Gülfem Karataş: Dijital sansüre karşı örgütlülüğü büyütmeliyiz

  • 09:03 10 Eylül 2026
  • Güncel
Devrim Fındık
 
İSTANBUL - Gazeteci Gülfem Karataş, “Dijital sansür toplumun haber alma hakkı ile gazetecilerin mücadele ruhunu hedef alıyor” diyerek kadın gazetecileri yok saymak isteyen devlet aklına karşı tek seçeneğin örgütlülüğü büyütmek olduğunu belirtti. 
 
Dijital sansür, erişim engelleri, kapatılan dijital medya hesapları ve eril medya politikaları... İktidarın ve erkek egemen zihniyetin kadın gazetecilerin sahadaki sesini boğma ve kamusal alandaki görünürlüğünü yok etme çabaları katlanarak sürüyor. Ancak tüm bu çok katmanlı baskı, mobbing ve dijital ablukaya karşı kadın gazeteciler geri çekilmiyor; geliştirdikleri güçlü dayanışma ağları, alternatif yayıncılık kanalları ve bitmeyen mücadele ruhuyla hakikatin sesini çoğaltmaya devam ediyor. 
 
Mesleki deneyimlerin ve saha gerçekliğinin ışığında, kadın haberciliğinin baskılar karşısındaki direnişine dair Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu Sekreteryası üyesi Gülfem Karataş değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Cam tavanlar ve ev içi emek kadınları sektörün dışına itiyor’
 
Türkiye’de kadın gazeteci sayısının azımsanmayacak düzeyde olduğunu vurgulayan Gülfem Karataş, kadınların genellikle muhabir, spiker ya da editörlük gibi alanlarla sınırlandırıldığını ifade etti. Belli bir kıdemden sonra kadınların yükselmesinin erkeklere kıyasla oldukça zorlaştığını ve bir “cam tavan” engeliyle karşılaştıklarını belirten Gülfem Karataş, çocuk bakımı gibi ev içi görünmeyen emek yükünün de eklenmesiyle kadınların sektörde kalma oranının düştüğünü vurguladı. Sektördeki sirkülasyonun yüksekliğine dikkat çeken Gülfem Karataş, kadınların mesleğe başlamalarına rağmen evlilik, bakım sorumlulukları, düşük ücretler ve geçim sıkıntısı gibi nedenlerle gazeteciliği bırakmak zorunda kaldıklarını dile getirdi.
 
‘Mobbing, taciz ve eril şiddete rağmen meslek aşkıyla sahadayız’
 
Kadın gazetecilerin yalnızca mesleki zorluklarla değil, cinsiyetlerinden ötürü katmanlı şiddet biçimleriyle yüzleştiğini vurgulayan Gülfem Karataş, “Cinsiyetimizden ve kadın gazeteci olmamızdan kaynaklı fiziksel, sözlü, cinsel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddete hem de mobbinge maruz kalıyoruz. Bu şiddet kimi zaman patrondan, kimi zaman çalışma arkadaşımızdan, alandayken polisten, kimi zaman da haber kaynağımızdan geliyor. Bütün bu şiddet mağduriyetine rağmen işimize olan bağlılığımız ve hakikati duyurma ısrarımız nedeniyle sektörde kalıyoruz. Ancak bu durum kadın gazetecilerin ekstra çaba sarf etmesine ve yıpranmasına yol açıyor” şeklinde konuştu.
 
‘Orta Çağ’ın cadı avı zihniyeti bugün dijitalde sürüyor’
 
Medyadaki eril tahakkümün tarihsel kökenlerine ve günümüzdeki dijital yansımalarına dikkat çeken Gülfem Karataş, yaşanan engellemeleri şöyle özetledi: “Eril politikaların zihniyeti değişmedi; kadını yok sayan, kadının olmaması için çaba sarf eden anlayış bugün başka bir biçimde karşımıza çıkıyor. Orta Çağ'daki cadı yakma politikalarının günümüzdeki yansımasını yaşıyoruz. Dijital şiddet, yalnızca tanımadığımız hesapların saldırısı değildir. Bugün hesaplarımızın kapatılması, görünürlüğümüzün yok edilmesi ve kadınların evlere kapatılmaya çalışılması da bu şiddetin parçasıdır. Nitekim yakın zamanda TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu’nun X hesabı gerekçesiz şekilde kapatıldı. Tekrar açtık, tekrar kapatıldı. Binlerce takipçiden yüzlere düşürüldük. Erişimi engellemek, kadının sesini kesmek istiyorlar.”
 
‘Eril ittifaklara karşı tek sığınak kadın dayanışması’
 
Eril medya anlayışına ve baskılara karşı en güçlü yanıtın kenetlenmekten geçtiğini söyleyen Gülfem Karataş, haber takibinde yaşanan dayanışmanın hayati olduğunu belirtti. “Gazetecilik dayanışma meselesidir” diyen Gülfem Karataş, “Alanda haber yapmamız engellendiğinde bir kadın gazeteci yalnız kalırsa haber yapma imkanı sıfırlanır. Ancak kadınlar bir araya gelip ‘Hayır, biz bu haberi yapıyoruz’ dediğinde alan açılır. Erkek gazetecilerin arasındaki dayanışmaya kıyasla kadın gazeteciler arasındaki dayanışma çok daha güçlü. Çünkü yaşadığımız şiddetin temel kaynağı erkek ve eril politikalardır. Ortak sorunlara karşı kadın gazetecilerin dayanışma ağını büyütmesi bir tercihten öte acil bir ihtiyaçtır” diye konuştu.
 
