SAMER Raporu: Barış için yapısal reform ve katılım şart
- 16:44 19 Mart 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- Türkiye’de barış sürecine ilişkin toplumsal güvenin kırılgan olduğunu ortaya konulan SAMER raporunda, halkın Kürt sorununu öncelikli görürken, somut hukuki reformlar ve toplumsal katılım talepleri öne çıktı.
Saha Araştırmaları Merkezi’nin (SAMER) 2025 yılı saha araştırmaları ve 2026 yılı dijital medya analizlerini içeren raporu yayımlandı. Raporda, Türkiye’de barış sürecine ilişkin toplumsal algının çok boyutlu ve kırılgan bir yapıya sahip olduğu ortaya konuldu. Rapor, kalıcı barışın sağlanabilmesi için yalnızca çatışmasızlık halinin değil, yapısal dönüşüm, güven inşası ve toplumsal katılımın birlikte ilerlemesi gerektiğini vurguladı.
Ekonomik kriz ilk sırada, ‘Kürt sorunu’ ikinci sırada
16 kentte yapılan araştırmalara göre, bölge halkı için en önemli sorun ekonomik kriz ve işsizlik olmaya devam ediyor. 2025 yılı boyunca bu başlık ilk sırada yer alırken, “Kürt sorunu” ise ikinci sıradaki yerini korudu. Bulgular, barış sürecine yönelik beklentilerin ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan bağlantılı olduğunu gösterdi.
Güven zayıf, söylemler belirleyici
Araştırmaya göre hükümetin söylemlerinin barış sürecine olumlu katkı sunduğunu düşünenlerin oranı sınırlı kalırken, olumsuz etkilediğini düşünenlerin oranı daha yüksek çıktı. Bu durum, barış sürecinde siyasi dilin ve söylemin güven inşasında kritik rol oynadığını ortaya koydu.
Toplum somut adım istiyor
Katılımcıların büyük bölümü, barış sürecinin ilerleyebilmesi için hukuki ve yapısal adımların atılması gerektiğini belirtti. İnfaz düzenlemeleri, hasta mahpusların serbest bırakılması, yasal güvenceler ve kayyım uygulamalarının sonlandırılması en çok destek gören talepler arasında yer aldı.
Barışa inanç sınırlı ama tamamen yok değil
Araştırma sonuçları, barış sürecinin olumlu sonuçlanacağına dair inancın düşük ve kararsız olduğunu gösterdi. Sürecin başarıya ulaşacağına inananların oranı artış gösterse de, olumsuz düşünenlerin oranı da benzer şekilde yükseldi. Bu tablo, toplumsal umudun kırılganlığına işaret etti.
Siyasi aktörlere güven düşük
Katılımcıların siyasi kurumlara yönelik güveninin sınırlı olduğu görülürken, barış sürecinde daha somut rol üstlenen aktörlerin görece daha etkili bulunduğu tespit edildi. Bu durum, barış sürecinde çok aktörlü yapının önemini bir kez daha ortaya koydu.
Meşruiyet tartışması
SAMER’in dijital medya analizine göre, barış süreci kamuoyunda tamamen reddedilmiyor; ancak sürecin nasıl yürütüldüğü, kimlerin dahil olduğu ve ne kadar şeffaf olduğu yoğun biçimde tartışılıyor. Özellikle temsiliyet, katılım ve güven başlıkları öne çıkıyor.
Farklı toplumsal kesimlerin barışı farklı çerçevelerden değerlendirdiği belirtilirken, Kürt kamuoyunda eşitlik ve hak talepleri öne çıkarken, milliyetçi söylemlerde güvenlik vurgusu dikkat çekiyor.
Hibrit barış vurgusu
Raporda, barış sürecinin yalnızca devlet merkezli politikalarla değil, toplumsal dinamiklerle birlikte ele alınması gerektiği ifade edilerek “hibrit barış” yaklaşımının önemine dikkat çekildi. Bu yaklaşım, yukarıdan aşağıya politikalar ile yerelden gelen taleplerin birlikte değerlendirilmesini esas alıyor.
Öne çıkan öneriler
Raporda barış sürecinin ilerleyebilmesi için şu başlıklar öne çıktı:
*Hukuki reformlar ve yapısal dönüşümlerin hızlandırılması
*Siyasi dilin kapsayıcı hale getirilmesi
*Toplumsal katılımın artırılması
*Psikososyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi
*Yerel aktörleri içeren hibrit barış modelinin benimsenmesi
Sonuç: Barış çok boyutlu bir süreç
Raporun genel değerlendirmesinde, Türkiye’de barış sürecine ilişkin toplumsal algının; ekonomik koşullar, siyasi güven, hukuki beklentiler ve toplumsal hafıza gibi birçok faktörün etkisiyle şekillendiği belirtildi. Kalıcı barışın ise ancak bu alanlarda eş zamanlı ilerleme sağlanmasıyla mümkün olabileceği vurgulandı.









