Gerillanın dönüşü devletleri nasıl dönüştürdü?
- 09:01 18 Eylül 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA- Dünyanın farklı coğrafyalarında silahlı mücadelede komutanlık ve örgütleyicilik yapan kadınlar, çatışmaların sona ermesinin ardından parlamentolardan hükümetlere, devlet kurumlarından müzakere masalarına uzanan yeni bir siyasal dönemin kurucu aktörleri oldu. Dünya deneyimleri, kadınların yalnızca savaşın değil, barışın ve demokratik dönüşümün de öznesi olduğunu gösteriyor.
Dünyanın farklı coğrafyalarında uzun yıllar süren çatışmalarda kadınlar; gerilla, komutan, örgütleyici ve siyasi aktör olarak yer aldı. Kürdistan’ın dağlarından Nepal’in köylerine, Kolombiya’nın ormanlarından Kuzey İrlanda’nın işçi mahallelerine uzanan mücadelelerde kadınlar, yalnızca iktidarlara karşı değil, erkek egemen sisteme ve kadın köleliğinin tarihsel temellerine karşı da mücadele yürüttü.
Çatışmaların sona ermesi ve müzakere süreçlerinin başlamasıyla kadınların mücadelesi de yeni bir döneme taşındı. Silahlı mücadelede yer alan kadınların bir bölümü parlamentolarda, hükümetlerde, devlet kurumlarında ve müzakere masalarında yer alarak yıllar içinde edindikleri siyasal ve örgütsel birikimi yeni döneme taşıdı.
Üç bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde, kadın gerillaların silahlı mücadeleden siyasete uzanan yolculuğunu ve üstlendikleri rolleri dünya deneyimleri üzerinden ele alıyoruz.
Sözleri ve deneyimleri güçlü bir silaha dönüştü
Kadınlar bu süreçlerin yalnızca sonuçlarına maruz kalanlar değil, mücadelenin doğrudan özneleriydi. Nepal'in dağlarında Maoist gerilla, Kolombiya'nın ormanlarında FARC savaşçısı ve komutanı, Kuzey İrlanda'da IRA üyesi, Güney Afrika'da apartheid rejimine karşı MK kadrosu oldular. Bu dönüşümün kadınlar açısından ise başka bir anlamı vardı. Çünkü kadınlar yalnızca savaşların mağdurları değildi. Nepal'in dağlarında Maoist gerilla, Kolombiya'nın ormanlarında FARC savaşçısı ve komutanı, Kuzey İrlanda'da IRA üyesi, Güney Afrika'da apartheid rejimine karşı MK kadrosu oldular. Bazıları yıllarını cezaevinde geçirdi, bazıları ise yeraltında yaşadı. Barışa giden müzakere yolu açıldığında ise aynı kadınlar, sözlerini ve deneyimlerini güçlü bir silaha dönüştürdü. Devletlerin parlamentolarına girdi, bakan oldu, hükümetlerde görev aldı; bazıları ise yıllar sonra bu kez başkaları için barış müzakeresi masaları kurdu. Bugün Türkiye'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte müzakere sürecinin ikinci aşaması yürütülürken, kendi hikâyesini yazan kadın gerillaların döndükten sonraki kaderini başkaları konuşuyor, tepkiler ölçülüyor, meraklı sorular soruluyor. Kadın köleliğine, kimliğin reddine ve varlığın inkârına karşı çıkarak Kürdistan Dağları, Vietnam Bataklıkları ve Amazon Ormanları’nda özgürlük tarihini yeniden yazmak için bir toplumun kaderini belirleyen bu kadınlar, kendi kaderlerini bir halkla birlikte yine kendileri yazacak.
