KJAR Koordinasyon üyesi: Kürtler Ortadoğu’da demokrasi gücüdür
- 09:05 10 Mart 2026
- Siyaset
Öznur Değer
WAN- ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşını değerlendiren KJAR Koordinasyon üyesi Çimen Şine, İran ve Rojhilat halkının yalnızca demokratik bir İran talep ettiğini belirterek, “Bu rejim artık çözülme sürecine girmiştir. Şimdi Rojhilat Kürdistanı’nda, İran’da kadın devrimi zamanıdır. İran Kürtlere saldırarak kazanmadı, kazanamaz. Kürtler Ortadoğu’da ve İran’da temel demokrasi gücüdür. İran’da Kürtler olmadan kimse bir şey başaramaz” dedi.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaş, ikinci haftasında devam ediyor. İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’ne göre, savaşta 300'ü çocuk, bin 332 sivil yaşamını yitirdi. Öte yandan birçok Ortadoğu ve körfez ülkesinde havadan operasyon gerçekleştiren İran, Rojhilat Kürtlerini de hedef almaya başladı. 22 Şubat’ta "İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı"nı duyuran Rojhilat’taki Kürt partiler, ittifakın temelinin “halkların haklarının tanınması”, “demokrasinin kabulü” ve “her türlü diktatörlüğün reddi” ilkeleri üzerine kurulduğunu açıkladı.
Doğu Kürdistan Özgür Kadın Topluluğu (KJAR) Koordinasyon üyesi Çimen Şine, devam eden savaşa dair ajansımızın sorularını yanıtladı.
“Bu rejim artık çözülme sürecine girmiştir. Hemen dağılmayabilir, ancak dağılma sürecine girdi ve İran uzun süre yönetme kabiliyetini gösteremez. Molla devri kapanmaktadır.”
*İran ve ABD-İsrail arasında süren savaş bir haftayı geride bıraktı. Öncelikle şunu sormak istiyorum; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, görüşme notlarında ve geçmiş değerlendirmelerinde bu savaşa dikkat çekmişti. Bu öngörü ekseninde mevcut savaşı nasıl yorumlamalıyız? ABD ve İsrail neyi amaçlıyor?
7 Ekim’den itibaren aralıklarla İran’ın durumu ciddi anlamda hep gündemdeki yerini korumuştur. 2025 Haziran’ında yaşanan 12 günlük savaştan sonra İran çok yönlü zayıflatıldı, darbe aldı. İran’ı yaralı bir yılan gibi bıraktılar. Ortadoğu’daki tüm kollarını kırdılar. Adeta bir tecrit durumuna getirdiler. 3’üncü Dünya Savaşı, Ortadoğu’da yarım kalan hegemonya mücadelelerini tamamlama savaşı olarak varlık göstermektedir. 28 Şubat tarihinde tekrardan başlayan, ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı büyük bir şiddetle sürmektedir. Ortadoğu’da ulus devletçi yapıları ve direniş içindeki yapıları ya tasfiyeyle ya da değiştirerek finans kapital sistemiyle uyumlu, hegemon güçlerin sömürüsüne tümden açılmış bir hale getirmek için 3’üncü Dünya Savaşı, ya da hegemonya savaşı, bugün halkların yaşamına dayatılmak istenmektedir. Buna engel olan tüm güçleri ortadan kaldırmaya ve Ortadoğu’nun direniş damarlarını tasfiye etmeye yönelik çok büyük bir savaş yaşanmaktadır. Yeni Ortadoğu dizaynını geliştirmek için İran sorununu çözmek, ABD-İsrail’in vazgeçilmez bir şartı olarak dayatılmaktadır.
