İktidarın çocuk politikası: Eğitim değil sömürü
- 09:03 14 Ocak 2026
- Güncel
İZMİR - Her Yer Çocuk Derneği Gönüllüsü Sedanur Uğur, MESEM başta olmak üzere çocuk işçiliğini yaygınlaştıran politikaların çocuk yoksulluğunu derinleştirdiğini belirterek, “Bu bir eğitim modeli değil, çocuk emeğinin sömürüsüdür” dedi.
Mecliste açığa çıkan çocuğa yönelik suçlar, çocukların yalnızca sokakta ya da işyerlerinde değil, devletin doğrudan sorumluluğu altındaki alanlarda da korunmadığını gözler önüne serdi. Özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden çocukların erken yaşta ucuz emek gücü hâline getirildiğine dikkat çeken Her Yer Çocuk Derneği Gönüllüsü Sedanur Uğur, çocukların ihmal ve suça sürüklenmeyle karşı karşıya bırakıldığını belirterek, sorumluluk zincirinin iktidardan başlayarak tüm kamu mekanizmalarıyla birlikte sorgulanması gerektiğini ifade etti.
‘Çocuklar nesneleştiriliyor, iktidar bunu bir araç olarak kullanıyor’
Çocukların çoğu zaman sessiz, uyumlu ve hak ihlaline uğradığında ses çıkaramayan bireyler olarak görüldüğüne dikkat çeken Sedanur Uğur, bu durumun iktidar tarafından bilinçli biçimde kullanıldığını belirtti. Çocukların suça sürüklenmesi ya da bir suçla karşı karşıya kalması hâlinde yalnızca çocuğun değil, tüm sorumluluk zincirinin sorgulanması gerektiğini vurgulayan Sedanur Uğur, “Mecliste ortaya çıkan haberlerle birlikte, ülkenin yönetildiği yerde dahi çocukların istismara uğradığını gördük. Bu durum, tabii ki adım adım örülmüş, sistematik bir sürecin sonucu. Kadın haklarının, çocuk haklarının ve genel olarak insan haklarının zedelenmesiyle bu haber karşısında artık gerçekten son noktadayız. Çocuk işçiliği meselesi buna çarpıcı bir örnek. Bir çocuk okula gidiyor olabilir; ancak fiilen çalıştırıldığı için ona ‘çocuk işçi’ diyoruz. Çocukların maruz kaldığı taciz ve istismar artık açıklanamayacak bir boyuta ulaşmış durumda. Bu, hiçbir hak anlayışıyla bağdaşmıyor. Ortada açık bir hak ihlali var ve bunun için acilen adım atılması gerekiyor. Ancak bu adımlar iktidar tarafından ya da onun işbirlikçileri olan sermaye çevreleri tarafından atılmayacak. Biz ancak mücadele ederek bu düzeni sorgulayabilir ve denetleyebiliriz. Çocuklar, içeride, çoğu zaman sessiz kalan, uyumlu olması beklenen; hak gaspına uğradığında ses çıkaramayan bireyler olarak görülüyor. Adeta birer nesneye indirgeniyorlar. İktidar da bu durumu kullanıyor” şeklinde konuştu.
‘Sorumluluk zinciri denetlenmeli ve yargılanmalı’
Çocukların suça sürüklenmesi durumunda sorumluluk zincirine bakılması gerektiğini dile getiren Sedanur Uğur, “Bu zincirde yer alan herkesin yargılanması gerekir. En başta iktidar, ilgili bakanlıklar, Milli Eğitim Bakanı, okul müdürü ve öğretmenler sorumludur. Elbette çocuklar yalnızca okulda bulunmuyor; bunun dışında kalan tüm kamu görevlileri ve toplum olarak bizler de sorumluyuz. Çocukların korunmasını sağlamak zorundayız. Bir çocuk suçla karşı karşıya geldiğinde yalnızca çocuğu konuşamayız. Bu ülkede çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliği had safhaya ulaşmış durumda. Bu da çok sayıda çocuk hakkı ihlalini beraberinde getiriyor. Bu nedenle mücadele etmek zorundayız. Sorumluluk zincirinin tamamı denetlenmeli ve yargılanmalıdır. Asıl yapılması gereken ise çocuklar suçla karşı karşıya gelmeden önce koruyucu politikaların güçlendirilmesi ve çocuk hakları ihlallerinin önlenmesidir” dedi.
