Ulus-devletin çıkmazları: Demokratik çözüm arayışları (8)
- 09:01 16 Şubat 2026
- Dosya
Abdullah Öcalan: Öz savunma özgür yaşamın vazgeçilmez güvencesidir
Leyla Ayaz
HABER MERKEZİ - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, öz savunmayı canlılar için beslenme ve üreme kadar asli bir varoluş yasası olarak tanımlayarak, Kürtlerin tarihsel inkâr ve imha politikalarına karşı geliştirdiği direnişi demokratik ulusun temel güvencesi olarak ele alıyor; öz savunmanın yalnızca askeri değil, toplumsal ve siyasal bir sorumluluk olduğunu vurguluyor.
Savunma, canlılar için beslenme ve üreme kadar asli bir işlevdir. İnsan toplumlarında ise öz savunma yalnızca biyolojik bir refleks değil, aynı zamanda toplumsal varoluşun temel koşullarından biridir. Kürtler açısından bu gerçek, tarih boyunca çok daha yakıcı biçimde hissedildi. Kapitalist modernitenin ulus-devlet yapılanmaları, Kürt toplumunun bu direncini kırmayı hedefleyen inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla varlığı doğrudan tehdit etti.
Bu koşullara tepki olarak ortaya çıkan PKK hareketi, Kürt halkının öz savunma mücadelesi olarak şekillendi. Günümüzde tartışma, Kürt kimliğinin ve özgür yaşamının anayasal güvenceye kavuşturulması ve bu güvencenin yasalarla belirlenecek statülerle somutlaştırılması ekseninde sürmektedir. Demokratik ulus perspektifi ise Kürtlerin kendi öz savunma mekanizmalarını oluşturmasını temel bir toplumsal ihtiyaç olarak ele almaktadır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, savunmasının beşinci cildinde yer alan “Demokratik ulusun öz savunma sistemi” bölümünde bu konuyu kapsamlı biçimde ele alarak çözüm perspektifini ortaya koyuyor. Dosyamızın bu bölümünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın söz konusu değerlendirmelerine yer veriyoruz.
‘Savunmasız tek bir canlı türü yoktur’
Canlılar dünyasında öz savunmanın evrensel bir varoluş yasası olduğunu belirten Abdullah Öcalan, bu durumu şöyle ifade ediyor: “Canlılar dünyasında her türün kendine göre bir savunma sistemi vardır. Savunmasız tek bir canlı türü yoktur. Hatta evrendeki her elementin, her parçacığın varlığını korumak için gösterdiği direnci öz savunma olarak yorumlamak mümkündür. Bozunmaya, kendisi olmaktan çıkmaya karşı gösterdiği direnç açık ki öz savunma kavramıyla ifade edilir. Bu direnç yitirildi mi o element veya parçacık bozunur, kendisi olmaktan çıkar, başka bir unsura dönüşür. Canlılar âleminde ise öz savunma direnci kırıldı mı, o canlı ya başka canlılara yem olur ya da ölür.
‘Savunma topluluğun asli bir işlevidir’
İnsan toplumu açısından savunmanın yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kolektif bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Kürt Halk Önderi, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Aynı sistem insan türü ve toplumu için de fazlasıyla geçerlidir. İnsan gibi narin bir tür ve toplumu gibi tehditlere açık bir varoluş, güçlü bir öz savunma olmadan varlığını uzun süre ayakta tutamaz. İnsan türünde savunma biyolojik olduğu kadar toplumsaldır. Biyolojik savunma her canlı varlıktaki savunma güdüleri tarafından yerine getirilir. Toplumsal savunmada ise, topluluğun tüm fertleri ortaklaşarak kendini savunur. Hatta savunma olanaklarına göre topluluğun sayısı ve örgütlenme biçimi sürekli değişir. Savunma topluluğun asli bir işlevidir. Onsuz yaşam asla sürdürülemez. Bilindiği gibi canlılar dünyasının diğer iki asli işlevi beslenme ve üremedir. Beslenme ve üreme olmadan nasıl ki canlı varlıklar yaşamlarını sürdüremezlerse, öz savunma olmadan da yaşamlarını sürdüremezler. Canlılar dünyasının öz savunmasından çıkarabileceğimiz diğer önemli bir sonuç, bu savunmanın sadece varlıklarını korumaya yönelik olmasıdır. Kendi türünden, hatta başka türlerden varlıklar üzerinde hâkimiyet kurma ve sömürgeleştirme sistemleri yoktur. İlk defa insan türünde hâkimiyet ve sömürge sistemleri geliştirilmiştir. Bunda sömürü olanaklarına yol açan insan türünün zihniyet gelişmesi ve buna bağlı olarak artık-ürün elde edilmesi rol oynar. Bu durum varlığını korumayla birlikte emek değerlerini savunmayı, yani sosyal savaşları da beraberinde getirir.”
