İran’da gözaltılar artıyor: Kadınlar hedefte
- 10:31 14 Nisan 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - İran genelinde savaş koşulları gerekçesiyle artan gözaltılarda özellikle kadınlar öne çıkarken, zorla itiraf, iletişim kısıtlamaları ve idam tehdidi ciddi endişe yaratıyor.
İran’da savaş koşulları ve süregelen güvenlik politikaları gölgesinde, son haftalarda ülke genelinde geniş çaplı gözaltı dalgası yaşanıyor. Çok sayıda kentte gerçekleştirilen operasyonlarda özellikle kadınların hedef alınması, hem iç kamuoyunda hem de uluslararası alanda ciddi endişelere yol açarken, gözaltı süreçlerine ilişkin şeffaflık eksikliği ve artan hak ihlalleri dikkat çekiyor.
İran’ın birçok kentinde kitlesel gözaltı dalgası yaşandığı bildirildi. Başta Rojhilat kentleri (Urmiyê, Seqiz, Sine, Bokan, Bane, Mehabad, Îlam, Kirmanşan) olmak üzere Tahran, Şiraz, Meşhed, Kirman, Tebriz, Yezd, İsfahan, Ehvaz, Dorud, Kum, Astara, Erdebil, Natanz, Serbaz, Sirik ve Loristan’da çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı. Gözaltıların çoğunlukla “düşmanla işbirliği”, “casusluk”, “kamuoyunu yanıltma” ve “rejim karşıtlığı” gibi genel suçlamalarla ve çoğu zaman somut delil sunulmadan gerçekleştirildiği belirtildi.
Kadınların yoğunluğu dikkat çekici
Gözaltına alınanlar arasında kadınların yoğunluğu dikkat çekiyor. Avukatlar, sivil toplum aktivistleri, öğrenciler, farklı kesimlerden insanlar ve dini-etnik gruplara mensup kadınların hedef alınması, sistematik bir baskı ve sindirme politikasına işaret ediyor. Nasrin Sotoudeh, Baran Omidian, Dorsa Ayazi, Şida Şeyhi, Feride Ketabi, Mehri Kerimipur, Mahbube Şabani, Zeynep Ezizi, Sara Sepehri, Sima Enbai Firmani, Hadis Hakiki, Minu Mehrabani, Anka Siyavuşi, Meryem Alipur, Ümmü’l Benin Dehkan, Bita Hemeti ve Azer Yahu gibi isimler gözaltına alınanlar arasında yer alıyor. Bu kadınların ortak noktası, ani gözaltılar, bilinmeyen yerlerde tutulma ve temel haklardan mahrum bırakılmaları.
Kamusal alanda gözaltı
Bazı vakalarda gözaltılar şiddet ve korku yaratma yöntemleriyle gerçekleştirildi. Baran Omidian ve Dorsa Ayazi’nin kamusal alanda gözaltına alınması, Sara Sepehri ve Anka Siyavuşi’nin evlerine baskın düzenlenerek arama yapılması ve eşyalarına el konulması bu duruma örnek gösterildi.
Aileler uzun süre yakınlarından haber alamıyor. Şida Şeyhi, Feride Ketabi, Hadis Hakiki ve Sima Enbai Firmani’nin aileleri, yakınlarının nerede tutulduğuna dair bilgiye sahip değil. Bu durum, gizli gözaltı merkezlerinde tutulma ve baskı uygulanma ihtimaline dair kaygıları artırıyor.
Zorla itiraflar ve artan baskı
Gözaltındaki kadınlara zorla itiraf yaptırıldığına dair çok sayıda rapor bulunuyor. Baran Omidian ve Dorsa Ayazi’nin sorgu sırasında psikolojik ve fiziksel baskıya maruz kaldığı bildirildi.
Bazı bölgelerde bu uygulamanın daha da yaygınlaştığı ifade ediliyor. Serbaz’a bağlı Abçegi köyünde güvenlik operasyonları sırasında kadın ve kız çocuklarından zorla itiraf alınmaya çalışıldığına dair bilgiler paylaşıldı. Ayrıca bazı vatandaşların zorla alınan itiraflarının yayımlanması, sistematik bir korku politikası uygulandığına dair endişeleri artırdı.
