Ayşegül Doğan: Yaşananlar süreci baltalama girişimidir
- 15:09 23 Ocak 2026
- Güncel
ANKARA - Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılara dair açıklama yapan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, "Tüm bu yaşananların Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni baltalama ve sabote etme girişimi olarak görüyoruz. Sürecin devam edebilmesi için de gerekli çalışmalar yapıyoruz" dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan güncel gelişmelere ve HTŞ’ye bağlı çetelerin Rojava’ya dönük saldırılarına ilişkin genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.
Özgür basına dönük engeller
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanılanlara dair çok fazla manipülasyonun olduğunu söyleyen Ayşegül doğan, bilgilerin bir şekilde algıyla karartılmaya çalışıldığını kaydetti. Ayşegül Doğan, “Bu erişim engellerinin başında da daha önce sıkça alışık olduğumuz ama birkaç aydır daha az görmeye başladığımız bazı engeller var. Doğrudan özgür basın geleneğini temsil eden ajanslara getirilen engeller mesela. Hesaplar kapatılıyor. Bu hesaplara erişim engelleniyor. Bu hesaplar, ağırlıklı olarak sahada yaşananları aktaran hesaplar. Özel olarak seçiliyor ve hedef gösteriliyor. İşte sizler doğru bilgiye, doğru habere ulaşamayın diye hedef alınıyor. Yani gazetecilere yönelik saldırılar tesadüf değil” dedi.
Gazetecilere yönelik saldırılar
Özgür basının yalnızca hesaplarının engellenmediğin , gazetecilerin tutuklandığını, gözaltına alındığını ve şiddete uğradığını dile getiren Ayşegül Doğan, 8 Ocak’ta Şirnex’te MA muhabiri Emrullah Acar ve tutuklanan Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç’un tehdit edildiğini anımsattı. Ayşegül Doğan, “Halep'te o dönem başlayan saldırılar biliyorsunuz, 6 Ocak'ta başlayan saldırılarla birlikte buna ilişkin itirazlar da artmaya başladı. İşte onları takip ederken, tehdit edildiler. Bunlar görüntülerle de kayıt altına alındı. Sonra gazetecilerden Nedim Oruç tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi ibretlik bir durum. Herkesin tutuklanma gerekçesine bakması gerekiyor. Çünkü yine bir başka haber takibi ile ilgili sorular yöneltilmiş gazeteci Nedim Oruç'a. 26 Ekim'de yapılan açıklamayı takip ettiği için. Yani PKK'nin yaptığı geri çekilme açıklamasını takip ettiği için sorulan sorular dolayısıyla tutuklanmış. Başka bir şey daha var. 8 yıl öncesine ait bir dergide neymiş efendim? Parmak izi varmış. Niye varmış? 21 Ocak tarihinde yine Rojava'daki saldırılara karşı düzenlenen yürüyüşü takip eden Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Kesira Önel ve Ferhat Akıncı, Pelşin Çetinkaya, Muhammed Demircan, Muhammed Ali Yolmaz ve Heval Önkol gözaltına alındı. Polis tarafından darp edildiler. Bir Fransız gazeteci Rafael Bonkanduvar'a 19 Ocak'ta İstanbul Sancaktepe'de gerçekleştirilen basın açıklamasını takip ettiği sırada gözaltına alındıktan sonra Arnavutköy geri gönderme merkezine gönderildi ve idari gözetim altına alındı. 22 Ocak tarihinde Suruç'ta Kobani sınırına doğru yapılan protesto yürüyüşünü takip eden gazeteci Metin Yoksun yürüyüş sırasında düşerek yaralandı. Müdahale sırasında atılan bir gaz kapsülünün başının sol tarafına isabet etmesi üzerine hastaneye kaldırıldı. Yoksu’nun kaburgalarında zedelenme ve çatlak tespit edildi. Olası kafa travmasına karşı tomografisi çekildi” diye belirtti.
