Doğuştan gelen hak: Anadil (1)

  • 09:01 30 Mart 2026
  • Dosya
Demokratik Cumhuriyet’in koşulu:  Anadilde eğitim
 
Öznur Değer 
 
WAN - Doğuştan gelen haklar kapsamında yer alan anadilde eğitimin önemine işaret eden Eğitim Sen Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt, Demokratik Cumhuriyet’in koşulunun anadilde eğitim olduğunu söyleyerek, barış müfredatının oluşması gerektiğini kaydetti. 
 
“Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil, düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilikle barışılması gerekmektedir.” Bu paraf “Barış ve Demokratik Toplum” süreci kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporundan. 
 
Doğuştan gelen ve değiştirilemez haklar kapsamında yer alan anadilin salt evde konuşulan bir yaşam dili değil, kamusal alan başta olmak üzere tüm hizmet alanlarında resmileşmesi gereken temel bir hak olduğu, gelişen süreçle beraber en çok vurgulanan taleplerden. Biz de bu kapsamda anadilin kamusal alanlarda ve yaşamın her alanında neden önemli olduğu, yaşamsal olduğu ve doğuştan gelen bu hakkın tanınmamasının yarattığı sonuçlara odaklanarak bir dosya serisi hazırladık. 
 
Eğitimden sağlığa, yargıdan sanata kadar yaşamın her alanında yasal bir zemine kavuşması gereken anadilin önemini vurguladığımız dosya ile doğuştan gelen hakların tekçi ideoloji ile neden tek bir ırkın hakkı gibi görüldüğü ve tüm halkları neden kapsaması gerektiğine işaret ediyoruz. 
 
Kültür-sanat alanındaki engellemeler 
 
Yıl boyunca kültür-sanat alanında Kürtçeye yönelik yasaklayıcı tutumlar sürdü. Özelde müzik ve tiyatro yasaklamaya en çok maruz bırakılan alanı oluşturdu. Birçok kentte Kürtçe tiyatro, konser ve kültürel etkinlikler valilik veya kaymakamlık kararlarıyla iptal edildi. Bunun en çok konuşulan örneği, 30 yıl sonra Amed’de konser verecek olan Koma Amed’in konserinin Küçükçekmece Kaymakamlığı tarafından iptal edilmiş olmasıydı. 
 
Sanatçılar hala salon bulamıyor 
 
Kürt sanatçıların, tiyatrocuların ve müzisyenlerin sahne için salon bulmakta hala zorlanıyor olması, kısıtlayıcı ve yasaklayıcı zihniyetin ortadan kaldırılmadığının en önemli verisini oluşturuyor. Verilen salonlar ya son dakika çeşitli ve özelde “güvenlik” gerekçesiyle iptal ediliyor, ya da salon hiç verilmiyor. 
 
DEM’li belediyelere isim engelleri
 
Yine valilik veya kaymakamlık tarafından özelde DEM Partili belediyelerin sokak, mahalle, park, salon gibi yerlere verdikleri Kürtçe isimler veya kadın isimleri çeşitli gerekçelerle engelleniyor, ismin değiştirilmesine yasal olarak izin verilmiyor.  
 
İki saatlik seçmeli ders 
 
En büyük sorunlardan biri ise Kürtçenin okullarda seçmeli ders olarak haftada iki saat veriliyor olması. Ancak bu konuda bile birçok okulda, yeterli öğretmen bulunmaması nedeniyle derslerin açılmaması, öğrenciler talep etse bile minimum öğrenci sayısı gerekçesiyle derslerin iptal edilmesi, velilerin Kürtçe ders talebinin karşılanmaması gibi durumlar da Kürtçeye yönelik yasakçı zihniyeti gözler önüne seriyor. 
 
Cezaevleri ve anadil yasaklaması
 
Kamusal alanda konuşulamayan anadilin en çok engellendiği mekanlar ise kuşkusuz cezaevleri. Birçok cezaevinde hala tutsaklara anadillerinde konuşmaları soruşturma olarak dönüyor. Birçok cezaevinde Kürtçe kitaplar tutsaklara verilmiyor, mektuplarına el konuluyor, “tercüman yok” veya “tercüman parası ödeyin” gibi çeşitli bahanelerle iletişim hakları gasp ediliyor. Birçok cezaevinde tutsaklara aileleri ile gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde Türkçe konuşması, aksi takdirde soruşturma başlatılacağı yönünde tutsaklar tehdit ve baskı kıskacında tutuluyor. Öte yandan tutsakların mahkemelerde anadilinde savunma yapması hala engelleniyor. Tutsaklardan anadilini konuşabilmeleri için ya tercüman parası talep ediliyor ya da bu hak hiç tanınmayarak dilleri yok sayılıyor. 
 
