Şiddet, savaş ve cezasızlığa karşı kadınlar 8 Mart’ta alanlarda

  • 09:08 7 Mart 2026
  • Güncel
Beritan Tunç
 
İZMİR - Erkek şiddeti, cezasızlık ve savaşın kadınları hedef aldığı bir süreçte konuşan kadınlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde alanlarda olarak mücadeleyi büyüteceklerini ifade etti.
 
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne günler kala, hem Türkiye’de hem de bölgede kadınları hedef alan saldırılar artıyor. Türkiye’de 24 saat içinde 6 kadının katledilmesi, erkek şiddetinin ulaştığı boyutu bir kez daha ortaya koyarken; cezasızlık politikaları da failleri cesaretlendirmeyi sürdürüyor. Aynı dönemde Suriye’de HTŞ ve bağlı çetelerin bir kadın savaşçının bedenini binadan aşağı atması, bir başka kadın savaşçının ise saç örgüsünü keserek teşhir etmesi, savaşın kadın bedenini hedef alan yüzünü bir kez daha görünür kıldı. 
 
Kadınlar, tüm bu saldırıların kadın düşmanı politikaların sonucu olduğuna işaret ederek, 8 Mart’ta alanlarda olacaklarını belirtti. 
 
‘Tüm kadınların özgürce yaşamalarını istiyoruz’
 
Barış Annesi Behiye Yalçın, 8 Mart’ın tüm dünya kadınları için önemli olduğunu ancak Kürt kadınları açısından çok daha derin bir anlam taşıdığını söyledi. Kürt kadınların hem aile içinde hem de devlet politikaları nedeniyle çok yönlü baskı altında olduğunu belirten Behiye Yalçın, “Biz istiyoruz ki tüm kadınlar hayatlarını özgürce yaşayabilsinler. Tüm dünya kadınları gibi onlar da ayakları üzerinde dursunlar ve kendilerini ifade edebilsinler. Kürt annelerinin ve Kürt kadınların da her alanda kendilerini anadilleriyle ifade edebilmelerini, ayakları üzerinde durabilmelerini istiyoruz. Özellikle bu yıl 8 Mart’ın önemi Rojava’daki direnişle daha da arttı. Rojava üzerinde büyük bir zulüm ve baskı var. Herkes Rojava’yı yok etmek, Kürt halkını bitirmek istiyor ama Kürt halkı her yerde ayağa kalktı ve ‘biz varız’ dedi. Rojava’nın düşmesini istemiyoruz, Rojava ayakta kalsın istiyoruz. Rojava’nın ve orada mücadele eden kadınların direnişi bizim için bir onurdur, biz de onların yanında yer almalıyız. 8 Mart bizim için çok kutsal ve çok önemlidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğünü diliyoruz. Onun düşünceleriyle halkımız özgür bir siyaset yürütecek, halkıyla buluşacak ve birlikte yeni bir yaşam kuracaktır. Bunu istiyoruz. Tüm dünya kadınlarının, Kürt annelerinin ve Kürt kadınlarının 8 Mart’ını kutluyorum. Tüm Kürt kadınları 8 Mart’ta yöresel kıyafetleriyle, renkleriyle, dilleriyle, sanatlarıyla alanlara çıksınlar ve ‘biz varız, kadınız, ayaktayız’ desinler” dedi.
 
‘Daha güçlü mücadele örmemiz gerekiyor’
 
DEM Parti İl Yönetimi üyesi Fevziye Ünal ise 8 Mart’a “Direnişle özgürleşiyoruz, demokratik toplumu örüyoruz” şiarıyla gittiklerini söyledi. Türkiye’de kadın katliamlarının her geçen gün arttığını vurgulayan Fevziye Ünal, geçtiğimiz hafta bir gün içinde 6 kadının katledildiğini hatırlatarak, “Her gün en az bir ya da iki kadın cinayeti işleniyor. Cezasızlık nedeniyle bu cinayetleri işleyen erkekler çok rahatlıkla hayatlarına devam edebiliyorlar. Çocuk tacizleri, çocuk tecavüzleri ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın uyguladığı MESEM’lerdeki çocuk köleleştirme sisteminden kaynaklı çocuk ölümleri... Bunların hepsi bizlerin mücadelesiyle ortadan kaldırılabilecek unsurlar. Bu nedenle her zamankinden daha güçlü bir mücadele örmemiz gerekiyor. Daha çok kadının alanlarda, daha yüksek sesle bunlara itirazını dillendirmesi gerekiyor. Tüm İzmirli kadın yoldaşlarımızı ve dostlarımızı bu şiar etrafında birleşerek 8 Mart’ta alanlara çıkmaya, mücadelesini yükseltmeye, sesimizi daha gürleştirmeye ve kol kola mücadele etmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Yargı etkin soruşturma yürütmek yerine dosyaları kapatıyor’
 