Uzun bir zamandır İran sorununun nasıl çözüleceği, bunun yönteminin nasıl olacağı, ciddi bir tartışma ve değerlendirmelerle gündemdeki yerini koruyordu. Evet, bugün, İran rejimini değiştirerek yapılacağı görünmektedir. Ali Hamaney’in ve diğer pek çok yetkilinin sürecin daha başında öldürülmeleri, baskıcı ve bu idam rejiminin kesin olarak çözüleceğine ve değiştirilmesine işaret etmektedir. Bu rejim artık kendisini ayakta tutamaz. Beyin gücü dağılmış durumdadır. Bu rejim artık çözülme sürecine girmiştir. Hemen dağılmayabilir, ancak dağılma sürecine girdi ve İran uzun süre yönetme kabiliyetini gösteremez. Molla devri kapanmaktadır. ABD-İsrail için parçalanmış bir İran’dan ziyade, bütünlüklü bir İran’ın kendilerinin daha fazla yararına olacağını söyleyebilirim. Bu bir hegemonya savaşı olduğu gibi, kendi denetimlerinde ve kontrollerinde olan bir İran daha fazla çıkarlarınadır. Bu biçimiyle, kuzeyden güneye bir hat boyunca Asya’yı kontrol etme ve Çin’in önüne set çekme gibi temel hedefleri olduğunu değerlendirebiliriz. Aynı vakit, Hazar Denizi’nden Hürmüz Boğazı’na kadar olan alan kontrol altına alınmış olacaktır. Yine, hem İbrahimi Anlaşma hem de oluşturulmak istenen enerji ve ticaret yolu için önemli bir yön olmaktadır. O sebeple ABD-İsrail, kendine göre dizaynını önüne koyduğu İran rejiminin yönetimini de buna göre oluşturmak isteyecektir, buna göre yapacaktır. Kendi kontrollerinde ve İran'ı komple yönetecek bütünlüklü bir sistem oluşturmak da hedefleri arasındadır. Ancak bu, şu anda gitmeyle karşı karşıya olan bir İran gibi değildir.
Demokratik bir İran’ın hemen olacağını belirtmiyorum. Eskisi gibi merkezi olmayabilirdi. Kısmi yerellerin ve bölgelerin iradesinin de tanınacağı bir model de gelişebilir. Bu anlamda bu savaş, İran’ı dizayn etme savaşıyla devam etmektedir. İran, Amerika ve İsrail karşıtı söylem ve saldırılarını Ortadoğu’da hegemonya sahibi olmak için şimdi de kullanmaya devam etmektedir. Oysa ki İran da ulus-devlet ailesinin bir parçasıdır. Yani sistemin yola getirilmesi gereken bir parçası olmaktadır. Siyonizm ve emperyalizm karşıtı dili kullanarak kendini var etme peşinde oldu hep. Evet, bugün 9’uncu gününe giren bu savaş, Ortadoğu üzerindeki hegemonya hesaplarının ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Bu durumda ABD ve İsrail, İran’ın önce bölgedeki güçlerini, etkisini zayıflatmaya ve ortadan kaldırmaya çalıştı. Bugün de İran’a bir saldırı başlatmış oldu. Çünkü İran’daki gelişim ve değişimler, Ortadoğu’da değişim yaratacaktır.
“Önder Apo, çok önceden İran için pek çok hususu dile getirmiştir. İran ya demokratikleşme temelinde yeni bir süreci geliştirerek Ortadoğu’da önemli bir güç olacaktır, ya da dış güçlerin müdahaleleriyle büyük bir savaş ve yıkımla karşı karşıya gelecektir. Şimdi bu süreci yaşamaktadır.”
Diğer bir hedef de Ortadoğu’yu yeniden yapılandırma ve İsrail’i bölgede bir hegemonik güç olarak örgütlemektir. Önder Apo, beşinci savunmasında (Kürt Sorunu ve Demokratik Uygarlık Çözümü) şunları belirtmektedir: “Ortadoğu’nun yaşadığı bunalımın temel kaynaklarından bir diğeri, Arap ulus-devletlerinin ve İsrail’in birlikte inşa süreçleridir… İngiltere-ABD hegemonyası dünyada neyse, bölgenin yeni hegemonik gücü olan İsrail de Ortadoğu için o önemi taşımaktadır… İsrail bölgede hegemonik rol oynayan en son güçler olan Osmanlı İmparatorluğu ve İran Şahlığının bağımlı minimalist ulus-devletlere dönüştürülmelerinden doğan iktidar boşluğunu dolduran kapitalist modernite hegemonyacılığının çekirdek hegemon gücü olarak doğmuştur. İsrail’in çekirdek bir hegemon güç olarak kurgulanışı çok önemli bir husustur. Bu demektir ki, bölgedeki diğer ulus-devletler hegemon güç olan İsrail’in varlığını tanıdıkça meşru kabul edilecekler, tanımamaları halinde savaşlarla hizaya getirilinceye kadar yıpratılarak tanıyacak hale getirileceklerdir.” Özellikle Önder Apo, çok önceden İran için pek çok hususu dile getirmiştir.
