar kendi çıkarları ve kendi özgürlükleri için değil, hükümetlerin özgürlüğü veya hükümetlerin çıkarları için savaşıyorlar. Ama Rojava bambaşka… Rojava'daki hükümet ve sorumlu kişiler kanın dökülmesini durdurmak istiyorlar. Halklarının katledilmesini durdurmak ve çocukları gibi onları korumak istiyorlar. Elbette halk çocuk gibi davranmıyor, özgürlüklerini istiyor ve yeri geldiğinde bunun için harekete geçebiliyorlar. Bu ‘anne’ örneğini bu yüzden seçtim” sözlerini kullandı. 
 
 
İnsanı koridor ve güvenlik garantisi 
 
Heyet olarak ülkelerine dönmeleri ile birlikte ela alacakları birçok başlık olduğunu söyleyen Franziska Stier, insani koridor ve güvenlik garantisini temel alacaklarını belirtti. Franziska Stier şöyle devam etti: “Yaptığımız şeylerden biri, insani yardımı nasıl ulaştırabileceğimizi tartışmak. Bu çok, çok önemli. Okullarda da çok sayıda yaralı var ve tıbbi tedavi yok ya da çok yetersiz, bu yüzden insanlar acı çekiyor. İnsanların sağlıkçılara ihtiyacı var. Çocuklar için de durum çok kötü. Eğitime ihtiyaçları var, beslenmeye ihtiyaçları var. Bir yandan insanlar yorgun ve tamamen bitkin, diğer yandan ise tetikteler ve birbirleriyle büyük bir dayanışma içindeler. Bunu görmek çok umut veriyor. İkinci nokta, ki bu çok önemli ve talep etmemiz gereken bir şey, güvenlik garantisi; yerinden edilmiş insanların evlerine dönme hakkı ve Rojava'nın korunmasıdır. Böylelikle halkın özerkliği ve kültürünü yaşayabilmesi, kadınların özgürlüklerini yaşayabilmesi ve bunun Suriye anayasasının bir parçası haline gelmesi lazım. Bunlar şu anda yapabileceğimiz ve yapmamız gereken en önemli şeyler. Buradaki protestolarda da talep etmemiz gereken en önemli şeyler gibi görünüyor. Burada protesto ettiğimizde, tüm bunları talep etmek için doğru adres hükümetlerimiz.”