Şüpheli kadın ölümlerinde kadın mücadelesinin rolü

  • 09:03 20 Eylül 2026
  • Güncel
ANKARA - Şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturmanın ve kadınların dosyaları takip etmesinin önemine dikkat çeken KCDP Ankara Temsilcisi Esmanur Çavuşlu, “Kadın mücadelesi, etkin kamuoyu oluşturarak iktidarın harekete geçmesini sağlıyor. Devlet artık üstünü kapatamayacağını fark ettiğinde harekete geçmeye başlıyor” dedi.
 
Türkiye’de kadınlar şiddete maruz kaldıklarında koruyucu ve önleyici mekanizmalar zamanında devreye girmezken, kadın katliamlarına ilişkin yargılamalarda failler hakkında uygulanan takdiri indirimler ve infaz düzenlemeleri cezaların etkisini azaltıyor. Şüpheli kadın ölümlerinde ise öne sürülen “intihar” algısı, yürütülen soruşturmalarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine neden oluyor.
 
Ankara’da 29 Mayıs 2018’de Şule Çet, 3 Haziran 2020’de Aleyna Çakır olarak bilinen Sema Esen, 17 Eylül 2020’de Gülay Uygun, 3 Ağustos 2021’de Esra Hankulu ve 16 Eylül 2021’de Ceren Ünal şüpheli şekilde yaşamlarını yitirdi. Şule Çet dosyasında iki kişi hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı verilirken, Esra Hankulu dosyasında Ümitcan Uygun’a verilen 10 yıllık ceza kesinleşti. Aleyna Çakır’ın ölümüne ilişkin yargılama sürerken, Gülay Uygun ve Ceren Ünal dosyaları kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla kapatıldı.
 
Şule Çet: Kamuoyu tepkisiyle deliller ortaya çıkarıldı
 
Şule Çet, 29 Mayıs 2018 tarihinde Ankara’nın Söğütözü semtinde bulunan Yelken Plaza’nın 20’nci katından şüpheli şekilde düşerek yaşamını yitirdi. Çağatay Aksu ve Berk Akand, Şule Çet’in ofisin penceresinden atlayarak intihar ettiğini öne sürdü. Olayın ardından ifadeleri alınan Çağatay Aksu ve Berk Akand ilk aşamada serbest bırakıldı, daha sonra yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı.
 
Kadın örgütlerinin olayın “intihar” olarak kapatılmasına karşı yürüttüğü mücadele ve kamuoyunda oluşan tepki, dosyadaki delillerin ayrıntılı biçimde incelenmesini sağladı. Dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında Şule Çet’in düşüş şeklinin serbest düşüşle uyuşmadığı değerlendirildi. Şule Çet’in düştüğü pencerenin camında ve pervazında kendisine ait parmak veya avuç izine rastlanmaması, faillerin “intihar” iddiasını çürüten bulgular arasında yer aldı. Şule Çet’in tırnaklarının altında Berk Akand’a ait DNA profili tespit edildi. Bilirkişi raporlarında Şule Çet’in fiziksel ve cinsel şiddete maruz kaldığını gösteren bulgular bulunduğu belirtildi. Yargılama sonucunda mahkeme, Şule Çet’in tecavüze uğramasından sonra katledildiğine hükmetti.
 
Çağatay Aksu’ya ‘iyi hal’ indirimi
 
Ankara 31’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada fail Çağatay Aksu’ya “bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya yakalanmamak amacıyla kasten öldürme” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme, Çağatay Aksu’ya takdiri indirim uygulayarak cezayı müebbet hapse çevirdi. Fail Çağatay Aksu ayrıca “nitelikli cinsel saldırı” suçundan 10 yıl, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Böylece fail hakkında müebbet ve toplam 12 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Berk Akand’a ise “kasten öldürmeye yardım” suçundan 12 yıl 6 ay, “nitelikli cinsel saldırıya yardım” suçundan 5 yıl ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 1 yıl 3 ay olmak üzere toplam 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Kararlar, istinaf incelemesinin ardından Yargıtay tarafından 2022 yılında onandı.
 
