Sistem, devlet ve erkek şiddeti kıskacında ‘çocuk’

  • 09:03 24 Ocak 2026
  • Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
 
İZMİR - Devletin ve erkeğin doğrudan hedefi olan çocuklar, yaratılan sistemde ucuz işgücü, erkek egemen zihniyette “mülk” olarak görülürken birçok hak ihlaline maruz bırakılıyor. 2025 yılında 29 çocuk katledildi, 81 çocuk ise çalıştırıldığı için yaşamını yitirdi. Psikolog Hatice Göz, çözüm yolu olarak, “yeni bir toplumsallığın inşasını” gösterdi.
 
Türkiye’de çocuklar, erkek şiddetinin doğrudan hedefi olduğu gibi kadına yönelik şiddette de dolaylı olarak şiddete maruz bırakılıyor. Aileyi kutsayan ve 2025’i de aile yılı ilan eden iktidarın şiddete yaklaşımı ise “aileyi koruma” eksenli oluyor. Çocuğun beyanı, hâlâ birçok soruşturma ve davada ikincil konumda kalırken, çocuk haklarının ihlal edilmesi bu şiddete zemin oluşturuyor. Sonuç olarak, çocuklara yönelen erkek şiddeti, münferit değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olarak açığa çıkıyor. Bu şiddet yalnızca aile ve toplum tarafından değil, devlet tarafından da sürdürülüyor. Devlet şiddeti, çocuklar açısından yalnızca fiziksel değil, ihmal, gözetim eksikliği, denetimsizlik ve koruma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi olarak kendini gösteriyor. Tüm bunların yanında çocuklar, elbette ekonomik krizin en fazla etkilenenleri arasında da yerini alıyor. Çocuk yoksulluğu ve çocuk yaşta çalıştırılma, her geçen gün artıyor. Çocukların çalıştırılması, “çocuk işçiliği” denilerek normalleştirilirken, bu nedenle yaşamını yitiren çocukların maruz bırakıldığı hak ihlalleri görmezden geliniyor.
 
Ajansımızın derlediği verilere göre aile yılı ilan edilen 2025’te 29 çocuk katledildi. Bu verilerin dışında ucuz işgücü olarak görülerek çalıştırıldıkları için yaşamını yitiren çocukların sayısı ise 94. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) açıkladığı verilere göre 2025 yılında 94 çocuk, çalıştırıldıkları için hayatını kaybetti. Bu sayı, İSİG Meclisi’nin bugüne kadar açıkladığı en yüksek çocuk işçi ölümü olarak kayda geçti.
 
2025 yılında katledilen, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukları, basına yansıyan haberlerden derledik.
 
* Colemêrg’in (Hakkari) Bağlar Mahallesi'nde Süheyp Salim (13) isimli bir çocuk korucu nöbet kulübesinde ateşli silahla yaşamını yitirmiş halde bulundu. 
 
* Şirnex’in Cizîr (Cizre) ilçesine bağlı Dağkapı Mahallesi’nde yaşanan kavgada 17 yaşındaki Barış Nas ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan Barış Nas yaşamını yitirdi.
 
* Tokat’ın Niksar ilçesinde, Nihat Akbulut oğlu Berat Akbulut’u kesici aletle katletti.
 
* Balıkesir’in Edremit ilçesinde, 16 yaşındaki Yiğitcan T. bir otoparkta ateşli silahla katledilmiş halde bulundu.
 
* İstanbul'un Avcılar ilçesinde, Velican Alıcı isimli erkek, evli olduğu Fikriye Alıcı ve çocukları R.E.A., R.A., K.C.A.'yı ateşli silahla katletti.
 
* Antalya’da Sezer Bozkurt, 17 yaşındaki Elif Güneş’i ateşli silahla katletti.
 
* Samsun'un Atakum ilçesinde inşaatta çalıştırılan çocuk, düşerek yaralandı. Necip Fazıl Çırak, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Necip Fazıl Çırak'ın, özel bir lisenin elektrik elektronik bölümünde son sınıf öğrencisi olduğu belirtildi.
 