Özgür basın ajanslarına dönük engellemelere de dikkat çeken Ayşegül Doğan şöyle ekledi: “Sansür anlayışı hızla yeniden bir şekilde devreye alınmış. Eleştirel, muhalif, birçok haber sitesi, sosyal medya hesabı bu süre zarfında erişime engellendi. Yani 6 Ocak’tan bu yana. Mezopotamya Ajansı, Jinnews’in sosyal medya hesapları, en az 4’er kez, Yeni Yaşam gazetesinin hesabı en az 2 kez erişime engellendi. Ayrıca çok sayıda gazetecinin kişisel sosyal medya hesabı da erişime kapatıldı. Birçok gazetecinin de aynı zamanda gazeteci olmayan düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan ve bu konuda duyarlı davranan, vicdanlı davranan pek çok ismin de X hesapları Rojava paylaşımlarından dolayı engellendi. Yalnızca gazetecilerin de değil milletvekillerinin dahi hesapları engellendi. Hali hazırda Mardin Milletvekilimiz Kamuran Tanhan'ın ve yine eski Şırnak milletvekilimiz Ferhat Encü'nün de hesapları engellenen hesapları arasında.
Haklı mücadelenin bastırılması, sindirilmesi başarılamadı
Protesto yasakları var bir yandan da. Dün eş genel başkanımız Tuncer Bakırhan'ın da içinde bulunduğu pek çok bileşen partimizin eş sözcülerinin de yine sivil toplum örgütü temsilcilerinin, milletvekillerimizin, Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizin de aralarında bulunduğu Suruç'taki yürüyüş esnasında da biliyorsunuz bir müdahale yaşandı ve bu protesto yasakları ve müdahaleler yalnızca bununla sınırlı kalmadı. Akabinde bir açıklama geldi Diyarbakır Valiliği'nden. 23-26 Ocak 2026 tarihleri arasında il genelinde toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklama kararı aldı. Şimdi buradan bir daha seslenelim. Bunlar çok denendi. Erişim engelleri, yasaklamalar, gözaltı, darp, işkence, kötü muamele ve daha burada hatırlamaktan dahi hicap duyacağımız pek çok insanlık dışı yöntem denendi bugüne kadar. Başarılamadı. Başarılamayan ne? Bu haklı mücadelenin bastırılması, sindirilmesi başarılamadı. Şimdi haklı olana kulak kabartmak, dikkatleri onlara yöneltmek. Bu sesi duymak varken neden bu itirazlar? Binlerce, yüzbinlerce, hatta milyonlarca insan hem Türkiye'de hem dünyada. Neden ayakta? Ne diyorlar? Ne söylemek istiyorlar? Yasak getirilmeye çalışılan konu nedir? Kuşatılmaya çalışılan yer neresidir? Niye kuşatılıyor?
Niye oradaki yardım çağrısı ya da oradaki insani kriz böyle değerlendiriliyor? Esasen tartışılması gereken konular bunlar. Ve bu yöntemlerle bunları başka türlü tartışmak, tartıştırmak mümkün değil. Vazgeçin o yüzden. Gerçekten bu uygulamalardan vazgeçin.