İran ya demokratikleşme temelinde yeni bir süreci geliştirerek Ortadoğu’da önemli bir güç olacaktır, ya da dış güçlerin müdahaleleriyle büyük bir savaş ve yıkımla karşı karşıya gelecektir. Şimdi bu süreci yaşamaktadır. Dolayısıyla, yeni demokratik bir İran’ın inşasında PJAK önemli bir etki gücüne sahiptir. Bu dinamiklerin, bu güçlerin, doğru bir mücadelesi başarıyı İran halkları ve Rojhilat Kürdistanı halkı için getirecektir. İrani toplumda, Rojhilat Kürdistanı halkları içerisinde önemli bir etki gücüne sahiptir. Pek çok süreçte etkili bir siyaset geliştirmiş ve önemli bir noktadadır. Alternatif güçler, dar, milliyetçi tutumlara girmeden, alternatif pozisyonu güçlendirerek başaracaktır. Bu da demokratik çözüm yöntemidir, demokratik ulus çizgisidir. İran rejimi, 3’üncü Dünya Savaşının hedefinden kendisini çıkarmadı. Bu savaştan çıkabilmesinin esası, İran’da yaşayan tüm halklara karşı, demokratikleşme temelinde bir dönüşümü geliştirmesidir. Savaşı, bu şekilde durdurabilir. Savaşı, Kürt sorununa demokratik çözümü geliştirerek durdurabilir.
“Şimdi Rojhilat Kürdistanı’nda, İran’da kadın devrimi zamanıdır. Her yerde komünlerimizi, komitelerimizi, her yönlü demokratik çalışmalarımızı kadınlar olarak kurmalıyız.”
*Bir hafta içinde, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yaklaşık iki bin kişi yaşamını yitirdi. Size göre bu tablo nereye varacak?
Bu tür savaşların sonucunda en çok çocuklar ve kadınlar hedeflenmektedir. Ekolojik yıkımlar yaşanıp, doğamız büyük zarar görmektedir. Yaşanan bu savaş büyük bir ekonomik yıkımı da getirmektedir. Yakın süreçte Rojava’da yaşanan savaşta binlerce kadın ve çocuk katledildi. Tüm bunlar bu hegemonya savaşında katledildiler. Evet şunu belirtebilirim; Bu savaşların faturasını farklı biçimlerde kadınlar, halklar ödemektedir. Bugün yaşanan bu savaşta en çok kadınlar katlediliyor. Savaşsız bir yüzyılı kadınlar, halklar hak etmektedir. Bugün 8 Mart’ı kadınlar bu savaşın gölgesinde karşılamaktadır. 28 Aralık’ta başlayan İran’daki serhildanlarda, on binlerce insan İran rejimi tarafından katletmiştir. Şimdi de bu savaş böyle devam ederse, halklar için büyük bir tehlike vardır. Savaşın, ilk günlerinde İran’daki kız yurduna yönelik gelişen saldırıyı, bir savaşı suçu olarak ifade edebilirim. 200’ün üzerinde gencecik bedenler katledilmiştir. Bu bir savaş suçudur, insanlık suçudur. Savaşın da bir ahlakı vardır. Bu durum kabul edilemez. Ne türden bir savaş olursa olsun, sivil insanlar korunmalıdır. Aynı şeyi Suriye’de DAİŞ çeteleri Kürt kadınların saçlarını keserek yaptılar. Tüm savaş kuralları işletilmelidir. Kadınlar, çocuklar korunmalıdır.
Rojhilat Kürdistanlı kadınlar ve İran halkları 21’inci Yüzyıla yön verecek bir yaklaşımla bu serhildanlarda yer aldılar. İkinci dalga ile de tekrardan jin-jiyan-azadî ile destan yazdılar. KJAR olarak, bu destanı kalıcılaştırmak, demokratik dönüşümü geliştirmek, demokratik toplumu mücadele dinamiğine kavuşturmak için mücadele ediyoruz. Tüm Rojhilat Kürdistan halkı ve İranlı halklar olarak, esas demokratik görevimizin şimdi olduğunu belirtmek istiyorum. Şimdi Rojhilat Kürdistanı’nda, İran’da kadın devrimi zamanıdır. Önemli olan İran halkları ve Rojhilat Kürdistanı halkımızın da bu hakikati iyi okuyarak ve zafere kilitlenerek, demokratik bir İran’ı şimdi yaratması gerekiyor. Her yerde komünlerimizi, komitelerimizi, her yönlü demokratik çalışmalarımızı kadınlar olarak kurmalıyız. Yani bu savaş bu şekilde devam ederse, değil binlercesi, yüzbinleri bulacaktır. Ve esas sorun da başka Gazzeler yaşanmasın diyorum.
