Sığınaklar konferansı: Birbirimize ihtiyacımız var

  • 12:49 10 Ekim 2026
  • Güncel
İSTANBUL - Kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası deneyimlerin konuşulduğu sığınaklar konferansında, şiddetin yalnızca bireysel vakalar üzerinden ele alınamayacağı, kadınların ihtiyaçlarına dayalı uzman desteğinin ve kurumlar arası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği belirtildi. Kadınlar, şiddete karşı bir birine ve dayanışmaya ihtiyaçları olduğunu da söyledi. 
 
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı İstanbul’da bir otelde "Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Dayanışma Merkezleri-Uluslararası Deneyimler Konferansı" düzenliyor.  Konferansın ilk oturumunda, “Dayanışma Merkezleri Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Nasıl Bir Dönüşüm Yaşanıyor” başlığı üzerine sunumlar yapıldı. 
 
İlk oturumda, Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağından (WAVE) Elena Floriani, Danimarka Danner’den Ditte Specht ve Mor Çatı’dan Leyla Soydiç söz aldı. Moderatörlüğü ise Mor Çatı Gönüllüsü Elif Ege gerçekleştirdi. 
 
Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı (WAVE) temsilcisi Elena Floriani, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadelede uzman destek hizmetlerinin önemine dikkat çekerek, “Kadınlara yönelik uzman destek hizmetleri, kadınların ve kız çocuklarının ihtiyaçlarını merkeze alan feminist hizmetlerdir. Bu hizmetler, kesişimsel bir yaklaşım benimseyerek, kadınların kendi yaşamlarına ilişkin kararlarını tanır ve şiddet döngüsü boyunca onları güçlendirir” dedi. 
 
46 ülkede dayanışma alanları
 
WAVE’nin 46 ülkede yaklaşık 200 üye örgütü bir araya getirdiğini belirten Elena Floriani, ağın savunuculuk, kapasite geliştirme, dayanışma ve araştırma alanlarında çalıştığını ifade etti. Kadın örgütlerinin tarihsel mücadelesine işaret eden Elena Floriani, “Kadınlara yönelik uzman destek hizmetleri devlet tarafından başlatılmadı. Avrupa ülkelerinde, farklı dönemlerde de olsa, şiddeti özel bir mesele olmaktan çıkarıp siyasi gündeme taşıyan kadınlar oldu.1970’lerde feminist aktivistler ilk kadın sığınaklarını açtı, kadınların şiddeti açıkça konuşabildiği alanlar yarattı. Araştırmalar, kadın örgütlerinin kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarının oluşmasında en önemli itici güç olduğunu gösteriyor. Bu nedenle bu hizmetleri yalnızca hizmet sağlayıcılar olarak değil, değişimin aktörleri olarak ele alıyoruz” diye belirtti. 
 
‘Feminist hizmetlerin yerini genel hizmetler alamaz’
 
WAVE’nin bu yıl yayınladığı ve Türkçe'ye de çevrilen Agents of Change (Değişimin Aktörleri) başlıklı raporun bulgularını paylaşan Elena Floriani, çalışmada bireysel, toplumsal ve siyasal düzeylerde kadın örgütlerinin rolünün incelendiğini belirtti. Araştırmanın 12 ülkeden üye örgütlerle yapılan derinlemesine görüşmelere, 18 ülkeden gelen 25 anket yanıtına ve literatür taramasına dayandığını aktaran Elena Floriani, uzman destek hizmetlerinin kadınların güçlenmesinden kurumlar arası işbirliğine, yasal düzenlemelerden kamuoyunun şiddete ilişkin algısının dönüşümüne kadar geniş bir alanda etkili olduğunu söyledi. Elena Floriani “Bu çalışma, kadın örgütlerinin kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadeledeki rolünü ortaya koyuyor. Şiddete maruz bırakılan kadınları desteklemek yalnızca sığınakta bir yatak sunmaktan ibaret değil. Kadın örgütleri toplumsal dayanışmayı güçlendiriyor, diğer kurumlarla işbirliği geliştiriyor, politikaları etkiliyor ve toplumsal değişime öncülük ediyor. Kadınlara özgü bir yaklaşımı olmayan genel hizmetler, uzman destek hizmetlerinin yerini alamaz. Kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddetle anlamlı bir mücadele için bu hizmetler vazgeçilmezdir” ifadelerini kullandı.
 
