Üç cezaevi önünde açıklama: Artık bu sorunu çözelim
- 16:13 4 Kasım 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- HDP’ye ve Kürt siyasetine yönelik 4 Kasım 2016’da gerçekleştirilen siyasi operasyonların 10’uncu yıl dönümünde Kandıra, Edirne ve Sincan cezaevleri önünde yapılan açıklamalarda, "Siyasete çağrımızdır. Artık elinizi taşın altına koyun. Vakit barış vaktidir. Vakit artık geleceği birlikte inşa etmenin vaktidir. Ve burada demokratik siyasetin önündeki engellerin kalkması için bizler kurucu siyasetimizle meclisle beraber artık bu sorunu çözelim diyorum" mesajı verildi.
Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) ve Kürt siyasetine yönelik 4 Kasım 2016'da gerçekleştirilen siyasi operasyonların üzerinden 10 yıl geçti. Aralarında dönemin HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın da bulunduğu çok sayıda siyasetçinin tutuklandığı 4 Kasım siyasi operasyonların yıl dönümünde, siyasetçilerin tutulduğu Kandıra, Edirne ve Sincan cezaevleri önünde basın açıklamaları gerçekleştirildi.
Edirne
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile beraberindeki heyet, Edirne Cezaevi bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ı ziyaret etti. Heyet ziyaret ardından cezaevi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, sol sosyalist parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada, “Bê serok jîyan nabe”, “Bijî berxwedana zîndanan”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.
İlk olarak söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kobanê Davasında tutuklu bulunanların serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları bulunuyor. Bu karar arkadaşlarımız seviliyor diye değil, arkadaşlarımızın haklı olduğunu gösteriyor yani hukuki bir karardır. Türkiye’nin bu kararlara uyması hukuki sorumluluğudur. Şu anda imza attığı sözleşmeleri yok sayarcasına arkadaşlarımız halen hapishanede tutuluyor. Arkadaşlarımızın yattığı her gün yasadışılıktır. Derhal serbest bırakılmalılar” dedi.
‘Mücadele edeceğiz‘
Tülay Hatimoğulları, “Arkadaşlarımız tutuklandıktan sonra ülke kayyım rejimi yepyeni bir rejim olarak hayata geçti. Kayyım Van’da ve birçok Türkiye ilinde vuku buldu. Üniversitelerde işyerlerinde kayyım rejimi varlık gösterdi. Kayyım Kürt ileriyle sınırlı kalmadı tüm muhalefete yayıldı. Sadece HDP geleneğinde değil ancak burada başlayan yöntem, tüm muhalefete uygulandı. Şu an İstanbul’un seçilmiş başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve birçok seçilmiş belediye başkanı tutuklu bulunuyor. Bu 4 Kasım’da başlayan rejimin tüm Türkiye’ye yayıldığını gösteriyor. Kayyım rejimini kabul etmiyoruz. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê tutsakları derhal serbest bırakılmalıdır. Figen Yüksekdağ verdiği röportajda, ‘Bize baş eğdireceklerini zannettiler ama bunu yapamadılar. Hayallerimiz öldüremediler’ diyor. Biz Selahattin Başkanı ziyaret edeceğimizi duyurduk ve binlerce ‘Selamlarımızı iletin’ diye mesaj aldık. Sevgili Selahattin Başkan dimdik duruyor, ‘Bütün Türkiye halklarına sevgi ve selamımı iletin’ dedi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne tutsaklık koşullarında destek olmaya devam edeceklerini ve bu topraklarda bedel ödedik ama ne olursa olsun barış çabalarının kesintiye uğratmayacaklarını söyledi. Bütün siyasi mahpuslar özgür olana dek mücadele devam edecek. İçerideki arkadaşlarımız mücadelelerini sürdürüyor, biz de dışarıda bir demokratik inşa için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bir tek siyasi mahpus kalmayana dek mücadelemiz sürecek” diye konuştu.
