MESEM’lerin ihlallerine göz yuman medya
- 09:06 27 Eylül 2026
- Güncel
Azize Akoğlu
ANKARA – Çocuk yaşta çalıştırılan ve ölümlerini ‘feci kaza’ ve ‘kahreden son’ başlıklarıyla sunan yayınlar, çalışma koşullarını ve sorumlulukları geri plana itiyor. Bu haftanın Medya Kritiği’nde, MESEM başta olmak üzere çalıştırılan çocuklara ilişkin haberleri kadın ve çocuk bakış açısıyla inceliyoruz.
Çocuk odaklı habercilik, çocuğu hak sahibi bir özne olarak gören; sözünü, mahremiyetini ve üstün yararını gözeten bir yaklaşım gerektirir. Haberin dili ve kullanılan görüntülerle çocuğun yeniden mağdur edilmemesi, maruz bırakıldığı ihlallerin ve bu ihlallerde sorumluluğu bulunanların görünür kılınması bu yaklaşımın temelini oluşturur. Bu haftanın Medya Kritiğinde, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) başta olmak üzere çalıştırılan çocukların ölümlerinin ve yaralanmalarının medyada nasıl ele alındığını inceliyoruz.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin 2025-2026 eğitim-öğretim dönemine ilişkin raporuna göre; en az 95 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren çocukların 14’ü kız çocuğuydu. MESEM’lerle sınırlı olmayan bu bilanço, çocukların çalışma yaşamında karşı karşıya bırakıldığı tehlikelerin boyutunu ortaya koyuyor.
Yoksulluk, çocukların çalışma yaşamına itilmesinde belirleyici etkenler arasında yer alırken, eğitim ve istihdam politikalarının bu süreçteki rolü de temel etkenlerden biri oluyor. Tam da bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yürüttüğü MESEM uygulamalarını odağımıza alıyoruz. Mesleki eğitim programı olarak sunulan MESEM’ler, çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmasına ve eğitimden uzaklaşmasına yol açtığı gerekçesiyle tartışma konusu oluyor. İSİG’in raporunda; haftanın bir günü okulda, dört günü işletmelerde bulunması öngörülen çocukların çalışma sürelerinin haftada beş-altı güne, günde 10-12 saate kadar çıkabildiği belirtiliyor.
İhmaller zinciri
Bunun sahada uygulanması ise çocukların yaşamını yitirmesi ve işyerlerinde yaralanması gibi sonuçlar doğuruyor. Çocukların yaşamını yitirdiği iş yerlerinde ihmal iddiaları ise işverenlerin sorumluluğuyla birlikte MEB’in işletmeleri seçme, izleme ve denetleme süreçlerinin sorgulanmasını gerektiriyor.
İşçileştirilen çocukların ölümünü sorgulamayan medya
Çocukların hangi koşullarda çalıştırıldığı ve ölümlerin nasıl önlenebileceği, incelediğimiz haberlerde çoğu kez başlığın dışında kalıyor. “Feci kaza” ve “feci son” gibi ifadeler ölümün dramatik yönünü öne çıkarırken, yaralanmayı ise “bir anlık dalgınlık” ile açıklayan anlatımlar sorunluluğun çocuğun davranışına yöneltebiliyor. “Stajyer” sıfatının çocuğun çalışma koşulları ve eğitim ilişkisi açıklanmadan kullanılması da işyerindeki çocuk varlığını olağanlaştırabiliyor. Yaşananları münferit bir “kaza” olarak sunan medya dili ise bu haliyle; ihmaller zincirini, devletin ve işyeri sorumluluğunu tartışmaya açmıyor.
İncelediğimiz haber örneklerinde çocukların haklarını geri plana iten bu “tercihlerin” izini sürüyoruz. Hangi yayın çocuğun çalıştırılmasını sorguluyor? Hangisi ölümün ayrıntılarını öne çıkarıyor? Çocuğun sözünü, çalışma koşullarını ve sorumluluk ilişkilerini görünmez kılan haber dili, çocuk odaklı habercilikten nerede uzaklaşıyor?