“Demokratik toplumun örgütlenmesinde ve yeni İran’ın inşasında demokrasinin mihenk gücü kadınlardır. Beluc halkı, Fars, Azeri, Kürt, Gilek, Mazeni … kadınlar olarak, demokratik İran için kollarımızı sıvama zamanıdır.”
*22 Şubat’ta Rojhilat’taki Kürt partileri ortak bir deklarasyon ilan etti. Bu deklarasyonu nasıl okumak gerekiyor? Amaç nedir ve savaşa karşı bir Kürt birliğinin oluştuğunu söylemek mümkün mü?
22 Şubat tarihinde ve sonrasında birlik temelli gelişen tüm çalışmalar, bu süreçteki önemli tutumlar olmaktadır. Bu duruş, hegemon güçleri de korkutmaktadır. Rojhilat Kürdistanı’ndaki partilerin, ortak bir sözleşme ile birliklerini ilan etmeleri çok önemlidir, değerlidir. Tüm Kürdistan parçalarında ve bugün Rojhilat Kürdistanı’nda ulusal birlikle kazanarak, İran’da yaşayan halklarla birlikteliğimizi, örgütlülüğümüzü, açılım politikamızı kadınlar olarak daha fazla büyüteceğimize inanıyorum. Bu, ortak geleceğimizi inşa etmenin mümkün olduğunu göstermektedir. KJAR’ın da içinde olduğu, 5 Rojhilat partisinin, kadın örgütünün, ortak bir açıklama ile demokratik bir İran için mücadele birliklerini, örgütlenme temelinde bir tutumla geliştirmeleri stratejiktir. 8 Mart vesilesiyle yayınladığımız deklarasyonumuz ile tüm İran’daki kadınlar, halklarla ortak bir çalışmayı ve demokrasi cephesinin öncülüğünü yapacak gücümüz vardır. Demokratik toplumun örgütlenmesinde ve yeni İran’ın inşasında demokrasinin mihenk gücü kadınlardır, diyoruz.
Beluc halkı, Fars, Azeri, Kürt, Gilek, Mazeni … kadınlar olarak, demokratik İran için kollarımızı sıvama zamanıdır. Evet, diyoruz ki ‘’jin-jiyan-azadî ile devrim örgüsünü örelim.” 3’üncü Dünya Savaşı’na karşı, en büyük değiştirici ve dönüştürücü güç kadınlardır. İran ve Rojhilat Kürdistanı’nda, demokratik ulus modeli ile örgütlenen kadınlar kazanacaktır. İran’daki halklar ve kadınlarla, tüm savaşlara karşı durabiliriz. Tüm halkların ortak, özgür yaşam mücadelesi ve birlikte yaşam duruşunu gösterebilmesinin en büyük ifadesi, demokratik bir sistemdir. Bu da ancak demokratik ulusla mümkündür, halkların ortak modelidir.