‘Adımlar atılıyor’
Arından EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, barışın tesis edilmesi için siyasi tutsakların serbest bırakılması, kayyım uygulamalarına son verilmesi ve Kürt halkının eşit koşullarda bir arada yaşamasını sağlayacak adımların atılması gerektiğini belirtti. DEM Parti İstanbul Milletvekili ve Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) sözcüsü Kezban Konukçu ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerleyebilmesi için ortak mücadele zeminlerinin büyütülmesi gerektiğini vurguladı.
Ankara
DEM Parti Ankara İl Örgütü, DEM Parti Milletvekillerinin katılımı ile Sincan Kadın Kapalı Cezaevi önünde de açıklama gerçekleştirdi. Sincan Cezaevinde siyasi tutsak kadınları ziyaret ettikten sonra Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, burada söz aldı. Halide Türkoğlu, “4 Kasım Darbesi bu ülkede siyasetin nasıl hedef alındığını bize gösterdi. Hem Kürt sorununun demokratik çözümünün önünde engel oluşturmak ama aynı zamanda siyasetin, ifade etme özgürlüğünün önünde en büyük darbeyi 4 Kasım’da yaşadık. O dönem HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere birçok siyasetçimiz, belediye eşbaşkanımız, parti üyelerimiz hedef haline getirildi. Bu darbe zihniyeti, bu ülkenin 100 yıllık cumhuriyetinde sorunun çözümüne karşı baskı politikalarının hayata geçmesinden kaynaklanmaktadır. Eğer ki siyasetin önündeki en büyük engel bugün cezaevleriyse bizler tam da Barış ve Demokratik Toplum Sürecini konuştuğumuz bugünlerde haksız ve hukuksuz tutuklamalara da son verilmesi çağrısı yapıyoruz. 10 yıla aşkın bir süredir siyaset rehin alınmış durumda. Türkiye’de demokratik siyasetin önünde çok büyük engeller oluşturulmakta” diye belirtti.
‘Atılacak en önemli adım AİHM kararlarının uygulanması’
Bugün yaşanan tüm anti demokratik uygulamaların, 4 Kasım darbesiyle başladığını ifade eden Halide Türkoğlu, “4 Kasım darbesiyle başlayan bu sürecin kendisi tam da bizlere aslında Kürt sorununun demokratik çözümünün önündeki engelin tam da bu iktidarın darbeci zihniyetinden bağımsız gelişmediğini göstermektedir. Bu darbe zihniyeti sorunların çözümüne engel oluşturmaktadır. Bizler özellikle AİHM kararlarının hayata geçmesi gerektiğini her defasında vurguladık. Atılacak en önemli adımlardan biri aslında bu ülkenin anayasal güvenceleri olan AİHM kararlarının hayata geçirilmesidir. Başta Eş genel başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere AİHM kararları bugün hayata geçmiş olsaydı bugün binlerce aslında siyasi tutsak özgürlüğüne kavuşmuş olacaktı.Ama gelin görün ki barışı konuştuğumuz bu günlerde bu ülkenin en çok demokrasiye ihtiyacı olduğu bu günlerde hala AİHM kararları uygulanmamakta ve darbeci zihniyetin uygulamaları devam etmektedir” dedi.
