Üç sözcük bir felsefe (3)
- 09:01 13 Eylül 2026
- Dosya
‘Jin Jiyan Azadî durdurulamaz bir harekete dönüştü’
Melek Avcı
ANKARA - Tüm baskılara rağmen dört yılın ardından bugün “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının yarattığı değişimden vazgeçmeyi reddeden bir toplum ittifakı olduğunu söyleyen Hermineh Hordad, “Bu hareket insanların eşitlik, özgürlük ve onur talebinden doğuyor. Bu nedenle hiç kimse onu basitçe reddedemez ya da ortadan kaldıramaz” dedi.
İran’ın başkenti Tahran’da “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle İrşad devriyeleri (ahlak polisleri) tarafından 13 Eylül 2022 tarihinde gözaltına alınan Jina Emînî'nin, katledilmesinin ardından dört yıl geçti. Dört yılda İran rejimi toplum ve kadınlar üzerinde baskı ve şiddet mekanizmalarını arttırırken, diğer yandan toplumsal eylemlerde örgütlenmeye devam etti. İran rejimi ise demokrasi, özgürlük ve eşitlik taleplerini sokaklarda haykıran halkı, eylemcileri, politik kesimlerin birçoğunu ajanlaştırma politikaları altında gözaltına aldı, cezaevlerinde kaybettirdi, idamla katletti. Tüm bunlara rağmen savaş koşullarında direniş hala diri, İran sokaklarında kadınlar başörtülerini takmadan direniş göstermeye devam ediyor, eylemliliklerini sürdürüyor, demokrasi çağrısı yapıyor.
Dosyamızın üçüncü bölümünde, siyasetçi ve insan hakları aktivisti Hermineh Hordad ile “Jin, Jiyan, Azadî”nin İran toplumunda yarattığı değişimi, farklı halklar arasında kurduğu ortak mücadele zeminini ve kadınların baskılara rağmen genişlettiği siyasal ve toplumsal alanı konuştuk.
‘Bugün çok daha fazla dayanışma görüyoruz’
Hermineh Hordad, Jina Emînî’nin katledilmesinden dört yıl sonra İran’da birçok şeyin eskisi gibi olmadığını söyledi. En gözle görülür değişikliğin ise İran’daki halklar arasındaki diyalog olduğunu belirten Hermineh Hordad, “O zamandan bu yana İran’da birçok şeyin değiştiğini düşünüyorum. En önemli değişimlerden biri, farklı kimliklerden ve topluluklardan insanların birbirlerinin deneyimleri konusunda daha fazla farkındalık kazanmış olmasıdır. Bugün çok daha fazla dayanışma görüyoruz. Örneğin insanlar artık temel haklardan, sağlık hizmetlerinden, sudan ve hatta kimlik belgelerinden dahi yoksun yaşayan Beluç kadınların ve kız çocuklarının durumundan daha fazla haberdar” dedi.
Jin, Jiyan, Azadî’nin bir araya getirdikleri…
Toplumun politik olarak daha örgütlü bir yapıya kavuştuğunu belirten Hermineh Hordad, “Kadın hakları, feminizm ve eşitlik de toplumda çok daha fazla yer edinmiş durumda. Rejim bu düşünceleri hâlâ suç sayıyor ancak toplum bunları giderek daha fazla tanıyor ve kabul ediyor. Siyasal olarak da insanlar daha fazla bilinçlendi. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ yalnızca kadınlarla ilgili değildi; özgürlük, onur ve ekonomik adalet meselelerini bir araya getirdi. Benim için tüm bu saydıklarım yalnızca birbirinden ayrı mücadeleler değil. Bunlar, son derece organik, sahici ve İran toplumunda kök salmış bir hareketin doğal biçimde bütünleşmesinin parçalarıdır” diye belirtti.
‘Rejim 2022 öncesi denetimi artık tesis edemiyor’
Kadınların, hareketin en güçlü itici gücü olarak bu eylemleri sürdürdüğünü hatırlatan Hermineh Hordad, “Gösteriler gündelik yaşamın içine evrildi çünkü bir hareketin sürdürülebilmesi için yalnızca sokaklarda var olması mümkün değildir. İnsanlar hareketi bizzat yaşıyor. Bugün, kadınların başörtüsü takıp takmamaya kendilerinin karar vermesi gerektiği toplumda çok daha fazla kabul görmüş durumda. Artık çok az insan, bir kadınla karşı karşıya gelip ona nasıl giyinmesi gerektiğini söyleme hakkını kendinde görebilir. Rejim elbette tutumunu değiştirmedi. Toplumu denetim ve düzen altına almaya çalışmak için başörtüsü yasasını ve resmî otoritesini kullanmaya devam ediyor. Ancak 2022 öncesinde sahip olduğu kontrolü yeniden tesis ettiğini söyleyemem. Kamusal alan değişti. Artık insanlar tarafından işgal ediliyor, kontrol ediliyor ve bu, hareketin en önemli yönlerinden biridir” sözlerini kullandı.