‘Uzman destek hizmetleri korunmalı ve güçlendirilmeli’
 
Kadın haklarına yönelik tepkilerin, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlerin ve finansman kısıtlamalarının kadın örgütlerinin çalışmalarını zorlaştırdığına dikkat çeken Elena Floriani, kamu hizmetlerinde toplumsal cinsiyeti gözetmeyen yaklaşımların da feminist çalışmaların kaynaklarını ve görünürlüğünü olumsuz etkileyebildiğini kaydetti. Kadın örgütlerinin medya çalışanlarına yönelik eğitimler düzenleyerek şiddetin yeniden mağduriyet yaratmayacak biçimde haberleştirilmesine katkı sunduğunu, araştırmalar ve savunuculuk faaliyetleriyle yasal değişimlerde rol oynadığını belirten Elena Floriani, “Kadınlara yönelik uzman destek hizmetleri bireysel, toplumsal ve siyasal düzeylerde etkili oluyor. Kadınları destekliyor, toplulukların şiddete karşı verdiği yanıtları güçlendiriyor ve daha geniş bir toplumsal dönüşüme öncülük ediyor. Özellikle kadın haklarına yönelik tepkilerin arttığı, kaynakların kesildiği ve sivil toplumun çalışma alanının daraldığı bu dönemde uzman destek hizmetleri korunmalı, tanınmalı ve güçlendirilmelidir. Bu raporla verdiğimiz temel mesaj, kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerine yatırım yapılması, bu hizmetlerin korunması ve güçlendirilmesidir” dedi.
 
‘Kadınlar ve çocuklar için bütünlüklü destek gerekiyor’
 
Danimarka’da faaliyet yürüten Dana kadın örgütü temsilcisi Ditte Specht, kadına yönelik şiddetle mücadelede bütünlüklü yaklaşımın ve farklı meslek grupları arasındaki işbirliğinin önemine dikkat çekti. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın düzenlediği uluslararası konferansta konuşan Ditte Specht Danimarka’daki destek çalışmalarını anlatarak, “Kadınlara ve çocuklara yönelik bir değişim yaratmak istiyorsak bütünlüklü çalışmamız gerekiyor. Farklı sektörler, meslek grupları ve girişimler arasında işbirliği kurmalıyız. Farklı mesleklerde ve farklı düzeylerde çalışıyor olabiliriz ancak hepimiz bir fark yaratabiliriz” dedi. Kadınların kendi yaşamlarına ilişkin kararlarını kendilerinin vermesini esas aldıklarını belirten Ditte Specht “Dana, kadınlar tarafından ve kadınlar için kurulmuş feminist bir örgüt. Kadınların bilinçli ve kendi bilgilerine dayanan kararlar almalarını destekliyoruz. Şiddetin sorumluluğunu yalnızca şiddeti uygulayan kişiye yüklüyoruz. Kadınların deneyimlerini ve bakış açılarını ciddiye alıyor, uzmanlaşmış destek alma haklarını tanıyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Özgürlüğü kısıtlayan görünmez bir kafes’
 
Kadına yönelik şiddetin farklı biçimlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Ditte Specht, şiddeti yalnızca tek tek olaylar üzerinden değerlendirmenin kadınların yaşadığı süreci anlamayı zorlaştırdığını söyledi. Zorlayıcı kontrolün, şiddet uygulayan kişinin güç ve denetim kurmak için kullandığı yöntemlerin bütünü olduğunu kaydeden Ditte Specht, “Farklı şiddet biçimleri, gündelik kısıtlamalar ve dayatmalar bir araya gelerek bir tahakküm örüntüsü oluşturabilir. Bu durum kadını görünmez bir kafese hapseder. Bu kafes bir gecede oluşmaz; zamanla kadının hareket etme kapasitesini, kendi algılarına güvenini ve karar verme yeteneğini zayıflatır. Danimarka’da kullandığımız yaklaşımlardan biri, hiç kimsenin şiddet uygulayan birine aşık olmadığını kabul etmektir. Kadın yargılanmamalı, yaşadıkları anlaşılmaya çalışılmalıdır” diye konuştu. Kadınların yaşadıkları şiddet nedeniyle suçlanmadan desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Ditte Specht “Kadına yalnızca partnerinin ne yaptığını ya da hangi şiddete maruz kaldığını sormakla yetinmemeliyiz. Artık neleri özgürce yapamadığını, karşı çıktığında neler yaşadığını ve belirlenen kuralları ihlal ettiğinde ne olduğunu da sormalıyız” dedi.
 