Ağır cezalar ve idam riski
Gözaltına alınan kimi kadınlar ağır suçlamalarla karşı karşıya. Mahbube Şabani “muharebe” suçlamasıyla idam riski altında bulunuyor. Werişe Muradi, Pexşan Ezizi ve Şehnaz Taberi’nin durumuna ilişkin endişeler de sürüyor.
Bir başka davada ise Bita Hemeti hakkında idam kararı verildiği belirtildi. Bu durum, protestoculara yönelik yargı sürecinde ağır cezaların arttığını gösteriyor.
Aileler de hedef alınıyor
Baskılar yalnızca gözaltına alınanlarla sınırlı kalmadı; aileler de hedef alındı. Meryem Alipur ve Ümmü’l Benin Dehkan’ın, idam edilen yakınlarına ilişkin dosyalar nedeniyle gözaltına alındığı aktarıldı. Ümmü’l Benin Dehkan’ın sağlık durumunun da kötü olduğu bildirildi. Bazı vakalarda dijital medya paylaşımları dahi ağır suçlamalara gerekçe yapıldı. Azer Yahu’nun dosyası buna örnek olarak gösterildi.
Ayrıca bazı kadın tutukluların sağlık hizmetlerine erişemediği, özellikle Evin Cezaevi revirinin zarar görmesinin ardından Nasrin Sotoudeh ve diğer mahpusların durumunun endişe yarattığı ifade edildi. Birçok kadın, avukat erişimi olmadan ve aileleriyle düzenli iletişim kuramadan belirsiz koşullarda tutuluyor.
Yüzlerce kişi gözaltında
Kadınların yanı sıra yüzlerce kişinin de ülke genelinde gözaltına alındığı, ancak çoğunun kimlik bilgilerinin açıklanmadığı belirtildi. Loristan, Kum, Dorud, Natanz, Huzistan, Kazvin, Gilan, Mazenderan ve Hürmüzgan’da toplu gözaltılar rapor edildi.
Tahran ve diğer kentlerde zorla itirafların yayımlandığı, bazı durumlarda işkence ve tehdit kullanıldığı bildirildi. Bir vakada bir gözaltına alınan kişinin ağzına silah dayandığı, bir başka vakada ise bir Bahai yurttaşa elektrik şoku uygulandığı iddia edildi.
Ailelerin çoğu, yakınlarının nerede tutulduğunu bilmiyor. Bokan, Bane, Sirik ve Tahran gibi kentlerde zorla kaybetme vakalarına dair iddialar bulunuyor. İnternet kesintileri ve iletişim kısıtlamaları da bu ihlallerin belgelenmesini zorlaştırıyor ve endişeleri artırıyor. Aynı zamanda muhalif din adamlarına yönelik baskının da arttığı, en az iki din görevlisinin Özel Ruhban Mahkemesi’ne çağrıldığı bildirildi.
Yargı ve uluslararası tepkiler
Savaşın başlamasından bu yana “casus ve hain unsurlara” karşı “tamamen savaş düzeninde” hareket edildiği açıklandı. Bu tür dosyaların artık olağan hukuk kuralları yerine savaş koşullarına göre ele alınacağı ifade edildi. Uluslararası alanda ise Fransa Dışişleri Bakanlığı, Nasrin Sotoudeh’in gözaltına alınmasından “derin endişe” duyduğunu belirterek serbest bırakılmasını istedi. Ayrıca 86 sivil toplum kuruluşu, idamların durdurulması, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve internete özgür erişimin sağlanması çağrısında bulundu.
Tüm bu gelişmeler, savaş ve ateşkes sürecine rağmen baskıların azalmadığını; aksine “savaş koşulları” gerekçesiyle gözaltıların, ağır cezaların ve özellikle kadınlara yönelik hak ihlallerinin arttığını ortaya koyuyor.