Açık cezaevine gönderildi
 
Berk Akand’ın Eylül 2025’te dışarıda çekilen bir fotoğrafının sanal medyada paylaşılması, cezaevinden çıktığı yönünde paylaşımlara neden oldu. Adalet Bakanlığı, Berk Akand’ın tahliye edilmediğini, 5 Haziran 2025 tarihinde infaz mevzuatı kapsamında açık cezaevine nakledildiğini ve söz konusu fotoğrafın izinli olduğu sırada çekildiğini açıkladı. Bakanlık, paylaşımın ardından Berk Akand hakkında disiplin işlemi uygulandığını ve yeniden kapalı cezaevine gönderildiğini bildirdi.
 
Böylece Şule Çet davası, önce “intihar” olduğu öne sürülen bir ölümün kadın örgütleri, aile ve kamuoyunun mücadelesi sonucunda nasıl aydınlatılabileceğini ortaya koyan dosyalardan biri oldu.
 
Ümitcan Uygun’un adının geçtiği dosyalar
 
Ankara’da Aleyna Çakır ve Esra Hankulu’nun şüpheli ölümlerine ilişkin dosyalarda Ümitcan Uygun’un adı yer aldı. Aleyna Çakır’ın ölümüne ilişkin dava devam ettiği için Ümitcan Uygun bu dosyada fail olarak yargılanıyor. Esra Hankulu dosyasında ise fail Ümitcan Uygun hakkında verilen 10 yıllık hapis cezası kesinleşti. Ümitcan Uygun’un annesi Gülay Uygun’un ölümü de aynı dönemde şüpheli ölüm olarak kayda geçti.
 
Aleyna Çakır şiddeti daha önce bildirmişti
 
Aleyna Çakır olarak bilinen Sema Esen, ölümünden önce Ümitcan Uygun tarafından sistematik şiddete maruz bırakıldı ve ölümle tehdit edildi. Ümitcan Uygun, 17 Nisan 2020’de Sema Esen’e şiddet uyguladığı anları dijital medyada canlı yayınladı. Görüntülerde Sema Esen’in şiddet sonucu hareketsiz şekilde yerde yattığı görüldü.
 
Sema Esen, olayın ardından Ümitcan Uygun ve yanında bulunan Enes Özdemir hakkında şikâyette bulundu. Ümitcan Uygun hakkında bir aylık uzaklaştırma kararı verildi. Sema Esen’in ailesinin avukatı, daha sonraki yargılama sırasında Sema Esen’in şiddete ilişkin şikâyetini ertesi gün geri çektiğini ve şikâyete bağlı suç yönünden yargılamanın devam etmediğini açıkladı.
 
Ölümü ‘intihar’ olarak kaydedildi
 
Sema Esen, 3 Haziran 2020 tarihinde Ankara’nın Keçiören ilçesindeki evinde şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Sema Esen’in “intihar” ettiği öne sürülürken, Ümitcan Uygun yürütülen soruşturma kapsamında alınan ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında Ümitcan Uygun’un olay gecesi Sema Esen’in evinin çevresinde bulunduğu tespit edilirken, Sema Esen’in vücudunda morluklar olduğu belirtildi. İlk Adli Tıp raporunda, vajinal sürüntü örneğinde sperm hücresi ve birden fazla kişiye ait olabilecek DNA profili tespit edildi. Tırnak altından alınan doku örneklerinde de erkek DNA’sı bulundu. Daha sonra yapılan karşılaştırmada tırnak altındaki doku ile sperm örneklerinin Ümitcan Uygun’un DNA profiliyle uyumlu olduğu belirlendi.
 
Şiddet dosyasında 4 yıl 10 ay ceza
 
Sema Esen’in ölümünden önce maruz bırakıldığı şiddet ve bu anların dijital medyada yayınlanmasına ilişkin ayrı bir dava açıldı. Ankara 17’nci Asliye Ceza Mahkemesi, Ümitcan Uygun’a “konut dokunulmazlığını ihlal” suçundan 2 yıl, “bilişim sistemine hukuka aykırı girme” suçundan 2 ay, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” suçundan 2 yıl 2 ay ve “tehdit” suçundan 6 ay olmak üzere toplam 4 yıl 10 ay hapis cezası verdi.
 