3’üncü Dünya Savaşı’nın Ortadoğu’ya kabus gibi çöktüğü savaşın, şiddetin, işgalin, tecavüzün, soykırımın sıradanlaştığı bir dönemden geçilmektedir. Demokratik ulus tüm İran’daki halklar ve kadınlar için, büyük bir nefes olacaktır. Demokrasinin tam işlediği bir sistemde, kadınların iradesinin yansıdığı bir sistem demokrasiye açık bir sistemdir. Bu savaşta, hegemonik çıkarlar ve kapitalist sistemi yaşatma uğruna Ortadoğu’da insanlar katlediliyor, kaçırılıyor. Savaşla, manevi-kültürel değerler yıkılıyor, anlamsızlaştırılıyor. Toplum ruhsal, iradesel olarak katledilmektedir. Savaşla, göç dalgasıyla, demografya değişimine yol açılmaktadır. Ölümün her türlüsü yaşatılıyor. Şiddet kültürü en çok kadınları hedef almaktadır. Militarist güçler kadınlara karşı tecavüzü savaşlarda temel yöntem olarak kullanmaktadırlar. On binlerce kadın, kaçırılıyor ve nerelere götürüldüğü bile bilinmemektedir. Kadınlar ve halklar, topraklarından koparılmaktadır. Savaşlar, demografya değişimini yaratmaktadır. Demografya değişimi, kültürel yıkımdır. Doğup büyüdüğün toprağın maneviyatıyla yaşamak, kültürleşme yaratır. O sebeple yeni bir İran’ın demokratik gelişiminde, kadınların ulusal birliği ve İran’daki tüm halklarla ortak mücadele ve örgütlenmeleri, bu süreci geliştirme sorumluluğumuzu artırmıştır. İran’da, demokrasinin öncüsü kadınlardır. Jin-jiyan-azadî isyanında, bunu çok somut ortaya koymuşlardır. Bu serhildanlar, halkların birlikte yaşamasını, daha da pekiştirmiştir. Dünyaya büyük bir umut kaynağı olmuştur. İkinci dalgaya da yeniden kadınlar ve gençler öncülük etmiştir.
“Yaşanan savaşlar bir hegemonya savaşıdır. Kürtler hegemonya savaşlarının tarafı değil, demokrasi ve birlikten yanadır. İran’da Kürtler olmadan kimse bir şey başaramaz. İran’da yaşayan tüm halkları kucaklayan tek paradigma, Önder Apo’nun jin-jiyan-azadî felsefesidir.”
*Son günlerde İran’ın Rojhilat bölgesine de saldırdığını görüyoruz. PJAK’ın “Biz bu savaşta taraf değiliz” açıklamasına rağmen İran neyden korktuğu için Kürtlere saldırıyor? Temel korkusu ve saldırıların sebebi nedir?
İran Kürtlere saldırarak kazanmadı, kazanamaz. Bugüne kadar tehdit ederek, idam ve tutuklamaları geliştirerek bir şey kazanmadı. Demokratikleşme temelinde bir süreci geliştirmedi. Şimdi de Kürtleri karşısına alarak bir şey elde etmeyecektir. İran, kendi iç dinamikleriyle barışık bir süreci geliştirmiş olsaydı, bu dış müdahale gelişmezdi. Kendisini dış müdahaleye açık hale getirmiştir. Önder Apo, defalarca İran’da pek çok sorunu ve Kürt sorununun çözümü konusunda perspektifler sunmuştur. İran Ortadoğu’da büyük coğrafyaya sahiptir. Kültürel mozaikliği, oldukça zengindir. İran’daki halklar genelde hep, dış müdahaleleri kabul etmemiştir. İran’da 3’üncü çizgide yürüyen Kürtler kaybetmeyecektir. İran, Rojhilat Kürdistanı’nı da görmelidir. Rojhilat Kürdistanı, hiçbir zaman İran’ın parçalanmasını istemedi, temel talepleri ve tutumları olan demokratik bir İran Cumhuriyeti için mücadele etti. İdam ve tutuklamalar yaşandı, Kürtler baskı ile bastırılmak istendi. Kürtler, görmezden gelinmiştir. İran’daki Kürtler, demokratik bir İran Cumhuriyetini hep savunmuştur. Kürtler Ortadoğu’da ve İran’da temel demokrasi gücüdür. İran, Kürtlerden korkmamalıdır.
Kürtler halkların kardeşliğinden ve birlikte ortak yaşanmasından yanadır. PJAK’ın açıklaması, demokratik ulus çizgisidir ve bu İran’ı bölmeyecektir. İran’da yaşayan halkların, demokratik toplumu ne kadar istediklerini somut ifadesi jin-jiyan-azadî serhildanlarıdır. Yeni İran, tüm halklarla birlikte, demokrasinin tam uygulandığı bir sistemle, gelişebilir. Yaşanan savaşlar bir hegemonya savaşıdır. Kürtler hegemonya savaşlarının tarafı değil, demokrasi ve birlikten yanadır ve demokratik bir İran Cumhuriyetinin gelişiminde temel güçtür. İran’da Kürtler olmadan kimse bir şey başaramaz. İran’daki tüm halkların hakları tanınmadan ve görülmeden gelişen bir inşa, başarılı olmaz. Kürtlerin, hiçbir zaman İrani halklarla bir sorunu olmamıştır. Halklar, birlikte özgür geleceğini örecektir. Evet, PJAK-KJAR 3’üncü çizgide yürüyen etkili bir demokratik güçtür. İran toplumları için demokratik bir İran’ı savunmaktadır.