* Edirne’de Gülden Coni (14) isimli çocuk Edirne Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin bahçesinde kesici aletle katledilmiş halde bulundu.
 
* Mersin'in Anamur ilçesinde Eyüp Can Güner (12) katledilmiş halde bulundu.
 
* Amed'in Pîran (Dicle) ilçesinde bir çocuk, abisi olduğu öğrenilen bir diğer çocuk tarafından şiddete maruz bırakıldı. Hastaneye kaldırılan çocuk yaşamını yitirdi.
 
* İstanbul’da Ayberk K., aynı kampüste bir düğünde çalıştırılan 15 yaşındaki H.Ö.’yü ateşli silahla katletti.
 
* Manisa'nın Salihli ilçesine Fatih Fırtına, akrabası Hatice Fırtına'yı (16) kesici aletle katletti.
 
* Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde, Muhterem İşbilir, 4 yaşındaki çocuğunu işkence ederek katletti.
 
* Edirne'de Ömer Gökhan Alacı isimli erkek, evli olduğu Didem Örs Alacı'yı ve çocukları Doruk Kaan Alacı'yı katletti.
 
* Êlih'in Qûbîn (Beşiri) ilçesine bağlı Newalê (Eskihamur) ve Harfas köyleri arasında 72 EK 339 plakalı araca yönelik kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce düzenlenen silahlı saldırıda araçta bulunan E.Ş. (9) ve A.Ş. (5) yaşamını yitirdi.
 
* Mersin’in Toroslar ilçesinde bir çocuk, park halindeki bir otomobilde katledilmiş halde bulundu.
 
* Mersin’in Tarsus ilçesinde Yasin Ataş, Emir Ali Aktaş’ı (12) ateşli silahla katletti.
 
* Riha’nın  (Urfa) Hewag (Bozova) ilçesinde staj yaptığı marangoz atölyesinde H.A. isimli kişi tarafından işkence edilen çocuk yaşamını yitirdi.
 
* Riha’nın (Urfa) Kısas Mahallesi’nde yapımı devam eden tek katlı bir işyerinde beton dökümü sırasında meydana gelen göçükte yaşamını yitiren 2 işçinin çocuk olduğu ortaya çıktı. Yaşamını yitiren Sedat Kurt'un 15, Yakup Güneş'in ise 16 yaşında olduğu bildirildi.
 
* Antalya’nın Kepez ilçesinde polis M.G., evli olduğu Fatma Gıyar, kızları Ebrar (10) ve Merve Gıyar’ı (4) ateşli silahla katletti.
 
* Agirî'nin Aşkale köyünde tarım işçiliği yapan ailesiyle birlikte ayçiçeği hasadına giden 14 yaşındaki Nursefa Samur, traktöre bağlı biçerdöverin altında kalarak yaşamını yitirdi.
 
* Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde bulunan kozmetik fabrikasında çıkan yangın sonucu, fabrikada çalıştırılan Tuğba Taşdemir (17), Nisanur Taşdemir (15) ve Cansu Esetoğlu (15) yaşamını yitirdi.
 
2026’da ise basına yansıyan haberlere göre 3 çocuk katledildi.
 
* Adana’nın Sarıçam ilçesinde Sergen Altunbaş, çocukları Ada ve Mert Altunbaş’ı ateşli silahla katletti.
 
* Antalya’nın Serik ilçesinde Zübeyir Canatan evli olduğu Songül ve kızı Sena Canatan’ı kesici aletle katletti.
 
Psikolog Hatice Göz ile verilere yansıyan ve yansımayan çocukları konuştuk.
 
“Çocuk ölümleri, maalesef çok açık bir öldürme vakası olduğunda ya da çok çıplak bir işte çalışırken hayatını kaybetme durumu olduğunda ‘infial’ yaratabiliyor. Böyle durumlar varsa çocuk ölümünden sayılıyor maalesef. Genel olarak baktığımızda her bir çocuk ölümü aynı oranda araştırılmayı ve durdurulmayı hak eder.”
 
* 2025 yılı çocuk ölümleri verileri bize ne söylüyor?
 