Kamusal alanda dil yok sayılıyor 
 
Kamusal alanda da yıl boyunca Kürtçeye yönelik tahammülsüzlük sürdü. Slogan, pankart ve dövizlerde yer alan Kürtçe kelimeler gerekçe gösterilerek basın açıklamalarına engellemeci bir yaklaşım sergilendi. Yine kişiler hakkında çeşitli soruşturmalar başlatıldı. Kürtçenin birçok alanda sansürlenmesi, televizyon kanallarında Kürtçe konuşanların sesinin kesilmesi ve Kürtçeye hiç yer verilmemesi de yıl boyu Kürtçeye yönelik baskılardandı.  
 
Anadile yönelik tekçi zihniyet kapsamında gelişen çoklu saldırılardan temel çıkışı ise “Barış ve Demokratik Toplum” süreci ekseninde oluşturulacak Demokratik Cumhuriyet’ten geçiyor. 
 
Dosyamızın ilk bölümünde Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Wan Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt, anadilde eğitimin önemini anlattı. 
 
‘Anadilde eğitim oldukça hayatidir’
 
Anadilin bir varoluş biçimi olduğunu ifade eden Funda Demir Bozkurt, bireylerin dünyayı anladığı ve algıladığı, düşünce sistemini geliştirdiği ve kimliğini tanımladığı en temel unsurun anadil olduğunu vurguladı. Anadilde eğitime yalnızca pedagojik veya bilimsel açıdan bakılmaması gerektiğini kaydeden Funda Demir Bozkurt, bunun temel bir insani hak olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Anadilde eğitimin eşitliğin ve özgürlüğün teminatı olduğunu vurgulayan Funda Demir Bozkurt, "Anadilinde eğitim neden hayatidir? Anadil, bir toplumun hafızasıdır, bir kimliktir. Çocuğun içinde doğduğu ailede ve toplumsal yaşamda kendini var edebildiği bir unsur olarak bakıldığında, çocuğun anadilinde eğitimden ayrıştırıldığı bir yerde çocuğun kimliksizleştirilmesi, kendi toplumuna yabancılaştırılması, kendini herhangi bir topluma ait hissedememesi gibi birçok olumsuz sonuç doğuracağı için anadilde eğitim oldukça hayati bir şeydir” şeklinde konuştu. 
 
‘Anadili kullanmak doğuştan gelen haklardandır’
 
Anadilde eğitimin doğuştan gelen haklar temelinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Funda Demir Bozkurt, bu hakkın en temel evrensel ve insani hak olduğunu dile getirdi. Dilin ve yarattığı toplumsal belleğin çocuk üzerinde etkili olduğunu kaydeden Funda Demir Bozkurt, çocuğun anadilinden mahrum bırakılmasının olumsuz etkilerine değindi. Tekçi ulus anlayışıyla yönetilen tüm devletlerde bu sorunun yaşandığını belirten Funda Demir Bozkurt, “Tek dil, tek kültür gibi tekçilik üzerine politikalar geliştiriliyor ve buna bir güvenlik meselesi olarak bakılıyor. Anadilde eğitime veya bireyin anadilinde kamusal hizmet almasında, anadilini kullanmasındaki en büyük engeli bir güvenlik sorunu olarak görüyor. Çünkü kurmuş olduğu tekçi dünyanın parçalanabileceğine inanıyor. Dolayısıyla hak olarak gördüğümüz bir şeyi kendine güvenlik gerekçesi olarak gören bir anlayış, bireylerin ve çocukların anadilde eğitimini engelleyici bir tutum olarak görüyor. Türkiye eğitim sistemine baktığımızda bu tekçiliği çok net bir şekilde görebiliyoruz. Tek dil, tek din, tek mezhep üzerine kurulu bir eğitim sistemi var. Böyle bir eğitim sisteminde Türkiye gibi farklı kültür, kimlik ve inançların bir arada olduğu bir toplumda anadilde eğitimin kullanılmasına izin verilmiyor” sözlerini kullandı.     
 
‘Anadilinde eğitim almayan çocuktan akademik başarı beklemek ütopik’
 