Demokrasinin geliştiği bir ortamda, demokratik bir İran’ı örgütleyebiliriz. O sebeple İran bu korkularla Ortadoğu’da başarılı olmamıştır. Bu savaş ne kadar uzarsa uzasın, gelinecek sonuç demokratik çözümdür. Kadınlar olarak, demokratik çözümü defalarca gündemleştirdik. Demokratikleşmeyen her kim ve yer varsa, kurtulamaz. Kürtlerin demokratik çözümü büyük bir proje ve felsefeye dayanmaktadır. İran’da yaşayan tüm halkları kucaklayan tek paradigma, Önder Apo’nun jin-jiyan-azadî felsefesidir. Bu felsefeyi yaşamsal kılacak potansiyel ve kabiliyetimiz vardır. O sebeple İran, Kürtlere bu durumdayken bile saldırmaktadır. Ama Kürtler İran’ın demokratikleşmesi için hep mücadele etmektedir. Kürtler Ortadoğu’nun en kadim halkıdır.
“Kürtler kendisini her yerde savunmalıdır. Demokratik inşa komitelerini, yaşamın gereksinim duyduğu tüm boyutlarda örgütlemelidir.”
* “Savaşın tarafı değiliz” diyen Kürtler ne yapacak? Nasıl bir yol ve strateji izleyecek?
21’inci yüzyılda Kürtler, halkların birlikte yaşamasına dayalı bir yaşam ve özgürlük felsefesini inşa etmek için çalışmaktadır. Kürtlerin böyle bir paradigması var. Bu yüzyılın, belirleyici gücü Kürtler ve kadınlardır. İran’da kadınlar, zamanın ruhunu yaşıyorlar. İran’da, ulusal birlik, ortak yaşam ve demokratik ulusla yeni bir mücadele süreci halkları ve Kürtleri beklemektedir. Bu proje ile halklar özgür olacaktır. Halklarla birlikte, İran’ın yeni inşası gelişecektir. Mezhep ve etnik savaşından yana değiliz. Rojhilat ve İranlı kadınlar olarak diyoruz ki, bu yüzyılda milliyetçiliği geliştirerek, etnik çatışmaların zemini olunmamalıdır. En büyük demokratik cumhuriyet budur. Halkların birliğine dayalı ortak yaşamın mümkün olduğunu belirtiyoruz. İran toplumu ve halklarının zengin kültürü, demokratik toplum inşasına oldukça açık olmaktadır. İran’da demokratik toplumu inşa zamanı olduğunu belirtmek istiyorum. Elbette Kürtler kendisini her yerde savunmalıdır. Demokratik inşa komitelerini, yaşamın gereksinim duyduğu tüm boyutlarda örgütlemelidir. Bu en doğal hakkıdır. Kadınlar bu sürecin öncülüğünü yapacaktır. Bu da bir ayrışma değildir. Kendi topraklarını savunma ve korumadır. Halklarla birlikte İran’ın inşasına kadınlar öncülük edecektir.
“Kürtlerin ve kadınların bir görevi ulusal, Ortadoğu ve dünya çapında demokratik ulus ve kadın gündemiyle, yeni bir İran inşasını geliştirmektir. Yeni İran’ın çizgisi, jin, jiyan, azadî’dir. Demokratik ittifaklarımızı büyüterek, tüm halklarla özgür geleceğimizi geliştirebiliriz.”
*Ortadoğu’daki kaosun sonlanmasının anahtarı Kürtlerde diyebilir miyiz? Kürtler Ortadoğu’da demokrasinin öncüleri olabilir mi? Aynı zamanda bahsi geçen üçüncü yolun önemi nedir?