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İzmir Temsilcisi Şafak Yağmur Karadaş da kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerindeki artışa dikkat çekti. Faillerin cezasızlıkla ödüllendirildiğini söyleyen Şafak Yağmur Karadaş, “Bu 8 Mart’a girerken öyle bir dönemden geçiyoruz ki sistematik olarak kadınların hedef gösterildiği bir dönemdeyiz. Yargı etkin bir soruşturma yürütmek yerine dosyaları kapatıyor. Tarihte ilk defa şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetlerinin önüne geçti. Platform olarak her sene veriler açıklıyoruz. 2025 verilerini açıkladığımızda 294 kadın cinayeti ve 297 şüpheli kadın ölümü olduğunu gördük. Bu tablo tesadüf değil; politik bir tercihin sonucudur. Buna örnek olarak iki gün önce hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa’yı gösterebiliriz. Fatma Nur yıllardır adalet arayışı içindeydi; hem kızı için hem kendisi için. Kendisi de kızı da cinsel istismar mağduruydu. Fatma Nur her gittiği adalet nöbetinde şu beyanda bulunuyordu: ‘Bir gün ölü bulunursam ben öldürülmüşümdür, intihar etmemişimdir.’ Ancak Fatma Nur öldürüldü. Bugün bunun sorumlusu olan tarikat yapılarıdır. Fatma Nur’u korumakla yükümlü olan Aile Bakanlığı’dır. Etkin bir soruşturma yürütmesi gereken ise yargıdır. Ancak bugün Aile Bakanlığı ve yargı hesap vermek yerine sorumluluktan kaçmaktadır. Çünkü ülkemizde şiddeti önlemekle yükümlü olan mekanizmalar işletilmiyor. 6284 sayılı yasa zaten etkin uygulanmıyor” sözlerine yer verdi.
 
‘8 Mart barıştır, eşitliktir, yaşamdır’
 
Son zamanlarda nafaka hakkına yönelik saldırılara değinen Şafak Yağmur Karadaş, nafaka hakkına yapılan saldırılarla kadınların boşanma iradesinin zayıflatılmak istendiğini kaydetti. “Boşanmaların hızlandırılması” söylemiyle kadınların güvencesizliğe itildiğini aktaran Şafak Yağmur Karadaş, “Arabuluculuk adı altında ise şiddet, uzlaşma masalarına taşınıyor. Bir diğer konu da ülkemizdeki ciddi yoksulluk sorunudur. Artan yoksulluk kadınları ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırıyor. OECD ülkeleri arasında kadın istihdamında en son sıralardayız. Zaten asgari ücret açlık sınırının altında. Ekonomik bağımsızlıktan uzaklaşan kadınlar böylece bir şiddet döngüsüne mahkûm bırakılıyor. Kadınların hayatının önüne aileyi koruyan politikalar konulunca bunun bedelini kadınlar ödüyor. Elbette mücadelemiz sadece Türkiye sınırları içinde değil. Dünyanın her yerinde kadınlar erkek egemenliğine, militarizme ve emperyalist politikalara karşı direniyor. İran’da yıllardır kadınlar baskıcı rejime, molla rejimine karşı sokaklarda özgürlük talebiyle mücadele ediyor. Bugün ise aynı coğrafya emperyalist müdahalelerin hedefi haline geliyor. Savaşın en ağır bedelini yine kadınlar ve çocuklar ödüyor. Bu sadece İran’da değil. Suriye’de kadın düşmanı çetelere karşı direnen Kürt kadınlar, Afganistan’da kamusal alandan silinmeye çalışılan kadınlar... Coğrafyalar değişse de mücadelemizin ortak olduğunu görüyoruz. Bu yüzden militarizm erkek egemenliğini büyütür. Savaş yaşamı değersizleştirir. En ağır bedeli yine kadınlar ve çocuklar öder. O yüzden 8 Mart aynı zamanda barıştır, eşitliktir, yaşamdır diyoruz” şeklinde konuştu.
 