‘Boyun eğmeyen mücadele ruhumuzu hedef alıyorlar’
 
Sansür ve baskıların arkasındaki iki temel nedeni açıklayan Gülfem Karataş, iktidar aklının toplumun haber alma hakkı ile kadınların direniş ruhunu hedef aldığını kaydetti. Gülfem Karataş, sansürün iki ayağı olduğunu söyleyerek, “Birincisi halkın haber alma hakkını engellemek, kamuoyu oluşmasını önlemek ve her türlü politikayı rahatça uygulayabilmek. Bu süreç genelde gözaltı ve tutuklamalarla sonuçlanıyor. İkinci ayağı ise kadın gazetecilerin o mücadele ruhunu yok etmeye çalışmak. Birçok erkek gazeteci sansüre kolayca boyun eğerken, biz kadınlar doğduğumuz andan itibaren cinsiyetimizden dolayı bu mücadelenin içine doğuyoruz. Yaratıcı ve alternatif yollar bulmakta ısrarcıyız. Özgür basının ve kadın gazetecilerin hesaplarının sıklıkla kapatılması, onların egemenler tarafından ne kadar büyük bir tehdit olarak görüldüğünün kanıtıdır” dedi.
 
‘Uluslararası alanda hukuksuzluğu anlatmak zorlaşıyor’
 
Gülfem Karataş, Türkiye’de haberciliğin doğrudan devlet tarafından tehdit olarak kodlandığını ve bu durumun uluslararası camiada anlatılmasında güçlük çekildiğini dile getirdi. Uluslararası toplantılarda cam tavan, mobbing, işe alımlardaki ayrımcı sorular ve dijital şiddet gibi sorunların tüm dünyadaki kadın gazetecilerin ortak derdi olduğunu belirten Gülfem Karataş, buna karşın Türkiye’deki muhalif ve özgür basının doğrudan devlet tarafından bir tehdit olarak görülmesi durumunu, yurt dışındaki yapılara aktarmanın zorluklarına değindi. Karşılarında tecrübe etmedikleri bir devlet aklı bulunduğunu ifade eden Gülfem Karataş, kapatılan hesaplar konusunda resmi bir muhatap ya da hukuki bir gerekçe sunulamadığını, hukuk yolunun ise tıkandığını kaydetti. Bu nedenle uluslararası dayanışmayı inşa etmenin güçleştiğine vurgu yapan Gülfem Karataş, MeToo benzeri küresel dalgalar yaratarak ortak zeminde buluşmanın zorunlu olduğunu belirtti.
 
‘Ayrışmayı bırakmalı, ilkeli mesleki siper oluşturmalıyız’
 
Baskılara karşı ortak mücadele hattının nasıl kurulması gerektiğine dair meslek örgütlerine ve gazetecilere çağrıda bulunan Gülfem Karataş, iktidarın “böl, parçala, yok et” anlayışıyla hareket ettiğini ve gazetecilerin de zaman zaman bu tuzağa düşerek birbirlerini kriminalize eden ayrışmalara sürüklendiğini söyledi. Bu tür ayrışmaların mesleki direnişi zayıflattığına dikkat çeken Gülfem Karataş, kurumuna ya da kimliğine bakılmaksızın gazetecilik faaliyetinin amasız bir şekilde savunulması durumunda dayanışmanın örgütlenebileceğini ve sendikal çatı altında birleşmenin hayati önem taşıdığını vurguladı.
 
‘TGS olarak kadın gazetecilere hukuki ve psikolojik kalkan oluyoruz’
 
Sendikal örgütlülüğün hem hukuki bir zırh hem de psikolojik bir güç kaynağı olduğunu hatırlatan Gülfem Karataş, gözaltı gibi durumlarda sendika kimliğinin mesleki faaliyeti kanıtlayan resmi bir unsur olduğuna işaret etti. Komisyon olarak kadın gazetecilere yaşadıkları mobbing, baskı ve dijital şiddete karşı hem hukuki hem de ücretsiz psikolojik destek sunduklarını belirten Gülfem Karataş, yapılan araştırmaların sadece dinlenmenin ve konuşmanın dahi kadın meslektaşlarına güç verdiğini söyledi. Muhatabı bulunmayan dijital şiddet gibi alanlarda örgütlü yapıların güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Gülfem Karataş, kadın mücadelesinin yalnızca 8 Mart ya da 25 Kasım gibi sembolik günlere sıkıştırılamayacağını, tüm kadın gazetecilerin sendikal ve komisyon ağlarında bir araya gelerek mücadeleyi her gün büyütmesi gerektiğini ifade etti.