Dört yılı aşkın süre sonra dava açıldı
 
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sema Esen’in şüpheli ölümünden dört yılı aşkın süre sonra iddianame hazırladı. Ümitcan Uygun hakkında “kasten öldürme” suçundan dava açılmazken, “intihara teşvik etme ve intihar kararını kuvvetlendirme” ile “eziyet etme” suçlarından 18 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
 
Esra Hankulu dosyasından infazı dolmak üzere
 
Ankara 34’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davada savcı, 8 Mayıs 2026 tarihinde sunduğu esas hakkındaki mütalaasında Ümitcan Uygun’un “intihara teşvik” ve “eziyet” suçlarından 6 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi. Aleyna Çakır olarak bilinen Sema Esen’in ailesinin avukatları, Ümitcan Uygun’un Esra Hankulu dosyasındaki infaz süresinin dolmak üzere olduğunu belirterek Sema Esen dosyasında hükümle birlikte tutuklama kararı verilmesini talep etti. Mahkeme, taraflara mütalaaya karşı savunmalarını hazırlamaları için süre vererek duruşmayı 22 Eylül’e erteledi.
 
Gülay Uygun dosyasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı
 
Gülay Uygun, Aleyna Çakır’ın ailesinin katıldığı bir televizyon programında gündeme getirilen iddiaların ardından kamuoyunun gündemine geldi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı bir yetiştirme yurdunda çalışan Gülay Uygun’un, yurtta kalan genç kadınları fuhuşa sürüklediği ileri sürüldü. Yayına bağlanan tanıklar, Sema Esen’in de bu ağın içine sürüklendiğini iddia etti. İddialar üzerine Bakanlık tarafından inceleme başlatıldı.
 
Gülay Uygun, 17 Eylül 2020 tarihinde Ankara’nın Keçiören ilçesinde boş bir arazide ateşli silahla vurulmuş halde bulundu. Olay yerinde el yazısıyla yazılmış bir not bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada not üzerindeki parmak izlerinin ve yazının Gülay Uygun’a ait olduğu, olay yerindeki boş kovanın yanında bulunan silahtan atıldığı ve Gülay Uygun’un iki elinde de atış artığı tespit edildiği belirtildi. Savcılık, Gülay Uygun’un “intihar” ettiğini belirterek 18 Aralık 2021 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi ve dosyayı kapattı.
 
Esra Hankulu: Müdahale edilse kurtulabilirdi
 
Esra Hankulu ise 3 Ağustos 2021 tarihinde Ankara’nın Mamak ilçesindeki evinde şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Olay gecesi evde Ümitcan Uygun, Furkan Gürgil ve Dilan Civelek’in bulunduğu tespit edildi. Ümitcan Uygun’un sabah saatlerinde evden ayrıldığı belirlendi. İstanbul Adli Tıp Kurumu, Esra Hankulu’nun künt kafa travmasına bağlı iç kanama sonucu yaşamını yitirdiğini raporladı. Raporda, travmanın kafasına sert ve künt bir cisimle vurulması veya kafasının zemine çarpması sonucu meydana gelmiş olabileceği belirtildi. Adli Tıp raporunda, Esra Hankulu fenalaştıktan sonra sağlık ekiplerinin aranması veya hastaneye götürülerek tedaviye başlanması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu kaydedildi. Esra Hankulu’nun tırnaklarında da fail Ümitcan Uygun’un DNA profiliyle uyumlu örnekler bulundu.
 
‘Kasten öldürme’den ağırlaştırılmış müebbet istendi
 
Ümitcan Uygun, Esra Hankulu’nun ölümüne ilişkin “kasten öldürme” suçundan tutuklandı. Evde bulunan Furkan Gürgil ve Dilan Civelek ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ümitcan Uygun hakkında “kendisini savunamayacak durumdaki kişiyi kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Ankara 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, Ümitcan Uygun’un Esra Hankulu’ya darp ve cebir uyguladığına hükmetti ancak öldürme kastıyla hareket etmediğini belirterek suçu “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” olarak değerlendirdi. Mahkeme, Ümitcan Uygun’a takdiri indirim uygulamadan 10 yıl hapis cezası verdi. Furkan Gürgil ve Dilan Civelek’e “suç delillerini karartma” suçundan 1’er ay 6’şar gün hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.
 