Çocukların anadilde eğitimden faydalanmamasının yarattığı olumsuzluklara değinen Funda Demir Bozkurt, Türkiye’de Kürt çocuklar başta olmak üzere, anadili farklı olan çocukların eğitim sistemi içinde ciddi sorunlar yaşadığını kaydetti. Çocuğun doğup yetiştirildiği dil dışında farklı bir dil ile karşılaştığında, kendini ifade edememe durumunun açığa çıktığını dile getiren Funda Demir Bozkurt, “Birçoğumuzun ailesinde ‘Ben okula gittiğimde Türkçe bilmediğim için öğretmenin söylediği hiçbir şeyi anlamıyordum’ dediğini duyuyoruz. Kimi fiziki kimi de psikolojik şiddete maruz kalıyordu. Hiçbir şiddet türüne maruz kalmasa bile, anlamadığı bir dil üzerinden eğitim almaya başladığı için ilk olarak kendini ifade edemiyordu. Ve bu da bir şiddet biçimidir. Kendini ifade edemeyen çocuk zaman içinde içine kapanıyor, akademik bir başarı sağlayamıyor. Anadilinde eğitim almayan çocuktan akademik başarı beklemek ütopik kaçıyor. Anadilinde eğitim almayan çocukta, zamanla aidiyet duygusu ortadan kalkıyor ve bir kimliksizleştirme ve asimilasyon politikası açığa çıkmaya başlıyor. Çocuk, bir süre sonra kendi toplumuna, ailesine yabancı bireylere dönüşüyor. Anadilde eğitim hakkının ortadan kaldırılması çocuklarda akademik gerilemeye yol açıyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘Demokratik Cumhuriyet’in koşulu anadilde eğitim’
 
“Barış ve Demokratik Toplum” sürecine değinen Funda Demir Bozkurt, bu süreçte en çok dillendirilen kavramın Demokratik Cumhuriyet olduğunun altını çizdi. Demokratik Cumhuriyet kavramının kendini eşit yurttaşlık ilkesi üzerinden şekillendirdiğini ifade eden Funda Demir Bozkurt, “Bu sistemi gerçekleştirebilmenin en temel koşulu eşit yurttaşlığı sağlamaktır. Anadilin herhangi bir hak noktasına getiremezsek, eşit yurttaşlığın uygun zeminini dil üzerinden bile gerçekleştiremezsek Demokratik Cumhuriyet’i oluşturmanın zemini çok da ortaya çıkmaz. Kendini eşit görmeyen bir yurttaşın Demokratik Cumhuriyet talebi çok ütopik kalır. Bunun için yapılması gereken şey, dillerin, kimliklerin kültürlerin anayasal güvenceye alınmasıdır. Komisyon raporunda anadil çok mevzu bahis yapılmamış. Ama burada bir Kürt çocuğun kendini diğer çocuklarla eşit görmesinin koşullarından biri dili ve kültürüdür. Anadilinde eğitim talebini güvenlikçi bir yere koymak eşit yurttaşlık vurgusunu uçuruma çekmektir. Bu gerçekleşmediği müddetçe diğer yurttaşlar açısından kalıcı ve bütünsel olabileceğini sanmıyorum” dedi. 
 
‘Anadili bizim için vazgeçilmez’
 
Eğitim Sen olarak birçok çalışmaları olduğunu kaydeden Funda Demir Bozkurt, “Anadil bizim için vazgeçilmez bir hak ve tüzüğümüzün de en önemli unsurlarından biri. Yeni bir süreç konuşuluyor ve bir yıldır bu süreç üzerine çokça konuşuldu ve konuşulmaya devam ediliyor, ama bir inşa süreci gerçekleşecek ve bu hayatın her alanında olacak. Bir eğitim sendikası olarak da şunun konuşulması gerekiyor. Bir barış müfredatının ortaya çıkması gerekiyor. Çünkü son müfredat değişimlerinde sendika olarak çokça eleştirilerimiz vardı. Tek bir din ve mezhebin, dilin, kültürün baskın olması gibi tekçi anlayışın hakim olduğu bir müfredattan bahsediyoruz. Biz eğitim sendikası olarak barış müfredatı talebindeyiz. Halkların eşitliği ve özgürlüğü üzerine, doğanın, kadının, çocuğun temel hakları ve varoluşu üzerinden bir barış müfredatı talebimiz var. Herhangi birini ötekileştirmeyen, farklı olanı düşmanlaştırmayan bir dilin ortaya çıkması gerekiyor. Bunun için de en önemli kıstaslarımızdan biri bilimsel olması gerekiyor” diye belirtti. 
 
Barış müfredatı talebi 
 
Öncelikle barış müfredatı mücadelesini önlerine koymaları gerektiğinin altını çizen Funda Demir Bozkurt sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu müfredatın var olan Barış ve Demokratik Toplum sürecinde Türkiye halklarına neler kazandırabileceği, çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini tartışmak zorundayız ama aynı zamanda anadil mücadelesini eğitimden başlayıp her alana yaymak durumundayız. Eğitim dediğimiz şey, bireylerin bilinçli bir şekilde davranış değişikliğine götüren sistemdir. Eğitim sistemi çok ideolojik de olabilir ki bir buna karşı çıkıyoruz. Bu davranış değiştirme süreçlerini toplumların, kültürlerin, kolektif hafızalarını ve anadillerini dikkate alarak en temelinde okul öncesinde başlayıp bütün kademelerde, sadece Kürtlerin değil, tüm çocukların anadilde eğitimini resmi bir ideolojiye dönüştürme ve anayasal güvence altına alma taleplerimiz devam edecek.”