Bu hikâyeler, barış süreçlerinin belki de en zor sorularından birini ortaya çıkarıyor: Mücadelenin en üst komutasında özne olmuş kadınlar, barışın da kurucu öznesi olamaz mı? Dünya çatışma çözümü deneyimlerine baktığımızda, gerilla saflarından demokratik siyasete dâhil olarak bir sistemin dönüşümünü yaratan kadınların hikâyeleri karşımıza çıkıyor. Böylece sorunun cevabı “evet”e dönüşüyor.
Hisila Yami: Yeraltından bakanlığa
Nepal'in Maoist Halk Savaşı'nın en önemli kadın figürlerinden Hisila Yami'nin yaşamı, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri. Hisila Yami'nin hikâyesi, diğer birçokları gibi bir gerilla kampında başlamamıştı. Mimarlık eğitimi aldı, akademisyen oldu ve Nepal'deki Institute of Engineering'de 13 yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı. Ancak Nepal Komünist Partisi, 13 Şubat 1996'da “Halk Savaşı”nı başlattığında Hisila Yami akademik yaşamını bırakarak yeraltına geçti. On yaşındaki kızını ise kız kardeşine emanet etti. Hisila Yami, zaman içerisinde Maoist hareketin merkez kadrosuna yükseldi. 2001'de Merkez Komitesi'ne, 2004'te Politbüro'ya girdi ve partinin Kadın Departmanı'nın başında bulundu. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Ancak Hisila Yami'nin hikâyesi yalnızca devletle çatışmasından oluşmadı; kendi örgütü içerisindeki iktidar mücadelelerini de yaşadı. 2005'te Baburam Bhattarai ile birlikte parti yönetimiyle yaşanan anlaşmazlık sonucunda görevlerinden alındı ve Halk Kurtuluş Ordusu'nun gözetimi altında tutuldu. Daha sonra yeniden yönetime döndü.
21 Kasım 2006'da imzalanan Barış Anlaşması, yaklaşık on yıl süren savaşı sona erdirdi. Yalnızca birkaç ay sonra ise bir görüntü ortaya çıktı… Bir dönem Nepal devletinin arananlar listesinde olan Hisila Yami, Ocak 2007'de Maoistlerle birlikte geçici parlamentoya girdi. Nisan ayında ise Fiziksel Planlama ve Bayındırlık Bakanı oldu. Ardından Kurucu Meclis'e seçildi ve Turizm ve Sivil Havacılık Bakanlığı da yaptı.
Pampha Bhusal: Halk Savaşı'nın merkezinden hükümete
Nepal'deki ikinci önemli kadın savaşçı ise Pampha Bhusal. Pampha Bhusal, Maoist Halk Savaşı başladığında partinin Merkez Komitesi'ndeki tek kadındı. Silahlı mücadele başlamadan yalnızca günler önce, Maoistlerin monarşinin kaldırılmasından yeni bir anayasal düzene kadar uzanan taleplerini hükümete ileten heyette de yer aldı. Savaşın ardından Maoistlerin legal siyasal sisteme geçmesiyle Pampha Bhusal'ın konumu da değişti. 2007'de Maoistlerin yeniden hükümete katılmasıyla Kadın, Çocuk ve Sosyal Refah Bakanı oldu. Ardından Kurucu Meclis'e seçildi; sonraki yıllarda Genel İdare Bakanlığı, çok daha sonra ise Enerji, Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı yaptı.
