Ana tohumu projesiyle kadın hafızası ve yaşam kültürü korunuyor

  • 09:03 10 Mart 2026
  • Emek/Ekonomi
Neslihan Kardaş 
 
MÊRDÎN- Nisêbîn Belediyesi’nin başlattığı “ana tohumu” projesiyle 45 çeşit tohumun koruma altına alındığını söyleyen Nisêbîn Belediye Eşbaşkanı Gülbin Şahin Dağhan, bu çalışmanın yalnızca tarımsal değil, kadın emeği, hafıza ve yaşam kültürünü koruma anlamı taşıdığını vurguladı.
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) belediyeleri, 20 Aralık 2025’te düzenlediği toplantı ile Amed (Diyarbakır), Nisêbîn (Nusaybin), Gever (Yüksekova), Artemêt (Edremit) ve Cizîr’i (Cizre) “kadın kenti” ilan etti. "Kadın kenti" ile kadınların kentlerde görünmez kılınan emeği, güvensiz, kamusal alanlara ve artan bakım yüküne karşı özgür, güvenli ve eşit biçimde yaşam kurabileceği kentlerin inşası hedeflenirken, “kadın kenti” ilan edilen kentlerin belediyeleri kadın odaklı birçok projeyi hayata geçirmeye başladı. Nisêbîn Belediyesi de bu kapsamda “ana tohumu” projesi ile kadınlardan topladıkları tohumlarla fide elde ediyor ve bu fideleri kadınlara dağıtarak, yok olmaya yüz tutan ana tohumlarını yeniden yaşama kavuşturuyor.
 
Nisêbîn Belediye Eşbaşkanı Gülbin Şahin Dağhan, “ana tohumu” projesine dair ajansımıza konuştu.
 
‘Nisêbîn 2010’da kadın kenti ilan edildi’
 
Nisêbîn’in de yerel yönetimler kararıyla “kadın kenti” ilan edildiğini ifade eden Gülbin Şahin Dağhan, “Yaklaşık 3-4 aydır Kadın Müdürlüğümüz ve müdürlüğe bağlı kadın arkadaşlar sahada yoğun bir çalışma yürütüyor. Kadınlarla birebir görüşmeler yapıldı, mahallelerde, köylerde ve kırsal alanlarda toplu toplantılar gerçekleştirildi. Bu toplantılarda kadınlara, kadın kenti olarak Nisêbîn’de ne görmek istedikleri, neleri değiştirmek ve dönüştürmek istedikleri soruldu. Bu görüşler doğrultusunda bir perspektif oluşturduk. 2010 yılında Nisêbîn on günlüğüne kadın kenti ilan edilmişti. Aslında uzun yıllardır Nisêbîn fiili olarak bir kadın kenti niteliğini taşıyor. Bu nedenle bizim için tamamen yeni bir durum değil. Ancak 2016 yılında atanan kayyumlardan sonra kentte ciddi tahribatlar yaşandı. Kadın yaşam merkezleri kapatıldı, birçok kadın kurumunun işlevi ortadan kaldırıldı. Bölgede tek olan Nisêbîn Kadın Sığınma Evi önce pasifleştirildi, ardından tamamen kapatıldı. Bu durum kadınları güvenlik açısından ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bıraktı” dedi.
 
‘Kadına yönelik çalışmalar artacak’
 
Kayyımlarla geçen on yılın kadın mücadelesinden çok şey götürdüğünü ve çok derin yaralar bıraktığını belirten Gülbin Şahin Dağhan, yaklaşık iki yıldır devraldıkları belediye ile bu eksiklikleri gidermek için yoğun çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Nisêbîn’in yeniden kadın kenti ilan edilmesinin kadınlara büyük bir moral kaynağı olduğunun altını çizen Gülbin Şahin Dağhan, “Bunu yapılan 8 Mart mitinginde de çok açık bir şekilde gördük. Kadınların coşkusu ve sahiplenmesi oldukça güçlüydü. Kadın kenti ilanının, kadınlara yönelik çalışmaların artacağı, istihdamın güçleneceği ve kadınların hem ekonomik hem de psikolojik olarak kendilerini daha güvenli ve özgür hissedecekleri bir kent yaratma hedefi taşıdığına inanıyoruz. Bu proje, kadınların kendilerini güvende ve rahat hissedebilecekleri bir yaşam alanı oluşturma hayaliyle yürütülen bir çalışmadır. Çalışmalarımız devam ediyor” ifadelerini kullandı.
 
‘81 kırsal mahalle ve 15 merkez mahallede çalışma yürüttük’
 
Başlattıkları “ana tohumu” projesine dair konuşan Gülbin Şahin Dağhan, “Ana tohumu projesine başlama sebebimiz de aslında paradigmayla doğrudan bağlantılıdır. Paradigmamızın temel ayaklarından biri ekolojik yaşam, diğeri ise kadın özgürlükçü perspektiftir. Bu iki temel yaklaşım doğrultusunda böyle bir çalışma başlattık. Sahada kadın arkadaşlarımızla birlikte bu çalışmayı 81 kırsal mahalle ve 15 merkez mahallede yürüttük” diye konuştu.
 