10 yıl boyunca tek bir geri adım atmadılar
‘Bir yönüyle siyaseti lağvetmek isteyen anlayış ama aynı zamanda bu topraklarda barışı, özgürlüğü, halkların birlikte yaşamını savunan siyasete karşı bir hamle geliştirildi” diyen Halide Türkoğlu şöyle devam etti: “Ortadoğu’da IŞİD çetelerine karşı mücadele eden Kobani halkı, Kobanili kadınlarla dayanışmak hiçbir zaman suç değildi. Ancak iktidarın zihniyeti ne yazık ki bunu suç kapsamnına alarak halkların birlikte yaşam mücadelesine engel olmaya çalıştı. O yönüyle Kobani Kumpas davası elbette ki boşa çıkarıldı. Ve bugün aslında AİHM kararları başta olmak üzere her bir arkadaşımızın özgürlüğüne kavuşması gerekirken hala bu dava üzerinden siyasete baskı uygulanmaktadır. Çünkü biz çok iyi biliyoruz. Bugün cezaevlerinde her bir siyasetçi yoldaşımız muazzam bir direniş sergiliyor. 10 yıl boyunca tek bir adım geri adım atmadılar. Özgürlüğü, eşitliği, onurlu bir yaşamın mücadelesini içeride vermeye devam etmekteler. Bizler diyoruz ki bu ülkenin kalıcı barışı için, onur mücadelesi veren, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren, halkların barışının mücadelesini veren siyasetçilerimiz derhal serbest bırakılmalıdır. Başta HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere tüm Kobani Kumpas davasında yargılanan arkadaşlarımız özgürlüğüne kavuşmalıdır. Tüm siyasi tutsaklar özgürlüğüne kavuşmalıdır. Barışa dair atılacak en önemli adım siyasi tutsakların özgürlüğünden geçmektedir. Bu zulüm politikasıyla rehin alınan her bir arkadaşımız çok büyük kayıpları da bu 10 yıl içerisinde cezaevinde yaşadı. En yakınlarını, en sevdiklerini kaybettiler. Ancak bu iktidarın baskı politikası ne vicdan ne hukuk ne ahlak tanıdı. Bizler çok iyi biliyoruz. Tüm bu baskılara rağmen, tüm bu acılara rağmen bir tek adım geri atmayan her bir arkadaşımız bugün bu ülkenin barışı için onurlu bir yaşamı için halkların birlikte yaşamı için içeriden siyasetini yürütmeye devam ediyor. Artık yeter diyoruz.”
Hasta tutsaklar neden özgürlüğünü kavuşamıyor?
Konuşmasının devamında Halide Türkoğlu, şunları söyledi: “2 gün önce Ankara'ya ülkenin dört bir yanında barış anneleri geldi. 300'e yakın Barış Annesi Meclisin önünde barış için adım atılması gerektiği talebini en yüksek sesle, en inançlı ve kararlı bir duruşla sergilediler. Nöbet tuttular. Mecliste siyasi partileri ziyaret ettiler. Siyaset ne zaman rol alacak, Meclis ne zaman adım atacak, Kürt sorununun demokratik çözümü için daha neyi bekliyorsunuz?" dediler. Ve yine şunu da ifade ettiler. ‘Siyasi tutsaklar neden hala özgürlüğüne kavuşmuyor?’ Eğer ki Barış Anneleri bunu en ısrarlı bir şekilde Meclis’in önünde gelerek hayata geçirmek için mücadele ediyorsa işte tam da iktidar başta olmak üzere tüm siyasi partiler bu soruyu sormak zorunda. Barışın önündeki engel nedir? Siyasetçiler neden özgürlüğüne kavuşamıyor? Cezaevlerinde hasta tutsaklara uygulanan işkenceler neden son bulmuyor ve hasta tutsaklar neden özgürlüğüne kavuşamıyor?
Sincan Cezaevi modelini çok iyi biliyoruz
Bakınız arkamda Sincan Cezaevi var. Nedime Yaklav 7. kez infaz ertelemeden kaynaklı ne yazık ki 34 yıldır cezaevinde. Sincan Cezaevi modelini çok iyi biliyoruz. Ben defalarca burada bu konuya dair açıklamalar yaptım. Burada uygulanan şey hukuksuzluğun kendisidir. Burada uygulanan şey bir düşmanlık hukukudur. Yani siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşması gerekirken, keyfi bir şekilde idari ve özlem kurulları tarafından uygulanan bu infaz yakmalar bu ülkenin barışını da aslında bir şekilde engellemektedir. Çünkü çok iyi biliyoruz.Burada uygulanan hapishane rejiminin kendisi bu ülkenin gelecek umuduna yönelik bir saldırıdır. O yüzden başta hasta tutsaklar olmak üzere ve infazı ertelenen tüm tutsakların artık özgürlüğüne kavuşması gerekiyor. Çünkü bu barış için sahici bir adım demektir. Cezaevlerinin boşaltılması bu yönüyle bizler için mücadele gerekçesidir.