Victoria Sandino: FARC komutanlığından barış masasına
Kolombiya’da kadınların silahlı mücadeleden barış sürecine taşıdığı deneyimin önemli isimlerinden biri Victoria Sandino. Asıl adı Judith Simanca Herrera olan Victoria Sandino, uzun yıllar FARC-EP saflarında mücadele etti ve FARC’ın 21’inci Cephesi’nde komutanlık düzeyine kadar yükseldi. Ancak Victoria Sandino’nun siyasal yolculuğu, silahlı mücadeleden doğrudan parlamentoya geçişle sınırlı kalmadı. Önce gerilla komutanlığından barış müzakereciliğine geçti. Kolombiya hükümeti ile FARC arasında Havana’da yürütülen görüşmelerde FARC heyetinde yer alan Victoria Sandino, kadın örgütlerinin barış görüşmelerinde yürüttüğü mücadelenin ardından 2014’te kurulan Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonu’nda da FARC tarafının önemli temsilcilerinden biri oldu. Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonu, Kolombiya barış sürecinin ayırt edici mekanizmalarından biri hâline geldi. Kadınların savaş sırasında yaşadıklarının, siyasal katılımlarının, toprak üzerindeki haklarının ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin barış anlaşmasının farklı bölümlerine yansıtılması için çalışmalar yürütüldü. 2016 Barış Anlaşması’nın ardından FARC’ın silahlı örgütten siyasi partiye dönüşmesiyle Victoria Sandino da legal siyasete geçti ve 2018’de Kolombiya Senatosu’na girdi.
Sandra Ramírez: 35 yıllık gerilla yaşamından Senato’ya
Sandra Ramírez’in mücadele yaşamı, Kolombiya’daki çatışmanın neredeyse tamamına yayılan uzun bir dönemi kapsıyor. Asıl adı Griselda Lobo Silva olan Sandra Ramírez, 17 yaşındayken FARC çevresine girdi ve 1982’de örgüte resmen katıldı. FARC içerisinde askerî eğitim aldı, sağlıkçı olarak yetişti, daha sonra fotoğrafçılık yaptı ve örgütün üst yönetiminin bulunduğu yapılarda görev aldı. Sandra Ramírez toplam 35 yıl FARC içerisinde kaldı. Havana’daki barış görüşmelerine katılan FARC heyetinin kadın üyelerinden biri olan Sandra Ramírez, 2016 anlaşmasının ardından FARC’ın kurduğu siyasi partinin ulusal yönetimine seçildi. 2018’de Kolombiya Senatosu’na girdi. Sandra Ramírez, Senato’da çeşitli komisyonlarda görev aldı ve 2020’de Senato’nun ikinci başkan yardımcılığına seçildi. Böylece 35 yıl FARC saflarında yer alan Sandra Ramírez, barış anlaşmasından dört yıl sonra Kolombiya Parlamentosu’nda insan hakları alanındaki kurumsal mekanizmalardan birinde yönetici konumuna geldi. Kolombiya deneyiminin önemli yanlarından biri de burada ortaya çıkmıştı. Barış, silahlı mücadeleden çıkanların siyasal ve toplumsal yaşamdan çekilmesi üzerine değil, onların demokratik siyasal alanda yer alabilmesinin koşullarının oluşturulması üzerine de kuruldu.
Martina Anderson: IRA’dan Stormont’a ve Avrupa Parlamentosu’na
Avrupa’daki dikkat çekici örneklerden biri de Kuzey İrlanda’dan Martina Anderson. Derry’nin Bogside bölgesinde büyüyen Martina Anderson, genç yaşta İrlanda cumhuriyetçi hareketine katıldı ve Provisional IRA üyesi oldu. 1986’da Britanya’da karıştığı bir eylem nedeniyle ömür boyu hapis cezası alan Martina Anderson, yaklaşık 13 yıl cezaevinde kaldı. Martina Anderson, 1998 Belfast/Hayırlı Cuma Anlaşması’nın tutsakların erken tahliyesine ilişkin hükümleri kapsamında Kasım 1998’de serbest bırakıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra Sinn Féin içerisinde siyasete giren Martina Anderson, 2007’de Kuzey İrlanda Meclisi’ne seçildi. Ardından Kuzey İrlanda hükümetinde First Minister ve deputy First Minister Ofisi’nde Junior Minister olarak görev yaptı. 2012’de Avrupa Parlamentosu’na geçen Martina Anderson, 2020’ye kadar Avrupa Parlamentosu üyesi olarak görev yaptı. Martina Anderson, 2026’da yayımlanan Choosing the Struggle (Mücadeleyi Seçmek) adlı otobiyografisinde de kendi yaşamını, çatışma yıllarını, cezaevini ve sonrasındaki siyasi hayatını anlatıyor.