Yasaklarla değil, cesaretle yol almak gerekir
Bakınız şimdi biz bu dakikalarda burada toplantı halindeyken ne oldu? Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e kent uzlaşısından dolayı ceza verildi. 6 yıl, 3 ay hapis cezası verildi. Şimdi kent uzlaşısı bir suç değildir demekten, kent uzlaşısı son derece doğal her siyasi partinin kullanabileceği bir haktır demekten biz yorulmadık. Bunu hep söyleyeceğiz, tekrar edeceğiz. Kime yönelirse yönelsin bu cezalar, yasaklar, antidemokratik uygulamalar karşısında duracağız ve buna karşı mücadele edeceğiz. Ancak tüm Türkiye için bir haksızlık bu ve bu haksızlığı sürdürmekten vazgeçin diyoruz. Bu çağrıyı yineliyoruz. Çünkü böyle yasaklarla, sözü, meydanı, alanı, iradeyi kuşatarak ya da yok sayarak, görmezden gelerek bu sorunların çözülmediğini çokça birlikte tecrübe ettik ve kaybettik. O yüzden korkmamak gerekir. Yasaklarla değil, cesaretle yol almak gerekir. Meydanları kapatmamak gerekir. Diyalog yolunu açmak gerekir. Barış istiyorsanız bu seslere kulak vermeniz gerekir. Barışın yolunu açmanız gerekir. Bunun yoluna barikat koymamak gerekir. Yasak kalksa da kalkmasa da engelleme olsa da olmasa da erişim engeli gelse de gelmese de gazeteciler gazetecilik yapmaya devam edecekler. Bu da tecrübeyle sabit. Siyasetçiler oldukları her yerde her alanda siyaset üretmeye devam edecekler. Halklar itirazlarını yükseltmeye devam edecekler. Yani bu yasaklarla onları engellemeye çalışmayın.
Diyalog kanallarının açılması için görüşmeler yürütüyoruz
6 Ocak'ta başlayan saldırılardan bu yana Merkez Yürütme Kurulumuz, Parti Meclisimiz, milletvekili arkadaşlarımız, il, ilçe örgütlerimiz hepimiz bu saldırıların durması ve bir an önce diyalog ve müzakere masasının güçlenmesi için alandayız. Sahada yapılan yürüyüşler katılıyoruz. Bir yandan onlara öncülük ediyoruz. Bir yandan diyalog kanallarının açılması için görüşmeler yürütüyoruz. Öte yandan Merkez Yürütme Kurulumuzun kararıyla bir kriz koordinasyonu oluşturduk. Bu kriz koordinasyon kurulu da aslında tüm bu bilgileri bir süzgeçten geçirerek, eleyerek sizlerle paylaşmak üzere günlük toplanıyor. Her dakika neredeyse iletişim halinde. İçinde Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizin olduğu, grup başkan vekillerimizin olduğu bir kuruldan bahsediyoruz. Aynı zamanda farklı yerlerden de bilgiler almaya çalışıyoruz. Yine Dış İlişkiler Komisyonumuz, Sivil Toplum ve Siyasi Partiler ile İlişkiler Komisyonumuz da bu koordinasyon merkezinde yer alıyor. Yani bir yandan iç ve dış diplomasiyi sürdürmeye çalışıyoruz. Öte yandan halkın haklı itirazının yanında durmaya çalışıyoruz. Bir de tabii bir yanında da bu işin Barış ve Demokratik Toplum Süreci var.
Yaşanılanlar süreci baltalama girişimi
Biz genel olarak tüm bu yaşananların Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişimi olarak görüyoruz. Sabote etme girişimi olarak görüyoruz ve onun yürüyebilmesi sürecin devam edebilmesi için de gerekli çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Bunların birbirinden ayrılmaz hale nasıl dönüştüğünü görüyorsunuz. Tabii basın komisyonumuz da bir yandan bu kriz koordinasyon kurulunda ve basın komisyonumuzun da sizlerin de takip ettiği üzere hem rutin bir şekilde yaptığı bilgilendirmeler hem de internet sitemizde konuya dair açıklamalar, yürüyüşler ve bu konuyla ilgili planlamalar da paylaşılıyor. Yine merak ettiğiniz bir başka konunun gözaltılar olduğunu biliyorum. Onunla ilgili de basın komisyonumuzun şu dakikalara kadar sizlerle paylaştığının dışında hukuk komisyonumuzun derlediği bilgileri paylaşmak istiyorum. Tespit edilebilenler bunlar malum olduğu üzere. Ayrıca İçişleri Bakanlığı'nın da konuya ilişkin bir açıklaması var.