*Yeni Şafak: MESEM öğrencisinin ölümü fotoğraf galerisinde
Yeni Şafak, 3 Mayıs 2026 tarihli İHA kaynaklı haberinde, 15 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün ölümünü “Hatay’da 15 yaşındaki çocuğun feci sonu” ifadesini taşıyan bir başlıkla, fotoğraf galerisi biçiminde yayımladı. Haberde çocuğun MESEM öğrencisi olduğu ve pastane sahibinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Buna karşılık anlatının ağırlığını ölüm, hastaneye kaldırılma ve cenaze oluşturuyor. İşyerinin elektrik güvenliği ile okulun işletmeyi denetleme sürecine ilişkin bilgi bulunmuyor.
*Habertürk: Yaralanmanın nedeni çocuğun “dalgınlığı” mı?
Habertürk ise Kuşadası’ndaki bir otelde staj yapan 17 yaşındaki öğrencinin mutfakta kaynar et suyu bulunan kazana düşerek yaralanmasını veriyor. Haber, olayı “bir anlık dalgınlık sonucu” ifadesiyle açıklıyor. Ancak çocuğun dalgın olduğuna ilişkin bu değerlendirmenin kime veya hangi incelemeye dayandığı belirtilmiyor. Mutfağın ortasında bulunduğu aktarılan kazanın yarattığı tehlike, çalışma alanının düzenlenmesi ve öğrencinin gözetimi sorgulanmıyor. Böylece haber, yaralanmayı açıklarken işyerinin koşullarından önce çocuğun davranışına işaret ediyor.
*TV5: İhmal iddiasının önüne geçen dramatik anlatım
TV5’in MESEM öğrencisi Ömer Çakar’ın çalıştığı yerde çatıdan düşerek yaşamını yitirmesini “Kahreden olay! Stajyer öğrenci çatıdan düşerek öldü” başlığıyla veriliyor. Haberde düşüşü anlatmak için “zemine çakıldı” ifadesi kullanılıyor. Haberde güvenlik önlemlerinin bulunmadığı iddiası ve çocuğun amcasının okul ile işverenin sorumluluğuna ilişkin açıklaması da var. Haberin başlığı ve bedensel şiddeti öne çıkaran anlatımı, mevcut sorumluluk iddialarından önce okura “dramatik bir ölüm” hikayesi sunuyor.
*A Haber: İhmali görmeyen sadece acıyı yansıtan dil
A Haber’in 3 Mayıs 2026 tarihli Muhammed Kendirci haberinde “Son sözü ‘Abla açım’ oldu” ifadesi başlığa taşınıyor. Muhammed Kendirci MESEM kapsamında çalıştırıldığı iş yerinde katledilmişti. Haberde ise staj yaptığı yerde sözü geçerken MESEM’e ise hiç yer verilmiyor. 15 yaşındaki çocuğun hastanedeki sözlerini, yiyecek isteğini ve ablasının yaşadığı acıyı ayrıntılandırıyor. Haberde ailenin adalet talebi de bulunuyor. Ancak anlatının merkezinde, işyerinde şiddete maruz kalan çocuğun korunması ve sorumlulukların araştırılmasından çok son anları yer alıyor.
*Türkiye Gazetesi: Şiddetin bedensel ayrıntısı başlıkta
Türkiye Gazetesi’nin 22 Kasım 2025 tarihli Muhammed Kendirci haberinde, çocuğa uygulanan şiddetin mahrem bedensel ayrıntısı başlığa taşınıyor, ardından “ailesi sessizliğini bozdu” deniliyor. Haberde ailenin okulun staj yönlendirmesine ve delillerin ortadan kaldırıldığı iddiasına ilişkin açıklamaları bulunuyor. Başlık ise bu iddialar yerine şiddetin uygulanış biçimine odaklanıyor. Ayrıca “sessizliğini bozdu” kalıbı, yas tutan ailenin açıklama yapmasını bir merak unsuruna dönüştürüyor ve bir noktada magazin diline çeviriyor. Çocuğun uğradığı şiddeti gizlemeden haberleştirmek mümkünken, mahrem ayrıntının başlığa taşıması sorumluluğu odağı almak yerine haberi okutma kaygısı odağa alınıyor.