Yargıtay 10 yıllık cezayı onadı
 
Esra Hankulu’nun ailesi ve avukatları, kararın “kasten öldürme” suçundan kurulması gerektiğini belirterek karara itiraz etti. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun buldu. Dosyanın Yargıtay’a taşınmasının ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ümitcan Uygun’un ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması gerektiğini belirterek 10 yıllık kararın bozulmasını istedi. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi ise 3 Aralık 2024 tarihinde Ümitcan Uygun’a “kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma” suçundan verilen 10 yıllık hapis cezasını onadı. Böylece karar kesinleşti.
 
Ceren Ünal’ın şüpheli ölümü
 
Ceren Ünal, 16 Eylül 2021 tarihinde Ankara’da yaşadığı evde şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Olay yeri incelemesi sırasında Ceren Ünal’a ait bir not defteri bulundu. Soruşturma dosyasına yansıyan bilgilere göre defterde, yaşamına son vermek istediğine ilişkin ifadeler yer alıyordu.
 
Tırnağında erkek DNA’sı bulundu
 
Biyoloji İhtisas Dairesinin 29 Eylül 2021 tarihli raporunda Ceren Ünal’dan alınan vajinal sürüntü örneklerinde sperm hücresine rastlanmadığı belirtildi. Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığının 11 Kasım 2021 tarihli raporunda ise Ceren Ünal’ın sağ elinden alınan tırnak parçasında düşük düzeyde erkek cinsiyet geni tespit edildi.
 
Telefonu incelenmedi, HTS kayıtları dosyaya girmedi
 
Ceren Ünal’ın ailesi ve avukatları, tırnak altında bulunan erkek DNA’sının kime ait olduğunun belirlenmesi amacıyla yeterli karşılaştırma yapılmadığını belirtti. Aile, Ceren Ünal’ın ölümünden önce herhangi bir kişiyle görüşüp görüşmediğinin belirlenebilmesi için HTS kayıtları ile telefonunun incelenmesini istedi. Ceren Ünal’ın telefonunun şifresinin kırılamadığı gerekçesiyle dijital incelemenin tamamlanmadığı, HTS kayıtlarının ise dosyaya girmediği belirtildi.
 
Kamera kayıtları 25 gün sonra istendi
 
Ailenin avukatı Nurdan Kılıç, binanın güvenlik kamerası kayıtlarının olaydan 25 gün sonra araştırıldığını belirtti. Site yönetimi, kayıtların 15 günlük aralıklarla silindiği bilgisini verdi. Bu nedenle Ceren Ünal’ın ölümünden önce binaya giren veya binadan çıkan kişileri gösterebilecek görüntülere ulaşılamadı.
 
Dosya ‘intihar’ denilerek kapatıldı
 
Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı, 6 Haziran 2022 tarihinde hazırladığı raporda Ceren Ünal’ın ölümünün şüpheli olmadığını belirtti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Tıp raporunu ve dosyadaki diğer bulguları gerekçe göstererek Ceren Ünal’ın “yaşamına son verdiği” sonucuna vardı. Savcılık, 7 Temmuz 2022 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı vererek dosyayı kapattı. Ceren Ünal’ın ailesi ve avukatları, güvenlik kamerası görüntülerinin, HTS kayıtlarının, telefonun ve erkek DNA’sının incelenmediğini belirterek takipsizlik kararına itiraz etti.
 
‘Şüpheli’ kişi
 
Ailenin avukatları, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yoluna başvursa da başvurular reddedildi. “Kadın katliamı dosyalarında yargı nasıl işliyor?” başlıklı haberimizde avukat İrem Esra Kömürcü Altun, Ceren Ünal’ın bulunma anının şüphe barındırdığını belirterek, şüpheli sıfatıyla bulunan bir kişinin, olay yerini bozması göze alınarak polis tarafından pencereden evin içine konulduğuna ve şüphelinin içeriden polislere kapıyı açtığına dikkat çekti. Şüphelinin polisleri banyoya yönelttiğini ve delilleri tahrif ettiği şüphesi bulunduğunu aktaran İrem Esra Kömürcü Altun, savcılığın soruşturmayı yürütmediğini belirtti.
 