En az 417 kişi gözaltına alındı 60 kişi tutuklandı
6 Ocak'tan bugüne anayasal haklarını kullanan kadın, gazeteci, kitle örgütü temsilcileri ve içinde DEM Parti üyelerimizin yer aldığı baskı sarmalından bahsedeceğim. Saldırıların Türkiye'de protesto edilmeye başlaması ile birlikte yani; 20 Ocak itibariyle İçişleri Bakanlığı verilerine göre 356 kişi gözaltına alınmış, 35 kişi tutuklanmış, 45 kişi ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmış. Bize gelen bilgilere göre en az 417 kişi gözaltına alınmış, en az 60 kişi tutuklanmış ve hali hazırda en az 100 kişi gözaltında. Viranşehir’de 2,5 aylık bebeğin anne babası Sevgi Talay ve eşi Serhat Talay da gözaltında. Şimdi 2,5 aylık bebeği olan bir annenin vicdanı Rojava'da yaşananları kabul etmiyor. Ve bunun için o yürüyüşlere katılıyor. Demokratik bir biçimde tepkisini ortaya koyuyor. Anneye yapılan muamele ne? 2,5 aylık bebeğe rağmen Talay çifti ve beraberindekilerin gözaltı süresi bir gün daha uzatılıyor. Ve Sevgi Talay’ın yakınları bebeğin emzirilmesi için bir iki saat saatte bir bebeği emniyete getiriyorlar. Üstelik merkezde de değiller. Merkezde oturmuyorlar.
Hukuksuzluk açık bir biçimde savunuluyor
Yine seçim bölgem Şırnak'ta en az 100 kişi gözaltında. Nedeni belirsiz. Hatta bazıları oturdukları kafeteryadan bir anda kötü muameleyle, işkenceye varan muameleyle gözaltına alınıyorlar. Aralarında çocuklar var. Avukat yasağı getiriliyor. Hukuksuzluk açık bir biçimde savunuluyor. Şimdi bunlar Şırnak'tan, Urfa'dan birkaç örnek. Çeşitli yerlerden böyle haberler geliyor. Ve biz bu haberlerin doğruluğunu büyük oranda tespit ediyoruz. Teyit ediyoruz. Buradan İçişleri Bakanlığı'na seslenmek istiyoruz. Bunu yapmayın. Bu gözaltılar, tutuklamalar, kötü muamele, işkence bunlar gerçekten suç. Asıl suç bu. Bunu yapmaktan vazgeçin. Yani baskıyla, sansürle, kötü muameleyle bu sesleri susturamayacağınızı siz de tecrübe ettiniz. geçmişe dönmek yerine yeni yaratmak için çaba sarf etmek gerekiyor. O çaba da böyle ortaya çıkmaz. O yüzden bir daha açıkça çağrımızı yapıyoruz. Rojava protestolarını böyle kuşatmak, hak değilmiş, meşru değilmiş gibi davranmak ya da o protestolardaki kalabalığın artmaması için gözdağı vermek, yasak kararı almak ancak ve ancak öfkeyi kabartır. Bunu yapmayın. Ne sansürü, ne kötü muameleyi ne de işkenceyi kabul ediyoruz ve aynı zamanda da mevcut hukuka bugün en azından.
