Nöbette olan tutsak yakınları: Harekete geçilmesi gerekiyor
- 17:31 29 Ocak 2022
- Güncel
İSTANBUL- Hasta ve infazı yakılan tutsakların serbest bırakılması için nöbet eyleminde olan tutsak aileleri, kamuoyunun duyarsız olmasını eleştirerek, “Yarın çok geç olabilir, o yüzden herkesin sokağa çıkıp dayanışma göstermesi gerek” dedi.
Hasta ve infazı yakılan tutsakların serbest bırakılması için Van ve Diyarbakır’da başlatılan “Adalet Nöbeti” İstanbul’da da sürüyor. Tutsak yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından, şube binasında “Hapishanelerde Ölüm İstemiyoruz, Yaşamı Savunuyoruz” başlığıyla her Cumartesi düzenlenen nöbet bu hafta da devam etti. Bu hafta ailelere Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eşbaşkanları İlknur Birol ileFerhat Encü, Marmara Tutuklu Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (MATUAYDER), Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) ve çok sayıda kişi katıldı. Ayrıca aileler, nöbeti çeşitli eylemlerle devam ettireceklerini duyurdu.
‘Tek suçları Kürt olmak’
Silivri Cezaevi’nde tutuklu Yakup Akman’ın annesi Fince Akman, her zaman cezaevi sorunlarını haykırdıkları gibi bugün de haykırdıklarını ifade ederek, bu haykırışı kimsenin duymamasına tepki gösterdi. Fince, cezaevinde insan onuruna yakışmayacak ihlallerin uygulandığını vurgulayarak, şunları söyledi: “Cezaevinde çocuklarımızın boynuna ‘Terör kimliği’ kartı takılması zorlanıyor. Bizim çocuklarımız terör değil, biz çocuklarımız hırsız değil. Tek suçları Kürt olmalarıdır” dedi.
‘Tüm dünya bu sese kulak versin’
Tutuklu ailelerinin evinde oturduğunu ve ses çıkarmadığını belirten Fince, ailelerin sokağa çıkıp dayanışma göstermesi gerektiğinin altını çizdi. Fince, cezaevlerinde cenazelerin çıktığını belirterek, “Yarın çok geç olabilir. Her gün görüyoruz cezaevlerinde cenazeler çıkıyor. Bu normal bir şey değildir. Bu devletin suçudur. Eceliyle ölseler bile bu yine devletin suçudur. Biz savaştan yana değil, barıştan yanayız. Biz çocuklarımız ölmesin diyoruz. Tüm dünya bu sese kulak versin ailelere ses olsun. Bizim milletimiz uyansın artık. Bugün bu haksızlığa sessiz kalanlar yarın haksızlığa uğrayacak olanlardır. Herkes elini vicdanına katsın ve cezaevlerinde ses olsun. Biz çocuklarımız için yaşıyoruz. Başka ne için yaşayacağız. Bizim amacımız bu ihlalleri sonlandırmaktır” diye aktardı.
‘Düşman hukuku bile sayılmayacak bir hukuk uygulanıyor’
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, 30 seneyi aşkındır hukuk mücadelesi sürdürdüğünü söyleyerek, ilk defa cezaevlerinin bu kadar yoğun ihlallerin merkezi haline geldiğini belirtti. Cezaevlerinde özellikle hasta tutsaklar konusunda durumun çok kötü olduğunu belirten Eren, “İHD’nin verilerine göre bin 605 hasta mahpus bulunuyor. Bunların birçok kısmı da ağır hasta mahpus. Türkiye hukukunda hasta tutukluların tahliye edilmesini sağlayacak birçok kanun var. Ama bu hukukların hiç birini bu devlet işlemiyor. Aslında düşman hukuku bile sayılamayacak bir hukuk uyguluyor” ifadelerini kullandı.
‘ATK tahliyeleri engelliyor’
Cezaevinde ölüme sürüklenen Garibe Gezer’in tecrit sisteminin bir kurbanı olduğunu belirten Eren, Garibe’yi anmaktan ve mücadelesini büyütmekten başka çarenin kalmadığını söyledi. Durumları gittikçe kötüye giden Aysel Tuğluk ve Fatma Tokmak’ın durumuna dikkat çeken Eren, ATK’nin tahliyeleri engellediğini belirtti. Türkiye coğrafyasında umut etmeyi bile unutturduklarını vurgulayan Eren, bu devletin kendi iç hukukunu bile uygulamadığını söyledi. Tüm bunlara rağmen umut etmekten vazgeçmeyeceklerini kaydeden Eren, durumu değiştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını vurguladı.
‘Mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor’
HDP İstanbul İl Eşbaşkanı İlknur Birol, Türkiye’nin cezaevleri sorununu “oluk oluk kanayan yarası” olarak değerlendirdi. Cezaevleri sorununun çok derin olduğunu belirten İlknur, annelerin başlattığı nöbet eyleminin önemine değindi. Son süreçte cezaevlerinin ölüm evleri haline geldiğinin altını çizen İlknur, “Çok uzun zamandır demokratik olmayan bu cezaevleri ölüm evlerinin simgeleri haline gelmiştir. 12 Eylül döneminde bile mahkemelerde karşılıklı uyulan kurallar vardı. Ama bugün topyekün fiili bir saldırı biçimine geçen iktidar, faşizmi en ince ayrıntısına kadar uygulandığı cezaevleri, bugün büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Tüm insan hakları ve demokrasiden yana olan herkesin önünde büyük sorumluluk ve ödev olarak durmaktadır. Bugün hasta tutsakların salıverilmesini sağlayacak mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor” diye belirtti.
Hukuksuzluklar silsilesi
Adli Tıp Uzmanı Prof. Ümit Biçer, ATK ile ilgili resmi bilirkişilik yapılanmasında ATK’nin tek otorite olduğunu bildiklerini belirterek, özellikle 12 Eylül sonrasında bu durumu daha da güçlendirdiklerini vurguladı. Tutsakları sevklerde kullanılan ring araçlarının birer işkence araçları olduğuna işaret eden Ümit, “Hasta insanlar o araçla sevk ediliyor, beslenemiyor, lavaboya gitmesi engelleniyor, kelepçeli muayene ediliyor ve bu koşullarda hasta tutukluların rahatsızlığını ifade etmesi bekleniyor. Çoğu insan da bu koşullarla karşı karşıya kalacağını bildiği için hastaneye gitmiyor. Hastaneye giden mahpusların doktora ulaşan kağıtlarda ‘dikkat terör suçlusu’, ‘dikkat kaçar, kaçırılır’ kaşeleri yer alıyor. Siyasi mahpuslar diğer tutuklularla eşit koşullarda değerlendirilmiyor” şeklinde konuştu.
Ümit, son olarak, “Sağlıkla ilgili insanların ağır hastalıklarına rağmen hapishanelerde tutarak bu uygulanıyor. Hasta mahpuslarla ilgili yapılan uygulamanın adı ‘yavaş ölüm cezası’ veya ‘yavaş idamdır’. Bu durumun mutlaka görülüp, o çerçevede hareket edilmesi gerekiyor” dedi.
Konuşmaların ardından aileler cezaevindeki ihlaller son buluncaya dek nöbet eylemlerine devam edeceklerini vurguladı.







