Gülbahar Alpsoy: Rojava’ya saldırılar demokratik toplumu hedef alıyor

  • 09:02 28 Ocak 2026
  • Güncel
Dilan Babat
 
HABER MERKEZİ – Rojava’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasının saldırı altında olduğunu söyleyen TJA aktivisti Gülbahar Alpsoy, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik toplum önerisi, bir çözüm önerisidir. Mevcut durumda şu an Suriye’de yürütülen savaşın temel nedeni de bu çözüm modeline gelinmemesidir” dedi. 
 
Kobanê’ye dönük saldırıların yoğunlaştığı, Kuzey ve Doğu Suriye genelinde savaş ve kuşatma politikalarının derinleştirildiği süreçte, Abdullah Öcalan ile yapılan ve son bir yıla yayılan görüşmelere ait notların bir kısmının kamuoyuna yansıması dikkat çekti. Suriye ve Rojava’ya yönelik HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin saldırı ve katliamlarını sürdürdüğü bugünlerde TBMM resmi sitesi üzerinden görüşme notlarının kamuoyuyla paylaşılması, savaş politikaları ile demokratik çözüm arayışları arasındaki çelişkiyi yeniden görünür kıldı.Görüşme notlarında öne çıkan demokratik toplum ve demokratik ulus paradigması, halkların birlikte ve eşit yaşamına dayalı bir çözüm çerçevesi sunsa da Rojava’ya yönelik saldırılar bu paradigmanın yaşamsal karşılığının hedef alındığını ortaya koyuyor.
 
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Gülbahar Alpsoy, savaş politikaları ve sürece dair değerlendirmelerde bulundu. 
 
Demokratik toplum modeli
 
Tutanaklar ve bir yıldır yürütülen görüşmelerin basına yansıdığı kadarıyla süreci okumaya ve anlamaya çalıştıklarını söyleyen Gülbahar Alpsoy, bu görüşmeler içerisinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sözlerinde öne çıkan boyutun Suriye, Türkiye ve İran için “demokratik ulus” paradigması önerisi olduğunu belirtti. Gülbahar Alpsoy, “Demokratik toplum önerisi, tüm halkların birlikte, ortak kendi hakları çerçevesinde yaşamasını ifade ediyor. Demokratik ulus çerçevesinde, tüm halkların kendi iradesiyle kendisini yönetebilmesi temelinde bir sistemin oluşmasına dönük bir çerçeve sunuyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerisi olan demokratik toplum, bir çözüm önerisidir. Mevcut durumda şu an Suriye’de yürütülen savaşın temel nedeni de bu çözüm modeline gelinmemesidir. Uzun süredir bazı tartışmalar yürütülüyor. Bu tartışmaların içerisinde Rojava’daki sistemin neye dönüşeceği, nasıl bir model olacağına dair birçok tartışma yer alıyor” dedi.
 
‘Halk yoksa devlet de yoktur’
 
Rojava’daki sisteme dönük tartışmaların Colani üzerinden de yürütüldüğüne değinen Gülbahar Alpsoy, “Uzun süredir Sayın Abdullah Öcalan’ın 3’üncü Dünya Savaşı olarak tarif ettiği, günümüzde iktidarların da 3’üncü Dünya Savaşı olarak ilan ettiği bir süreç yaşıyoruz. Egemen güçlerin Orta Doğu’yu yeniden dizayn etme planları çerçevesinde, dört parça Kürdistan’da da bu yönlü bir plan olduğunu ifade edebiliriz. İçinde bulunduğumuz süreçte Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta egemen güçlerin kendi himayelerinde hem devletleri hem de halkları dizayn etme çabaları var. Mevcut durumda Suriye ve Rojava’da kendi planlarını devreye sokmak için Amerika ve İsrail gerçekliği bulunuyor. Colani’nin kendisi bir araç, bir piyon rolü oynuyor. Bunun zararlarını bugün devam eden savaş ve kıyım içerisinde görüyoruz. Devlet mi halka muhtaç, halk mı devlete muhtaç? Bunu anlamak gerekiyor. Halk kendi sistemini, yönetimini kurma iradesini gösterdiğinde hiçbir devlete ihtiyacı yoktur. Tam tersine devletlerin topluma ihtiyacı vardır. Bir halk, devlet olmadan da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir; ihtiyaçlar temelinde kendi sistemini kurup, yönetimini açığa çıkararak kendi kendini yönetebilir. Ancak bir devlet halk olmadan var olamaz. Olacaksa bir devlet; kendi coğrafyası içerisinde bulunan tüm halkların, kendi öz iradeleriyle kendi yaşamsal ve hukuki boyutlarını kurabilecekleri bir sistemi inşa etmelidir ki demokratik bir devlet yapılanması mümkün olsun. Demokratik bir devlet yapılanması olmadığında orada bir diktatörlük ve egemenlik gelişir; bu koşullarda özgür yaşayan halklardan söz edemeyiz” değerlendirmelerinde bulundu.
 