‘Hep saldırılara maruz kalmışlardır’
Kürtlerin tarihsel varoluşunu sürekli saldırılar altında sürdürdüğüne dikkat çeken Abdullah Öcalan, süreci şöyle aktarıyor: “Kürtler açısından öz savunma yaşadıkları somut koşullara göre tarih boyunca hep büyük önem taşımıştır. Neolitik devrimi en derinlikli ve uzun süreli yaşayan toplulukların birinci elden ardılları oldukları için hep saldırılara maruz kalmışlardır. Verimli Hilal’deki tarım devriminden kaynaklanan ürün fazlalıkları saldırılara sürekli davetiye çıkarmıştır. Binlerce yıl böyle geçmiştir. Ürün fazlalıklarına dayalı uygarlık sistemleri geliştikçe kent, sınıf ve devlet yapılanmalarına dayalı güçlerin sistemli ve planlı saldırı dönemi başlamıştır. Sümer uygarlığından günümüzdeki hâkim uygarlığın son hegemon gücü ABD’ye kadar sayısız uygarlık gücünün aynı bölgeye ve topluluklara dolaylı ve direkt saldırıları hiç eksik olmamıştır.”
Toplumun çökertilmesi ve çözdürülmesi
Kapitalist moderniteyle birlikte saldırıların niteliğinin değiştiğini belirten Abdullah Öcalan, bu süreci şu şekilde tanımlıyor: “Kapitalist moderniteyle birlikte gelişen son iki yüz yılın saldırıları farklı bir nitelik almıştır. İlkçağdan beri kabile ve aşiret birimleri halinde dağlık alanlarına dayalı olarak geliştirdikleri varlıklarını koruma, yani öz savunma sistemleri, kapitalist sisteme dayalı saldırı araçları karşısında yeterli olamamıştır. İlk defa varlıklarını yitirme tehlikesi gündeme girmiştir. Kapitalist modernitenin ulus-devlet yapılanması Kürtler açısından sadece özgürlüklerini yitirmelerine değil, varlıklarını yitirme tehlikesiyle de karşı karşıya gelmelerine yol açmıştır. Siyasi sınırlar içinde ‘tek dil’, ‘tek ulus’, ‘tek vatan’ yaratma program ve eylemi, o sınırlar dahilindeki diğer diller, uluslar ve vatanların inkâr ve imhayla karşılaşmalarına yol açmıştır. Kürtler zorla bölündükleri tüm vatan parçalarında, ulus-devletler tarafından inkâr ve imha sürecine alındılar. Hegemonik güçler tarafından desteklenen ulus-devletler Kürtleri ve Kürdistan’ı tasfiye etmeyi temel politika bellediler. Yetersiz kalan öz savunma direnişleri kırılınca, sıra toplumun çökertilmesi ve çözdürülmesine, asimile edilerek tasfiyesine geldi.”