‘Jin, Jiyan, Azadî farklı halklar arasında ortak bir zemin yarattı’
“Jin, Jiyan, Azadî” sloganının köklerinin Kürt kadın hareketine dayanmasına değinen Hermineh Hordad, sloganın İran toplumuna yayıldıktan sonra farklı halkları ve toplumsal kesimleri buluşturan ortak bir mücadele zeminine dönüştüğünü belirterek, “Elbette, politik bir sloganın ya da manifestonun kökenleri önemlidir. Ancak insanların dünyanın başka bir yerinden politik fikirleri alıp onları kendilerine mal etmeleri ve dönüştürmeleri de tamamen normaldir. Marksizm, liberalizm ve diğer birçok politik gelenek bunun örnekleridir. Benim için önemli olan, ‘Jin, Jiyan, Azadî’ İran toplumuna girdiğinde ona ne olduğudur. Jina Kürt bir kadındı ancak Tahran’daki Kasra Hastanesi’ndeyken birçok insan hastanenin dışında toplandı. Ölümünün ardından Tahran’dan ve İran’ın diğer birçok bölgesinden insanlar cenazesine katıldı. Niloofar Hamedi ve Elaheh Mohammadi gibi gazeteciler yaşananları belgeledi ve bunları daha geniş kamuoyuna taşıdı. Sloganın kadınlarla ve zorunlu başörtüsüyle görünür bir bağlantısı olabilir ancak anlamı çok daha derindir. Toplumsal cinsiyeti, etnisiteyi, özgürlüğü, onuru ve eşitliği birbirine bağlar. İran’daki farklı halklar ve topluluklar arasında ortak bir zemin yaratan da budur” diye belirtti.
‘Toplumsal ittifak ortadan kaybolmadı’
Jina’nın katledilmesinin ardından başlayan toplumsal ittifakın izlerinin hâlâ güçlü bir şekilde sürüp sürmediğine dair ise Hermineh Hordad şunları belirtti: “Kesinlikle devam ediyor. Bence bugün tek bir hareketten ziyade birbiriyle bağlantılı hareketler görüyoruz. Farklı gruplar; öğrenciler, işçiler, kadınlar, gençler ve farklı topluluklar, içinde bulundukları koşullara bağlı olarak kendilerini farklı biçimlerde ifade ediyorlar. Bazen bu bir protesto, bazen bir grev, bazen de gündelik yaşam içinde bir direniş eylemi oluyor. Jina’nın ölümünün ardından görünür hâle gelen toplumsal ittifak ortadan kaybolmadı. Daha bağlantılı ve organik hâle geldi ve İran toplumunun farklı katmanlarında farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Ancak ne yazık ki aktivistler üzerindeki yoğun baskının ve hapsedilmelerin yanı sıra idamlar da devam etti. Baskı yalnızca aktivistlerin kendileriyle sınırlı kalmıyor. Devlet, onların aileleri ve arkadaşları üzerinde de baskı kuruyor. Rejim bu şekilde, siyasi ve toplumsal aktivizmin bedelini yalnızca şiddet ve hapis yoluyla değil, sesini yükseltmeyi ya da katılım göstermeyi seçen herkes için kişisel sonuçları çok daha ağır hâle getirerek artırmaya çalışıyor. Cezaevlerindeki insanlarla bağlantı kurmak kolay değil ancak özellikle tutsakların aileleri aracılığıyla bu mümkün. Siyasi tutsaklar, mektuplarını ve tanıklıklarını dışarıya ulaştırmanın farklı yollarını buldular. Tarih bize bunu gösteriyor. Yıllar, hatta on yıllar sonra siyasi tutsakların tanıklıklarını okuduğumuzda, sözlerini cezaevinin dışına nasıl ulaştırmayı başardıklarını çoğu zaman keşfediyoruz. Bu nedenle tutsakların idam cezasına karşı kolektif direnişini çok güçlü buluyorum. Onlar yalnızca kendileri için direnmiyorlar; seslerini cezaevi duvarlarının ötesine duyuruyorlar.”
