‘Yargı kadının yaşam hakkını görmüyor’
- 09:02 3 Şubat 2026
- Güncel
Pelşin Çetinkaya
AMED - Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İstanbul Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu, erkek egemen politikalar ve cezasızlık uygulamalarının kadınlara yönelik şiddeti normalleştirdiğini belirterek, yargının kadınların yaşam hakkını görmezden geldiğini vurguladı.
Kadına yönelik şiddet ve katliamlar, erkek egemen sistemin ve cezasızlık politikalarının ürünü olarak derinleşiyor. Yargının failleri koruyan tutumu, infaz düzenlemeleri ve indirimler şiddeti meşrulaştırırken, kadınların yaşam hakkı sistematik olarak hedef alınıyor. “Aile kutsaldır” söylemiyle şiddet gizleniyor, kadınların üzerindeki tahakküm artıyor. Ayrıca tesadüfi olmayan sistematik olan bu durum, toplumda normalleştirilmeye çalışılıyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İstanbul temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu, artan kadın katliamlarına ve şiddetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erkek egemen sistemin yaşamın tüm alanlarında aktif olduğunu dile getiren Şirin Yalıncakoğlu, “Bahsettiğimiz sistem kendini tüm alanlarda gösteriyor. Bu sistem içerisinde yer alan erkekler de normal olarak kadına yönelik şiddeti her alanda uygulayabiliyor. Ayrıca bu şiddet olayının katliam düzeyine de geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Erkekler uygulanan politikalar nedeniyle farklı gerekçelerle şiddeti kendilerinde hak görebiliyor. Bu nedenle şiddet olayı artık normalleşebiliyor. Yine şiddet olayına baktığımızda, erkeklerin terk edilme sendromları, korkuları var. Ayrıca topluma baktığımızda kadınların omuzlarına yüklenen sorumlulukların olduğunu görebiliyoruz. ‘Kadın evi çekip çevirmeli, çocuğuna bakmalı’ diye sorumlulukları var. Aslında tam da bu yüzden kadınlar şiddete maruz kalıyor” dedi.
‘Cezasızlık şiddeti besliyor’
Şirin Yalıncakoğlu, kadınlara yönelik şiddetin arkasındaki en temel nedenlerden birinin cezasızlık politikaları olduğunu belirtti ve şöyle dedi: “Tüm bunlar yaşanırken bir de bu suçlar karşısında bir de uygulanan ‘Cezasızlık politikası’ var. bu nokta çok çok önemlidir. Önümüzde bu politikanın işlediği birçok örnek var. Bir örnek vermek istersek, bir fail bir kişiyi öldürmeye teşebbüs etmişti ve sonucunda 2 yıl ceza aldı. Ardından aynı fail, cezaevinden çıktıktan sonra kadının hayatını o kadar çekilmez hale getirdi ki birebir tanıdığım, davasını takip ettiğim bir dosyaydı. Biz bu cümleleri ezbere söylemiyoruz ya da bir yerlerden duymuyoruz. Biz bunları günlük yaşayarak görüyoruz. Elbette ki bunlar bir bir cezasızlık olayından doğuyor. Aynı zamanda ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis alanın da ömür boyu hapis yatmadığını, infaz yasasıyla tahliye olabildiklerine şahit oldum. Tabi bunların sonucuna baktığımızda o kadınların hayatta olmadıklarını görebiliyoruz. Yine o kadınların yakınlarının, çocuklarının hayatı bitiyor. Tabi bu durumda insanların adalet duygusu da köreliyor. Bu da hem tehlikeli hem de kötü bir şey.”
Yargı kadınların yaşamını görmezden geliyor
Kadın bedeni üzerinden kurulan politikaların şiddeti körüklediğini aktaran Şirin Yalıncakoğlu, “Elbette ki hiçbir cana zarar gelmesin ve insanlar bunun ağır bir suç ve toplumsal bir yara olduğunu kabul etsin ama bunu empoze eden politikalar var. Özellikle kadın bedeni üzerinde. Kadınların haklarının elinden alınmasına ilişkin o kadar çok konuşuluyor ki. Erkekler bu defa bu şiddet olayını kendinde hak görüyor. Böylelikle failler, ‘Öldürürüm, şu kadar süre yatarım’ düşüncesine kapılıyor. Yine cezalandırma esnasında ‘Akıl sağlığı yerinde değildir’ raporu çıkarılabiliyor. Bu da faile güç veren bir yerde duruyor. Ayrıca kadının lehine olabilecek delillerin toplanmadığı onlarca dosya görüyoruz. İşte bu şekilde ülkede kadınlara değer verilmiyor. Kadınlara, ‘bir kereden bir şey olmaz’, ‘Aile kutsaldır, bölünmesin’ deniyor. Kadının üzerinde tahakküm kuruluyor” ifadelerini kullandı.
‘İktidar değişmeden sorunların çözülebileceğine inanmıyorum”
Şirin Yalıncakoğlu, sorunların çözümü noktasında siyasi partilere büyük sorumluluk düştüğünü söyleyerek, “Bence siyasi partileri de çok büyük bir şey görev düşüyor. Aynı zamanda olaya ilişkin küçük bir örnekle vermek istiyorum, geçtiğimiz yıl tutuklanmadan önce Şişli Belediye Başkanı ve belediye meclis üyeleri ile ortak bir karar alındı. Tabi bu sırada biz kadınların önerileri de vardı. Belediyede çalışan erkekler bahsettiğimiz bu suçları işlediğinde iş akdine son veriliyordu. Ayrıca bunun gibi mağduriyet yaşayan kadınlar maaşlarını sadece kendilerinin çekebileceği bir seçenek ortaya koymuştuk ve uyguladık. Yine iktidarın değişmeden sorunun çözülemeyeceğini dile getirmek istiyorum. Tabi bunları konuşurken bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme olayı da gündemde kalmalı. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliğini ancak İstanbul Sözleşmesi gibi çok kapsamlı bir önermeyle hayata geçirebiliriz. Feodal yapıda zamanla kırılacaktır” dedi.








