Tutsakların yaşadığı ihlaller Meclis'e taşındı

  • 10:39 6 Mart 2026
  • Siyaset
ANKARA - DEM Parti Şirnex milletvekili Newroz Uysal Aslan, cezaevlerinde kadın tutsakların karşı karşıya bırakıldığı hak ihlallerini Meclis gündemine taşıyarak, tutsaklara yönelik eşitsizliklerin kapsamlı biçimde araştırılması ve kalıcı çözümlerin geliştirilmesini talep etti.
 
Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şirnex milletvekili Newroz Uysal Aslan, cezaevlerinde tutsakların yaşadığı çok boyutlu hak ihlallerine dair Meclis Araştırması talep etti.
 
“Güvenlik” gerekçesi insan onurunu zedeliyor
 
Önergede, cezaevlerinde koğuş, tuvalet ve banyo düzeni; havalandırma alanlarının ölçüsü, ortak yaşam alanlarının tasarımı ve “gözetim sistemleri”nin çoğu zaman kadınların bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarını merkeze alan bir anlayışla değil, tek tip “güvenlik” perspektifiyle planlanlandığına yer verildi.  Güvenlik gerekçesiyle oluşturulan rutinlerin kadınlar açısından özel yaşam alanını daraltan ve insan onurunu zedeleyen bir işleyişe dönüştüğüne dikkat çekilen önergede “Nitekim Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda olduğu gibi birçok cezaevinde ortak alan ve avlu 7/24 kamera ile izlenmektedir; davranışların sürekli izlenmesi, sürekli taciz ediliyormuş duygusu yaratmaktadır. Tuvaletler ise, dış güvenlik gerekçesiyle yerleştirilen mobese kameralarının görüş açısında bulunmaktadır. Kalabalık kadın koğuşlarında tek banyo ve tek tuvalet uygulaması gibi cezaevlerinin fiziki yapısı ve uygulamaları, kadınların özgül ihtiyaçları gözetilmeden tasarlanmış bir infaz mimarisinin göstergeleridir” denildi.
 
Hak ihlaleri 
 
Cezaevlerinde ki kantin listelerinde ve ihtiyaç tanımlarında kadınlara özgü gereksinimlerin çoğunun tali görüldüğüne yer verilen önergede, “Temizlik ve hijyen standartları erkek mahpuslar esas alınarak belirlenmektedir. Regl hijyeni, lohusalık ve emzirme süreçleri, jinekolojik ihtiyaçlar düzenli ve sistematik bir hizmet alanı olarak değil, çoğu yerde sınırlı ve istisnai uygulamalar olarak ele alınmaktadır. Oysa bu ihtiyaçlar herhangi bir ayrıcalık değil, doğrudan sağlık ve insan onuru meselesidir. Arama uygulamaları, disiplin süreçleri, sevk ve muayene hattı da aynı güvenlik merkezli anlayışın bir uzantısıdır. Travma duyarlılığından uzak uygulamalar, özellikle çıplak arama gibi uygulamalar bağlamında ağır hak ihlalleri ortaya çıkarmaktadır” denildi. 
 
‘Tutsaklar tedavi edilmiyor’
 
Cezaevlerinde var olan yapısal sorunların sağlık alanında daha ağır bir karşılığı olduğu belirtilen önergede, şu ifadelere yer verildi: “Güncel ve somut örnek vermek gerekirse,  27 Şubat 2026 tarihinde tarafımızca gerçekleştirilen Erzincan Ceza İnfaz Kurumları ziyaretinde bir kadın mahpus, yaklaşık bir yıldır göğsündeki kitleye ve son dönem de göğüs ucundan sıvı akmasına rağmen ileri tetkik yapılmadığını ifade etmiştir. Aynı ziyarette bir başka mahpusun hastane sevk randevusunun zamanında alınmadığı; söz konusu gecikmeye gerekçe olarak randevunun ‘unutulduğunun’ ilgililerce mahpusa bildirildiği ve bu nedenle ancak aylar sonrasına yeni bir randevu tarihi oluşturulduğu öğrenilmiştir. Bu tür ‘unutmalar’ yalnızca bireysel bir ihmal ya da idari aksaklık olmayıp, kadınların özgül sağlık ihtiyaçlarının infaz sisteminin kurucu düzeni içinde yer bulamaması, bu ihtiyaçların kurumsal işleyiş içinde kolaylıkla gözden çıkarılabilen, ertelenebilen ve nihayetinde unutulabilir sayılan bir mesele olarak görüldüğünü açıkça göstermektedir.”
 
‘Sağlık hakkı ağır biçimde zedelenmekte’
 
Sağlık hizmetlerine erişimin geciktirilmesiyle sınırlı olmayan hak ihlallerinin kadın mahpusların haklarını doğrudan ihlal eden uygulamalara dikkat çekilen önergede, “Örneğin muayene sırasında jandarma personelinin odadan çıkmaması uygulaması hekim–hasta gizliliğini ve tıbbi gizlilik ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Bu uygulamanın somut ve güncel bir örneği olarak; 02 Mart 2026 tarihinde Kocaeli Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan R.B. isimli kadın mahpusun, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları bölümündeki muayenesi sırasında jandarma personelinin odadan çıkmayı reddetmesi nedeniyle muayene gerçekleştirilememiştir.
 
Aynı cezaevinde bir buçuk senedir ped dağıtımının ayda bir kezle sınırlandığı; cinsel sağlık ve kadın hastalıklarına ilişkin eğitim verilmediği; önleyici sağlık hizmetlerine erişimin sağlanmadığı ve bazı testlerin yalnızca evli kadın mahpuslara uygulanması gibi uygulamalar da toplumsal cinsiyet perspektifinden yoksun infaz anlayışının bir sonucudur. Oysa kadın sağlığı açısından yaşamsal önemde olan ulusal tarama programları kapsamında bile; meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için HPV testi/smear ve kalın bağırsak kanseri için gaitada gizli kan testi yapılması gerekir.
 
Buna karşın ceza infaz kurumlarında bu taramaların düzenli, sistematik ve eşit biçimde yürütülmediği; çoğu zaman gecikmeli, başvuruya bağlı ya da hiç yapılmadan bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum, erken teşhis imkanını ortadan kaldırarak kadın mahpusların sağlık hakkını ağır biçimde zedelemektedir” ifadelerine yer verildi.
 
‘Eşitsizlikler araştırılmalı kalıcı çözümler gelişmeli’
 
Ziyaretlerde yapılan arama süreçlerinde yaşananlara da yer verilen önergede “Çocukların psikolojik güvenliğini gözeten bir yaklaşımın kurumsallaşmadığı; bekleme alanlarının hijyen, ısıtma-soğutma ve oturma düzeni bakımından kadınlar ve çocuklara uygun olmadığı görülmektedir. Bu nedenle kadın ceza infaz kurumlarının fiziki yapısından sağlık hizmetlerine, hijyen koşullarından arama ve disiplin uygulamalarına kadar tüm süreçlerin toplumsal cinsiyet perspektifiyle incelenmesi; kadın mahpusların maruz kaldığı eşitsizliklerin kapsamlı biçimde araştırılması ve kalıcı çözümler geliştirilmesi gerekmektedir” denildi.