'Baskı politikaları toplumsal barış umudunu zayıflatıyor'
- 09:02 22 Ocak 2026
- Güncel
Devrim Fındık
İSTANBUL - İHD MYK üyesi Gülseren Yoleri, barışın toplumsallaşmasının önündeki engellere dikkat çekerek, sivil toplumun kırmızı çizgileri aşarak ortak mücadelede buluşması gerektiğini vurguladı. Gülseren Yoleri, devletin baskı politikalarının toplumsal barış umudunu zayıflattığını kaydetti.
Suriye ve Rojava’da Kürtlere ve Alevilere yönelik HTŞ ile Türkiye’ye bağlı çetelerin saldırıları devam ederken, bölgede yaşanan katliamların durdurulması ve barışın inşa edilmesi için sivil toplumun üstleneceği rol kritik bir yerde duruyor. İnsan Hakları Derneği Merkez Yürütme Kurulu üyesi Gülseren Yoleri, sivil toplumun barış sürecindeki sorumluluklarına ve olası katkılarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Sivil toplumun önemi
Gülseren Yoleri, doğru bilginin topluma ve toplumsal mücadele güçlerine ulaştırılmasına, bunun üzerinden bir araya gelinerek güçlü bir mücadelenin örgütlenmesine ihtiyaç olduğunu belirterek, yapılan Sivil Toplum Forumu’nun amacının toplumun ne yapması gerektiğini somutlaştırmak olduğunu ifade etti. Gülseren Yoleri, ön yargıların kırılması ve ortak yaşamın kurulması adına Sivil Toplum Forumu’nun önemli bir yerde durduğunu söyledi.
Sivil alanda da demokratik alanda da bazı kırmızı çizgilerin varlığından bahseden Gülseren Yoleri, şöyle konuştu: “Mesela Kürt meselesi bunlardan bir tanesi, LGBTİ+ meselesi bunlardan bir tanesi, inanç meselesi bunlardan bir tanesi. Her şeyde ortaklaşmayı vaat eden ya da bunu önüne amaç olarak koyan pek çok demokratik örgütün, bu meseleler söz konusu olduğunda daha çekimser davrandığına, daha pasif bir tutum aldığına tanıklık ediyoruz. Aslında biz burada barışın toplumsallaşması derken bütün bu ön yargıların kırılmasından söz ediyoruz. Sivil alanın, demokratik mücadele alanının barışa ses vermesi dediğimizde de tüm bu alandaki aktörlerin ve toplumun tamamının, bu kırmızı çizgileri aşarak ortaklaşmasından söz ediyoruz.”
‘Devlet toplumun barış hakkı için adımlar atmak zorunda’
Devletin, toplumun barış hakkının gerçekleşmesi için adımlar atmak zorunda olduğunu belirten Gülseren Yoleri, devletin süreçteki tutumunu eleştirdi. Gülseren Yoleri, “Baştan bu yana aslında bu süreçte çeşitli olumsuzlukların öne çıktığını gördük. Barışla ilgili en tartışmasız sözler kurulurken bile bir yandan insanlar terör örgütü üyesi olmakla ya da propagandasını yapmakla suçlandı. Bir takım demokratik örgütler terörle ilişkilendirildi; bu konuda HDK soruşturması önemli bir örnektir. Tutuklamalar yapıldı, hatta cezalar verildi ve verilmeye de devam ediliyor. Bugün hâlâ barıştan söz eden insanların, barıştan söz eden gazetecilerin ve akademisyenlerin baskıya maruz kaldığı bir dönemden söz ediyoruz. Dolayısıyla başından beri bir yandan bir takım olumlu cümleler sarf edilirken, bazı adımlar atıldı; öte yandan toplumun güvenini sarsacak, toplumun bu sürece olan inancını baltalayacak çeşitli olumsuz politikalar da maalesef sürdürüldü” sözlerini kullandı.
‘Barışı tehdit eden politikalar yeniden üretiliyor’
Suriye’de ve Rojava’da Kürtlere, Alevilere ve pek çok kesime yönelik ciddi saldırıların olduğunu söyleyen Gülseren Yoleri, “Yine sınır ötesinde, kimi egemenlik ilişkileri üzerinden barışı tehdit eden bir takım politikaların yeniden üretildiğine tanıklık ediyoruz. Bu durum, halkın ve toplumun sürece olan güvenini oldukça büyük oranda sarsıyor. İmralı ile görüşmelerin kesilmiş olması ya da en azından görüşmelerin kamuoyuna duyurulmuyor olması da bu noktada önemli bir etken” diye konuştu.
Topluma çağrı
Sürecin bitmemesi için sivil toplumu, demokratik örgütleri ve bütün toplumu “Hayır, bu süreci bitiremezsiniz” demeye çağırdıklarını kaydeden Gülseren Yoleri, son olarak şu çağrıda bulundu: “Bu süreci demokratik ve insan haklarına uygun koşullarda sürdürmek zorundasınız demeye çağırıyoruz. Barış sürecinin ya da bu sürecin, devletin ya da hükümetin iki dudağı arasından çıkarılmasına ihtiyacımız var. O yüzden biz aslında bunu o iki dudağın arasından çıkarmak istiyoruz. Bu bir devletin inisiyatifi değildir.”