‘Savaşan halklar değil devlettir’
 
Her devletin bir halka dayanarak bir devlet kurma zihniyetine sahip olduğunu dile getiren Gülbahar Alpsoy, bunun da diğer halkların yok sayılmasına neden olduğunu kaydetti. “Bir Arap devleti dediğimizde orada bir milliyetçilik gelişir” diyen Gülbahar Alpsoy, milliyetçiliğin aynı zamanda halklara ırkçılığı enjekte ettiğine işaret etti. Gülbahar Alpsoy, “Halkları çatışmaya sürükleyen devlettir ve milliyetçiliktir. Halkların birlikte yaşamama gibi bir sorunu yoktur; savaşan halklar değil devlettir. Savaşa sürükleyen de uluslararası egemen güçlerdir. Savaştan en fazla faydalananlar, kendi sermayesini düşünen egemen güçlerdir. Bugün en doğru çözüm, Sayın Abdullah Öcalan’ın da ifade ettiği gibi; halkların kendi dilleri, kültürleri ve iradeleriyle yaşamalarını sağlayacak demokratik ulus, demokratik çözüm modelidir. Bu model egemenlerin işine gelmediği için, savaştan beslenen egemen güçler halkların birlikte yaşamasına olanak tanıyacak bir yerde durmuyor” sözlerini kullandı.
 
Türkiye’nin demokratik yerel yönetim çekincesi
 
Demokratik yerel yönetimin halkın kendisini ifade etmesinin önünü açtığını vurgulayan Gülbahar Alpsoy, sorunların tepeden çözülmesinin doğru olmadığını söyledi. Gülbahar Alpsoy, “Bu nedenle toplumsal sorunlar çözülemiyor. Toplum kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geliyor. Bu düzeyde bir toplumsal yozlaşmanın ortaya çıkmasının nedeni de budur. Demokratik yerel yönetim; halkların kendi bölgelerinde, kendi iradeleriyle seçtikleri karar mekanizmalarının işlediği bir sistemle gelişebilir. Böyle olmadığı sürece esas çözüm de ortaya çıkmıyor. Bir halkın kendisini yönetmesi, kendi ihtiyaçlarını karşılaması; doğal olarak devlete ihtiyaç duymadığı anlamına gelir. Bu da ihtiyaçların artık tepeden karşılanmaması demektir. Tekçi ve benmerkezci bir anlayış bunu kabul etmeyecektir. Türkiye bu noktada nerededir dersek; Türkiye’nin benmerkezci ve tekçi bir zihniyete sahip sistemi vardır ve bu sistem bunu karşılayabilecek durumda değildir” şeklinde konuştu.
 
‘Çetelerin savaş açtığı temel gerçeklik kadınlardır’
 
Gülbahar Alpsoy, Rojava Devrimi’nin bir kadın devrimi olduğunu hatırlattığı değerlendirmelerine şöyle devam etti: “Kadın öncülüğünde gerçekleşen bir devrim olmasından dolayı bugün Rojava’da çete gruplarının savaş açtığı temel gerçeklik kadınlardır. Kadınların özel olarak hedef alınması derinlikli biçimde ele alınmalıdır. Örgütlü kadın mücadelesinden korkan, bir kadın direnişi karşısında ne yapacağını şaşıran barbar çete grupları; esir aldıkları kadın savaşçılara zalimce saldırabiliyor, kafasına vurabiliyor, saçını kesebiliyor, binalardan atabiliyor. Bu durum, çetelerin kadınlardan duyduğu korkuyu açıkça ortaya koyuyor. Esir aldığı kadına zulmeden, direnen kadın karşısında korkan bir çeteden söz ediyoruz. Bir kadın savaşçının saçının kesilmesinin, sosyal medyada paylaşılmasının ardından, Kürt kadınları başta olmak üzere tüm dünyaya yayılan bir eylem gerçekleşti. ‘Örgülerimiz direnişimizdir, hafızamızdır’ denildi.
 
Kürt kadınların direnişi tüm dünya kadınlarını koruyan bir direniştir
 
Kadın direnişine karşı söz kurabilecek bir dönemi çoktan geride bıraktık. Çünkü tüm dünyaya mal olmuş bir Kürt kadın direnişi var. İlham kaynağı olan bir kadın gerçekliği bulunuyor. Kadınların özgürlük mücadelesi yaşamsallaşmış durumda ve bu gerçeklik tüm dünyanın görmesine neden oldu. Rojava’daki Kürt kadınlarının direnişi yalnızca kendi halkları ve toprakları için değil; egemen, özelde çete zihniyetine karşı bir kadın özgürlük mücadelesidir. Bu mücadele, aynı zamanda dünya kadınlarını koruyan bir mücadeledir. Örgüler yalnızca tek bir kadına ait değildir; orada Kürt kadınlarının ve dünya kadınlarının ortak bir direnişi vardır. Toprağa düşen her bir kadın, çeteler için farklı bir mesaj; bizler için ise bir direniş ruhudur. Bu direniş ruhu, özgürlük mücadelesinde yol almanın en güçlü hâline dönüşmüştür. Hiçbir ruh yalnız değildir. Ne başına vurularak işkence edilen kadın, ne saçı kesilen ne de bedeni binadan atılan kadın yalnızdır. Bu bir direniş, bir hafıza ve mücadele gerekçesidir. Bakûr’dan Başûr’a, Rojhilat’tan Rojava’ya, dünyanın dört bir yanına yayılan bir kadın direnişinden söz ediyoruz.”
 