Dilek Yağlı ve Zeynep Karaman’dan mesaj
Basın açıklamamızdan önce Sincan Cezaevi'nde Kobani Kumpas davasında yargılanan, 4 Kasım siyasi darbesi yüzünden hala tutuklu bulunan, Dilek Yağlı ve Zeynep Karaman'la görüşme gerçekleştirdim.
Size Zeynep Karaman'ın mesajını paylaşmak istiyorum:
'Kobanê davasının 10. yılındayız. Davanın kendisi Kürt sorununda yaşanan 100 yıllık çözümsüzlüğün ifadesiydi. Kürt sorunu demokrasi ve özgürlükler temelinde değil inkar ve kırım mantığı ile güvenlik mahkemelerine havale etmenin örneklerinden biridir. Devletin Kürt sorunu da geleceği demokratik dönüşüm ancak bu tür siyasi kırım operasyonlarını anlamsızlaştıracaktır. Tabii ki esas olan bizlerin özgür kadın, özgür ve demokratik toplum mücadelemizdir. Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'teki Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece 100 yıllık sorunun çözümünü ifade etmez. Gerçek anlamda Ortadoğu toplumunun eşit ve demokratik yaşamının kapısını aralamıştır. İnsanım diyen, onur ve vicdan sahibi herkes elini taşın altına koyarak açılan bu kapıdan onurlu ve insanca yaşamın inşası için geçmelidir. Bizler hak ettiğimiz yaşamlar için mücadele ediyoruz. Kobani davası bu mücadeleye engel olanların açtığı bir davadır. Ama davamız özgürlük, demokrasi ve Kürt sorunu kalıcı barışla sonuçlanması davasıdır da. Bu temelde tüm kadınları ve halklarımızı Kürt sorunun demokratik ulus çözümünde aktif çalışmaya, çözüm iradesi olarak çağıl çağılamaya çağırıyorum. Gelecek anda yaratılıyorsa bu anı özgürlük ve demokrasimizi yaratmak için değerlendirelim. Bundan daha değerli ve kıymetli bir yaşam bizim için yoktur. Onurluyuz, mücadelemizdeyiz, özgürlük ve demokrasi kazanacak diyoruz.'
Vakit artık geleceği birlikte inşa etmenin vaktidir
Buradan tekrardan başta Zeynep Karaman, Dilek Yağlı, Nazmi Gül, Alt Altınörs, Bülent Parmaksız arkadaşımız da dahil olmak üzere tüm siyasi tutsakların özgürlüğü için mücadelemizi büyütme sözünü yeniliyoruz. Evet, değerli basın emekçileri, başta da belirttim. Artık gün özgürlüğün, barışın, demokrasinin, inşasının günüdür. Artık bizler geçmişle hesaplaşmayı yaparken geleceğimizi nasıl inşa edeceğimizi konuştuğumuz günlerden geçiyoruz. O yüzden hem içeride hem dışarıda tüm yoldaşlarımızla birlikte bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Ben buradan başta kadınlar olmak üzere Türkiye halklarına sesleniyorum. Gelin hep birlikte bunun mücadelesini yükseltelim. Gelin bu topraklara artık barışın kalıcı bir hale gelmesi için siyasete görevin nasıl düştüğünü tekrar tekrar gösterelim. Barış annelerin cesareti ile bu mücadeleyi büyütelim. Barış annelerinin mücadelesiyle kurucu bir siyaseti hep birlikte yapalım. Evet artık cezaevlerinin cezaevlerinde rehin alınan siyasetçilerin özgür olma gününü artık konuşalım. Ve bunun adımlarının atılması için de her türlü mücadeleyi bulunduğumuz her alanda yükseltelim. Siyasete çağrımızdır. Artık elinizi taşın altına koyun. Vakit barış vaktidir. Vakit artık geleceği birlikte inşa etmenin vaktidir. Ve burada demokratik siyasetin önündeki engellerin kalkması için bizler kurucu siyasetimizle meclisle beraber artık bu sorunu çözelim diyorum.”
