Ensar Vakfı'ndan bugüne: Taciz, tecavüz ve şüpheli ölüm

  • 09:45 4 Mart 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Türkiye’de son yıllarda Kur’an kursları ile vakıf-yurt yapılarında çocuklara yönelik tecavüz ya da taciz, hem yargı süreçleri, hem de denetim mekanizmaları üzerinden tartışılıyor. Bazı dosyalarda failler hakkında ağır hapis cezaları verilse de süreç “gizlilik/kısıtlama”, “kurumsal sorumluluk” ve “etkin koruma” şeklinde yürüyor. 
 
İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde Fatma Nur Çelik ile 8 yaşındaki çocuğu  Hifa İkra’nın cenazelerinin ilçe sahilinde bulunmasıyla birlikte, vakıf ve kurs yapılarında gündeme gelen cinsel şiddet ve tecavüz dosyaları yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. Fatma Nur Çelik’in uzun süredir bir vakıf yöneticisi hakkında yaptığı başvurularla adalet arayışını sürdürdüğü, adliye önünde nöbet tuttuğu ve hem kendisi hem de çocuğu için yargı süreçlerinin takipçisi oldu.  Anne-kızın ölümü, “şikâyet mekanizmaları, koruma tedbirleri ve kurumların sorumluluğunu” bir kez daha gündeme geldi.  
 
Türkiye’de kamuoyuna yansıyan başlıca dosyalar; Hiranur Vakfı dosyası, Ensar Vakfı-Karaman, İstanbul Bahçelievler’de Diyanet’e bağlı yatılı erkek Kur’an kursunda 17 çocuğa yönelik cinsel saldırı, önümüze çıkıyor. Dosyalar birbirinden farklı olsa da, ortak sorun alanı “yatılı/kapalı yapılarda çocukların korunmaması ve denetimsizlik” başlığında birleşiyor.
 
Hiranur Vakfı dosyası: Üst yargı süreçleriyle gündemde
 
Kamuoyuna “Hiranur Vakfı” başlığıyla yansıyan olayda, H.K.G.,  Yusuf Ziya Gümüşel’in müridi olan Kadir İstekli ile çocuk yaşta evlendirildi. “Çocuğa yönelik istismar” suçundan yargılama yapılırken, Kadir İstekli hakkında 37 yıl hapis cezası verildi. Yusuf Ziya Gümüşel'in ise 19 yıl 9 ay hapis cezası aldığı kamuoyuna yansıdı. Dosya yerel mahkeme kararı sonrası istinaf ve üst yargı birimlerine taşınırken, süreç boyunca çocukların kapalı dini yapılarda korunmaması, ihbar mekanizmalarının işletilmesi ve kurumların sorumluluğu tartışma konusu oldu. Dosyanın farklı aşamalarında mahkeme kararlarının ve ceza değerlendirmelerinin kamuoyuna yansıdığı, üst yargı denetiminin de gündeme geldiği biliniyor.
 
Karaman Ensar Vakfı 
 
Karaman’da Ensar Vakfı bağlantılı evlerde kalan  45 çocuğa yönelik tecavüz gündeme geldi. özü söyleyen kişi dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve AKP milletvekili Sema Ramazanoğlu “Ensar Vakfı gibi bir kurumumuz var. Bir kereden bir şey olmaz diyeceğim ama…” sözleriyle çocuğa yönelik cinsel suçları görmezden geldi.  Çocuklara yönelik tecavüz davası, Türkiye’de uzun süre tartışılan dosyalar arasında yer aldı. Yargılama sonucunda fail hakkında yüksek süreli hapis cezası verilirken, süreç boyunca “denetim”, “ihmal zinciri” ve kurumların sorumluluğuna ilişkin tartışmalar da gündemde kaldı. Benzer biçimde Diyanet’e bağlı yatılı Kur’an kurslarına ilişkin farklı illerde kamuoyuna yansıyan iddialar ve davalar, çocuk güvenliği ile bağımsız denetim tartışmasını büyüttü.
 
Dosyada fail hakkında ağır ceza kurulmasına rağmen, çocukların kaldığı yapıların denetimi, olası ihmal zinciri ve kurumların rolüne ilişkin sorular uzun süre gündemde kaldı. Çocuk hakları savunucuları ve kadın örgütleri, sorumluluğun yalnızca “bireysel fail” ile sınırlanmaması gerektiğine işaret etti.
 
İstanbul/Bahçelievler
 
İstanbul Bahçelievler’de Diyanet’e bağlı yatılı erkek Kur’an kursuna ilişkin dosya, kamuoyuna “17 çocuğa yönelik cinsel istismar” başlığıyla yansıdı. Haberlere göre çocukların pedagog eşliğinde ifade verdiği, kursla bağlantılı görevli hakkında adli sürecin işletildiği ve tutuklama tedbirinin uygulandığı belirtilmesine rağmen bu Kuran kursuna dairde çocukların güvenliği için hangi önlemlerin alındığı soru işareti olarak kaldı. 
 
Kurumların yaklaşımı tartışılıyor
 
Bu tür dosyalar kamuoyuna yansıdığında, hükümet yetkilileri ve ilgili kurumlar genellikle “adli ve idari soruşturma başlatıldığı” ve “sorumluların yargı önünde hesap vereceği” yönünde açıklamalar yapıyor. Diyanet’e bağlı kurslara ilişkin haberlerde ise zaman zaman “olayın münferit olduğu” vurgusu öne çıkıyor. Kadın ve çocuk hakları örgütleri ise farklı illerde peş peşe ortaya çıkan dosyaların “münferit” söylemiyle geçiştirilemeyeceğini; yatılı/kapalı yapılarda bağımsız denetim, etkin şikâyet mekanizmaları ve çocuk koruma önlemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini kaydediyor. 
 
‘Öfkeliyiz hem de çok’
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili ve DEM Parti Çocuk Komisyonu Eş Sözcüsü Beritan Güneş Altın, Fatma Nur Çelik ve çocuğunun şüpheli ölümüne dair şunları söyledi: “Fatma Nur Çelik ve kızı Hira İkra'nın ölümü, ülkede kadınların ve çocukların adalet arayışında nasıl yalnızlaştırıldığının net tablosudur. İstismar mağduru kadın istismarcıyla evlendiriliyor, o şahıs sonra çocuğunu istismar ediyor. Anne adalet arıyor ama mağduru suçlayan, faili aklayan erkek akıl tarafından susturulmak isteniyor. En sonunda da aynı suçun mağduru anne ve kızın ölüm haberini alıyoruz. Öfkeliyiz hem de çok! İstismarın üzerini örten her güç ilişkisi, her kurumsal ihmalkarlık, her sessiz an bu suça ortaklıktır. Göz göre göre gelen bu ölümlere ortak olmadığını kanıtlamak yükümlülüğü ilgili tüm kurumlardadır. Failler için zırh kılınan cezasızlığa karşı hiçbir kadının ve çocuğun yalnız kalmayacağı bir yaşamı kurmak boynumuzun borcu. En çok da Fatmanur ve Hira'ya borcumuz.Bunu ödemek için öfkemizi bir kat daha kuşanıp 8 Mart'ta ‘gerçek adalet ve eşitlik’ talebimizi yükselteceğiz.”