Çok çıplak bir gerçeği işaret ediyor çocuk ölümleri. Bu ülkede, özellikle son 10 yılda çocuklar ve ölümün bu kadar yan yana gelebiliyor olması tesadüf değil. Maalesef böyle gittiği oranda da çok değişmeyecek bir gerçeklik var. Verilerin çok bulunmaması da bence bu durumun acı verici yanlarından bir tanesini oluşturuyor. Çocuk ölümleri, maalesef çok açık bir öldürme vakası olduğunda ya da çok çıplak bir işte çalışırken hayatını kaybetme durumu olduğunda “ infial” yaratabiliyor. Böyle durumlar varsa çocuk ölümünden sayılıyor maalesef. Genel olarak baktığımızda her bir çocuk ölümü aynı oranda araştırılmayı ve durdurulmayı hak eder. Çünkü çocuk oldukları için bu böyledir. Bir yetişkin gibi yaşamıyorlar. Yetişkinlerin ve yetişkinlerin sorumluluğunda devletin, iktidarın yapması gerekenlerin yükümlülüğü altında yaşıyor bu çocuk. Dolayısıyla çocuğun ayağı kaldırıma takılıp düşüp ölse dahi burada sorumluluk aramak, yükümlü aramak gerekiyor. Verilere de biraz böyle bakmak lazım. Yani ülkede faşizmin kurulmaya çalışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Dolayısıyla sadece çocuklar bu gerçeği böyle yaşamıyor. Tüm toplum bir biçimi ile ya yavaş ya hızlı bir biçimiyle ölüyor, öldürülüyor.
 
Şiddet oranları açısından çocuk ölümleri bize bu şiddetin serbest bırakılma halinin en acı verici yanını gösteriyor diye düşünüyorum. Çocuklar durup dururken ölmüyorlar çünkü. Bu veriler durup dururken artmıyor.
 
“İhmali, yoksulluğu, istismarı ölümle beraber düşündüğümüzde, okun ucunu doğru yere çevirmek gerekiyor. Bir tane sorumlu seçilmeye çalışılıyor. O da ne hikmetse hiçbir zaman çocukları korumakla yükümlü olan karar vericiler olmuyor.”
 
* Çocuğa yönelik taciz, tecavüz; ihmal ve yoksulluk, çocuk ölümlerinin arka planında nasıl bir rol oynuyor? Bu ilişkiler kamuoyunda yeterince görünür kılınıyor mu?
 
Biz yıllardır çocuk hakları alanında mücadele edenler olarak şunun altını çizmeye çalışıyoruz; burada bir sorumluluk zinciri var. Çocuk olduğu için kendi ölümünden sorumlu tutamazsın hiçbir çocuğu. Son verilerde sanırım 100 küsur çocuk vardı, önlenebilir sebeplerden hayatını kaybeden çocuklar oluyor. Bu noktada arka planı hep işaret etmek gerekiyor. Biz de biraz oralara işaret etmeye çalışıyoruz. Çocuk ihmali, yoksulluk, bunlar doğrudan çocukları ölüme götüren sebepler oluyor. Doğrudan ihmal, kendi başına öldüren bir şeymiş gibi görünmüyor. Aslında kazaların pek çoğu, bir ihmal sonucu hayata geçiyor maalesef ama bu ihmal de tek başına kişisel bir ihmal değil diye düşünüyorum. Özellikle çocuk ölümleri ile ilgili toplumsal algı çok çarpık gelişmiş durumda. Son zamanlarda iktidar da bunu besliyor bence. Faşist ideolojiyle istedikleri yere çekmeye çalışıyorlar.
 