Kandıra
DEM Parti, Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ için cezaevi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya çok sayıda siyasi parti temsilcisi ve yurttaş katıldı. Barış ve Demokrasi için siyasi tutsaklara özgürlük" yazılı pankartın açıldığı açıklamada sık sık "Siyasi tutsaklara özgürlük", “Siyasi tutsaklar onurumuzdur" ve Bijî berxwedana zindanan" sloganları atıldı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 4 Kasım 2016’da HDP’ye yönelik gerçekleştirilen siyasi darbenin 10’uncu yılında Kandıra Cezaevi önünde yaptığı açıklamada, siyasi tutsakların özgürlüğünü ve barış sürecinin demokratikleşmeyle ilerlemesi gerektiğini vurguladı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken siyasetçilerin cezaevinde tutulmasının kabul edilemeyeceğini belirten Tuncer Bakırhan, iktidara AİHM ve AYM kararlarının uygulanması çağrısında bulundu.
'O gün Türkiye siyasi tarihinde bir gedik açıldı'
4 Kasım 2016’da yaşananları siyasi darbe olarak nitelendiren Tuncer Bakırhan, 10 yılda hukuksuzlukların toplumun bütün kesimlerine yayıldığını belirterek şöyle konuştu: “4 Kasım önemli bir gün. 20 Mayıs 2016'da aslında Türkiye'nin siyasi tarihinde büyük bir yara açıldı. Dokunulmazlıkların kaldırılması sağlandı. Maalesef o dönem muhalefet de buna eşlik etti. Ama işte o gün yapılan bu kötülük bugün Türkiye'nin dört bir yanında. Sadece DEM Partililere değil, muhalefetin bütün kurumlarına, muhalefet yapan bütün kişilere uzanmış durumda. 4 Kasım'da bir darbe yapıldı. Bir siyasi darbeydi. Eş genel başkanlarımızın da içinde olduğu 12 milletvekilimiz gözaltına alındı. Eş genel başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın da içinde olduğu 10 milletvekilimiz tutuklandı. O, Türkiye siyasi tarihinde bir gedik açmaktı. O gün kara bir gündü.”
ESP: Siyasi tutsakların özgürlüğü için mücadelemiz sürecek
Daha sonra ESP adına konuşma Selin Uçar şunları kaydetti: Bugün Kandıra Cezaevi’nin önünden sesleniyoruz size. Geride kalan 10 yıl içerisinde kimi zaman cezaevi önlerinden, kimi zaman da cezaevlerinin içerisinden seslendik. Ancak 10 yıl boyunca faşizme karşı yürüttüğümüz mücadele ve siyasi tutsakların özgürlüğü için verdiğimiz mücadele asla son bulmadı. Bugün de bunun için bir aradayız. Kobanê tutsaklarına özgürlük istiyoruz. Gezi tutsaklarına özgürlük istiyoruz. Söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğümüzü kazanmadan barışı kazanamayız, demokrasiyi inşa edemeyiz. Bu nedenle tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmasını, Terörle Mücadele Kanunu'nun kaldırılmasını ve söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Tüm siyasi dava tutsaklarının özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.
EMEP adına konuşma yapan Leven Tüzel ise Bugün Kandıra’da, Edirne’de, Sincan’da ve arkadaşlarımızın tutulduğu bütün cezaevlerinin önünde bir kez daha barış ve özgürlük çağrılarımızı yineliyoruz. EHP adına konuşan Hakan Öztürk ise sürecin ilerlemesi için somut adımların atılması mesajı verildi.