‘Kürt halkının öz savunma hareketi’
Kürtlerin tarihsel inkâr ve imha politikalarına karşı geliştirdiği direnişi öz savunma perspektifiyle ele alan Abdullah Öcalan, bu sürecin PKK ile birlikte yeni bir evreye girdiğini vurguluyor: “Bütün yoğunluğuyla sürdürülen bu sürece tepki olarak doğan PKK Hareketi, başlangıç itibariyle esas olarak Kürt halkının öz savunma hareketidir. Önceleri ideolojik ve politik olarak yürütülen öz savunma hareketi kısa sürede karşılıklı şiddete dayanan bir öz savunma aşamasına geçti. Başlangıçta sadece kadro ve sempatizanların varlığını savunmaya dayalı silahlı savunma 15 Ağustos 1984 Hamlesiyle halkı da kapsamına alarak genişledi. Halkın öz savunma savaşına dönüşen hareket tüm ilgili hegemonik güçlerin, özellikle NATO-Gladio güçlerinin planlı saldırılarına uğradı. Kürdistan’da kendi kaderi üzerinde söz sahibi olacak Kürtlerin bölgedeki dengeyi alt üst etmelerinden çekinen tüm güçler bu saldırıların arkasında yer aldılar. Buna rağmen bu direnme savaşları dayatılan inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına büyük darbe vurdu. Halkın kimliğine sahip çıkma ve özgür yaşama arzusunda ısrar etme tavrını kesinleştirdi. Ulus-devletlerin Kürt halkı üzerindeki eski tasfiyeci emelleri tümüyle sona ermemişse de, eskisi kadar iddiaları kalmamıştır. Kürt kimliğinin kabulü ve özerk yaşama saygı aşamasına gelinmiştir. Bu durum öz savunma savaşı açısından yeni bir durumdur.
Yasalarla belirlenecek statüler
Ulus-devletlerle birlikte yaşam koşullarının hangi asgari güvencelere dayanması gerektiğini tartışan Abdullah Öcalan, öz savunmanın hukuki ve siyasal çerçevesine dikkat çekiyor: “Ulus-devletlerle ortak yaşamanın asgari koşulu, Kürt öz kimliğinin ve özgür yaşamının anayasal güvenceye kavuşmasıdır. Anayasal güvence yetmez, ayrıca yasalarla belirlenecek statülerle bu güvencenin somut koşulları aranacaktır. Dışa karşı ortak ulusal savunma dışında, güvenlik işlerinin Kürt toplumunun kendisi tarafından karşılanması gerekir. Çünkü bir toplum iç güvenliğini en iyi ve ihtiyaçlarına en uygun biçimde ancak kendisi sağlayabilir. Dolayısıyla ilgili ulus-devletlerin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye merkezî ulus-devletleri) iç güvenlik politikalarında önemli reformları gerçekleştirmeleri gerekir. KCK’nin de barış ve demokratik çözümün sağlanması halinde, öz savunma güçlerini yani HPG’yi (Halk Savunma Güçleri) yeniden düzenlemesi gerekir. Şüphesiz yeniden düzenlenme yeni yasalar gerektirir. Eski Hamidiye Alayları ve yeni ‘köy korucuları’ gibi bir sistemin söz konusu olamayacağı açıktır. Ancak ulus-devletlerle uzlaşmaya dayalı ve yasal olan iç güvenliğe ilişkin yeni güç düzenlemeleri yapılabilir.”
Demokratik ulusun öz savunma sorumluluğu
Demokratik ulus anlayışında öz savunmanın yalnızca askeri değil, bütünlüklü bir toplumsal sorumluluk olduğunu belirten Abdullah Öcalan, bu çerçeveyi şöyle tamamlıyor: “Demokratik ulus birey-yurttaşlarının can ve mal güvenliğinden sorumlu olacaktır. Kültürel soykırımlara kadar varan bütün ulus-devlet uygulamalarına (askerî, politik, kültürel, sosyal ve psikolojik savaşlarına) karşı sürekli savaşım halinde olacaktır. Kürdistan’ın ve Kürtlerin varlığı ve özgürlüğü öz savunmasız olamaz.”