Mesela Adana'da bir baba, iki çocuğunu öldürüyor ve sonra kendisini öldürüyor. Burada bir durum var; toplumda ve haberlerde genellikle “Kadın terk etmeseydi belki adam sinirlenmeyebilirdi” algısı yaratılabiliyor. Bu çok çarpık, olayı gerçekliğinden çok uzaklaştıran bir şey. Tam tersi bir yerden ele almak gerekiyor. Bütünlüklü bir ihmal var. Bir çocuktan tek başına anne, baba, aile sorumlu değildir. Ondan çok daha önce haklarını hayata geçirmekle yükümlü bir devlet, bir iktidar gerçeği var. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı var. Buralarda ihmali, yoksulluğu, istismarı ölümle beraber düşündüğümüzde, okun ucunu doğru yere çevirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Bizde genellikle çocuk ölümlerinde kamuoyunda ölümün arka planındaki sebepler, o zincir doğru işaret edilmiyor. Bir tane sorumlu seçilmeye çalışılıyor. O da ne hikmetse hiçbir zaman çocukları korumakla yükümlü olan karar vericiler olmuyor. Halbuki kurumlar var. Dolayısıyla bir çocuk öldüğünde onun arka planını tek tek kazımak gerekiyor. Aksi halde çocuk ölümleri durmayacak.
 
“İktidar bir tercih yapıyor. Kendi eliyle, resmi ellerle çocuk işçiliğini meşrulaştırıyor. MESEM bunun en güncel proje hali, kurulduğundan beri böyleydi. Son yıllarda bu kadar arttırılmasının sebebi, Türkiye sermayesinin ihtiyaçları.”
 
* MESEM kapsamında çalıştırıldığı için hayatını kaybeden çocuklar, çoğunlukla “iş kazası” olarak anılıyor. Bu ölümleri, çalıştırılan çocuklar ve devletin ihmali çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Ölüm en acı sonuç. Bir çocuk çalıştırılırken ölene kadar göremediğimiz pek çok hak ihlaline, istismara uğruyor. Biz anca ölünce haberini görebiliyoruz. MESEM’lerde de çocukların çalıştırılmak zorunda bırakıldığı tüm bu alanlarda da devletin ihmalinden ziyade çok çıplak bir tercih var. Yani iktidar bir tercih yapıyor. Kendi eliyle, resmi ellerle çocuk işçiliğini meşrulaştırıyor. MESEM bunun en güncel proje hali, kurulduğundan beri böyleydi. Son yıllarda bu kadar arttırılmasının sebebi, Türkiye sermayesinin ihtiyaçları. Daha ucuz, daha güvencesiz, esnek çalışabilir kitlelere doğru yönelmiş durumda. Müthiş bir işsizlik var bir taraftan ama iş olmadığı için değil. Var olan işlerde en ucuza çalıştırılabilecekler, en uzun saatler çalıştırılabilecekler tercih ediliyor. Çocuklar ve gençler de bunun başında geliyor. Burada yaşanan “iş kazaları” dedikleri cinayetlerin yanında da hakikaten çok fazla ihmal ve istismar var. Şimdi savundukları şey şu oluyor; “Biz çocukların eğitimini de veriyoruz ama aynı zamanda meslek de öğreniyorlar.” MESEM’e karşı çıktığında genellikle şu söyleniyor; “Ne yapalım çocuklar meslek öğrenmesin mi? Biz onların yaşındayken çoktan öğrenmiş oluyorduk bunları” gibi. Böyle normalleştirilen şeyler var. Bir kere bu aynı şey değil. Yani geçmişin öğrenme biçimi tamamen değişti. Artık Türkiye sermayesi o durumda değil. Yani bildiğimiz küçük işletmeler vesaire yok. Hepsi büyük çarkların içinde dönen, müthiş ağır koşullarda çalıştırılan yerlere dönüşüyor.
 
Burada çok açık bir tercih var. Yani çocuklar ucuz, esnek iş gücünü oluşturuyor. Dolayısıyla daha fazla yönelecekler. O yüzden “iş kazası” ya da “meslek öğreniyorlar” gibi yumuşatmalara tamamen karşı çıkıp tersinden örgütlenmeyi arttırmak gerekiyor.
 
“Demokratik bir ülkede yaşıyor olsaydık, ‘Çocuğun üstün yararını gözeten bir yargı sistemi olsun, hukuk böyle işlesin’ diyebilirdik. Maalesef tam da bu iktidarın faşist kurumsallaşmasına yarayacak bir biçimde hukuki sonuçlar görüyoruz.”
 
* Çocuk katliamları ve ölümlerinin ardından yürütülen idari ve hukuki süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir süreç yürütülüyor mu?
 