Nerede durduğumuzu belli ki duymak isteyenler var
İçinde Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları’nın da olduğu, milletvekili arkadaşlarımızın da olduğu DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır'ın da olduğu yalnızca DBP'den milletvekilleri ve Eş Genel Başkanlarından oluşan değil sivil toplum örgütü temsilcilerinin de olduğu barodan temsilcilerinin de olduğu bir heyet biliyorsunuz Rojava'ya geçti. Ve Rojava'da bir dizi ziyarette bulundu. PYD Genel Merkezini ziyaret ettiler. Orada eş başkanlarla görüştüler. Yine Eş Başkanlık Konseyi üyeleriyle görüşüldü. Dış İlişkiler Eş Başkanıyla görüşüldü. Halkla İlişkiler Bürosu Eş Başkanıyla görüşüldü. Heyet hem ENKS'yle daha sonra hem PDKS'yle bir yani onların birleşiminden oluşan Kürdistan Birlik Meclisini ziyaret etti ve onlarla da görüştü. Kuzey Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi yetkilileriyle bir araya geldi. Orada Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları da bir açıklama yaptı. Bu açıklamada Türkiye'nin yapıcı bir rol oynaması gerektiğine dair çağrımızı yineledi. Şimdi geri dönüyorlar. İzlenimlerini geldikleri zaman sizlerle paylaşacaklar. Doğrudan oradan edindikleri bilgileri o açıklama dışındaki gözlemlerini ve izlenimlerini sizlerle zaten paylaşmalarına ilişkin bir planlama yapılıyor. Fakat konu yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da Suriye herkes oradaki gelişmelere bakıyor bir yandan. Çünkü birbirini etkileyen sonuçlar doğurmasından endişe duyanlar da var. Bunu kışkırtmak isteyenler de var. Sık sık duyuyorsunuz. SDG, YPG, PYD ile ilgili açıklamalar yapılıyor. En çok da biz alıntılanarak yapıyorlar bu açıklamaları. Yani bize birtakım atıflarda bulunuluyor. Bizim karar vermemiz gerektiği söyleniyor. Tarafımızı artık açıkça ifade etmemiz gerektiği söyleniyor. Nerede durduğumuzu yeniden belli ki duymak isteyenler var. O yüzden ben tam buradan heyetimizden de bahsetmişken başlamak istiyorum bu konuya. Bu tartışmaları hep birlikte görüyoruz. Yinelemekte fayda var.
Kürtler Türkiye için bir tehditmiş gibi konuşuluyor
Şimdi Kürtler Türkiye için bir tehditmiş gibi konuşuluyor. Değerlendirmeler yapılıyor, analizler yapılıyor. Hatta neredeyse bazı yorumcular şöyle diyor. Yani mümkün olsa Suriye'de yaşayan Kürtlere ilişkin oldukları yerden zaten sözleriyle savaş ilan ediyorlar. Ama ellerinde onlara zarar verebilecek bir araç olsa anında kullanabilecek halde konuşuyorlar. Bu normal mi? Bu ırkçılık değil de nedir? Buna niye yalnızca biz isyan ediyoruz? Buna niye yalnızca biz itiraz ediyoruz? Buna niye yalnızca biz bu kadar feveran ediyoruz? Yalnızca biz etmemeliyiz. Bunun birinci derecede sorumluları bugün bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu dilin bu kadar yaygın hale gelmesi, bu ülkenin resmen bu dili tercih ediyor olmasından kaynaklanıyor. Bunu yapmayın. Bu dili değiştirin. Türkiye Kürtleri bir tehdit olarak görmemeli. Aksine Türkiye'nin birliği için Kürtlerle dostluğu bir fırsat olarak görmeli. Varlıkları ve kazanımları her nerede olursa olsun Türkiye'nin Kürtlerle iyi ilişkiler kurması, onların haklarının güvenceye alınabilmesi için adımlar atması Türkiye'nin güvenliğini de daha sağlam hale getirir.