Üçüncü çizgide mücadele, tikel olduğu kadar evrensel açıdan da çok stratejik bir öneme sahiptir. Üçüncü çizgi, hegemon sistemin dayatmış olduğu tüm ikilemlere, dayatmalara karşı alternatif bir çizgi olarak evrensel anlamda da sorun çözücü, inşa edici ve aşkın bir çizgi olmaktadır. Bildiğimiz gibi uygarlıkçı ve erkek egemenlikçi akıl ve sistem, yaşamın maddi ve manevi her olgusunu kaba ikilemlere mahkum etmiştir. Ezilenlerin aklı, kişiliği ve yaşamı bu ikilikler içinde bir kıskaca alınmış, bu biçimde dogmatikleştirilerek kısırlaştırılmıştır. Bu anlamda günümüz gerçeği ile ifade edersek; Üçüncü çizgi, “Demokratik Modernite” ve “Demokratik Ulus” paradigması doğrultusunda toplumun, bireyin, kadının, doğanın özgürlüğünü merkezine alan, kişilik yapısı, siyasi ve askeri mücadele çizgisidir. Prensipleri, tanımında gizlidir. Toplum, birey, kadın ve doğa özgürlüğünü esas alarak kişilik ve yaşam duruşunu örgütlemek, bu doğrultuda siyasi ve askeri mücadele hattını belirlemek, adımlarını atmak, esas prensipleri olmaktadır. Bu çizgi, baştan aşağıya kadar özgür kişilik duruşudur, özgür yaşam duruşudur, dersek daha net tanımlamış oluruz.
Şimdi Kürtler ve kadınlar sadece İran’da değil, Ortadoğu başta olmak üzere üçüncü çizgide, örgüt ve mücadele gücü olmayı başarma sürecindedir. Bu dayatılan ikilemleri “Jin Jiyan Azadî” felsefesi ile aşma doğrultusunda örgütlenme ve mücadele konseptini İran ve Rojhilat Kürdistanı’nda belirleme sürecine girmiştir. Özellikle de Rojhilat Kürdistanı’nda “Jin Jiyan Azadî” serhildanları ile birlikte bu çizginin daha da evrenselleşen bir aşamaya ve tanınmaya başlandığı bir yüzyılı yaşıyoruz. Evet çok rahat diyebiliriz ki, üçüncü çizgi kadınların çizgisidir. Bu çizgi, jin-jiyan-azadî diyenlerin çizgisidir. Bu çizgi tüm halkları birleştirdi ve kadın özgürlüğünde buluştu. Buna tanık olduk. Bu çok önemlidir. Jin-jiyan-azadî ile kadın devriminin örgülerini örüyoruz. Bunu yaşamsal ve kalıcı kılma zamanıdır. Bu da kadın zamanıdır. Esas olarak, Kürtlerin ve kadınların bir görevi de bu yönde ulusal, Ortadoğu ve dünya çapında demokratik ulus ve kadın gündemiyle, yeni bir İran inşasını geliştirmektir. Yeni İran’ın çizgisi, jin-jiyan-azadî’dir. Demokratik ittifaklarımızı büyüterek, tüm halklarla özgür geleceğimizi geliştirebiliriz.
“Barış ve Demokratik Toplum paradigmasının yaşamsallaşması ve Demokratik Cumhuriyet perspektifi, tüm halkların, kadınların, kültür ve inançların eşitlik ve özgürlük temelinde 21’inci yüzyılı kazanmanın çözüm projesidir.”
*Bu savaşta Türkiye’nin rol ve misyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye bu savaşta kargaşa çıkarıp bir tehlike oluşturabilir mi?
Önder Apo’nun Türkiye’de başlattığı bir süreç var. Bu bir diyalog sürecidir. Burada Kürtler herhangi bir tehdit değildir. Halen bu yönlü Kürtlere bakmak, bu zihniyetten vazgeçmediğini göstermektedir. Kürtler bu yüzyılda kendi geleceğini garantiye alarak, özgürce yaşamak istiyor. Kürtlere karşı inkar siyaseti Türkiye’ye kazandırmaz. Bu zihniyet kazandırmadı. İran’a müdahaleyi, ister içeriden örgütlediği güçlerin eliyle olsun, ya da dışardan bir güçle müdahaleyi geliştirsin, İran halklarında, toplumunda kabul edilemez. Kürtler bulunduğu her yerde diliyle, kimliğiyle, özgürce yaşamak istemektedir. Demokratik bir yaşam istiyorlar. Kürtler kimse için tehdit değildir. Kürtler bulunduğu her yerde yaşama ve demokratik yönetimle kendisini örgütlemek istiyor. Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum çağrısı, inkar siyasetini yerle bir etmiştir.