'Bir birimize ihtiyacımız var'
 
Kadınlara yönelik destek çalışmalarının önleme, koruma, iyileşme, bilgi üretimi, veri toplama ve savunuculuk alanlarını kapsadığını belirten Ditte Specht, kadın sığınaklarının yanı sıra telefon ve çevrimiçi danışmanlık, psikolojik ve hukuki destek, çocuklara yönelik çalışmalar ve göçmen kadınlara özel hizmetler sunduklarını aktardı. Kopenhag’daki sığınaklarının aynı anda 18 kadın ve çocuğa kapasite sağladığını belirten Ditte Specht, “Bir kadın sığınaktan ayrıldığında çoğu zaman 24 saat içinde başka bir kadın buraya yerleşiyor. Çünkü sürekli desteğe ihtiyaç duyan bir kadın var. Kadınlara bireysel ve grup danışmanlığının yanı sıra psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve çocuklarla çalışan uzmanlar aracılığıyla destek sunuyoruz. Kadın sığınaktan ayrıldığında da desteğimiz sona ermiyor; şiddetten uzak bir yaşama giden yol sığınaktan çıkmakla tamamlanmıyor. Hatta gerçek mücadelenin o zaman başladığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı. 
 
Kadınların ve çocukların ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için belediyeler, okullar, sağlık çalışanları, polis ve hukuk alanında çalışanlarla işbirliği yaptıklarını dile getiren Ditte Specht, “Her şeyi tek başımıza yapamayız. Kadınlar ve çocuklar için fark yaratabilmek adına birbirimize ihtiyacımız var. Amacımız desteği daha erişilebilir ve birbiriyle bağlantılı hale getirmek” dedi.
 
Kadın dayanışması
 
Mor Çatı Gönüllüsü Leyla Soydiç de kadın dayanışma merkezlerinin çalışmalarını ve feminist dayanışmanın temel ilkelerini anlatarak, amaçlarının kadınlara yardım etmek değil, kadınlarla dayanışma kurmak olduğunu vurguladı. Mor Çatı’nın bir hizmet sunucusu rolünü benimsemediğini belirten Leyla Soydiç, “Biz kadınlara yardım etmiyoruz. Kadınlarla dayanışma kuran kadınlar ve şiddete maruz kalan kadınlar gibi iki kategoriyi de reddediyoruz” dedi. Dayanışmanın merkezinde kadınların şiddetten ve şiddetin uzun yıllara yayılan etkilerinden uzaklaşabilmesi olduğunu ifade eden Leyla Soydiç, “Mesele sadece yakıcı şiddetten kaçmak değil. Şiddetin hayatlarımızda uzun yıllar devam eden sosyal, ekonomik ve ruhsal sonuçları oluyor. Dolayısıyla kadınların bu etkilerden de uzaklaşabilmesi için yanlarında olmaya çalışıyoruz. Bu süreç yıllar sürebiliyor ve kadınların farklı desteklere ihtiyacı olabiliyor. Kadının yaşadıklarını anlamaya çalışmak, ona inanmak ve kurtarıcı rolüne geçmeden sürecine eşlik etmek önemli. Çünkü bazen kadınların ihtiyacı olan en önemli şey tanıklık; birinin deneyimlerini tanıması ve yanında durması” ifadelerini kullandı.
 
'Şiddetin kaynağını birlikte konuşalım'
 
Kadın dayanışmasının cinsiyet körü ve toplumsal cinsiyetten bağımsız yaklaşımlarla ele alınmasına itiraz ettiklerini belirten Leyla Soydiç, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede erkek şiddetinin ve patriyarkanın görünmez kılınmaması gerektiğini söyledi. Şiddetin yalnızca bireysel sorunlara indirgenmesinin güç ilişkilerini göz ardı ettiğini kaydeden Leyla Soydiç, “Bazı erkeklerin ruhsal olarak hastalandıkları, çocukluklarında acı çektikleri için şiddet uyguladıkları ve uzmanlar tarafından tedavi edilmeleri gerektiği söyleniyor. Burada erkek şiddeti, patriyarka ve güç ilişkileri tamamen siliniyor. Biz buna ciddi biçimde itiraz ediyoruz. Kadınlarla dayanışmamızın ana ekseni de şiddetin kaynağını birlikte konuşmak” dedi. Kadınların kimlikleri, yaşam koşulları ve ihtiyaçları arasındaki farklılıkların gözetilmesi gerektiğini vurgulayan Leyla Soydiç, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, engellilik, göçmenlik ve yaş gibi etkenlerin dayanışma çalışmalarında dikkate alınması gerektiğini belirtti. Gizlilik, mahremiyet ve kadınların kendi kararlarını alabilmesinin önemine işaret eden Leyla Soydiç, “Kadınlara sürekli birilerinin ne yapmaları gerektiği söyleniyor. Biz onlara ‘Siz ne yapmak istiyorsunuz?’ diye soruyoruz. Her kadının kendi hayatının uzmanı olduğunu hatırlayarak, kendi kararlarını alabilmesi için eşlik ediyoruz. Kadınların hem içsel hem dışsal kaynakları, dirençleri, güçleri ve deneyimleri var. Dayanışma kurarken bunları unutmamak, kadınların yerine karar almamak gerekiyor” diye konuştu.
 
Konferans verilen aranın ardından devam ediyor.