‘Saldırılar Abdullah Öcalan’ın paradigmasına yöneliktir’
 
“Rojava’ya yönelik saldırılar Abdullah Öcalan’ın paradigmasına yapılan saldırılardır” diyen Gülbahar Alpsoy, Rojava’daki sistemin, Kürt Halk Önderi’nin paradigmasının can bulduğu bir yaşam sistemi olduğuna dikkat çekti. Gülbahar Alpsoy, “Rojava, tüm parçalarda yaşamsallaşması gereken bir modeldir. Egemen sistemlerin planlarını boşa çıkaran ve tüm halkların demokratik inşasını mümkün kılan bir sistem olduğu için Sayın Abdullah Öcalan hedef alınmaktadır. Sayın Abdullah Öcalan, son bir yıldır uzun yılların ardından sesini halka duyurmuş ve tüm halklara tek derdinin; halkların ortak bir biçimde kendi statülerini ve iradelerini ortaya koyabilecekleri, özgür yaşam koşullarını yaratabilecek demokratik bir sistem olduğunu ifade etmiştir. Bu sesi duyan ve destekleyen kesimler vardır. Bunlar çözüm ve demokrasiden yana olan kesimlerdir. En çok savaşı isteyen, körükleyen ve Sayın Abdullah Öcalan’ı hedef alan kesimler ise bedel ödemeyen kesimlerdir. Bizler bedel ödemekten korkmayan kesimleriz. Bunu yalnızca Kürt halkı açısından değil, tüm halklar adına ifade ediyoruz. Bugün Suriye’de katledilenler yalnızca Kürt halkı değildir; Dürziler, Aleviler ve Türkmenler de hedef alınmaktadır. Suriye’de hangi halkın kendi statüsü vardır, hangi halk özgür iradesiyle kendini ifade edebilmektedir? Bu nedenle tüm halkların, yaşadıkları coğrafyada kendi öz renkleriyle var olabilecekleri bir sisteme ihtiyaç vardır. Bu sistemi savunan ve bunun için mücadele eden adresi de biliyoruz. Yönümüzü o adrese çevirerek bunu esas almamız gerekiyor” dedi.
 
‘Kadınlar beklenti içerisinde olmadı, hakları için hep mücadele etti’
 
Gülbahar Alpsoy, son olarak şunları söyledi: “Bir ülkede demokratik sistem kurulmadığı, halkların sesi duyulmadığı ve benmerkezci yaklaşım sürdüğü sürece diktatörlük devam eder. Mevcut durumda Colani’nin ortaya koyduğu tablo da bundan çok uzak değildir. Bizler Colani’nin ya da devletlerin kadınlara hak ya da özgürlük tanıyacağına dair bir beklenti içerisinde değiliz. Egemen ve iktidar zihniyetine sahip bir yapının kadınlara hak tanıması mümkün değildir. Kadınlar hiçbir zaman bekleyen ya da isteyen yerde olmadı. Suriye gerçekliğinde de Colani’den hak tanıması beklenen bir durum yoktur. Kadınlar hiçbir yerde ve hiçbir parçada haklarını istemekle yetinmedi; her koşulda kendi hakları için mücadele eden ve örgütlenen yerde oldu ve olacaktır. Ulusal kimlik mücadelesi ne kadar gerekli ise, kadın kimliği ve varoluş mücadelesi de o kadar gereklidir. Kazanımlar vardır ve bu kazanımları büyütme mücadelesi sürecektir. Mücadelenin bittiği bir yerde değiliz; özgürlük koşullarında da özgürlük mücadelesi devam edecektir. Kadının özgürleşmesi, toplumun özgürleşmesi demektir ve bu gerçeklikten kimse kaçamaz. Toplumun özgür ve demokratik koşullarda yaşamasını istemeyen bir zihniyet, kadının önünü de açmayacaktır. Buna karşı en büyük savunmamız örgütlülüğümüzdür. Bugün de böyledir. Kendimizi örgütleyerek mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Bulunduğumuz coğrafyada yalnızca Kürt kadınları için değil, tüm dünya kadınları için bir mücadele yürütüyoruz. Çünkü tüm dünya kadınları bir tehdit altındadır ve özgürlükleri hedef alınmaktadır. Bu zihniyete karşı tüm kadınlarla birlikte özgürlük koşullarını yaratacağımıza inanıyorum.”