MESEM: Kâğıt üzerinde eğitim, gerçekte sömürü
Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sedanur Uğur, sistemin anlatıldığı gibi işlemediğini vurguladı. MESEM’in kâğıt üzerinde “4 gün işyeri, 1 gün okul” olarak tanımlandığını hatırlatan Sedanur Uğur, “Çocuklar adeta ‘eti senin kemiği senin’ denilerek patronlara teslim ediliyor ve hiçbir denetim yapılmıyor. Çocuk işçi cinayetlerinde gördüğümüz üzere bu çocuklar yaşamlarını yitiriyor. Hayatta kalanların ise önemli bir bölümü istismar, ihmal ya da suçla karşı karşıya kalıyor. Yaşadığımız bu tablo, gerçekten gelinen son noktayı gösteriyor. Kadın politikaları ve çocuk politikaları bizi buraya getirdi ve acil bir çözüm bulunması gerekiyor. Bu çözümü de ancak biz üretebiliriz. Kadınlar olarak bunu en iyi bilenler de yine bizleriz. Çünkü bir suç işlendiğinde, fail bir erkek olduğunda, ilk etapta çoğu zaman olayın üzeri örtülüyor. Ancak mesele kamuoyuna yansıdığında dava açılıyor. Buna rağmen ‘erkek devlet’ olarak tanımladığımız yapı, hem çocuklara hem de kadınlara karşı düşmanca bir tutum sergiliyor. Bu suçların failleri adeta ödüllendirilir gibi cezalar alıyor. Kadın cinayetlerinde, kadınlara yönelik istismar ve taciz davalarında gördüğümüz tablo bu olayda da birebir karşımıza çıkıyor. Burada yapılması gereken en temel şeylerden biri, çocukların eğitimden kopmasının engellenmesidir. Eğitim her ne kadar niteliksiz olsa da çocukların bir arada bulunabildiği, birçok kişiyle temas kurabildiği ve bir denetim mekanizmasının işleyebildiği bir alan yaratır. Çocuklar okuldan uzaklaştığında hızla işçileşiyor ve işyerlerinde karşılaştıkları ilişkiler onları çok daha savunmasız hâle getiriyor” ifadelerini kullandı.
‘MESEM’e tamamen karşı çıkılmalı’
Çocukların eğitimden kopmasının önlenmesi gerektiğini dile getiren Sedanur Uğur, mevcut eğitimin niteliksizliğine rağmen okulların çocuklar için bir denetim ve koruma alanı sunduğunu söyledi. Çocukların okuldan uzaklaştıkça hızla işçileştiğini ve şiddetle daha fazla karşı karşıya kaldığını belirten Sedanur Uğur, “Bu nedenle eğitimi savunmalıyız; bilimsel ve nitelikli bir eğitimi savunmalıyız. Çocukların okulu bırakmaması sağlanmalı, okul masrafları devlet tarafından karşılanmalıdır. Çünkü çocuklar eğitimden koptukça suçla karşı karşıya gelme oranları dramatik biçimde artıyor. Toplumsal şiddetin sonuçlarını da burada görüyoruz. Okulların, çocukların maruz kaldığı şiddeti önlemede önemli bir rolü var. Ancak Mecliste gördüğümüz üzere iddianamelerin geciktirilmesi, davaların sürüncemede bırakılması ve çocuklardan yana sonuç alınamaması gibi pek çok sorun mevcut. Yargılama yapılacakmış gibi görünse de sonuçta yine erkek devlet aklı devreye giriyor ve ne çocuklardan ne de kadınlardan yana bir tablo ortaya çıkıyor. Bugün ülkede yaratılmak istenen ucuz emek gücü politikası çocuklar üzerinden hayata geçiriliyor. Yedi yaşından yetmiş yedi yaşına herkesin çalışmak zorunda bırakıldığı bu düzende, en ucuz emek gücü çocuklar olarak görülüyor. MESEM bir eğitim modeli değil. İşyerlerindeki çocuklara baktığımızda, çoğunun hamal ya da getir-götür işlerinde çalıştırıldığını görüyoruz. Çocuklara meslek kazandırıldığından ya da nitelikli bir eğitim verildiğinden söz edemeyiz. Bu nedenle MESEM’e tamamen karşı çıkmak gerekiyor” diye kaydetti.
‘Mücadeleyi birlikte büyütmeliyiz’
MESEM’in bir eğitim modeli olmadığını belirten Sedanur Uğur, çocukların işyerlerinde çoğunlukla hamal ya da getir-götür işlerinde çalıştırıldığını söyledi. Çocuklara meslek kazandırılmadığını ifade eden Sedanur Uğur, son olarak şunları kaydetti: “Nitekim 2025 yılında, bilinen verilere göre, MESEM kapsamında en az 16 çocuk yaşamını yitirdi. Yine bilinen kadarıyla bu sistemde bulunan çocukların yarısı hak ihlaline maruz kalıyor. Bu uygulama, sermayenin ucuz emek ihtiyacını karşılamak için çocukların emeğinin ve yaşamının sömürülmesinden başka bir şey değil. Biz çocuk ve kadın hakları savunucuları olarak bu davaların takipçisiyiz. Sokaklarda, meydanlarda, mahallelerde bunları dile getiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu ihlaller yalnızca bir yerde yaşanmıyor. Yoksul işçi mahallelerinde çocuklarla bir araya geldiğimizde tüm bu gerçeklerle yüz yüze geliyoruz. Bu nedenle çocukların, ebeveynlerin ve öğretmenlerin birlikte örgütlenmesi; MESEM başta olmak üzere yaşanan tüm istismarların karşısında ortak bir mücadele hattı oluşturması gerekiyor. Aksi hâlde ne çocuklardan yana ne de kadınlardan yana bir sonuç almak mümkün olmayacak. Bunu ancak biz kurabilir, biz denetleyebiliriz.”