‘Baskı, kadınları yeniden sessizliğe itme girişimidir’
Kadınları hedef alan idam ve ağır cezalandırma politikaları ile kadınların “Jin, Jiyan, Azadî” eylemlerinin ardından kazandıkları siyasal ve toplumsal alan arasında bir bağ olduğunu belirten Hermineh Hordad, “Aralarında açık bir bağlantı görüyorum. Hükümet meşruiyet eksikliği yaşıyor ve meşruiyet zayıfladığında toplumu kontrol etmek için güç ve korkuya daha fazla başvuruyor. Bu nedenle özellikle mevcut düzene meydan okuyanlara karşı hapis, işkence, ağır cezalar ve idamlar görüyoruz. Kadınlar, Jin, Jiyan, Azadî hareketinin ardından daha fazla siyasal ve toplumsal alan kazandı ve bence rejim bunu kendi kontrolüne yönelik bir tehdit olarak görüyor. Baskı, birçok açıdan kadınları yeniden sessizliğe itme girişimidir. İran’daki idamları ve diğer insan hakları ihlallerini belgeleyen çeşitli insan hakları örgütleri var. Ülkenin içinden gerçeğe ulaşmak son derece zor ancak bu örgütler yaşananları belgelemek için profesyonel ve titiz bir şekilde çalışıyor. Benim için onların yaptığı belgeleme çalışmaları çok önemli çünkü bu çalışmalar, idamları münferit olaylar olarak değil, devlet baskısının ve insan hakları ihlallerinin daha geniş bir örüntüsünün parçası olarak görmemizi sağlıyor” ifadelerini kullandı.
‘Devlet şiddeti ve erkek şiddetinin temelinde aynı sistem var’
İran’da kadınlara yönelik devlet şiddeti ile toplumda ve aile içinde artan erkek şiddeti arasındaki bağa dikkat çeken Hermineh Hordad, her iki şiddet biçiminin temelinde kadınlar üzerinde denetim kuran daha geniş bir sistem bulunduğunu belirterek, “İran toplumunun tamamını dışarıdan göremeyiz. Bize hiçbir zaman ulaşmayan pek çok şey yaşanıyor ancak bunların sonuçları kadın katliamlarında ve kadınlara yönelik diğer şiddet biçimlerinde görülebiliyor. Devlet şiddeti ile kadınlara yönelik şiddeti tamamen birbirinden ayrı olgular olarak ele almamız gerektiğini düşünmüyorum. Aralarında daha derin bir bağlantı var: Rejimin İslami ideolojisi tarafından pekiştirilen ataerki. Aynı zamanda kadın katliamlarının ve kadınlara yönelik şiddetin nasıl ele alındığı ve cezalandırıldığı da dâhil olmak üzere yasa, birçok açıdan kadınlara karşı ayrımcıdır. Dolayısıyla yalnızca bireysel şiddet eylemlerinden söz etmiyoruz. Aynı zamanda çoğu zaman kadınları korumakta başarısız olan hukuki ve toplumsal bir sistemden de söz ediyoruz. Şiddetin biçimleri farklı olabilir ancak kadınlar ve kadınların özgürlükleri üzerinde denetim kuran aynı geniş sistem içerisinde işliyor” dedi.
‘Dünya onu duydu ve mesajını aldı’
Tüm baskılara rağmen dört yılın ardından bugün “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının yarattığı değişimden vazgeçmeyi reddeden bir toplum ittifakı olduğunun altını çizen Hermineh Hordad, toplumun 2022 öncesine dönemeyeceğini söyledi. Hermineh Hordad, “Bence yeni bir genç kadın kuşağı, 2022 öncesindeki duruma geri dönmek istemediğine dair son derece net bir anlayışla büyüdü. Bunu ciddi bir şekilde reddediyorlar. Ancak bunun yalnızca genç kadınların hareketi olmadığını hatırlamak önemli. Daha yaşlı kuşaklar da her biri kendi biçiminde ve kendi deneyimleriyle onların yanında. Farklı kuşaklar birlikte hareket ediyor ve bu da bu hareketin güçlü yanlarından biri. Tam da bu nedenle başlangıçta bu hareketi organik olarak gördüğümü söyledim. Bu hareket, insanların eşitlik, özgürlük ve onur talebinden doğuyor. Bu nedenle hiç kimse onu basitçe reddedemez ya da ortadan kaldıramaz. Devam edebilmek ve kendisini sürdürebilmek için farklı biçimler alabilir ancak arkasındaki enerji hâlâ varlığını koruyor. Hiç kimse onu kolayca durduramaz ya da sahiplenemez. Ve ‘Jin, Jiyan, Azadî’nin İran’ın sınırları içinde kalmadığını hatırlamalıyız. Dünyaya yayıldı ve dünyanın birçok farklı yerindeki insanlar onu duydu ve mesajını anladı” diye konuştu.