Ambalaj HTŞ Suriye’de
Ambalaj HTŞ Suriye'de. Geçici yönetim HTŞ. Öyle değil mi? Peki Suriye ordusunun yaptığı işleri görüyorsunuzdur. Takip edemeyenler, görmeyenler için söyleyelim. Geçenlerde IŞİD'e karşı savaşmış SDG'li Arapların mezar taşları tahrip edildi. Mezarlara saldırdılar. IŞİD'e karşı Savaşan SDG'li Araplardan Suriye ordusu mensupları neden rahatsız? Eğer IŞİD zihniyetini taşımıyorlarsa neden rahatsız olduklarını ifade etmek durumundalar. Bu soruyu niye buradan soruyoruz? Çünkü bize alanda soruluyor. ‘Türkiye neden Kürtler yerine HTŞ tercihi yaptı’ diye soranlara yanıt vermesi gerekenler ülkeyi yönetenler, biz değiliz. Bu tercihi yapanlar. Milli Savunma Bakanı'nın yaptığı açıklama soruluyor bize. Eğer destek istenirse gitmeye hazırız. Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı açıklamalar soruluyor. Bunlara tepki duyuluyor. Bunlara yanıt vermesi gereken iktidardır. Ambalaj HTŞ, zihniyet IŞİD olamaz, olmamalı. İsyanımızın da, öfkemizin de nedeni budur. Ve bu yalnızca Kürt'e yönelik bir tehdit değildir. Bu sadece Kürtlük meselesi değildir. Bu bir insanlık meselesidir. Kadınlara dönük vahşet, zorla yerinden etme, katliam tehdidi karşısında kimseye suskunluk dayatılamaz.
Kürtler öfkeli, kızgın ve kırgın
Yine içeride barış, dışarıda savaş nasıl olacak? Bu sorunun yanıtı da açık. Biz diyoruz ki içeride dışarı her yerde barış, eşitlik. Ve sahici bir kardeşlik, eşit bir kardeşlik. Bakınız Suriye'de Kürtlere yönelik saldırılar Türkiye'deki Kürtlerde yeni bir kırılma yarattı diye konuşuluyor günlerdir. İnsanlar ayakta. Evet, yeni bir kırılma yarattı. Kürtler öfkeli, kızgın, kırgın. Bu kırılma derinleştirilmemeli. Bu sadece bir güven krizi değil çünkü. İktidarın zaten sorgulanan süreçle ilgili samimiyetine, sahiciliğine yeni bir gölge düşmüş oldu. Bu gölgeyi kaldıracak olan da sorumlular. Bunu onarmak iktidarın sorumluluğunda. Şu anda maalesef Türkiye'de Kürtlerin her kazanımı sanki Türkiye'ye karşı bir milli güvenlik tehdidiymiş gibi görülüyor. Böyle bir zihniyet daha baskın. Oysa bakın ambalajı HTŞ zihniyeti İŞİD olan bir yapılanma Türkiye'nin sınır komşusu olmak üzere. Bunun, önümüzdeki yıllar içerisindeki etkileri şimdiden öngörülmez ve buna ilişkin tedbirler alınmazsa yarın gerçekten çok geç olabilir. O yüzden biz DEM Parti olarak diyoruz ki mesele açık. Aslında fazla söze de gerek yok. Kime yapılırsa yapılsın haksızlığın karşısında durmalıyız. Kürtlere, Alevilere, Dürziler'e haksızlık yapılıyorsa vicdanlı insanlar olarak tepkimizi ortaya koymalıyız. Haksızlığa uğrayanlarla dayanışmalıyız. Onlara sahip çıkmalıyız.
Barışa sahip çıkmaya devam edeceğiz
Buradan yarın IŞİD zihniyetiyle karşı karşıya kalmak istemeyen herkese sorumluluk üstlenme çağrısı yapıyoruz. Biz tüm halklar, Kürtler, Türkler, Araplar, Çerkezler, Aleviler, Dürziler, Ermeniler, tüm inançlar için barış ve eşitlik ve özgürlük istiyoruz. Bizim kararımız net, tarafımız belli, hakların tanınmasının, barışın tesis edilmesinin yanındayız. Hassas günlerdeyiz. Kırılgan bir zaman, tarihsel bir kırılma anı, bugün içeride, dışarıda her yerde barış demenin, ısrar etmenin çok önemli olduğu tarihsel bir kavşaktayız. Biz ısrarla barışa sahip çıkmaya devam edeceğiz. devam etmeliyiz.”