Carál Ní Chuilín: Eski IRA üyesinden bakana
Kuzey İrlanda’daki bir diğer örnek Carál Ní Chuilín. Carál Ní Chuilín, Provisional IRA içerisinde aktif olarak yer aldı. 1989’da tutuklandı ve birçok suçtan ağır cezalar aldı. Cezaevindeyken eğitimine devam eden Carál Ní Chuilín, serbest kaldıktan sonra cumhuriyetçi eski tutsakların toplumsal yaşama dönüşüne ilişkin çalışmalarda yer aldı. Daha sonra Sinn Féin içerisinde siyasete geçti. 2007’de Kuzey İrlanda Meclisi’ne seçilen Carál Ní Chuilín, 2011’de Kuzey İrlanda hükümetinin Kültür ve Sanat Bakanı oldu ve bu görevi 2016’ya kadar sürdürdü. 2020’de ayrıca geçici olarak Topluluklar Bakanlığı görevini üstlendi.
Mary McArdle: Cezaevinden bakanlık bünyesine
Mary McArdle’ın hikâyesi ise çatışma sonrasındaki siyasal dönüşümün başka bir boyutunu gösteriyor. Provisional IRA üyesi olan Mary McArdle, ağır bir suçtan ceza alarak uzun yıllar cezaevinde kaldı. 1998 Good Friday Agreement’ın erken tahliye hükümleri kapsamında serbest bırakıldı. Mary McArdle, 2011’de Carál Ní Chuilín’in bakanlık özel danışmanı olarak atandı. Mary McArdle seçilmiş bir milletvekili ya da bakan değildi. Ancak eski bir IRA mensubu olarak doğrudan Kuzey İrlanda hükümet mekanizması içerisinde resmî bir görev üstlendi.
Lindiwe Sisulu: MK’nin askerî istihbaratından Savunma Bakanlığı’na
Güney Afrika’da Lindiwe Sisulu’nun yaşamı, devlet kurumlarına geçişin en sembolik örneklerinden birini oluşturuyor. Apartheid karşıtı mücadelenin önemli isimleri Walter Sisulu ve Albertina Sisulu’nun kızı olan Lindiwe Sisulu, siyasi faaliyetleri nedeniyle 1975-1976 döneminde gözaltında tutuldu. Serbest bırakıldıktan sonra sürgüne çıkan Lindiwe Sisulu, 1977’de ANC’nin silahlı kanadı Umkhonto we Sizwe’ye (MK) katıldı. Askerî eğitim aldı ve özellikle askerî istihbarat alanında uzmanlaştı. 1990’da ANC üzerindeki yasağın kaldırılması ve apartheid rejiminin sona ermesine yönelik müzakere sürecinin başlamasıyla Güney Afrika’ya dönen Lindiwe Sisulu, müzakere döneminde ANC’nin istihbarat ve geçiş mekanizmalarında çalıştı. 1994’te demokratik seçimlerin ardından parlamentoya girdi. Sonraki yıllarda İçişleri Bakan Yardımcılığı, İstihbarat Bakanlığı, Konut Bakanlığı ve başka birçok hükümet görevinin ardından 2009’da Savunma ve Askerî Gaziler Bakanı oldu. Apartheid devletine karşı mücadele eden silahlı hareketin askerî istihbaratında eğitim alan Lindiwe Sisulu, demokratik geçişten yıllar sonra ülkenin ordusundan sorumlu bakan oldu.
Neyi başardılar?
