Kavuşmayı dağlara, hasreti mektuplara bıraktılar
- 09:04 12 Ekim 2026
- Portre
Elfazi Toral- Rojin Abay
İSTANBUL- Mücadeleye katıldıktan sonra bir daha görüşemeyen Bêrîtan Nûrhak Çîya ve ağabeyi Nûrhak Çiya’nın hikâyesini anlatan anneleri Fatma Dağ, “Hayattayken birbirlerine ve o dağlara hasret kalmışlardı. Onları aynı toprağın kucağında, yan yana toprağa verdim” dedi.
YJA-Star Komutanı Bêrîtan Nûrhak Çîya (Sultan Dağ), 10 Eylül 1986’da Mêrdîn’in Mehsertê (Ömerli) ilçesine bağlı Şêx Mehmûd (Fıstıklı) köyünde dünyaya geldi. Mêrdîn’in güçlü serhildan geleneği ve yurtseverlik kültürü içinde büyüyen Bêrîtan Nûrhak Çîya, 1990’lı yıllardaki köy boşaltma politikaları nedeniyle ailesiyle birlikte önce şehir merkezine, daha sonra İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Karşılaştığı baskılara karşı genç yaşta kimliğini sahiplendi. Çocukluk hayalini gerçekleştirerek 2002 yılında gerilla saflarına katılan Bêrîtan Nûrhak Çîya, 22 yıllık mücadele yaşamında kapitalist moderniteyi reddeden, kadın özgürlükçü felsefeyi rehber edinen bir çizgide önemli sorumluluklar üstlendi.
23 Haziran 2024’te Botan’da yaşamını yitiren Bêrîtan Nûrhak Çîya, geride büyük bir mücadele mirası bıraktı. Ağabeyi Nûrhak Çiya da 1998 yılında özgürlük mücadelesine katılmış, 14 Mart 2011’de yaşamını yitirmişti.
Direnişin en samimi tanığı
Çocuk yaşta tanık oldukları hak ihlalleri ve Mêrdîn’den İstanbul’a uzanan göç süreciyle adalet duyguları şekillenen Bêrîtan Nûrhak Çiya ve ağabeyi Halit Dağ (Nûrhak Çiya), yaşadıkları bu toplumsal kırılmalar sonucu derin bir arayışa girerek mücadeleye yöneldi. Mêrdîn’den başlayıp Gabar ve Êlih’in zorlu patikalarına uzanan bu mücadele öyküsünde, aynı adalet arayışını ve onurlu duruşu paylaşan Bêrîtan ve Nûrhak’ın kardeşlik bağı, direnişin en samimi tanığı oldu. Aynı yola baş koyan iki kardeş, yıllar süren ayrılığı birbirlerine kavuşamadan ama mektuplara sığdırdıkları derin bağlarla aşmayı başardı. Ağabeyi Nûrhak Çiya’nın izinden giderek onun yürüdüğü patikalarda komutanlaşan Bêrîtan Nûrhak Çiya, Gabar’dan Batman’a uzanan zorlu patikalarda sürdürdükleri direnci, onurlu bir toplumsal hafıza ve barış umuduyla harmanladı.
Çocukları Bêrîtan ve Nûrhak’ın mücadele kararlarına ve bıraktıkları mirasa sahip çıkan Fatma Dağ, yıllar süren hasrete ve kayıplara rağmen koruduğu barış inancını anlattı.
Devlet baskısı
Devletin baskı ve şiddet politikalarının evlerine kadar girdiğini aktaran Fatma Dağ, çocuklarının henüz küçük yaşta bu politikalarla yüzleştiğini vurguladı. Bahar ayında evlerine düzenlenen polis ve asker baskınını unutamadığını belirten Fatma Dağ, o dönemde yaşananları şu sözlerle dile getirdi: “Evimize baskın düzenlediler. Bahardı; samanlarımızı attılar, tavuklarımızı kuyuya attılar. Çocuklarımın babasını dövdüler, üstüne su döktüler. O zaman oğlum Halit küçüktü, bu zulmü gördü ve ona hiç iyi gelmedi. Oğlum Mahsum ise kundaktaydı. Adının ‘Mahsum’ olduğunu söylediğimde oğlumu kundaktan alıp yere attılar. Bu, oğlum Halit’in çok zoruna gitti.”
‘Beritan’ım baskıyı kabul etmezdi’
Çocuklarının küçük yaştan itibaren devletin baskılarına tanıklık ettiğini kaydeden Fatma Dağ, bu durumun çocuklar üzerinde derin izler bıraktığını söyledi. Yaşanan baskıların ardından oğlu Nûrhak Çiya’nın yıllar sonra mücadeleye katıldığını söyleyen Fatma Dağ, kızı Beritan’ın ağabeyine söz verdiğini aktardı. Mêrdîn’den sonra İstanbul’a taşındıklarını söyleyen Fatma Dağ, Beritan’ın burada tekstil sektöründe çalışmaya başladığını ifade etti. Bir gün eve morali çok bozuk gelen Beritan’la aralarında geçen konuşmayı ve kızının kararlaşma sürecini şu ifadelerle anlattı: “İstanbul’da çalıştığında bir akşam eve geldi, morali çok bozuktu. Neden moralinin bozuk olduğunu sorduğumda, Kürt halkına zulüm edildiğini söyledi. Çalıştığı yerde patronların Kürt çocuklarını dövdüğünü anlattı. Zaten o gün işten erken gelmişti, Kürt çocuklarına kötü davranılması çok zoruna gitmişti. O günden sonra çalışmaktan soğudu. Kararını verdi ve tekstil işinden ayrıldı, bir daha çalışmadı. Beritan’ım baskıyı kabul etmezdi. Küçükken de çok güçlü ve dirençli bir çocuktu. Haksızlığa karşı ses çıkaran biriydi.”