Burada da çok net bir tercih var. Türkiye'de yargı, hukuk artık iktidarın siyasal alanına dönüştürülmüş durumda. Hukuki bir süreç işlemiyor. Siyasal tercihler neyi gerektiriyorsa onun sonucunu görüyoruz.  Kim ceza alacak, kim almayacak hiçbirimiz bilmiyoruz. Çocuklarla ilgili konularda da normal şartlarda demokratik bir ülkede, hukukun geçerliliğinin olduğu bir ülkede yaşıyor olsaydık, “Çocuğun üstün yararını gözeten bir yargı sistemi olsun, hukuk böyle işlesin” diyebilirdik. Maalesef tam da bu iktidarın faşist kurumsallaşmasına yarayacak bir biçimde hukuki sonuçlar görüyoruz. Çok açık tercihler yapılıyor. Bir çocuk iş cinayetinde yaşamını yitirdiğinde patron, aileye biraz para veriyor ve mesele kapanabiliyor ya da çocuk Kürt ya da Suriyeli mülteci bir çocuksa öldürüldüğünde çocukluğun önüne geçebiliyor. Dolayısıyla çocuktan yana bir hukuk inşa etmenin tek yolu demokratik ülke inşa etmek.
 
“Bu toplumsallıkta yalnız bırakılan, suça sürüklenen, bile isteye sürüklenen çocuklara devlet sahip çıkmayacak, iktidar sahip çıkmayacak. O halde bizim başka bir toplumsallık yaratmak için bunların önüne geçecek ağlara, örgütlenmelere ihtiyacımız var.”
 
* Medya, devlet ve toplumun çocukların yaşam hakkını koruma konusundaki durumu ortada. Bu tabloyu ne değiştirir?
 
Medyanın çok önemli bir işlevinin olduğunu düşünüyorum. Mesela TRT haberlerini açıp bakın. Tersinden kışkırtan dili kullanan ağlar, iktidar medya ağları oluyor ama aynı anda bütün o mafyatik diziler, şiddet hep oradan akıyor. Yani kendi yarattıkları toplumsallığın sonucunu da o toplumsallığa yarayacak biçimde bir dille veriyorlar. Toplum da bunlardan etkileniyor. Bu tabloyu değiştirecek olan da bütünlüklü bir mücadele oluşturmak diye düşünüyorum. Çocuklarla ilgili toplumsal algı hakikaten çok çarpık, çok vicdani, çok bireysel, çok duygusal yerlere sıkıştırılabiliyor ve bir olay olduğunda toplumda bir “infial” yaratabiliyor ama çok tersinden bir infial oluyor. Son zamanlarda gördüğümüz neredeyse kafatasçılığa varabilecek söylemler var. İşte, “Beyaz temiz yüzlü çocuklar, sokaktaki kara kuru çocuklar tarafından öldürülüyor” deniliyor. Bir çocuğu suçlamak en kolayı. Bir yetişkinden çocuğu ayıran şeyler var ama.  Bir yetişkin de çıkıp iki çocuğunu, sonra da kendini öldürebiliyor. Mesela onun haber diline baktığımızda katil bile yazmıyorlar. “Cinnet geçiren baba, çocuklarını öldürdü” diyorlar. Ancak 15 yaşında bir çocuk, 14 yaşında başka bir çocuğu öldürdüğünde o çocuk değil, artık canavar haline gelebiliyor. Dolayısıyla bu noktada hiçbir çocuğu gözden çıkarmadan tüm toplumsallığın çocuklardan yana bir tavır alması gerekiyor. Çocuklar arasında tercih yapmamızı isteyen bütün söylemleri reddetmemiz gerekiyor.
 
Bu toplumsallıkta yalnız bırakılan, suça sürüklenen, bile isteye sürüklenen çocuklara devlet sahip çıkmayacak. Orada açık bir tercih var. İktidar sahip çıkmayacak. O halde bizim başka bir toplumsallık yaratmak için bunların önüne geçecek ağlara, örgütlenmelere ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Aksi halde yine olan bizim içine doğduğumuz sınıfın, ulusun çocuklarına olacak diye düşünüyorum. Sorumluluk hepimizde.