Türkiye, Kürtlere artık gerçek kardeşlik gözüyle bakmalıdır. Demokratik bir sistemin gelişimi Kürtlere dayandırılacaksa, önce inkar siyasetinden vazgeçilmelidir. Ve tüm parçalarda Kürtlerin haklarını engellememeli, inkar siyasetini terk etmelidir. Ortadoğu’nun yeniden dizaynında, Türkiye büyük demokratikleşmeyi artık geliştirmek zorundadır. Barış ve Demokratik Toplumu inşa süreciyle, Kürtlerin hakları anayasal güvenceye alınarak, Kürtlerin statüsü hukuksal bütünlük içinde ele alınmak zorundadır. Demokratik bir Türkiye Cumhuriyetinin inşa gücü Kürtlerdir, kadınlardır. Önder Apo’nun geliştirdiği bu süreci Türkiye, Kürtlere karşıtlık yaparak, inkar ederek kazanamaz. Ortadoğu’da mevcut 3’üncü Dünya Savaşına karşı duramaz. İnkar siyaseti Türkiye’yi yaşanan benzer ülkelerin konumuyla aynı duruma düşecektir. Önder Apo, 27 Şubat çağrısıyla başta Türkiye olmak üzere, Ortadoğu’da toplumsal birlik, barış ve demokratik yaşamın yeniden kurulması için tarihsel sorumluluk geliştirdi. Bu inisiyatif güncel siyasal bir taktik değildi. Paradigmasal ve stratejik bir inisiyatifti. Barış ve Demokratik Toplum paradigmasının yaşamsallaşması ve Demokratik Cumhuriyet perspektifi, tüm halkların, kadınların, kültür ve inançların eşitlik ve özgürlük temelinde 21’inci yüzyılı kazanmanın çözüm projesidir. İran’ın çıkış sağlaması da Önder Apo’nun bu tarihi çağrısından geçmektedir.
“İran halklarının, kadınların temel tutumları demokratik bir İran’dır. Demokratik bir sistemde yaşamanın dışında bir yaklaşımı yoktur. Halk, diktatör rejimleri istemiyor.”
*Bütünlüklü ele aldığımızda, bu savaşın nasıl bir sonuç ortaya çıkaracağını düşünüyorsunuz? Savaş nasıl sonlanmalı ve İran ile Rojhilat halkının talebi nedir?
İran da bu savaşı yaymaktadır. Çok ciddi sonuçları olacaktır. Halkların, kadınların, demokrasiyi isteyenlerin yararına olan bir savaş değildir. Şimdiden onlarca sivil yaşamını kaybetmiştir. Savaşlarda hep kadınlar, çocuklar en büyük zararı görmektedir. İran değişimi artık zorunludur. İran kendi değişimini yapmamakta halen büyük bir direnç göstermektedir. İran halklarının, kadınların temel tutumları demokratik bir İran’dır. Demokratik bir sistemde yaşamanın dışında bir yaklaşımı yoktur. Halk, diktatör rejimleri istemiyor. İdam edilmediği, tutuklanmadığı, tecavüze uğramadığı bir sistem istiyor. Bu savaşın sonucunu da kadınların mücadelesi, halkların ortak ulusal tutumları ve direnişleri belirleyecektir. Kadınların ve halkların bu rejime tahammülü kalmamıştır.
“Bir 8 Mart’ı daha 3’üncü Dünya Savaşı ile karşılıyoruz. ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan çok çetin bir savaşın gölgesinde karşılıyoruz 8 Mart’ı. Acıların olduğu, kadınların, çocukların öldüğü bir süreçte…”
*Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bir 8 Mart’ı daha 3’üncü Dünya Savaşı ile karşılıyoruz. ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan çok çetin bir savaşın gölgesinde karşılıyoruz 8 Mart’ı. Acıların olduğu, kadınların, çocukların öldüğü bir süreçte karşılıyoruz. İran’da da, Rojhilat Kürdistanı’nda kadınlar 8 Mart’ta sokağa çıkamamaktadır. Sokaklarda bombayı görmektedir. Bu duygularla İran ve Rojhilatlı olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyoruz. Barışın, demokratikleşmenin geliştiği bir ortamda, görkemli Newroz kutlamasına doğru gidiyoruz. Direniş ile Newroz’u kutluyoruz.