‘Her zaman iki çocuğumun arkasında olacağım’
Oğlu Nûrhak Çiya’nın katılımının ardından kızı Beritan’ın da onun izinden gittiğini ifade eden Fatma Dağ, iki kardeşin birbirini bir daha göremediğini dile getirdi. Fatma Dağ, “Halit’im gitti, Sultan’ım da arkasından gitti. ‘Orada birbirimizi görürüz’ dediler ama birbirlerini hiç görmediler, birbirlerine hasret kaldılar. Sultan, Halit’e mektup göndermişti. Halit bana bundan bahsettiğinde, ‘Anne, Sultan’ın mektubunu aldığımda ve gördüğümde ne yapacağımı şaşırdım. Öyle mutlu oldum, keyfim yerine geldi ki sanki yükseldim ve yere çakıldım; böyle bir kardeşim varmış’ derdi. Halit Gabar’da şehit düştü. Sultan da Halit’ten sonra Gabar’a gitti. Ağabeyinin kaldığı, gezdiği yerlerde iki üç yıl kaldı. Daha sonra arkadaşlar onu başka bir yere gönderdiğinde, ağabeyinin yolundan ve kaldığı yerlerden ayrılmak ona zor geldi, üzüldü. İki şehidim olduğu için gururluyum, başım diktir. Sonuna kadar gerillalarımın, şehitlerimizin arkasındayım. Biz diyoruz ki artık yeter; bu kan dursun, anneler ağlamasın. Annelere de yazık, annelerin yüreği yandı. İnşallah dünyaya barış gelir, bu emekler boşuna gitmez. Elbet boşuna gitmez zaten, başarılı olmuşuz, inşallah daha da başarılı olacağız. Çocuklarımızın davasından pişman değiliz, aksine çok mutluyuz, gururluyuz. İki komutanım var, her zaman onların arkasında olacağım” dedi.
‘İki şehidim var, ikisi de komutandı’
Oğlu Nûrhak’ın da çocukluktan itibaren özgürlük yürüyüşçülerinden etkilendiğini anlatan Fatma Dağ, onun çocukluk yıllarına ve mücadele yaşamına dair şunları söyledi: “Halit çok küçüktü, eve gelen misafirleri çok severdi. Bir gün eve misafirler geldiğinde bir misafir, ‘Anne, canım karnabahar çekiyor’ dedi. Küçük yaşına rağmen ata bindi, gidip karnabahar aldı. Biz de misafirlere yaptık. ‘Anne, ben büyüdüğümde şerwan olacağım. Arkadaşlar gibi olacağım’ derdi. O da saflarda 14 yıl kaldı ve komutan oldu. Bêrîtan da 22 yıl kaldı, o da komutandı. Bêrîtan da Halit de devletin zulmünden etkilendiler ve katıldılar. Katılmalarından pişman değilim. İki gerillam var, ikisi de komutandı.”
‘Şehadetini hissettim’
Kızı Bêrîtan’ın yaşamını yitirdiği günü ve o an hissettiklerini dile getiren Fatma Dağ, yaşadıklarını şu sözlerle ifade etti: “Bêrîtan’ım şehit düştüğünde ben evdeydim, Şırnaklı bir misafirim vardı. O kendi kızı Şîlan’dan bahsetti, ben kızımdan bahsettim. Sabah oldu, misafirim gitti. O bölgede, Batman taraflarında savaş olduğunu biliyordum. İçimde büyük bir sıkıntı vardı, çatışma olduğunu biliyordum. O gece hiç uykum gelmedi, balkona gidip geldim. Sabah olunca işe gittim. Kadın patronumuz beni yanına çağırdı, bir telefon geldiğini ve kızımın şehit düştüğünü söylediklerini belirtti. Ardından Batman’dan aradılar, ‘Bêrîtan şehit düşmüş, çatışmaya girmiş, gelin cenazenizi alın’ dediler. Batman’a doğru yola çıktık. Batman’ın girişine doğru ilerlerken savcı sürekli arıyordu. Batman’ın girişini kapatmışlardı, sadece bizim araca izin verdiler. ‘Kimseyi getirmeyin, yalnızca annesi, abisi ve bir kız kardeşi gelsin’ dediler. Hastanenin kapısından geçmemize izin vermediler, önce ifadelerimizi aldılar. Bize çok zorluk yaşattılar. Cenazeyi morgdan çıkardılar. Daha sonra cenazeyi köyümüze götürdük, orada defnettik.”
‘Artık yan yanalar’
Fatma Dağ, “Bêrîtan’ımın ve Nûrhak’ımın cenazelerini ait oldukları toprağa, Mêrdîn’in Mehsertê ilçesinde bulunan Şêx Mehmûd köyüne götürdüm. Hayattayken birbirlerine ve o dağlara hasret kalmışlardı. Onları aynı toprağın kucağında, yan yana toprağa verdim. Birbirlerine çok hasret kalmışlardı. Ömür boyu süren o ağır hasret bitti. Yılların yarım kalmışlığının ardından, artık hiç ayrılmamak üzere yan yanalar” dedi.