*Anadolu Ajansı: Eğitim hakkı, sektörün çırak ihtiyacının neresinde?
Çocukların çalışma yaşamındaki varlığının normalleştirilmesi, sadece ölüm haberlerinde ortaya çıkmıyor. Anadolu Ajansı’nın 5 Kasım 2024 tarihli “Oto tamircileri meslekte yetiştirecek çırak bulamıyor” başlıklı haberi, meseleyi sektörün işgücü ihtiyacı üzerinden kuruyor.
Görüşlerine başvurulan oda yöneticisi ve tamirciler, çırak bulamamaktan yakınıyor. Haberde zorunlu eğitimin süresini mesleğe erken başlamanın önünde engel olarak gören, ailelerin çocuklarını akademik eğitime yönlendirmesini eleştiren görüşler aktarılıyor. Bunlar habercinin kendi cümleleri değil, kaynakların açıklamaları ancak çocukların ve çocuk hakları alanından kişilerin görüşlerinin bulunmaması, haberin çerçevesini tek taraflı hale getiriyor. Çocuğun ne istediği, okuldan ne beklediği ve çalışmanın hayatına etkisi yerine, işletmenin kaç yaşında çırak bulabildiği tartışılıyor.
*Eskişehir Ekspres: MESEM anlatısında kız çocuklarına annelik rolü
Eskişehir Ekspres’in “Öğrenciyken hem para kazanıyor hem de iş öğreniyorlar” başlıklı haberi, MESEM’i fırsat anlatısıyla sunuyor. Haber, gastronomi alanındaki bir dernek temsilcisinin öğrencilere yönelik konuşmasına dayanıyor, öğrencilerin kendi deneyimleri doğrudan aktarılmıyor. Konuşmacının “En iyi aşçılar kadınlardır, çünkü en iyi yemeği annelerimiz yapar” sözlerine de yer veriliyor. Böylece kız çocuklarının meslek eğitimi, mesleki yetkinlik ve eşitlik üzerinden tartışılmak yerine geleneksel cinsiyet rolleriyle ilişkilendiriliyor. Çalışmanın çocukların eğitim, dinlenme ve sosyal yaşamına etkisi de fırsat anlatısının dışında kalıyor.
*Saray Medya: Çocukların ihtiyaçlarından önce sektörün ihtiyacı
Saray Medya’nın 27 Aralık 2025’te AA kaynak göstererek yayımladığı haber, “Meslek lisesi öğrencileri, MESEM ile hem okuyor hem para kazanıyor” başlığını taşıyor. Haber, genç yaşta meslek edinmeyi, gelir elde etmeyi ve istihdama hazırlanmayı olumlu bir bütün olarak sunuyor. Görüşü alınan öğretmen, öğrencilerin işletmelerin ihtiyaçlarına göre yetiştirildiğini anlatıyor. Çocukların kendi sözleri ise bulunmuyor. Çalışma süreleri, okulda geçirilen zamanın yeterliliği ve işyerindeki denetimin nasıl yürütüldüğü sorgulanmıyor. Haber, MESEM’i çocukların deneyimleri üzerinden incelemek yerine sektörün personel yetiştirme avantajlarıyla açıklıyor.
Alternatif medya ise…
Bu haberlerde çocukların çalışma koşulları ve ölümlerindeki sorumluluklar geri planda kalırken, ölümün ayrıntıları ve yakınlarının acısı öne çıkıyor. Alternatif medyaya düşen ise çocukları ölüme götüren ve yaralanmasına sebep olan ihmalleri, sorumlulukları açığa çıkarmak olurken ölümlerin topluma birer ‘kader’ olarak sunmaktan öte sorgulamasını sağlamak. Çocuk odaklı habercilik, ölüm haberinin ardından da sorular sormayı, adalet mücadelesini takip etmeyi çocukların eğitim, oyun ve güvenli yaşam hakkını savunmayı gerektirir. Haber okutma kaygısından ziyade yaşananların bir daha yaşanmaması kaygısını taşımak, vicdani bir sorumluluktur.