Hisila Yami’nin Nepal’deki yeraltı yaşamı, Victoria Sandino’nun Kolombiya ormanlarından Havana’daki müzakere masasına geçişi, Martina Anderson’ın cezaevinden Stormont’a uzanan siyasal yolculuğu ve Lindiwe Sisulu’nun apartheid karşıtı silahlı mücadeleden Savunma Bakanlığı’na uzanan deneyimi, birbirinden farklı tarihsel koşullarda ortaya çıktı. Bu isimler, binlerce kişi arasından yalnızca birkaçı olarak sıralanabilir. Ancak tüm bu deneyimlerin ortaklaştığı bir nokta vardı. Dünya örneklerinde silahlı mücadeleyi bırakan gerillaların hangi siyasal, toplumsal ve kurumsal alanlarda yer alacağı, sahip oldukları örgütsel ve politik deneyimin yeni döneme nasıl taşınacağı da sürecin temel başlıklarından biri oldu. Silahlı mücadeleye katılan kadınlar, yalnızca askerî bir yapının üyeleri olmadı. Birçok örnekte ailede, toplumda ve siyasette kendilerine biçilen rolleri aşarak örgütleyen, yöneten, karar alan ve toplumsal ilişkileri dönüştüren siyasal özneler hâline geldiler. Kolombiya’da kadınların mücadelesi, barış masasının yapısını değiştirdi ve Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonu’nun kurulmasına kadar uzandı. Nepal’de ise kadınlar, silahlı mücadelenin güçlü bir bileşeni olmalarına rağmen barış masasında aynı ölçüde temsil edilmedi. Kuzey İrlanda’da eski IRA üyelerinin parlamentoya ve hükümete geçişi, bir yandan siyasal alanı genişletirken diğer yandan adalet ve hafıza tartışmalarını gündemde tuttu.
Hükümetler ve sistemler dönüştü
Dünya deneyimlerinde bir dönemin kadın gerillaları, barış süreçlerinin ardından demokratik siyaset kanallarında ve parlamentolarda yasa yaptı, hükümetlerde bakanlık yürüttü, yerel yönetimlerde sorumluluk aldı ve barış müzakerelerine yön verdi. Bu geçiş, yalnızca kendilerinin gelerek rol üstlenmesinden ibaret kalmadı. Parlamentonun, devlet kurumlarının ve siyasal alanın da yeni aktörlerle karşılaşması ve onların deneyimlerinden beslenmesi anlamına geldi. Bu deneyimle yüz yüze gelme hâli, hükümetleri ve sistemleri dönüştürdü.
Toplum muazzam deneyimin katkısına hazırlanmalıdır
Türkiye’ye dönecek gerillaların yıllar boyunca taşıdıkları örgütlenme deneyimi, siyasal birikim, kolektif yaşam pratiği ve toplumsal mücadele hafızası da benzer biçimde yalnızca geçmişe ait değil. Bu birikim; demokratik siyasete, yerel yönetimlere, kadın örgütlenmelerine ve toplumsal kurumların damarlarına doğru akacak. Özellikle mücadele içerisinde komutanlık yapan, örgütleyen, karar alan ve kadın köleliğini yıkma mücadelesi veren kadınların dönüşü ile yıllar içinde kazandıkları siyasal deneyimin barışın kuruluşuna taşınması, aynı zamanda erkek egemen siyaset ve kurumların dönüşümü açısından da bir imkân yaratacak. Bu nedenle Türkiye’de sürecin sorusu yalnızca “Gerillalar döndüklerinde ne olacak?” değil. Asıl soru; dönen gerillaların sahip oldukları siyasal ve toplumsal birikimin sistemin demokratikleşmesine, yerel siyasetin güçlenmesine, kadınların kamusal ve siyasal alandaki konumunun genişlemesine ve yeni bir toplumsal yaşamın kurulmasına nasıl katılacağı ve toplumun bu muazzam birikimden nasıl yararlanacağı olmalıdır. Bugün kök yasanın uygulama aşaması ve ne zaman yürürlüğe gireceği tartışılırken, diğer taraftan toplum da bu deneyimle nasıl güçleneceğine hazırlanmalıdır.







