Cezaevlerinde ihlaller artıyor: Sağlığa erişim yok

  • 09:04 17 Ocak 2026
  • Güncel
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - Cezaevlerinde ihlallerin günden güne derinleştiğini söyleyen İHD İstanbul Şubesi Başkanı Jiyan Tosun, “Cezaevlerinde en çok karşılaştığımız sorun, mahpusların sağlık hizmetine zamanında erişememesi. Türkiye’de 352 ağır hasta mahpus bulunuyor. 2025’te 55 tutsağın hastalık nedeniyle vefat ettiğini biliyoruz. Bu durum, hem hasta mahpuslar hem de kadın tutuklular açısından ciddi bir sorun teşkil ediyor” dedi.
 
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri son yıllarda artarken, özellikle sağlık hizmetine erişimde ciddi sorunlar öne çıkıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, Türkiye cezaevlerinde 352 ağır hasta tutsak bulunuyor. Son raporlara göre, 2025’te 55 tutsağın hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtildi. İnsan hakları savunucuları, hem hasta tutsakların hem de kadın tutukluların karşı karşıya kaldığı ihlallerin giderek yaygınlaştığını, aile görüşlerinin keyfi engellerle kısıtlandığını ve cezasızlık ortamının hak ihlallerini artırdığını vurguluyor. 
 
Cezaevlerinde yaşanan ihlallere ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Jiyan Tosun değerlendirmelerde bulundu.
 
Cezaevlerinde sağlık hizmetine erişim
 
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin başvuruların her geçen gün arttığını belirten Jiyan Tosun, en sık iletilen şikâyetlerin başında tutsakların sağlık hizmetine zamanında erişememesi geldiğini söyledi. Jiyan Tosun, bunun yanında infaz yakmalar, yani koşulsuz salıverme hakkının verilmemesi ile ilgili son yıllarda giderek artan başvurular olduğunu ifade etti. Bunun haricinde özellikle hasta mahpuslar özelindeki başvuruların şu dönemde en aciliyetli ve bir an önce düzenleme yapılmasını zorlayan bir yerde durduğunu belirtti. Jiyan Tosun, “Sadece İnsan Hakları Derneği, yani bizim verilerimize göre şu anda ağır hasta mahpus sayısı 352 kişi. Nitekim 2025 yılında açıklanan raporumuzda, cezaevlerinde yine sadece bizim verilerimize göre, bize ulaşan bilgiler doğrultusunda 55 mahpusun hastalık nedeniyle vefat ettiği bilgisi var. Dolayısıyla cezaevlerinde en can yakıcı olan meselelerden biri hasta mahpus meselesidir. Diğer yandan da infaz kanunundaki hem eşitliğe aykırı uygulamalar hem de cezaevi idaresinin ikinci bir yargılama hakkı olarak tanımlanabilecek uygulamaları söz konusudur” dedi.
 
İnfaz kanunu
 
Cezaevlerinde tutsakların aileleri ve yakınlarıyla kurduğu iletişimin “keyfi” uygulamalarla engellendiğine dair şikâyetlerin arttığını ifade eden Jiyan Tosun, insan hakları savunucularına göre bu durumun yalnızca tutsakları değil, görüşe gelen aile bireylerini de doğrudan etkilediğini kaydetti. Jiyan Tosun, “Bunun en temel örneklerinden biri, cezaevlerinin şehir merkezlerinden uzak ve ulaşımı güç bölgelere taşınmasıdır. Bu durumla sahada oldukça sık karşılaşıyoruz. Uygulamalar, kişilerin aile hayatını fiilen ortadan kaldıracak şekilde hayata geçirilmektedir. Örneğin Diyarbakır’da yaşayan bir mahpusun İstanbul ya da Ankara gibi uzak şehirlere sevk edilmesi ya da ailesi Ankara veya başka şehirlerde bulunan kişilerin Diyarbakır’a gönderilmesi şeklinde işleyen bir sevk pratiği vardır. Bu sevkler, mahpuslar açısından sürgün niteliği taşıyan bir uygulamaya dönüşmektedir. Bu durum hem aileleri hem de mahpusları ciddi biçimde yalnızlaştırmakta; iletişimi ve insan olmanın temel gereklerinden biri olan sosyalliği ortadan kaldırmaktadır. Hukuken de kabul edilemez olan bu uygulamayla sahada son derece yaygın biçimde karşılaşıyoruz. Üstelik bu sorun yeni değil, aksine çok uzun zamandır devam eden yapısal bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır” sözlerini kullandı. 
 
Aile görüşleri ‘keyfi’ bir şekilde engelleniyor
 
Özellikle son yıllarda Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar da göz önünde bulundurulduğunda, ailelerin cezaevlerine görüşe gidebilmesinin maliyetinin son derece yükseldiğini belirten Jiyan Tosun, ulaşım imkânlarının oldukça kısıtlı olduğunu aktardı. Jiyan Tosun, “Bu nedenle mahpuslar fiilen yalnızlaştırılmaktadır. Ulaşım meselesi değerlendirilirken özellikle S ve Y tipi cezaevlerinin de dikkate alınması gerekmektedir; bu cezaevleri sosyal izolasyonun en ağır biçimlerinden birine dönüşmüş durumdadır. Son dönemde bu cezaevlerine yoğun sevkler yapıldığı gözlemlenmekte ve bu uygulamanın giderek yaygınlaşacağı yönünde ciddi bir endişe bulunmaktadır. Sağlığa erişim meselesi de bu sorunların merkezinde yer almaktadır. Türkiye’de genel olarak bir sağlık sistemi sorunu yaşandığı, bunun hem dışarıda hem içeride herkes için geçerli olduğu açıktır; ancak cezaevlerinde sağlık hizmetine erişim ya da bu hizmetin kısıtlanması görülmemiş boyutlara ulaşmaktadır. Mahpusların hekim seçme hakkı bulunmamakta, istedikleri zaman sağlık hizmetine erişememekte, çoğu zaman hekimden doğrudan bilgi alamamakta ve başka bir hekime başvurma ya da ikinci bir görüş alma gibi temel sağlık haklarından tamamen yoksun bırakılmaktadır” diye kaydetti. 
 