Suç vasfı tartışması sürüyor
 
Esra Hankulu dosyasında savcılık “kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet isterken mahkeme, suçu “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” olarak değerlendirdi. Aleyna Çakır dosyasında ise “kasten öldürme” suçlamasıyla dava açılmadı, yargılama “intihara teşvik” ve “eziyet” suçlarından sürüyor. Ümitcan Uygun, Esra Hankulu dosyasında kesinleşen cezası nedeniyle cezaevinde bulunurken, Sema Esen dosyasından hakkında ayrı bir tutuklama kararı bulunmuyor.
 
Şule Çet, Aleyna Çakır, Gülay Uygun, Esra Hankulu ve Ceren Ünal dosyaları aynı hukuki sonuçlarla tamamlanmasa da kadınların şüpheli ölümlerinde etkin soruşturmanın, delillerin zamanında toplanmasının ve kadın örgütlerinin dosyaları takip etmesinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
 
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Ankara Temsilcisi Esmanur Çavuşlu, şüpheli kadın ölümlerine dair yürütülen soruşturmalarda kadınların mücadelesiyle etkin bir kamuoyu oluşturulduğunu söyledi.
 
‘Veriler soruşturmaların etkin yürütülmediğini gösteriyor’
 
İktidarın elindeki güç ile faillere ceza almayacakları yönünde algı oluşturulduğunu söyleyen Esmanur Çavuşlu, “Biz de yıllardır elimizdeki verileri yayımlıyoruz. Türkiye’de 2026 yılının ilk altı ayında 150 kadın cinayeti ve 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Ağustos ayında da 22 kadın cinayeti, 33 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. İlk altı ayda ilk defa şüpheli kadın ölümü sayısı kadın cinayeti sayısını geçti. Bu bir utançtır. Bu, bize etkin soruşturmanın yürütülmediğini, gerekli önlemlerin alınmadığını kanıtlar nitelikte bir veri” dedi.
 
‘Kadın mücadelesi etkin kamuoyu oluşturuyor’
 
Aydınlatılmayan şüpheli kadın ölümlerinin kadın katliamlarının önünü açtığına dikkat çeken Esmanur Çavuşlu, “Cezasızlık politikasına götürüyor. Bir noktada failler cesaret alıyor ve şunu dediklerini görebiliyoruz: ‘Bir iki yıl yatar çıkarım.’ Bu onları güçlendiriyor. Cezasızlık politikasının önüne geçmek için bu mücadeleyi yürütüyoruz. Şule Çet’te de gördüğümüz gibi faili serbest bırakılmıştı. Kadın mücadelesi sayesinde fail ceza aldı. Yine biz yıllar boyunca ‘Gülistan Doku nerede?’ dedik ailesiyle beraber. Şu an bir gelişme oluyorsa kadın mücadelesi sayesinde oluyor. Kadın mücadelesi, etkin kamuoyu oluşturarak iktidarın harekete geçmesini sağlıyor. Devlet artık üstünü kapatamayacağını fark ettiğinde harekete geçmeye başlıyor” şeklinde konuştu.
 
‘Şüpheli ölümler kadın mücadelesi sayesinde aydınlatılıyor’
 
Aydınlatılan her bir şüpheli kadın ölümünün kadın mücadelesi sayesinde olduğuna vurgu yapan Esmanur Çavuşlu, son olarak şunları söyledi: “Biz örgütlü mücadelemiz sayesinde haklarımızı elde ettik. Bir zamanlar Münevver Karabulut olayına kadar kadın cinayeti kavramı dahi yoktu. Biz bu kavramı kadın mücadelesiyle beraber bu ülkeye getirdik. Aynı şekilde iktidarın görmezden geldiği şüpheli kadın ölümü kavramını da bu mücadelemizle beraber lügata ekleyeceğiz. Bu yüzden kadınların mücadeleye katılması gerekiyor. Bizim haklarımızı bizden başka savunacak kimse yok. Biz haklarımızı savunmadığımız sürece maalesef ki her türlü engelle önümüze geçmeye çalışacaklar.”