’45 çeşit ana tohum elde ettik’
 
Bu çalışmalar sonucu yaklaşık 45 çeşit ana tohumu elde ettiklerini belirten Gülbin Şahin Dağhan, “Bu tohumları muhafaza ederek bir tohum bankası oluşturduk. Tohumlar mevsimine göre fidanlığımızda kadınların eliyle toprakla buluşuyor. Zamanı geldiğinde yeniden ekiliyor ve ardından tekrar halka, özellikle kadınlara dağıtılıyor. Ancak tohumları dağıtırken bir şartımız var. O tohumlardan yeniden tohum alınacak ve tekrar bize ulaştırılacak. Böylece tohumların sürekliliği sağlanacak” şeklinde konuştu.
 
‘Ana tohumları kadınlar tarafından korunur’
 
Bu çalışmayı yapmalarının temel nedeninin, son yıllarda kapitalizmle birlikte yaygınlaşan hibrit tohum meselesi olduğunu vurgulayan Gülbin Şahin Dağhan, “Hibrit tohumlar tek seferlik kullanıma uygun, ticari amaçlı ve çoğu zaman GDO’lu tohumlardır. Bu tohumlardan yeniden tohum alınamaz. Bu durum insanları belirli bir üretim mekanizmasına bağımlı hale getirir. Oysa geçmişte kullanılan ana tohumlar kadınlar tarafından korunur ve nesilden nesile aktarılırdı. Köylere gittiğimizde bazı yaşlı kadınların bu tohumları altı yedi kat bezin içinde sakladığını gördük. Bu tohumlar onlar için çok değerliydi. Kadınlar yıllarca bu tohumları muhafaza etmiş, her yıl toprağa ekmiş ve o tohumdan yeniden ürün almış. Bu nedenle ana tohumu meselesi sadece tarımsal bir konu değil; aynı zamanda kadın emeği, hafıza ve yaşam kültürünün korunması anlamına geliyor” diye konuştu.
 
‘Ata tohumu değil, ‘ana tohumu’
 
Gülbin Şahin Dağhan, bir kadın için tohumların ne kadar değerli olduğunu bildiklerine değinerek, “Bu nedenle çalışmayı biraz daha toplumsallaştırma gereği duyduk. Tohumun sürdürülebilirliğini sağlamak, dışarıya bağımlılığı azaltmak ve özellikle kadın eliyle bu bağımlılığı kırmanın daha değerli olacağı düşüncesiyle böyle bir proje başlattık. Çaldığımız her kapıda da çok olumlu sonuçlar aldık. Biz aslında farklı bir yöntem izledik. Doğrudan gidip tohum istemek yerine kadınlara kavanozlar bıraktık. Sürekli ‘ata tohumu’ diye tabir edilen tohumdan söz edilir; ancak biz bunun bir kadın eliyle toprakla buluştuğunu ve aslında ‘ata tohumu’ değil, ‘ana tohumu’ olduğunu söyledik. Yani anne eliyle toprağa kavuşan bir tohum olduğunu ifade ettiğimizde kadınlar da bu düşünceden çok mutlu oluyordu” dedi.
 
‘Bu tohumlar peyderpey fidanlıkta toprakla buluşuyor’
 
Kavanozları kadınlara ulaştırdıktan sonra kadınların o kavanozları tohumlarla doldurduklarını ve kendilerine ulaştırdıklarını anlatan Gülbin Şahin Dağhan, “Bu şekilde şu an bankamız bünyesinde 45 çeşit ana tohumu bulunuyor. Bu tohumlar peyderpey fidanlıkta toprakla buluşuyor ve ardından tekrar o kadın arkadaşlara ulaştırılıyor” sözlerine yer verdi.
 
‘Tohum takas şenlikleri düzenlenebilir’
 
Ana tohumu projesini Nisêbîn’e özgü bir tohum bankası çalışması olarak görmek istemediklerini ifade eden Gülbin Şahin Dağhan, “Diğer yapılarımızın, diğer dinamiklerin ve tüm il ve ilçelerin de bu çalışmayı yapmasını istiyoruz. İkinci hedefimiz ise bu tohumları takas şenlikleriyle buluşturmak. Örneğin, Nusaybin’de yetişen bir tohum başka bir yerde de yetişebiliyorsa, Wan’da ya da Nisêbîn’de bir tohum takas şenliği düzenleyebiliriz. Oradan burada yetişebilecek tohumları, bizden de orada yetişebilecek tohumları takas edebiliriz. Bunu ticari bir amaçla değil, tamamen dayanışma ve paylaşım amacıyla gerçekleştirmek istiyoruz. Bu nedenle diğer yapılarımızın da gönülden bu çalışmaya başlamasını bekliyoruz” ifadelerini kaydetti.