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi
 
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde  yaşanan ihlallere değinen Jiyan Tosun, “Cezaevlerinde yaşanan sorunlar ele alındığında, sağlık alanındaki ihlaller kamuoyunun da yakından bildiği üzere önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle küçük ring araçlarıyla yapılan sevkler, kelepçeli muayene uygulamaları ve sevk sürecinin tamamında uzun süreli kelepçeli tutulma gibi uygulamalar ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır. Bu konuda, özellikle kadın mahpuslarla yapılan görüşmelerde, söz konusu uygulamalar nedeniyle sağlık durumları çok ağırlaşmadıkça hastaneye gitmeyi dahi reddettiklerine dair çok sayıda başvuru almakta ve benzer yakınmaları sıklıkla duymaktayız” dedi.
 
Jiyan Tosun sözlerine şöyle devam etti: “Bakırköy Cezaevi’nde hem kendi özel müvekkillerim de olduğu için hem de dernek adına çok sayıda ziyaret gerçekleştirdim. Burada Bakırköy Cezaevi hekiminin çok ciddi sorunlu bir yaklaşımının olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Biz bununla ilgili daha önce Tabipler Birliği’ne, Bakanlığa da yazılar yazdık. Oradaki uygulama şu şekildedir: En azından bizim görüştüğümüz çoğu kişi, hekimi birebir görmemektedir. Oysa ki hastaneye sevk için hekimle görüşmeleri gerekmektedir. Hekimi görme, hekimden bilgi alma hiçbir şekilde söz konusu değildir. En azından buna dair çok sayıda aldığımız başvuru bulunmaktadır.
 
Bu tutumlar kabul edilemez
 
Biz birkaç defa başvurmamıza rağmen bununla ilgili yerinin değiştirilmesi ya da ilişkilerin düzeltilmesi yönünde hiçbir adım atılmadı. Bakırköy Cezaevi’nde çok uzun zamandır bir iletişimsizlik söz konusudur. Öncesinde yoğun olarak haftalık aramaların yapılması, aramalar sırasında kadınların iç çamaşırlarının saçılarak aranması, hasta olan mahpusların zorla arama sırasında ‘ayağa kalkacaksınız’ ya da ‘şurada duracaksınız’ gibi dayatmalarla karşı karşıya kaldığına dair yaptığımız görüşmeler var. Bunun son örneği de koğuşların birleştirilmesi meselesiydi. Burada kapasite eksikliğinden bahsediliyordu. Evet, idare bu yönüyle haklı olabilir; ancak bunun sorumlusu orada bulunan mahpuslar değildir. Türkiye’de kapasitenin çok üzerinde mahpus bulunmaktadır. Bu durum bahane edilerek, orada bulunan kadınlara hiçbir diyalog kurulmadan ya da olumlu anlamda yürütülen görüşmelerin sonucu beklenmeden ani bir müdahale söz konusu oldu. Bu müdahale, kadınları rencide edecek ve zarar verecek şekilde gerçekleştirildi. Elbette bu da kabul edilemez bir durumdur.” 
 
Hasta tutsaklar
 
İhlaller karşısında yapılması gerekenlere işaret eden Jiyan Tosun son olarak şunları dile getirdi: “Türkiye, birçok uluslararası insan hakları sözleşmesine taraf olduğu gibi Anayasa’da da kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmıştır. Ancak pratikte, özellikle cezaevlerinde, idarelerin hem ulusal hem de uluslararası hukuki düzenlemeleri dikkate almaksızın işlem yaptıklarını görmekteyiz. Bunun temel nedeni cezasızlıktır. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin yapılan başvuruların ya da bildirimlerin çoğu herhangi bir yaptırımla karşılaşmamakta; bu durum uygulayıcıları teşvik etmekte ve cesaretlendirmektedir. Bu noktada yargıya ve en üst makamlara önemli sorumluluklar düşmektedir, çünkü cezasızlık sürdüğü sürece ihlallerin devam edeceği açıktır.
 
Öte yandan, tüm hak ihlallerinin kayıt altına alınması ve belgelenmesi hayati önemdedir. Cezasızlığın varlığını bilsek dahi, insan hakları savunucularının bu ihlalleri titizlikle belgeleme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu nedenle hem özenli bir yaklaşımın sürdürülmesi hem de toplumsal duyarlılığın artırılması gerekmektedir.
 
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Hatice Onaran’a ilişkin bir çağrıyı da paylaşmak isterim. Türkiye’de çok sayıda hasta mahpus bulunmaktadır ve bunlardan biri de Hatice Onaran’dır. Kendisi yalnızca cezaevine cüzi miktarlarda para gönderdiği gerekçesiyle mahkûm edilmiş durumdadır. Sağlık durumu giderek ağırlaşmakta, temel sağlık verilerine dahi erişememektedir. Bu nedenle kamuoyunu Hatice Onaran için duyarlılığa çağırıyor, bu konunun hayati önem taşıdığını özellikle vurgulamak istiyoruz.”