‘Kadınlar bu düzene razı olmayacak’
 
Kadınların katledilmesinin, şüpheli kadın ölümlerinin aydınlatılmamasının ve medeni haklara saldırılmasının bir tercih olduğunu ifade eden Şafak Yağmur Karadaş, “Biz bu tercihi görüyoruz ve sokaklarda her zaman bunu ilan ediyoruz. Kadınlar; şiddet, yoksulluk ve hak gasplarıyla kuşatılmış bu düzene razı olmayacak. Ne haklarımızdan vazgeçeceğiz ne de uzlaşma masalarına hayatımızı feda edeceğiz. Emeğimizin, yaşamımızın ve kimliğimizin üzerinde kurulan tüm tahakküm zincirleri kırılana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Şüpheli kadın ölümlerinin tüm ihmalleri ve sorumlulukları aydınlatılana kadar mücadelemiz devam edecek. Bu yüzden 8 Mart’ta yaşamdan, özgürlükten, barıştan ve eşitlikten yana olan bütün kadınları alanlara çağırıyoruz. Lütuf değil, yaşam hakkımızdır diyoruz” dedi.
 
‘Kadınların hayatına müdahale eden politikalar uygulanıyor’
 
Halkevci kadınlardan Emine Akbaba ise iktidarın uzun süredir kadın ve çocuk karşıtı politikalar yürüttüğünü söyledi. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin ardından kadınlara yönelik şiddetin arttığını belirten Emine Akbaba, kadınların yaşamına doğrudan müdahale eden politikaların hayata geçirildiğini ifade etti. Emine Akbaba, “AKP aslında kadın ve çocuk düşmanı politikalarını çok uzun yıllardır sürdürüyor. Özellikle Kürt halkına yönelik saldırılarla başlayan bu kadın düşmanlığı bugün tüm haklarımıza yönelik saldırılarla devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’nin bir gecede feshedilmesinin ardından da kadınlara yönelik şiddet ciddi oranlarda arttı. Hem Türkiye’de hem de dünyada sermaye için ucuz iş gücü yaratmak ve yoksulluğu yönetebilmek amacıyla kadınların kaç çocuk doğuracağından nasıl doğuracağına kadar müdahale eden politikalar uygulanıyor. Aynı zamanda açlık sınırının altında tutulan asgari ücret düzeni, kadınların aile içindeki bakım emeğinin en ucuza kullanılması üzerinden sürdürülüyor. Kadınların ve kız çocuklarının emeği üzerinden kapitalizmin kârı büyütülüyor. Bugün dünyada emperyalist saldırılar hem savaş politikalarıyla hem de yağma ve talan politikalarıyla devam ediyor. Doğanın madenlere açılması da bu saldırının bir parçasıdır. İran’da, Suriye’de ve Rojava’da yaşanan saldırılar bunun savaş politikalarıyla sürdüğünü gösteriyor” şeklinde konuştu.
 
‘Deniz Poyraz’ın bıraktığı mirası büyütmek için alanlarda buluşuyoruz’
 
Tüm baskılara rağmen kadınların direnişinin hiç bitmediğini vurgulayan Emine Akbaba, “İsrail’in Filistin’e saldırıları karşısında, Rojava’da kadınların başlattığı devrimde olduğu gibi kadınlar bugün de aynı inat ve kararlılıkla mücadeleyi sürdürüyor. Kadınlar direnişlerini ilmek ilmek örerken saç örgülerini de bu direnişin bir simgesi haline getirdiler. Çünkü kadınlar öldürülmeye, şiddete, çocuk istismarına ve çocuk ticaretine karşı; güvenceli, eşit ve özgür bir hayat için sokaklarda olmaya devam edecek. Biz sendikalı olduğumuz için işten atılıyoruz. Eşit işe eşit ücret istediğimiz için işten atılıyoruz. Migros depo direnişinde olduğu gibi birçok işyerinde kadınlar en önde yer alarak şunu söylüyor: ‘Biz hem ekmeğimizin hem onurumuzun peşindeyiz ve fabrikalarda tacize karşı da mücadele ediyoruz.’ Bu yüzden kadınların sesi sokaklarda yankılanırken savaşa karşı barışın, gericiliğe karşı laikliğin, çocuk istismarına ve çocukların sömürülmesine karşı özgür bir yaşamın sesi yükselecek. Halkevci kadınlar olarak artan erkek şiddetine karşı öz savunma ağlarımızı geliştirmeye çalışıyor; sokakta, fabrikada, işyerinde, okulda ve kampüslerde yan yana geliyoruz. Şiir ve dayanışma gecelerinden öz savunma atölyelerine, film gösterimlerinden buluşmalara kadar hem kahkahalarımızı buluşturuyor hem de deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Çünkü erkek devlet şiddeti karşısında yalnız ve çaresiz değiliz. Bu yüzden 8 Mart’ta sınırları aşan dayanışmamızla Deniz Poyraz’ın bize bıraktığı mirası bir kez daha sokaklarda büyütmek için saat 19.00’da Leman Kültür önünde yapılacak Feminist Gece Yürüyüşü’nde buluşuyoruz” dedi.